Makinedeki Hortlak: Özgür İrade Kuantum Bilinç mi?

Makinedeki-hortlak-özgür-irade-kuantum-bilinç-miİnsan bilincinin kökeni nedir? İnsanların özgür iradesi var mı, yoksa biz beyindeki bilinçsiz süreçlerle kendi varlığımızın farkına vardığımız için özgür iradeli olduğunu sanan makinedeki hortlak mıyız? İnsanlar organik robotlar mı, yoksa kısmen de olsa kendi kararlarını özgürce alabiliyor mu? Peki Heisenberg’in belirsizlik ilkesi düşüncelerimize beynimizden bağımsız rastlantısallık ekleyerek özgür iradeye imkan tanıyor olabilir mi? Özetle insan bilinci organik kuantum bilgisayar mı ve özgür iradenin kökeni kuantum bilinç mi? Ex Machina filmindeki androit AVA’dan farkımız olup olmadığını görelim.

İnsanlar robot mu, yoksa özgür mü?

1805 yılında İsviçreli mühendis Henri Maillardet 4 resim çizen ve üç şiir yazabilen bir otomat yaptı. Siz de bu robotu Philadelphia’daki Franklin Enstitüsü müzesinde görebilirsiniz. 12. yy’da Anadolu’da yaşayan El Cezeri’den bu yana insanlar basit robotlar üretiyor.

Oysa 20. yy’a dek bunlar yaylar, çarklar, manivelalarla çalışan ve bazen de insana benzeyen mekanik saatlerden ibaretti ama 1960’larda robotların otomotiv sektörüne girmesiyle işler değişti. Artık Boston Dynamics’in spot mini robot köpeğiyle jimnastikçi gibi akrobasi yapan Atlas robotu, Tesla sürücüsüz araçlar, dronlar, kıtalararası balistik füzeler ve seyir füzeleri gibi çok daha gelişmiş otomatlar var.

Endüstri 3 ve 4.0’la yaygınlaşan dijitalleşmeye ister yazılım otomasyonu deyin ister donanım; yapay zeka programları ve kendini kodunu yazarak işine uyarlanan Facebook algoritmaları da makine öğrenmesi kullanan birer otomattır. Peki bunlar kendi varlığının farkında olan bilinçli makineler mi? İnsan bedenin organik makine ve beynimizin de kafatasının içinde kavanozdaki bir beyin gibi olduğunu düşünürsek bu soru önemli. Özellikle de herkesin kendi zihninde tutsak olduğuna dikkat edersek…

Nitekim yapay zeka geliştiricileri özgür iradenin bir yanılsama olduğunu ve insan bilincinin en temelde davranışlarımızla psikolojimizi belirleyen fizik yasalarıyla nörolojik süreçlerden oluştuğunu söylüyor. Öyleyse biz neyiz? Decartes’ın DÜŞÜNÜYORUM, ÖYLEYSE VARIM sözleriyle ifade ettiği ve günümüzde Kabuktaki Hayalet animesiyle örneklenen düalizm görüşü uyarınca makinedeki hortlak mıyız? Özgür irade bir yanılsama mı ve biz yalnızca karmaşık bir yapıya sahip organik otomatlar mıyız? Yoksa bilinç beyinden türeyen bir özellik midir? Zihnimiz bedenle ilişki olduğu için makinedeki hortlak olmaktan kurtulabilir mi?

İlgili yazı: Gerçek Adem: ilk insan ne zaman yaşadı?

Makinedeki-hortlak-özgür-irade-kuantum-bilinç-mi

 

Makinedeki hortlak ve kuantum fiziği

Bu soruların yanıtını başta bilinç maddenin yeni bir hali mi, bilinç bilinçsiz beyinden nasıl çıkar ve özgür irade var mı olmak üzere, blogda insan beyni diye arayarak bulabileceğiniz birkaç başlıkta ele aldım. Bu yazıda ise bilincin kuantum kökenlerini anlatacağım. Ne de olsa bilinç beyin kabuğundaki mikroskobik nöronlarda ortaya çıkıyor ki bu hücrelerin işleyişi kuantum fiziğine tabi olan elektrokimyasal etkileşimler ve bunları başlatan organik moleküllerle yürütülüyor.

Öyleyse bilinç kuantum bilinç mi veya beyin kuantum bilgisayar olmasa bile kuantum süreçlerden kısmen de olsa etkileniyor mu? Kuantum fiziğindeki belirsizlik ilkesi bilişsel süreçlere özgür iradeye imkan veren bir rastlantısallık sağlıyor mu? Bilim dünyasında bu sorulara en net şekilde evet diyen kişi matematiksel fizikçi Sir Roger Penrose’dur. Ona göre insan beyni elektromanyetik olarak, yani foton ve elektronlarla değil ama yerçekimiyle çalışan organik bir kuantum bilgisayardır (ayrıca yazacağım).

Roger Penrose ve anestezi profesörü Stuart Hameroff’ın geliştirdiği Örgütlenmiş Nesnel İndirgeme (Orch Or) teorisini ise kuantum bilinçte anlattım ama burada teoriyi son gelişmeler ışığında yeniden inceleyecek ve insan bilincini etkileyebilecek diğer olası kuantum süreçlerini ele alacağız. Hemen başlayalım:

İlgili yazı: Kodlama İçin En Gerekli 16 Programlama Dili

 

Makinedeki hortlak ve indirgemecilik

İnsan bilincinin ruhsal olmadığını ve fizik bilimiyle temel bileşenlerine ayırarak açıklanabileceğini öne süren görüşe indirgemecilik diyoruz. İndirgemecilik karmaşık bir sistemin temel parçalarıyla açıklanabileceğini söyler. Modern bilim indirgemecilikle işler, ancak yapay zeka bize bazı fiziksel özelliklerin “türeyen özellikler” (emergent) olduğunu göstermiştir.

Örneğin kütle enerjiden türeyen bir özelliktir ama enerji kütleden türeyen bir özellik değildir. Her ne kadar E=mc2 olsa bile bu böyledir; çünkü fotonların kütlesi yok ama enerjisi vardır. Türeyen özellik derken İngiliz filozof Whitehead’in bütün parçalar toplamından fazladır diye özetlenebilecek sözünü anımsayın. Biz insanlar kırmızı rengi sevebiliriz ama kırmızının her birimizde yol açtığı tekil duygudurum kişisel metafiziktir. Bilimsel açıklaması kırmızıyı sevmenin kendindeliği değildir.

Maddeci indirgemeciliğe göre insan bilinci, ona bakarsanız hayvan bilinci ve varsa örümcek, eşek arısı, sinek bilinci beyinde ya da ona karşılık gelen sinir düğümlerinde gerçekleşen bütün kimyasal ve elektriksel (elektrokimyasal) etkileşimlerin toplamıdır.

Makinedeki hortlak ve gerçeklik algısı

Bilincin işleyişini maddeyle enerji ve temelde fizik yasaları belirler. Bilincin kendini üreten süreçlerin toplamından fazla bir şey ve en azından kısmen bu süreçlerden bağımsız olup olmadığı ise ayrı bir konudur. Bu bizi ünlü Fransız ikici (düalist) filozof Descartes’a getirecek ama temelde indirgemeciler için fizik her şeydir. Bilinçte fizikten başka bir şey yoktur. Buna nesnel gerçekçilik de diyebiliriz ama Kant’ın karşısında duran Locke gibi nesnel gerçekliğin yerine öznel algıyı koyanlar da vardır. Kuantum bilince geçmeden önce insan bilincine bu açıdan da bakalım:

İlgili yazı: Düz Dünya Teorisini Çürüten 12 Kanıt

 

 

Makinedeki hortlak ve öznel gerçeklik

Öznel gerçekliği savunanlar insan bilinci yalnızca madde ve enerjiden ibaret olsaydı ölülerle canlılar arasında hiçbir fark olmazdı diyorlar. Ölümde fizyolojik süreçlerin durması açısından bunu geçerli bir itiraz olarak görüyorum. Oysa insanın kendi zihninde tutsak olduğunu anımsarsak nesnel gerçekliğin beynimizde gerçekleşen kişisel algılayışla öznel gerçekliğe dönüştüğünü de söyleyebiliriz.

Bu durumda gerçeklik canlılığın ayrılmaz bir parçasıdır. Ölülerin algısı ve kavrayışı yoktur. Dolayısıyla gerçekliği de yoktur. Zombilerle insanlar arasındaki en temel fark da bilincin varlığıyla yokluğudur. Peki bilinci hangi nörolojik süreçler ortaya çıkarır?

Öncelikle her şey fizik olmasa da her şeyin temeli fiziktir ama bütün şeyleri fizikle açıklayamayız. Bize kuantum kimya, kuantum biyoloji ve nöroloji gerekir. Hele edebiyatla sanata girdiğimiz zaman öznel gerçeklik ile insan algısı metafiziğinin (çünkü spiritüalizm dışında maddeci metafizik de vardır) salt fiziksel etkileşimlere baskın gelerek duygu ve düşünceler gibi yepyeni özellikler türettiğini görürüz.

Şimdi Descartes’ın bilinç teorisine geçelim: 1641’de Descartes bedenle ruh arasında görülen bu ikiliği açıklamak için kötücül deha veya kötü niyetli cin kavramını ortaya attı. Bu cin Matrix’i yaratan süper zeka gibi “bütün enerjisini, gücünü ve kurnazlığını bizi yanıltmaya harcıyor olsun.” Ne olacak o zaman?

İlgili yazı: İnternetinizi Uçuracak En İyi 10 Modem

 

Makinedeki hortlak ve bilinç                  

Descartes diyor ki bu cin ya da Hristiyan mitolojisinde iblis zihnimizi ele geçirmiş ve gerçek olduğunu sandığımız hayal ürünü bir dünya, bir tür kalıcı sanrı yaratıyor olabilir. Gerçekte hiçbir şey var olmayabilir, evren var olmayabilir. Bu Matrix senaryosunda gözlerimiz, etimiz ve diğer hiçbir duyumuzun olmadığını ama olduğuna inandığımızı düşünelim.

Öyle ki yalnızca fiziksel gerçeklik değil ama özgür iradeyle aldığımızı sandığımız bütün kararlar da bu karmaşık aldatmacanın bir parçası olsun. Öyleyse gerçeği bilmemizin bir yolu var mı? Descartes’a göre kötü iblisin bizi yanıltamayacağı tek bir şey var. Eğer biz yoksak iblis varmışız yanılsaması yaratmak zorunda ve bu yanılsama için öyle ya da böyle düşünen bir varlığa gereksinim var.

Dolayısıyla “Düşünüyorum, öyleyse varım” diyebiliriz: Sandığım evrende ve sandığım bedende olmayabilirim ama bir şekilde ben varım. Makinedeki hortlak olup olmamam, kuantum bilinç olup olmaması bunu değiştirmez ama sandığım bedende değilsem bu en azından zihnimin bedenden bağımsız olduğu anlamına gelir. İşte Descartes’ın zihin-beden ikiliği budur.

Bu aynı zamanda Kabuktaki Hayalet animesi ve Ex Machina filminde ele alınan postmodern makinedeki hortlak kavramının kökenidir. Bu ikilik dinlerde ruh-beden ikiliği olarak sunulur ama zihnin doğaüstü bir şey olması şart değildir. Örneğin zihin beyinde gerçekleşen bilişsel süreçlerden türeyebilir ama yine de maddi olabilir; ancak bilişsel süreçlerden kısmen bağımsız ve bu süreçlerin tersine kendi varlığının farkında olabilir! Bu durumda makinedeki hortlak için mecburen özgür iradeden söz edeceğiz: 😊

İlgili yazı: Virüsler Canlı mı ve RNA Yaşamın kökeni mi?

 

 

Makinedeki hortlak için özgürlük

Şimdi şöyle bir itirazda bulunabilirsiniz: “Hocam, felsefeyi bir yana bırakmalı ve bunun yerine bilincin ne olduğunu gösteren bilimsel kanıtlara bakmalıyız.” Size katılıyorum ama bilincin ve özgür iradenin türeyen özellikler olduğunu söyledik. Dolayısıyla beyinde bilinç ve özgür iradeye özel nörolojik süreçlerin olmaması bilincin yanılsama olduğunu göstermez. Düşünün ki akıllı telefonlarınızda Facebook devresi yok. Facebook uygulaması bir yazılım ve telefondaki donanıma kurulabiliyor.

Benzer bir mantıkla beynimizde özgür irade organı olmasına da gerek yok. Hatta beynimizde bir görme merkezi organı da yok. Beynin belirli bir bölgesinde görsel sinyalleri yorumlamakta uzmanlaşmış nöronlar var ama başka bölgeleri de travma sonrasında bu görevi kısmen üstlenebiliyor. Dahası görme nöronu, işitme nöronu diye bir şey de bulunmuyor. O yüzden beyinde bilinç nöronu olmasa da genel amaçlı nöronlar bilinç üretebilir. Üstelik özgür irade aslında seçim yapma özgürlüğüdür. 😮

İlgili yazı: Zamanda Yolculuk Etmenin 9 Sıra Dışı Yolu

 

Makinedeki hortlak seçenekleri

Demek istiyorum ki özgür irade yoktur diyenler özgür iradeyi yanlış tanımlıyor ve bu yüzden olmadığını düşünüyor: Fizikçiler genellikle seçenekleri belirleme özgürlüğüyle seçim yapma özgürlüğünü birbirine karıştırır. Örneğin, bütün seçenekleri belirleme imkanım olmayabilir ve hayatın önüme koyduğu seçeneklerle yetinmek zorunda kalabilirim. Hatta seçim yapmamı sağlayan bilişsel süreçler de tümüyle istencim dışındaki bilinçdışı nörolojik süreçlerle gerçekleşiyor olabilir.

Dolayısıyla özgürce yapabileceğim seçimler çok kısıtlı ve bilincim de büyük ölçüde çevremin ürünü olabilir. Yine de ben varım ve bu sınırlamaların farkındayım. İşte bu farkındalık özgürlüktür. Dahası bilincim de bilinçsiz bilişsel süreçlerden türediği için beynime aldığım kararları gözden geçirme talimatı verebilir. Nitekim talimatlar bilinçdışı olarak gönderilebilir ama bu iradenin özgürlüğünü değiştirmez:

İradem aklıma gelen her şeyi yapabildiğim veya bütün kararları bilinçli olarak aldığım için değil bilinçli-bilinçsiz süreçlerle aldığım herhangi bir kararı gözden geçirmesi için beynimi kısmen etkileyebildiğim için özgürdür. Bilincim türeyen özellik olduğu için otomatik ve istemsiz biyolojik süreçlerden, yani beni bilinçsiz bir otomat yapacak olan belirlenimci (determinist) süreçlerden haliyle bağımsızdır.

Daha basit bir ifadeyle Facebook uygulamasının nasıl çalışacağını yazılım kodu ve bu kodun çalışacağı akıllı telefonun donanımsal özellikleri belirler ama uygulamanın yaptığı işler altyapıdan bağımsızdır. Örneğin bilinçsiz telefonum benim Facebook’ta neyi paylaşacağımı belirleyemez. Gördüğünüz gibi kuantum bilinç yazıları özgür iradeyi konuşmadan yapılmıyor ama bu yazıdaki odağımız bilinç felsefesi yapmak veya özgür iradeyi tanımlamak değil. Oysa özgür iradeye ne tür kuantum süreçlerinin yol açabileceği var ya, işte o bizim konumuz. Haydi görelim: 😊

İlgili yazı: 5 Soruda Paralel Evrenler

Makinedeki-hortlak-özgür-irade-kuantum-bilinç-mi

Büyütmek için tıklayın.

 

Kuantum bilinç ve makinedeki hortlak

Bilincin ortaya çıkışıyla ilgili üç teori bulunuyor: 1) Yukarıda gördüğümüz ve zihnin bedenden tümüyle bağımsız olduğunu söyleyen Descartes’ın düalizm çözümü: Öyle ki bilinç ezeli ve ebedi olup evreni aşıyor olabilir.

2) Bilincin fizikten doğrudan türediğini belirten maddeci bakış açısı: Buna göre bizler bilinçdışının ürettiği ve onun kölesi olmasına rağmen kendini bağımsız sanan otomatlar (güçlü maddeci görüş) veya beynin bilinçsiz nörolojik süreçlerinden kısmen bağımsız olan bilinçli varlıklarız (ılımlı maddeci görüş).

3) Roger Penrose ve Hameroff’un savunduğu kuantum bilinç görüşü: Buna göre bilinç yine fizikten türer ama bilmediğimiz yeni kuantum fiziği süreçlerinin ürünüdür. Evrendeki parçacıkların hangi kuantum durumunu ne olasılıkla alabileceğini hesaplamamızı sağlayan Schrödinger dalga fonksiyonu Penrose’a göre olasılık dalgası değil, fiziksel bir dalgadır ve kütleçekim kuvvetini taşıyan (teorik) graviton parçacığının dolanıklık ve süperpozisyona girmesiyle işler.

Penrose’un nesnel indirgemeci kuantum fiziği yorumunu ayrıca yazacağım ama Hameroff’la geliştirdiği kuantum bilinç teorisinin nesnel indirgemeci kuantum dolanıklığa dayandığını söyleyebilirim. Penrose’un bilinç ve öz farkındalık için neden dolanıklığa ihtiyacımız olduğunu düşündüğüne gelince:

Kuantum bilinç teorisi nedir?

Her ne kadar Penrose yapay zekanın insan kadar zeki olabileceğine inanmasa da yazılımcılardan kaynaklanan modern görüşe göre bilinç beyin kabuğundaki nöronların birbiriyle iletişim kurmasıyla ortaya çıkan ve beynin tamamını saran bir network zekasıdır. Telekom sektörünün diliyle söylersek bilinç bir özel buluttur. Penrose da bilincin nöronlar arasındaki iletişimden türediğini düşünüyor. Sadece bu iletişimin nesnel indirgemeci kuantum dolanıklık kullanan kuantum bilinçle gerçekleştiğini söylüyor. Peki nöronlar insan beyninde nasıl dolanıklığa giriyor olabilir?

İlgili yazı: Evrenin En Büyük Yıldızı UY Scuti mi?

Makinedeki-hortlak-özgür-irade-kuantum-bilinç-mi

Büyütmek için tıklayın.

 

Makinedeki hortlak ve network zekası

Penrose’a göre özgür irade vardır; ama klasik fizik süreçleri iradenin beyinden kısmen bağımsız olmasını bile sağlamaz. Bunun için kuantum bilinç gerekir. Nöronların düşünce üretmesi kuantum dolanıklığa bağlıysa dolanıklık süreci belirsizlik ilkesinin sağladığı rastlantısallık sayesinde düşüncelerin bilişsel süreçlerden bağımsız olmasını sağlar ve bu da özgür iradeye imkan verir.

Şimdi, beyin klasik elektron/foton dolanıklığının işlemeyeceği kadar ıslak ve sıcaktır ama graviton dolanıklığı mümkün olabilir. Gerçi birden fazla nöronun aralarındaki mesafe sebebiyle ve Kuantum Darwinizm uyarınca süperpozisyonun uzaklığa bağlı olarak peyderpey çöküşü nedeniyle birbiriyle dolanıklığa girmesi de mümkün olmayabilir.

Oysa nöronlar düşüncelerimizin temel öğelerini kendi uzantıları içinde dolanıklığa girerek oluşturabilir (Penrose’un bunun nasıl geçekleşebileceğine ilişkin açıklamasını birazdan anlatacağım) ve bu sırada sinir ağları yoluyla iletişim kurarak insan bilincini türetebilir. Peki bununla düşünceleri nasıl üretiriz?

Örneğin musluğu açmak gibi bir kararımız nöronlar arasında elektrokimyasal iletişimle varılan bir uzlaşıdır. Nöronlar kendi içinde çok kübitli (kuantum veri biti) birer kuantum bilgisayar gibi çalışarak musluğu aç ya da açma gibi öznel kararlar alır, sonra network zekası üzerinden uzlaşı kurarak musluğu açma ya da açmama gibi genel bir karar üretir. Peki bu süreç özgür iradeyi neden ortaya çıkarsın? Neden bu kez de kuantum beyinli bir otomat ve makinedeki hortlak olmayalım?

Network zekasının bilinçteki rolü

Penrose’a göre her nöron kuantum dolanıklıkla kendi varlığının farkına varıyor, belki bilerek ve isteyerek birbiriyle iletişime geçiyor. Bu sebeple kuantum dolanıklık bilinçsiz bir faaliyet olsa bile özgür iradeyi oluşturuyor. Oysa bu insanların kendi varlığının farkına varmasının tek tek nöronlar düzeyinde değil, ayna nöronların birbiriyle iletişim kurmasıyla beynin genelinde ortaya çıktığını söyleyen ve deneylerle desteklenen nörolojik bilinç teorisine aykırıdır. Peki kuantum bilinç mekanizması nedir? Nöronlarda kuantum dolanıklık hangi organcıklar, dokular veya yapılarda ortaya çıkıyor?

İlgili yazı: 10 Adımda kara deliğe düşen astronota ne olur?

Büyütmek için tıklayın.

 

Nöronlar ve mikrotüpçükler

Bunun için nöronların birbiriyle nasıl bağlantı kurduğuna bakalım: Bunu beyinde fiber internet gibi iletişim ağları kurarak yapar ve bu ağları da kılcal liflerini birbirine bağlayarak kurarlar. Nöronların ağaç dalları ve kılcal damarlara benzeyen lifsi uzantıları vardır. İki nörondan gelen uzantıların birbirine neredeyse dokunacak kadar yaklaştığı ama temas etmediği bağlantı noktalarına SİNAPS ve uzantıların arasındaki dar boşluğa da SİNAPS ARALIĞI deriz.

Bu aralıkta NÖROTRANSMİTTER (sinir hücresi sinyal taşıyıcıları) denilen kimyasallar iki nöron arasında gidip gelir. Kısacası nöronlar sinaps bölgesinde iletilen kimyasal sinyaller yoluyla iletişim kurar. Sinapsın verici ucuna (sinyali gönderen nöronun uzantısı) AKSON ve alıcı ucuna (sinyali alan nöron) DENTRİT deriz. Nöronların kılcal uzantılarının içinden MİKROTÜPÇÜKLER geçer. TÜBÜLİN proteinlerinden oluşan mikrotüpçüklerin boyu 50 mikrometreye (metrenin milyonda 50’si) erişir ve dış çapları 23-27 nanometre (metrenin milyarda 23-27’si), iç çapları da 11-15 nanometre arasında değişir.

Mikrotüpçükler nöron uzantılarının içinde yer alır ve hem bu uzantılara şeklini, esnekliğini ve dayanıklılığını sağlayan bir yapı iskeleti oluşturur hem de nöronların birbirine gönderdiği kimyasal sinyallerin (nörotransmitterlerin) içinden geçtiği kanalları meydana getirir. Bu açıdan mikrotüpçükler beyindeki nöronları birbirine bağlayan fiber internet altyapısı gibidir. İşte Penrose’a göre kuantum bilinç tam burada, tübülin proteinlerinde ortaya çıkıyor:  

İlgili yazı: Yapay Zeka Nedir ve Nasıl Çalışır?

Makinedeki-hortlak-özgür-irade-kuantum-bilinç-mi

Büyütmek için tıklayın.

 

Makinedeki hortlak ve tübülinler

Penrose’un Örgütsel Nesnel İndirgeme olarak adlandırdığı kuantum bilinç teorisindeki örgütsel teriminin nedeni tübülinlerdir; çünkü kuantum bilinç nöronların içinde değil, nöronları birbirine bağlayan uzantıları oluşturan mikrotüpçüklerin yapıtaşı olan tübülin protein moleküllerinde ortaya çıkıyor. Tübülinler düşüncelerimizin oluşturmak üzere dolanıklığa giriyor ama bunu yalnızca nöronlar birbirine sinyal gönderirken yapıyor. Dolayısıyla nöronlar düşüncelerimizi örgütlemiş oluyor.

Bu çok önemli bir nokta: Penrose’a göre bilinç gerçek zamanlıdır ve sadece beyin aktif olduğu zaman ortaya çıkar. Bu da günlük hayattan bildiğimiz bilinç kaybı olayıyla uyumludur. Baygın insanların beyni çalışır ama bilinci kapalıdır. Yine Penrose’a göre düşüncelerimizi oluşturan ve karar almamızı sağlayan kuantum bilinç tübülin proteinlerinin kendi içinde birbiriyle dolanıklığa girmesiyle ortaya çıkar. Nasıl oluyor derseniz her şey alfa ve beta tübülinlerinin içinde başlar:

Bu molekülleri oluşturan atomların elektronları birbiriyle dolanıklığa girecek kadar yakındır. Öyle ki bir atomun elektronlarının kuantum durumu değişirse diğer atomun elektronlarının kuantum durumu da anında ona göre değişecektir. Örneğin bir grup elektron saat yönünde dönmeye başlarsa dolanık eşi saatin ters yönünde dönmeye başlayacaktır. Dahası a tübülini elektronları da toplu halde b tübülini elektronlarıyla dolanık olabilir (veya tersi). Kuantum dolanıklık budur ama bir de süperpozisyon var:

İlgili yazı: Neuralink İnsan Beyni ve Bilgisayarları Birleştirecek

Makinedeki-hortlak-özgür-irade-kuantum-bilinç-mi

Büyütmek için tıklayın.

 

Kuantum bilinç ve süperpozisyon

Elektron gibi kuantum parçacıkları çevreyle (diğer atomlarla vb.) etkileşim kurmadığı zaman saat yönünde dönmek ya da saatin ters yönünde dönmek gibi bir seçim yapmazlar. Schrödinger’in olasılık dalga fonksiyonu denklemi gereği aynı anda hem saat yönü hem de saatin tersi yönde dönüyormuş gibi bulanık bir halde bulunurlar. Kuantum bilgisayarlarda bu durum kübitler (kuantum veri bitleri) oluşturmakta kullanılır. Kübitler hem işlemci hem de kısa süreli bellektir (RAM).

Kuantum bilinçte alfa ve beta tübülinleri çok sayıda kübitten (atom ve elektrondan) oluşan birer kuantum işlemcidir. Bu işlemciler “Sucu kapıyı çaldı. Aç veya açma” gibi iki kararı birden süperpozisyon halinde saklayabilir. Nöronlarımız biz bu kararı almak için iletişim kurarken nöronların uzantıların (mikrotüpçüklerden) gönderdiği sinyaller tübülinleri etkiler. Hem onları aç veya açma gibi kararlar için süperpozisyona sokar hem de süperpozisyonu çökerterek bu kararlardan birini aldırır.

Kısacası tübülinler kuantum bilgisayar mantık kapıları gibi çalışır ve birbiriyle de dolanık olduğu için alfa ile beta tübülinlerinin süperpozisyonu aynı kararı alacak şekilde çöker. Diyelim ki beyinde bu kararı almak üzere haberleşen 1 milyar nöron olsun. Kuantum dolanıklık sayesinde hepsi aynı anda kapıyı aç gibi bir karar alacaktır. Peki beynin kuantum bilgisayar olarak çalışması mümkün mü?

İlgili yazı: DNA Testi Yaparsanız Neler Öğrenirsiniz?

Sir Roger Penrose.

 

Tübilinler ve fosfatlama

Penrose ve Hameroff’a göre alfa ile beta tübülinlerinin dolanıklığa girmesi fosfatlama (fosforilasyon) aşamasında gerçekleşir. Protein fosforilasyonu, bir proteine bir fosfat grubu (PO4) eklenmesidir. Protein fosforilasyonu birçok hücresel süreçte önemli bir rol oynar. Tübülinler durumunda ise nöronların kimyasal sinyalleri doğrultusunda tübülinlerin dolanık süperpozisyona girmesi ve süperpozisyondan çıkarak kapıyı aç gibi kararlar almasını sağlar.

Buraya kadar anlattıklarımızı toparlayacak olursak: 1) Önce insan bilinci nedir diye sorduk,2) ardından henüz yanıtını vermemiş olmakla birlikte insan zihninin kendi bedeninde makinedeki hortlak olup olmadığını sorguladık ve 3) özgür irade var mı sorusunu tartışarak özgür iradenin tanımını yaptık. 4) Penrose’un kuantum bilinç teorisinin belirsizlik ilkesindeki rastlantısallık yoluyla özgür iradeyi nasıl mümkün kılabileceğini gördük.

5) Az yukarıda ise Penrose’a göre kuantum bilincin beyinde nerede ortaya çıktığını anlattık. 6) Mikrotüpçükler, akson, dentrit ve tübülinler hakkında bilgi verdik. 7) Kuantum dolanıklık ve süperpozisyona kısaca değinerek tübülinlerin bu özellikler sayesinde mini organik kuantum bilgisayar olarak çalışıp insan bilincini nasıl türettiğini açıkladık. Ancak, Örgütlenmiş Nesnel İndirgeme (ORCH OR) kuantum bilinç teorisi yalnızca bir teoridir ve bu teori bilim dünyasında pek kabul görmüyor ki bunun iki sebebi var: Beyinde dolanıklığa yapılan itirazlar ve mikrotüpçüklere yapılan itirazlar:

İlgili yazı: Kuantum Kimya: Moleküller Nasıl Oluşuyor?

Stuart Hameroff.

 

Makinedeki hortlak tartışmaları

Fizikçi Max Tegmark tübülinlerin büyük moleküller olduğunu ve bu yüzden ancak kısa süreli dolanıklığa girebileceğini gösterdi. Tübülinlerin dolanıklığı 10-13 saniyede bozuluyordu. Bu süre nöronların kendi içinde elektrik sinyalleri ve birbirine kimyasal sinyal gönderme süresinden kısa olduğu için dolanıklık ve dolayısıyla kuantum bilinç olamazdı. Hameroff ve meslektaşları buna karşılık olarak Tegmark’ın itirazının geçersiz olduğunu; çünkü kuantum bilinç teorisinde dolanıklığın çok kısa mesafelerde oluştuğunu, dolayısıyla da daha uzun süre korunduğunu söyledi.

Öyle ki Tegmark’a göre dolanıklık 24 nanometrede 10-13 saniye sürerdi ve bu da nöron sinyal tetiklemesinden 10 kat kısa bir süreydi. Oysa Hameroff’a göre dolanıklık 4-5 nanometrede gerçekleşiyordu. Yine de dolanıklık nöronların çalışma hızı olan 25 milisaniyeden 3 kat kısa sürüyordu. Bu da Tegmark’ı haklı çıkarmaya yeterli olabilirdi ama Hameroff bu sürenin yeterli olacağını öne sürdü ve bunun için de birkaç neden gösterdi:

1) Mikrotüpçükler elektriği yatay olarak, yani boylamasına ileten diyaelektrik yapılardır ve bu yüzden tübülin moleküllerini vücut elektriğinden, hatta nöron sinyallerinden koruyan elektrostatik bir kalkan oluşturabilirler (Debye katmanı). Bu da vücut ısısının tübülinleri ısıtıp dolanıklığı bozmasını geciktirebilir.

2) Mikrotüpçükleri saran aktin jeli su moleküllerini düzenleyip titreşimlerini yatıştırarak (suyu soğutarak) yalıtım malzemesi görevi görebilir. 3) Mikrotüpçüklerin tübülinlerden oluşan Lego benzeri yapısı kuantum bilgisayarla gibi kuantum hata düzeltme yaparak dolanıklığı koruyabilir.

İlgili yazı: Yeni Parçacık Çarpıştırıcısı Fizikte Devrim Yapacak mı?

Bu tartışma uzar gider

Oysa Hameroff’un karşı itirazları kanıt olmayan gerekçelerden ibaretti ve mikrotüpçüklerin kuantum yalıtkanlık sağladığını göstermiyordu. Bu konudaki asıl itiraz ise mikrotüpçüklerden elektron dolanıklığının görülmediği veya en fazla 8 mhz gibi kuantum bilince yetmeyecek bir frekans üretebileceği yönünde oldu. California Üniversitesi’nden fizikçi Matthew Fisher ise elektron dolanıklığı için beynin 10-7 Kelvine soğutulması gerektiğini gösterdi. Bu da beyni dondurmak demekti!

Öncelikle şunu belirtelim: Penrose ve Hameroff yapılan her itiraza kılı kırk yaran detaylı karşı itirazlar geliştirse de bilim öyle işlemez. Önemli olan mikrotüpçüklerde kuantum dolanıklık olduğunu ve bunun kuantum bilince yol açtığını gösteren kanıtlardır. Bu tür kanıtlar yok ve o yüzden kuantum bilinç teorisi şimdilik bilimsel olarak kanıtlanmamıştır. Öte yandan Profesör Fisher kuantum bilinç için bir açık kapı bıraktı: Kuantum bilinç elektron dolanıklığıyla değil ama tübülin moleküllerini oluşturan atomların çekirdeklerinin kendi çevresindeki dönüş yönünü dolanıklığa sokarak sağlanabilirdi! 😮

İlgili yazı: Kuantum Kimya: Moleküller Nasıl Oluşuyor?

 

Makinedeki hortlak ve atom çekirdekleri

Bazı atom çekirdeklerinin spini vardır (nükleer spin). Sonuçta atom çekirdekleri pozitif yükü olan protonlar ve hidrojen hariç nötronlardan oluşur. Protonlar mini mıknatıslar gibidir ve atom çekirdeklerine kendi çevresinde dönme ekseni sağlar. Kısacası atom çekirdeklerinin çevresindeki elektronları değil ama bizzat çekirdekleri birbiriyle dolanıklığa sokmak mümkündür.

Nükleer spin dolanıklığı elektron dolanıklığından uzun sürer ve aynı sürede daha yüksek sıcaklıklarda korunabilir. Bunun iki nedeni vardır: 1) Protonların elektronlardan ağır olması ve ısınmaya daha dirençli olması ve 2) Yörüngedeki elektronların oluşturduğu elektromanyetik kalkan tarafından ısıya karşı yalıtılıyor olması.

Fisher, Penrose ve Hameroff’un fosfatlanma fikrinden yola çıkarak beyindeki fosfor atomu çekirdeklerinin dolanıklığa girebileceğini düşündü. Sonuçta fosfor atomları tübülinleri etkileyerek nöron uzantılarında bilişsel faaliyetleri gerçekleştiren kimyasal tetikleyiciler olarak çalışıyordu. Bunlar dolanıklığa girerse kuantum bilinç mümkün olabilirdi. Nitekim laboratuar testlerinde fosforun 1 saniye boyunca dolanık kalabileceğini gördü. Bu da 25 milisaniyeden çok daha uzun bir süreydi.

Şimdi beyinde bu dolanıklığın gerçekleşebileceği bir mekanizma gerekiyordu. Bunu yukarıda fosfat grupları olarak dile getirdim (PO4). Fosfat iyonları (elektron sayısı az olan pozitif yüklü moleküller) Posner molekülü denilen daha büyük moleküllere eklenebiliyor. Bazı kanıtlar bu tür moleküllerin canlı hücrelerde bulunabileceğini ve nöronların çalışmasında rol oynayabileceğini gösteriyor.

İlgili yazı: Evreni Holografik Kuantum Bilinç mi Oluşturdu?

 

Henüz ortada bir kanıt yok

Buna karşın Fisher’ın nükleer spin dolanıklığı ile beyinde kuantum bilinç teorisi test edilebilir. Halihazırda Fisher kuantum bilgisayar olamayacak kadar ıslak ve sıcak olduğu söylenen insan beynine benzer bir ortamda bunu test ediyor. Bunun için de Posner moleküllerini fosforlu yaptı ve bunların düşük düzey radyoaktivite ile karanlıkta fosforlu kalem gibi parlamasını sağladı. Ardından iki test tüpünü birbirinden uzaklaştırdı. Fosforlu tüplerin saçtığı ışığın birbiriyle eş faz ve frekansta olduğunu görürse bu, fosfat grupları içeren Posner moleküllerinde nükleer spin dolanıklığı olduğunu gösterecek.

Nitekim kuantum biyolojide gördüğümüz gibi kuantum etkileri bitkilerin fotosentez yapmasını, bazı göçmen kuşların pusula gibi çalışan sinir sistemiyle yolunu bulmasını, hatta koku almamızı sağlıyor. Bu nedenle bazı araştırmacılar beyinde vücut ısısında gerçekleşebilecek kuantum dolanıklık süreçleri olabileceğini düşünüyor.

Sonuçta bitkileri fotosentez yapsınlar diye -273 dereceye dek soğutup yapraklarını Bose-Einstein yoğuşukluğuna dönüştürmüyoruz. Bu tür kuantum etkileri oda sıcaklığında ortaya çıkıyorsa beyinde vücut sıcaklığında da gerçekleşebilir; ancak bilişsel süreçlerde kuantum etkilerinin olduğunu göstermek ile bilincin kuantum bilinç olduğunu ve özgür iradenin var olduğunu söylemek iki ayrı şey. Bu nedenle kuantum bilince katılmamakla birlikte Penrose ile Hameroff’un yaklaşımını önemsiyorum. Kuantum bilinç olmasa bile bu iki bilim insanı kuantum nöroloji dalına öncülük ettiler.

İlgili yazı: Işıktan Hızlı Yolculuk İçin Yeni Solucandeliği Teorisi

 

Makinedeki hortlak ve kuantum fiziği

Bence en önemli nokta makinedeki hortlak olmadığımızı kanıtlamaktır: Son araştırmalar insan bedeninin organik bir makine olduğunu, insan bilinci ve zihninin ise birbiriyle haberleşen nöronlar sayesinde beyinden türeyen bir network zekası, üst akıl olduğunu gösteriyor. Bilinç ister klasik fiziğe dayansın isterse kuantum bilinç olsun zihnin network zekası olduğu gerçeği değişmeyecektir.

Bu durumda bizler Descartes’ın dediği gibi bedenden ayrı ama ona tutsak olan makinedeki hortlak olamayız. Bu da bizi ruh nedir, neden yapılır gibi bilimsel olmayan söylemlerin haliyle yarattığı çelişkilerden kurtarır ki yapay zeka ve kuantum bilgisayarlar bu konuda yol gösteriyor: Bilinçli insan faaliyetlerini taklit eden Türetken Hasım Algoritma Ağları (GAN) network zekasıyla çalışıyor.

Ayrıca bir makinenin insan zekasına sahip olup olmadığını anlamak için yapacağımız Turing testini biz insanlara yapsak vereceğimiz cevaplar insan zekasına sahip bir makinenin vereceği cevaplardan farklı olmazdı. Demek ki etten veya çelikten ya da kuantumdan yapılması önemli değil. İnsan gibi düşünebilen herkes insandır. Bilincin ne olduğunu bilemediğimiz sürece bunu kabul etmek zorunda kalacağız. Dahası bilinç aşağıdaki nedenlerle hem de dinsel olmayan nedenlerle bilinemez olabilir.

İlgili yazı: Kara Deliğin İçinden Enerji Çeken Uygarlıklar

Makinedeki-hortlak-özgür-irade-kuantum-bilinç-mi

 

Makinedeki hortlak karşıtı makineler

Kuantum bilinç olup olmadığına dair önemli bir kanıt kuantum bilgisayardan gelebilir. Kuantum bilgisayarlar bilinç kazanırsa kuantum bilincin varlığı kanıtlanmış olur ama bu insan bilincinin kuantum bilinç olduğunu kanıtlamaz. Ayrıca kuantum bilincin laptoplarda olmayan özelliklerine dayanarak yapay zeka asla insan kadar zeki olamaz diyen Penrose kuantum bilinç olmasa bile kısmen haklı olabilir!

Neden derseniz: Suyun katı hali buz ve gaz hali buhar arasında ani geçiş yaptığını bilirsiniz. Buna maddenin faz halleri denir. Peki neden öyle denir? Bunlar tekil limitlerdir, yani suyun sıvı özelliği buz özelliğini gösteren hiçbir fizik kuralı içermez. Buzun nasıl davranacağını sıvı sudan çıkaramazsınız. Peki bu ne demek? Bu yapay zekanın şimdiki ilkel hali bize insan bilinciyle ilgili hiçbir ipucu sağlayamayabilir demek. Yine de yeteri kadar zeki yapay zeka ani bir faz geçişiyle insan kadar zeki olabilir.

Peki bize faydası var mı? Örneğin Ex Machina filmindeki androit AVA “Bakın insanlar, ben ilkel bir varlıkken birden öz farkındalık kazandım. Öyleyse bilinç şöyle bir şeydir” dese bu açıklamanın bir anlamı olur mu? Bu bir faz geçişi olacaksa yapay zeka insan kadar zeki olsa bile bilincin ne olduğunu bilemeyebilir veya bizden farklı bir bilince sahip olabilir ve bu yüzden insan bilincinin ne olduğunu yine bilemeyebilir. Bu durumda bilinç, fiziksel süreçlerden türese dahi ne olduğu asla bilinemeyecek sadece tecrübe edilecek bir şeydir.

İlgili yazı: Evrensel Sabitler Zamanla Değişiyor mu?

Makinedeki-hortlak-özgür-irade-kuantum-bilinç-mi

İnsan bilinci bilinçsiz bile olsa nörolojik geribesleme yoluyla özgür iradeye sahip olabilir.

 

Bilinç nihai metafizik olabilir

Doğrusu metafiziğin bilimsel açıklamasını yapmak yapay zeka, bilim, teknoloji, mühendislik, felsefe, sanat, edebiyat, politika, tarih, matematik, toplumbilim, sinirbilim, psikoloji, maneviyat, ahlak ve dinsel inançları birbirine bağlayan nihai bir çerçeve sağlayabilir. Peki Penrose’un dediği gibi yerçekimi ve graviton temelli kuantum dolanıklık olabilir mi?

Bunun için Penrose’un katılmadığı sicim teorisine bakabilir ve fiziğin doğayı indirgemeci anlayışla çözemeyeceğini savunan amplituhedron network teorisini hemen görebilirsiniz. Evrenin bilgisayar simülasyonu olduğu varsayımından hareketle evrenin bilgi işlem kapasitesini şimdi hesaplayabilir ve evren simülasyon ise simülasyon yazılımları network zekasına dayalı olacağından indirgemeci fiziğin evreni açıklamakta zorlanacağına tekrar hayret edebilirsiniz. 😮

Dahası insan beynine elektrot takıp beynimizi doğrudan bilgisayarlara bağlayarak telepatik interneti getiren ve Elon Musk’ın Neuralink şirketinin ürettiği N1 iç beyin protezine göz atabilirsiniz. Böylece beyne takılan ve klasik fizikle çalışan çiplerin beynin kuantum bilinç sahibi olması durumunda yeni bir karma insan süper zekasını nasıl ortaya çıkacağını inceleyebilirsiniz. Bilimin ışığı zihninizi aydınlatsın.

Penrose ve Hameroff kuantum bilinç anlatıyor


1Consciousness in the universe: A review of the ‘Orch OR’ theory

2Quantum computation in brain microtubules: Decoherence and biological feasibility
3The Emerging Physics of Consciousness
4Penrose-Hameroff orchestrated objective-reduction proposal for human consciousnessis not biologically feasible (pdf)
5Weak, strong, and coherent regimes of Fröhlich condensation and their applications to terahertz medicine and quantum consciousness
6The revised Penrose-Hameroff orchestrated objective-reduction proposal for human consciousness is not scientifically justified. Comment on “Consciousness in the universe: A review of the ‘Orch OR’ theory” by Hameroff and Penrose

Add a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir