İnsan Bilinci Nedir ve Özgür İrade Var mı?

İnsan-bilinci-nedir-ve-özgür-irade-var-mıİnsan bilinci nedir ve bilinç dışında gerçekleşen nörolojik faaliyetlerinden nasıl ortaya çıkıyor? Beynin işleyişi otomatikse insanların özgür iradesi var mı? Yapay zeka ve robotlar insanlar gibi kendi varlığının farkına varabilir mi? Bilinç ve irade insana özgü özellikler mi, yoksa yeteri kadar karmaşık olan bütün bilgisayarlar ve canlılar öz farkındalık kazanarak insan gibi düşünmeye başlayabilir mi? İnsan bilinciyle ilgili iki temel bilimsel teoriyi görelim.

İnsan Bilinci ve Alexa

Amazon’un Google arama motoruyla sesli arama entegrasyonu sunan Alexa yapay zekası yüklü Echo akıllı hoparlörüne soru sorduğunuz zaman bir insana konuşmuş gibi olursunuz. iPhone Siri’nin görünüşte verdiği akıllıca cevaplar da yapay zekanın yakında insan gibi düşünmeye başlayacağına sizi ikna eder. Oysa akıllı telefon ve laptoplarımız henüz bir bebek kadar bile kendisinin farkında değiller.

Ben de yapay zekanın bir gün insan gibi düşünebileceğine inanıyorum ama insan gibi düşünebilmek derken önce insanların nasıl düşündüğüne bakmamız gerekiyor. Bunun için de elimizde iki araç var: İnsan bilinci ve özgür irade. Bu yazıda insan bilinci teorilerini göreceğiz. Özgür iradeyi de bilinç bağlamında ele alacağız; çünkü insanlar özünde organik birer robot olsa bile özgür iradenin varlığı veya yokluğu da insan bilincine bağlıdır. Öyleyse bilinç nedir?

İlgili yazı: Gerçek Adem: ilk insan ne zaman yaşadı?

 

İnsan bilinci kökenleri

Ahlaklı robotlar, robotlar insan gibi düşünebilir mi, yapay zeka ve süper zeka yazılarında akıllı yazılımların bir gün nasıl bilinç kazanabileceğini teknik detaylarıyla anlattım. Ancak bu yazıda parça parça anlattığım konuları toparlamak ve netleştirmek istiyorum. Örneğin robotların insan gibi bilinçli olmadığını biliyoruz dedim. Peki hiç düşündünüz mü nereden biliyoruz?

Biz insanlar bilinçli olduğumuzu biliyoruz; çünkü hem kendi varlığımızın hem de düşüncelerimiz ve psikolojik durumumuzun farkındayız. Dahası bunları diğer insanların ve bazen de evcil hayvanların anlayabileceği şekilde ifade edebiliyoruz. Derdimizi anlatabiliyoruz. Oysa bu yazıyı okuduğunuz akıllı telefon veya laptop sizin farkında olduğunu belli etmiyor, kediler gibi ağzı var dili yok tarzında derdini bile anlatamıyor.

Öyleyse kendimizin farkında olmak ve farkındalığımızı başkalarına anlatabilmek benliğimiz ile insan olmamızın ayrılmaz bir parçasıdır. Şunu da baştan belirteyim: Bilim insanları henüz insan bilinci nedir sorusunu tam olarak yanıtlayamadılar. Biz de birazdan KÜRESEL İŞ YERİ ve ENTEGRE ENFORMASYON başlıklı bilinç teorilerini göreceğiz ama insan bilinci derken şundan başlayalım: Decartes’ın dediği gibi “Düşünüyorum, öyleyse varım”. Bilinç her ne olursa olsun bu bariz farkındalık bilincin temelidir.

İlgili yazı: İnternetinizi Uçuracak En İyi 10 Modem

 

İnsan bilinci ne işe yarar?

Bir kere hayatta kalmaya, yaşamaya; bilim, felsefe, sanat, edebiyat, spor, etik ve teknolojiyle hayata anlam katmaya yarar. Ancak, günümüzde insan bilincini çözmek evde yalnızken kalp krizi geçiren yaşlılara otomatik olarak ambulans çağıran akıllı telefonlar geliştirmek veya komaya giren bir hastanın aynı zamanda beyin ölümü gerçekleşerek bitkisel hayata girip girmediğini anlamak için de önemlidir.

Yapay zekanın günlük hayatın ayrılmaz bir parçası olduğu ve Corona sonrası dijitalleşmenin başladığı şu günlerde insan bilincini tanımlamak gerekiyor. Laptoplar, mobil cihazlar, web arama motorlarıyla insan-makine entegrasyonu çoktan gerçekleşmişken insan bilincini dinsel inançlar, bilgelik akımları ve zihin felsefesinin ötesine taşıyarak bilimsel olarak açıklamanın zamanı geldi de geçiyor.

Elbette ki insan bilincine etik, felsefe ve bilgelik anlam verecektir. Ancak, insana anlam verebilmek için yorumlara ve sonuçlara geçmeden önce beyin-bilinç ilişkisini bilimsel olarak çözmemiz lazım. Oysa geleneksel sinirbilimciler insan zihni ve bilincini bilimsel yöntemlerle araştıramayız diyorlar. Onlara katılmıyorum! Bu insanı insan yapan en değerli özelliğimiz olan bilinci boş inançların eline bırakmaktır.

Aksine genç sinirbilimcileri göreve çağırıyorum. Bilincin ne olduğunu çözelim ki bize insanlığımızı kaybetmeden teknolojiyle yaşamayı öğretsin. Böylece sadece sağlıkta yapay zeka kullanmakla ve Corona virüsüne karşı yapay zekayla aşı geliştirmekle kalmayız.Bilinç teorisi geliştirerek hayvanlara kötü davranmak ve tıpta kobay hayvan kullanmak gibi etik sorunlarımızı da çözeriz.

Olgun insan bilinci

Yapay zeka geliştirmek için insan bilincini öğrenmek insanların kendi iç yolculuğuna çıkarak olgunlaşmasını ve küresel ısınmayla dünyayı yok etmekten vaz geçmesini de sağlayabilir. Bilinçli farkındalık türümüzün hayattan kalması için gereken bir varoluş konusudur. Bu yüzden yapay zeka geliştirmeyi modern meditasyon olarak görüyor ve insanların kurtuluşu için yapay zeka şart diyorum.

İlgili yazı: Virüsler Canlı mı ve RNA Yaşamın kökeni mi?

İnsan-bilinci-nedir-ve-özgür-irade-var-mı

 

Peki bilinci nasıl çözeriz?

1980’lerde bilgisayarların yaygınlaşmaya başlamasıyla araştırmacılar insan bilinci sorunsalına nihayet bilimsel olarak yaklaşmaya başladılar. Henüz bu sorunun yanıtını kesin olarak veremedik ama hiç değilse gerçek bir bilimsel bilinç teorisinin hangi soruları yanıtlaması ve beyni nasıl açıklaması gerektiğini artık biliyoruz ya da en azından bu konuda daha iyi bir fikrimiz var:

Ancak, insan bilincini açıklamadan önce bilincin ne olduğunu tanımlamamız gerekiyor. Bilmediğimiz bir şeyi tanımlamak da zordur. Bunu Fransız saraylarındaki dev çini sobaların içine girip kendini çevreden yalıtan Decartes gibi filozoflara, mağaralarda inzivaya çekilerek dinler geliştiren peygamberlere ve dağ başına çıkarak hakikati arayan bilgelere sorabilirsiniz.

Neyse ki modern bilimin ortaya çıktığı 1600’lerden bu yana oldukça ilerleme kaydettik. Örneğin insan bilincinin sadece dünyayı seyre dalmaktan oluşmadığını (temaşa), aynı zamanda dünya ile girdi ve çıktılarla etkileşime girmekten de oluştuğunu biliyoruz (deneyimleme). İster iç ister dış dünya olsun, yaşamı pasifçe tecrübe etmek yerine elini taşın altına koyup bir şeyler üretmeye çalışmak önemlidir.

Ancak bütün etkileşimler bir girdiyle başlar. Bunlar beş duyumuzla duyuladığımız fiziksel uyaranlardır: Işık, sıcaklık, ses, koku, tat ve basınç gibi… Örneğin optik sinirlerimiz ham ışık verisini elektrik sinyallerine çevirerek beyne aktarır. Beynimiz de bulunan sinir hücreleri de içlerindeki elektrik yüklü atomlar (iyonize atomlar) arasındaki voltajla çalışır ve duyuladıklarımızı algılayarak yorumlar. Böylece güzel bir müziği dinler veya hoş bir çiçeği koklarız. İnsan bilinci budur.

İlgili yazı: Kodlama İçin En Gerekli 16 Programlama Dili

 

Peki robotlar bunu nasıl yapıyor?

Robotlar da duyu organı yerine geçen sensörler yardımıyla dış dünyayı duyuluyor ve dış dünyaya tepki vererek etkileşime giriyor. Oysa robotlar bilinçli değil ama bizler bilinçliyiz. Demek ki benzerlikler yerine aramızdaki farka bakmamız gerekiyor. Özellikle de insan vücudunda mide asitlerinin otomatik olarak düzenlenmesi, hormonel süreçler ve istemsiz hareketler gibi birçok bilinçsiz tepki gelişirken…

İnsan bedeni birçok iç ve dış uyarana, çevresel uyarana bilinçsiz bir şekilde tepki verir. Örneğin yemek görünce ağzınız sulanır ve üşüdüğünüz zaman tüyleriniz diken diken olur. Hücreleriniz sürekli sindirim yapar ve protein sentezler. Corona virüsüne karşı bağışıklık tepkisi geliştirir. Bunları bilinçli bir emir vererek yapmazsınız. Hepsi de kendiliğinden gerçekleşir. Tıpkı bir robot gibi.

Bir yandan da üşüdüğünüzün farkındasınızdır ve kendiniz olmanın ne demek olduğunu bilirsiniz. Beyniniz bilinçaltında birçok elektrokimyasal etkileşim gerçekleştirirken sizler dünyayı bir akış olarak algılarsınız. Tıpkı bir çizgi romanın sayfalarını çevirmek, kitap okumak ya da film izlemek gibi… İşte bu nedenle bilinci tecrübe etmek ve farkında olmakla tanımlarız. Bilim insanları da bu temel değerlendirmeye katılıyor. Ancak, bunun detaylı bilimsel açıklamasını yapmakta anlaşamıyorlar.

İlgili yazı: Düz Dünya Teorisini Çürüten 12 Kanıt

 

İnsan bilinci ve Francis Crick

Watson’la birlikte insan DNA’sının çifte sarmal olduğunu bulan İngiliz nörolog Francis Crick, 1980’lerde genç meslektaşlarıyla ilk bilimsel bilinç teorisini geliştirdi. DNA ile yaşamı çözdükten sonra bilimdeki diğer sınıra, bilimden başka her şeyle açıklanan bilinç tabusuna el attı.

Oysa karmaşık insan bilincini tek bir teoriyle açıklamak zordur. Francis Crick ve ekibi de bilincin kökenini bulmak yerine, bilincin beyinde nerede ortaya çıktığını bulmaya çalıştı. Bilincin kökenini değil, beyindeki bağıntılarını aradılar ve onun izinden giden bilim insanları da bilincin nörolojik ayak izini bulmak konusunda büyük ilerleme kaydettiler. Bunlardan ilki olan genel işyeri teorisini görelim.

İlgili yazı: İnternette teknik takip ve gözetimi önleme rehberi

Sinir ağları bilinci oluşturuyor.

 

Genel İşyeri Teorisi

1982 yılında geliştirilen bu teoriye göre beyinde genel işyeri olarak adlandırılan bir sinir hücresi ağı (nöral ağ) var. İnsan bilinci beyindeki nöronların bir şeyi düşünürken birbiriyle haberleşmesi, etkileşime girmesi ve işbirliği yapmasıyla ortaya çıkıyor. Sinir hücreleri duygu ve düşüncelere ilişkin sinyalleri işleyerek elde ettiği sonuçları diğer hücrelerle paylaşıyor. Aslında bu sinyalleri birlikte işliyor.

Nöronların gönderdiği elektrik sinyallerinin bunlara yanıt veren ayna nöronlardan geri yansımasıyla verici nöronlar da kendi varlığının farkına vararak bilinç kazanıyor. Ancak, nöronlar sadece karşılıklı etkileşim halinde iken bilinç kazanıyor. Öyle ki nöronların tek başına bilinçlenmesi mümkün olmadığı gibi genel işyeri ağıyla kalıcı olarak bilinç kazanması da imkansız. Bu ne demek derseniz:

Bir çiçeği koklamaya ait farkındalık durumu geçici bir genel işyeri nöral ağı oluşturuyor. İnsanın eline iğne batması veya konuşmayı bölen bir ses duyması durumunda beynin farkındalık statüsü değişiyor. Beyin her farkındalık için ayrı bir genel işyeri ağı kuruyor. Bu nedenle insanlar aynı anda iki şeye dikkatini veremiyor. Örneğin bu yazıyı yazarken gürültüden soyutlanmak için kulaklıkla müzik dinliyorum. Ne müzik dinlediğimi biliyorum ama müziğe dikkat ettiğim zaman yazı yazamıyorum.

Peki neden aynı anda on işe birden konsantre olamıyoruz? Bunun sebebi genel işyeri ağının veri depolama ve işleme kapasitesinin sınırlı olmasıdır. Peki neden öyle? İnsanların gerçek dünyadan kopup sürekli dalgın gezmemesi için dünyadaki yeni gelişmeleri fark etmesi gerekiyor. Örneğin hep bilgisayar oynayan biri susuzluktan ölür (bu oldu) veya önüne bakmadan yola çıkan birine araba çarpabilir.

İlgili yazı: 5 Soruda Paralel Evrenler

İnsan-bilinci-nedir-ve-özgür-irade-var-mı

Bilinç beyinde bir bütündür.

 

İnsan bilinci ve termodinamik

Bunun dışında insan beyninin termodinamik açıdan, yani enerji verimliliği açısından evrim sürecinde çok iyi optimize edildiğini biliyoruz. Beynimiz yaklaşık 1260 cm3 hacmindedir ve daha küçük olup da bu kadar zeki olması imkansızdır. Nitekim yaklaşık 30 bin yıl önce soyu tükenen Neandertal insanlarının beyin hacmi 1680 cm3 idi ve son 20 bin yılda insan beyni de atalarına göre biraz küçüldü.

Bunun konumuzla ne ilgisi var derseniz: Genel işyeri nöral ağının veri depolama ve işleme kapasitesi sınırlıdır; çünkü burada beynin tamamını meşgul eden karmaşık bir bilgi-işlem sürecinden söz ediyoruz. Genel işyeri ağı sayesinde insan bilinci beynin belirli bir bölgesinde değil, tamamında ortaya çıkmaktadır ve bilinçli düşünceler çok fazla enerji tüketen karmaşık süreçlerdir.

İnsan beyninin aslında felsefe yapmak için değil de hayatta kalmak için evrim geçirdiğini hatırlarsak bir şeye dikkat etmek ve değişen şartlara uyum sağlamak için dikkatini başka bir şeye vermek arasında denge kurmak zorunda kaldığını görüyoruz. Özetle yeni bir şeye konsantre olabilmek için dikkatinizin dağılabilmesi gerekir.

İlgili yazı: Nükleer Füzyon Nedir ve Ne Zaman Gelecek?

Network zekası ve Skynet sendromu.

 

Peki insan bilinci teorisi kanıtlandı mı?

Hayır ama 2001 yılında 15 kişi üzerinde deney yapan araştırmacılar teoriyi destekleyen bazı kanıtlar buldular: Seçtikleri kişilere ekranda artarda kelimeler gösterdiler. Sözcükler yanıp söner gibi hızlı geçiyordu ve iki sözcük arasında sadece 29 milisaniye vardı. Bu süre bir kelimeyi okumaya yeterliydi ama aklınız başka yerdeyken bütün sözcükleri fark etmeniz imkansızdı. Ayrıca bilim insanları bu işi zorlaştırmak için maskeleme tekniğini kullandılar:

Sözcükleri gösterirken alakasız resimler de gösterdiler: At kelimesinin arka planı olarak demir-çelik tesisi fotoğrafı göstermek gibi… Elbette ki insanların gördükleri kelimeleri hemen unutacağını biliyorlardı. Arka arkaya belki yüz sözcük gören bir insanın birinci ve onuncu sözcüğü spesifik olarak anımsaması çok zordu. Ancak, nörologlar kısa süreli belleği değil, bilinçli farkındalığı test ediyordu.

Gördüler ki insanlar bir sözcüğe pek dikkat etmiyorsa beyindeki nöral aktivite sınırlı kalıyor fakat bir sözcüğe dikkat edip farkına vardıklarında bütün beyin Noel ağacı gibi aydınlanıyordu. Beyin kabuğundaki birçok nöron haberleşmeye başlıyor ve beynin elektrokimyasal aktivitesi hızla artıyordu. Bu da farkındalığın beynin tamamında ortaya çıktığını söyleyen global işyeri teorisini destekliyordu. Bilim insanları en azından beynin bir sinyali bilinçli ve bilinçsiz olarak işlerken nasıl çalıştığını gördüler. Böylece bilincin beynin bir bölgesinden çıkıp tamamına nasıl yayıldığını araştırmaya başladılar.

Dolaylı kanıtlar

Sonuçta çiçek kokusunun farkındalığı beynin dokunma duyusunu işleyen bölgesinde ortaya çıkmaz. Koku farkındalığı beynin koku almasını sağlayan bölgeden yayılacaktır. Aslında görme yetisini yitirenlerde dokunma hissinin gözlerin yerini alması da bilincin beynin tamamında oluştuğunu gösteren diğer bir kanıttır.

İlgili yazı: Evrenin En Büyük Yıldızı UY Scuti mi?

Kafka olsa ne derdi acaba?

 

İnsan bilinci kazanımları

Genel işyeri teorisi bize insan bilinci hakkında önemli şeyler gösterdi: 1) Bilinç beyindeki belirli bir nöral ağa özgüdür ve 2) Beynimiz bilinç dışında milyonlarca işlem gerçekleştirse de bilinçli olarak tek bir düşünce akışı izlemektedir. Daha da önemlisi bu teori insan bilincini bilimsel olarak araştırabileceğimizi kanıtlamıştır:

İnsan bilinci ve tekillik

Bilincin nörolojik süreçlerden türeyen bir olgu olduğu görüşü (emergence) Ray Kurzweil’ın 2012 tarihli Bir Zihin Yaratmak kitabına da esin kaynağı oldu. Kurzweil yeteri kadar karmaşık yazılım ve donanımların otomatik olarak insan gibi düşünebileceğini savundu ve teknolojik tekillik argümanı çerçevesinde bu konuyu basitleştirerek anlattı.

Biz de genel işyeri teorisini analiz edersek insan bilincinin beynin yapısından çok nörolojik organizasyon ve konfigürasyonuna bağlı olduğunu görürüz. Bu da yapay zekanın da gelecekte bilinç kazanabileceğini gösteriyor. Kurzweil’a göre önemli olan doğru yapılandırma ve devre şemasını bulmaktır.

Oysa fizikçi Roger Penrose’un (evet, kara deliklerde çıplak tekilliği yasaklayarak Penrose diyagramları ile kozmik sansürü getiren o Penrose’un) haklı olarak belirttiği gibi insan beyni ne analogdur ne de dijital… Buna göre algoritmaların insan beynini basitçe taklit ederek bilinç kazanması imkansızdır. Öyleyse daha doğru bir bilinç teorisi geliştirebilir miyiz? Evet ve hemen aşağıda anlatıyorum:

İlgili yazı:  Corona Virüsü Neden Yarasalar Üzerinden Bulaştı?

 

Entgre Enformasyon Teorisi

2004 yılında nörolog Giulio Tononi insan bilincini açıklamak için entegre enformasyon teorisini geliştirdi. Bu teori bir kişinin kişisel deneyimleri ve öz farkındalığını bilimsel olarak incelemenin imkansız olmasından yola çıkıyor. Öyle ya; kırmızı rengi neden sevdiğimi bilimsel olarak açıklayabilirsiniz ama kırmızıyı sevmenin kendindeliğiyle bende neler hissettirdiğini ben olmadan anlayamazsınız ve kuantum fiziğindeki klonlama yasak teoremi uyarınca ben olmanız imkansızdır.

Tononi genel işyeri teorisinin çıkmaza girdiğini düşündü. Bu teori bize bilinçle ilgili önemli şeyler öğretmişti ama bilinçle ilgili olarak test edilebilen yeni öngörülerde bulunması ve bilimsel araştırmalarla daha fazla geliştirilmesi imkansızdı. Genel işyeri teorisi beyni bilgisayara benzeterek çalışıyordu ama beyin bilgisayar değildir. Tononi bu yüzden yeni teoriyi geliştirdi:

İtalyan nörolog, 1905’te kuantum fiziğini geliştiren Max Planck gibi yaptı. Matematikten yola çıkmak yerine gördüklerinden yola çıkarak ampirik bir teori geliştirmeye çalıştı. Kısacası bilinç hakkında ne biliyoruz? Bunları kısaca sıralayalım: 1) İnsan bilinci kendisinin farkındadır ve bunu ifade edebilir. 2) Herkes kendi zihninde hapistir ve kendi bilincini deneyimleyebilir ama kimse başkası gibi hissedemez. Bilinç mutlak olarak özneldir. 3) İnsan bilinci bölünmez bir bütündür.

İlk ikisini açıkladığımıza göre üçüncüye geçelim: Şimdi diyeceksiniz ki “Hocam benlik ikileşmesi bozukluğu var”. Oysa bu yanlış anlaşılıyor: Bir bireyin beyninde popüler deyişle iki ayrı kişilik olabilir ama insanlar zihnini bilerek ve isteyerek ikiye bölemezler. Canları istediği zaman Doktor Jekyll ve Bay Hide gibi kişilik değiştiremezler. Bugün dünyayı mavi ve yarın kırmızı göreceğim diyemezler. Metrobüste ter kokusu yerine çiçek kokusu koklamayı tercih edemezler. Gerçi bu harika olurdu. 😊

İlgili yazı: Beyin Formülü: İnsan Beynini Çalıştıran Yazılım Bulundu

İnsan-bilinci-nedir-ve-özgür-irade-var-mı

 

İnsan bilinci tekil ve benzersizdir

Tononi bu gerçeklerden yola çıktı ve tıpkı genel işyeri teorisinde olduğu gibi insan bilincinin nöronlar arasındaki sinirsel bağlara bağlı olduğunu düşündü ama insan beyni ne analogdur ne dijital dediğimizi hatırlayın: Entegre enformasyon teorisinde nöral ağların bile önemi yoktur. Asıl bu ağlardan geçen bilgi önemlidir.

Öyleyse entegre enformasyon teorisinin en büyük özelliği insan bilincinin salt nöral ağ altyapısından oluşmadığını gösteriyor olmasıdır. Bunu aklınızda tutun; çünkü özgür irade için buna geri geleceğim. Tononi’ye göre insan bilinci beyindeki nöronların bağlanabilirliğinden gelir; yani entegre olarak paylaştıkları enformasyondan türer. Tononi ve meslektaşları bunu göstermek üzere bir deney yaptılar.

Deneye katılan 11 kişinin beynine mıknatıslar yardımıyla darbeli manyetik alanlar gönderdiler. Böylece nöronları manyetik uyaranlarla uyardılar. Ardından bir elektroansefalogram (EEG) şapkasıyla nöronların bu sinyallere tepki olarak ne tür sinyaller ürettiğine baktılar. Sonra denekleri uyutarak aynı işlemi bilinçlerinin kapalı olduğu zaman tekrarladılar. Bu kez nöronların manyetik darbelere pek tepki göstermediğini gördüler. Peki bu ne anlama geliyor?

İnsan bilinci sadece nöronlar arasındaki sinir ağlarına bağlı olsaydı nöronlar uyurken de bilincimiz açık olurdu. Oysa bilinç nöronların kendi arasında aktif olarak haberleşmesinden türer. Entegre enformasyon teorisinin global işyeri teorisinden en büyük farkı budur. Ayrıca neden birden fazla işe dikkatimizi veremediğimizi de gösterir. Nöronlar aynı anda sadece tek bir iş için veri akışı sağlar.

İlgili yazı: Laboratuarda Mini Neandertal Beyni Üretiyorlar

 

Özgür irade var mı?

Ne kadar hızlı düşünüyoruz ve bilinç bilinçsiz beynin ürünü mü yazılarında özgür iradeyi detaylı olarak işledim. Ancak, entegre enformasyon teorisinin özgür iradeyle ilgili yeni bir şey söylediğini görüyoruz. İnsan bilinci nöronlar arasındaki aktif haberleşmeye bağlıysa özgür irade vardır! Bunu biraz geriden alarak anlatalım:

Özgür irade bir yanılsamadır diyenler bu iddiayı iki gerçeğe dayandırıyorlar: 1) Hayatta yaptığımız her seçim bir sonraki seçimde elimizi bağlar. Örneğin Alman Lisesi’nden mezun olmak askeri liseden mezun olmamak anlamına gelir. Hayatta değiştiremeyeceğimiz seçimler de vardır. Biyolojik anne babanızı ve doğum gününüzü seçemezsiniz vb.

2) İnsan beyni Matrix’teki Neo’nun kırmızı veya mavi hapı seçmesi gibi bir kararı biz bunun farkına varmadan 2 ila 6 saniye önce alır. Biz beynimizin bilinçaltında aldığı kararı sonradan fark ederek buna bir açıklama uydururuz (2006’da fMR cihazıyla beyin taraması yaparak kanıtlanmıştır).

Oysa entegre enformasyon teorisine göre özgür irade vardır! Mademki bilinç nöronlar arası veri akışından türer ve madem ki bizler bazen karar değiştirebiliyoruz, öyleyse karar değiştirmeye yönelik nörolojik süreçler irademizin dışında olsa bile ki öyledir, özgür irademizle yeni bir karar alabiliriz: Sonuçta beynimizi bir konuyu yeniden düşünmeye zorlamak da entegre enformasyon akışı başlatır.

Felsefe kesin yanıt veriyor

Özgür irade bir şeyi yapmaya gücünüzün yetmesi değildir. Bir şeyi yapmak istemektir. İsteklerinizin bilinçaltı nörolojik sebepleri olabilir ama istekler de nörolojik etkinliklerdir ve entegre enformasyon akışına dahildir. Örneğin kötü bir futbol maçında penaltıyı kaçıran bir futbolcu aynısı bugün olsa o golü atardım diyebilir ama aynı şartlarda gol atması imkansızdır. Yine de gol atmayı istemekle özgür iradesini göstermiş olmaktadır. Bilinç nasıl çalışır demeden önce bilinci doğru tanımlamak gerekir.

İlgili yazı: Bilim İnsanları Ölü Domuz Beyni Canlandırdı

İnsan-bilinci-nedir-ve-özgür-irade-var-mı

 

İnsan bilinci ve yapay zeka

Genel işyeri teorisinin “yeterince karmaşık yapay zeka insan gibi düşünebilir” argümanının önündeki en büyük engel insan beyninin yapısı ve işleyişinin bilgisayarlardan farklı olmasıydı. Oysa entegre enformasyon teorisi 1) bilinç bölünmez bir bütündür, 2) bütün parçalar toplamından fazladır ve 3) özgür irade düşüncelerimizi kısmen değiştirmemizi sağlayan bir geribesleme mekanizmasıdır derken yapay zekanın da insan gibi bilinçli olabileceğini gösteriyor:

Önemli olan doğru nöral ağı kurmak VE bunu doğru algoritmayla çalıştırmaktır. Yalnız bunun küçük bir yan etkisi var ve buna Terminator Skynet sendromu diyoruz (aynı zamanda istenmeyen bir etki olup olmadığına siz karar verin). Küresel Ağ Networkunu (World Wide Web, WWW) barındıran internet de kısmen bilinçli olabilir! Hem entegre enformasyon içerdiği hem de insanların düşüncelerini birbirine bağlayan bir tür dijital üst akıl oluşturduğu için…

Bu da aslında Platon’un idealar fikrini andırıyor: İnsan ürünleri insan ideasının yaratıları olduğundan insanidir. Eşyayı putlaştırmamak gerekir ama iyi olanı sevin, iyi olan insandan ötürü… Ancak, entegre enformasyon teorisi doğruysa bize müthiş bir imkan sunuyor: Bilinç bitkilerden köpeklere ve insanlara uzanan bir spektrumdur. Köpeklerin basit bilincinden karmaşık insan bilincine uzanır.

Öyleyse bilinç doğaüstü, aslında doğa dışı bir ruh değildir ve insan türüne özgü de değildir. Felsefi açıdan bu insanları tanrı korkusu yüzünden değil de gerçekten istiyorsa ahlaklı olmaya iter. Böylece bencilce günah işleyen bazıları cihat gibi sözde tanrısal emirleri bahane edemez ve tanrı korkusuna sahte sevap işlemek yerine gerçekten iyilik yapmış olurlar. Dünyevi bilinç insanı özgürleştirir!

İlgili yazı: Çinliler Maymuna İnsan Beyni Geni Yerleştirdi

İnsan-bilinci-nedir-ve-özgür-irade-var-mı

 

İnsan bilinci ölçülebilir mi?

Dahası var: Entegre enformasyon teorisine göre insan bilinci oda sıcaklığı gibi ölçülebilir. Kedi ve köpek bilinci de ölçülebilir. İşte bu nedenle gelecekte komaya girmiş bir hastanın beyin ölümü gerçekleşerek gerçekten bitkisel hayata girip girmediğini de ölçebiliriz. Hastanın yakınları beyin ölümü gerçekleşti diyerek çok daha özgür bir şekilde yaşam destek makinesinin kapatılmasını isteyebilirler.

Bilincin ölçülebilmesi askeri robotların (başta otonom dronların) insan öldürmesi durumunda yapay zekanın da yargılanmasının önünü açabilir. Böylece dronları uzaktan kumanda eden askerlerin adını gizli tutarak onlara Yakındoğu’da dronla suikast düzenleme emri veren yöneticiler bugüne dek işledikleri bütün savaş suçlarının hesabını vermek zorunda kalır. Hem de gerçek zamanlı olarak.

Yapay zekanın hesap verebilmesi otonom araçların, robot doktorların, robot mali müşavirler, avukatlar ve belki de robot cumhurbaşkanlarının önünü açacaktır ama kukla olarak değil, gerçekten özgür yöneticiler olarak… Umarız ki robot yöneticiler insanlardan etik olacaktır. Hatta Elon Musk’ın insan beynini telepatik internetle bilgisayarlara bağlayacak olan yeni şirketi Neuralink ile insan türünü saldırgan süper zekadan koruma planı işe yarayacaktır.

Peki insan bilinci maddenin yeni bir hali mi? Onu da şimdi okuyabilir ve Roger Penrose’un kuantum bilinç teorisine bakabilirsiniz. RNA Yoluyla Genetik Hafıza Transferi projesi ile Arnold’un Gerçeğe Çağrı filmini analiz edebilir ve hem psikiyatrik tedavide hem de dijital faşizmde kullanılabilecek olan holografik beyin programlama aygıtını görebilirsiniz. İnsan bilincinin nöral ağ tabanlı entegre enformasyon olduğu argümanını Network Topolojisi ve Sizi Herkesten Ayıran 6 Kişi ile Amplituhedron: Uzay Küçük Parçalardan mı Oluşuyor yazılarına da bağlayabilirsiniz. Her zaman bilimle kalın. 😊

Tononi bilinç teorisini anlatıyor


1How to Study Consciousness Scientifically
2A little history goes a long way toward understanding why we study consciousness the way we do today
3A default mode of brain function in altered states of consciousness.
4Consciousness
5Consciousness: The last 50 years (and the next)
6Consciousness: here, there and everywhere?
7Integrated information theory: from consciousness to its physical substrate
8Consciousness is computational: The LIDA model of global workspace theory

5 Comments

Add a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir