Evreni Holografik Kuantum Bilinç mi Oluşturdu?

Evreni-holografik-kuantum-bilinç-mi-oluşturduİnsan bilinci kuantum fiziğini etkiliyor mu? İnsan beyninden bağımsız dış dünya var mı, yoksa gerçekliği insan beyni mi yaratıyor? Peki nesnel gerçeklik yoksa her şey algı yönetimi mi ve bu durumda kim kimin hayali? Evren bir simülasyon mu sorusunu kuantum bilgisayarlarla birleştiren holografik kuantum bilinç teorisini gerçek sonrası dönem bağlamında görelim.

Kuantum gerçeklik nedir?

Denizli İhracatçılar Birliği’ne verdiğim transmedya hikaye anlatıcılığı ile marka yönetimi eğitiminden İstanbul’a döndükten sonra, Flipboard uygulaması karşıma yeni bir kuantum bilinç haberi çıkardı. Kuantum fiziği hakkında bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olanların yazdığı bu haberler insanı yanıltabiliyor.

Bu nedenle evreni holografik kuantum bilinç mi oluşturdu başlıklı bir yazı yazarak işin gerçeğini anlatmaya karar verdim. Öncelikle: Aynı anda hem Jedi, hem Gandalf hem de kuantum teorisyeni olmayı başarabilen evrenin ilk saygın fizikçisi Roger Penrose’un iddialarının tersine, insan beyni kuantum bilgisayar değildir.

İkinci olarak koçluk jargonundaki kuantum evren ile kuantum fiziği aynı şey değildir. Deneyimli eğitmenlerimiz hayatta her şeyin birbirine bağlı olduğu, insani iletişim ve insan ilişkileri üzerine kurulduğunu söylemek istiyorlar. Oysa Einstein’ın dediği gibi görelilik teorisinin aşkla hiçbir ilgisi yoktur; yani bilimsel gerçeklerle hayat derslerini birbirinden ayırmamız gerekiyor.

İlgili yazı: Gerçek Adem: ilk insan ne zaman yaşadı?

Evreni-holografik-kuantum-bilinç-mi-oluşturdu

 

Kuantum bilinç ve algı yönetimi

Kanımca kuantum fiziğini ve kuantum gerçekliği bilimsel olarak öğrenirsek çok daha tutarlı dünya görüşleri ve bilgelik yolları geliştirebiliriz. Yine de bu yazıda bilimsel gelişmelerle sınırlı kalacağım. Bilgeliği insanın vicdanına ve hayat tecrübesiyle gelişen bilinçli farkındalığına bırakabiliriz.

Gerçek sonrası dönem

Bir de yanıltıcı propaganda ve yalan haberlerin gerçeklerin önüne geçtiği bir algı yönetimi dünyasında yaşıyoruz. Troller doğruları bastırmak için sosyal ağlarda insanlara hakaret ediyor. Politikacılar gerçekleri görmezden gelerek aynı şeyi 40 kez tekrarlıyor. Bilimsel ve tarihsel gerçekler, kanıtlar göz ardı ediliyor. Benim bilgisizliğim senin bilgine eşittir tarzında bir lümpen proletarya kültürü yaratılıyor.

Kısacası gerçek sonrası dönemde yaşıyoruz. Bu yazının bir amacı da doğruyu yanlıştan ayırabilmek için insan bilinci ile kuantum fiziği arasındaki bilinen bağları göstermek: Evet, beynimiz bir kuantum bilgisayar olmayabilir; ama bu insan beyninin kuantum gerçekliği etkilemediği anlamına gelmez.

Peki etkiliyorsa ne kadar etkiliyor? Bizden bağımsız objektif bir evren var mı? Yoksa varoluş insanın kurduğu karmaşık bir hayal mi? Bilimsel merakımızı gidermek ve algı yönetimine kapılmadan özgür düşünceyi geliştirmek için bu sorunun yanıtını görelim.

İlgili yazı: Kodlama İçin En Gerekli 16 Programlama Dili

Evreni-holografik-kuantum-bilinç-mi-oluşturdu

Büyütmek için tıklayın.

 

Holografik kuantum bilinç var mı?

Derin bir nefes alıp yeterince konsantre olursam düşündüğüm şeyler gerçek olur mu? Örneğin otomobil istiyorsam yoktan BMW yaratabilir miyim? Tabii ki hayır ve 5 yaşındaki bir çocuk bile bunu bilir. Öyleyse neden kuantum fiziğini kuran Heisenberg, Pauli ve Schrödinger gibi en büyük fizikçiler insan bilinci ile kuantum fiziğinin birbiriyle yakından bağı olduğunu düşünüyordu?

Kuantum fiziğinin gariplikleri yüzünden tabii: Parçacıklar aynı anda iki yerde birden olabilirler, ışıktan hızlı etkileşim kurar gibi anında değişebilirler veya aynı anda birden fazla geçmişi yaşayabilirler. Dahası bu alternatif geçmişleri aralarında değiş tokuş edebilirler. Üstelik deneyler de gözlemcilerin baktıkları parçacıkları değiştirebildiğini gösteriyor. Öyleyse gerçekliği insan beyni yaratıyor olabilir.

Bütün bunlar insanın hayal gücünü kışkırtıyor. Dahası matematiği kullanarak evrenin ve gerçekliğin sırlarını aydınlatabildiğimiz için fizikçileri bu tür sorular sormaya teşvik ediyor. Biz de holografik kuantum bilinç olup olmadığını görmek için kuantum fiziğinin başlangıcına gitmek zorundayız.

İlgili yazı: İnternetinizi Uçuracak En İyi 10 Modem

Solda Bohr, sağda Pauli ve ortada Heisenberg.

 

Kopenhag yorumu

Bu yorumu atom teorisinin kurucusu Niels Bohr ve belirsizlik ilkesini ortaya koyan Werner Heisenberg geliştirdi. Öyle ki atomlar üzerinde deney yaparak detektörle onlara bakar, onları ölçer ve bunu bilgisayar kaydederken onların konumuyla hızı gibi fiziksel özelliklerini de değiştirmiş oluruz.

Kopenhag yorumuna göre işte bu yüzden bir şeyi ölçmeden önce insandan bağımız objektif gerçeklik var mıdır sorusunu sormak anlamsızdır. Sonuçta ölçümler gerçekliği değiştiriyor ve bu nedenle gözlemlerin de gerçekliği belirlediğini söyleyebiliriz. Şimdi bu garip fikrin kökeni görelim.

İlgili yazı: 5 Soruda Paralel Evrenler

Parçacık mı, dalga mı?

 

Çift yarık deneyi

Belirsizlik ilkesi yanlış mı yazısında detaylı olarak anlattığım gibi kuantum fiziğinin en ünlü deneyi çift yarık deneyidir. Bir elektron tabancası alırız, önüne iki yarıklı bir engel koyarız ve tabancayla ateşlediğimiz elektronun yarıklardan geçerek arkadaki perdeye nasıl ulaştığına bakarız.

Elektronları ateşlediğimiz zaman, tek bir elektron kullansak bile hepsinin arkadaki perdeye dalgalı bir desen halinde (girişim gölgeleri) yansıdığını görürüz. Sanki elektron bir parçacık değil de yarıklardan geçerken kendi kendisiyle girişim yapan bir dalgadır. Elektrona dalga gözüyle bakarsak onun tıpkı deniz dalgaları gibi iki yarıktan birden geçtiğini görürüz.

Yok elektrona parçacık gözüyle bakarsak (yani tam yarıklardan geçerken ona bakarsak) bu kez de parçacık olarak davrandığını ve sadece tek bir yarıktan geçip arkadaki perdeye mermi gibi çarptığını görürüz. Sanki yarıklara bakmadığımız zaman, yani elektronun hangi yarıktan geçtiğini bilmediğimiz zaman dalga gibi davranıyor ve arkadaki perdeye girişim desenleri oluşturarak yansıyor.

Bu durumda gözlem yapmak elektronun dalga veya parçacık olmasına sebep oluyor. Aynı zamanda hangi yarıktan geçeceğini de etkiliyor. Öyleyse gözlem yapmak gerçekliğin doğasını değiştiriyor. Peki bunu nasıl yorumlarız? Kopenhag yorumuna göre şöyle:

İlgili yazı: Piramitleri Uzaylılar Yaptı Teorisini Çürüten 14 Kanıt

Dev kara delikleri mikroskobik kuantum dünyasına nasıl bağlarız?

 

Holografik kuantum bilinç ve elektron

Elektron bu yarıklardan ne parçacık ne de fiziksel dalga olarak geçer. Elektronu taşıyan bir fiziksel pilot dalga da yoktur. Bunun yerine, elektron yarıklardan olasılık dalgası denilen bir soyut dalga olarak geçer.

Parçacık olarak tek bir yarıktan geçtiğinde yine olasılık dalgasıdır; ama bu kez o yarıktan geçme olasılığı ezici olduğu için detektörlere parçacık olarak gözükür. Ayrıca elektronun detektörlerle etkileşime girmesi, onun olasılık dalga fonksiyonunu çökerterek tek bir olasılığın ezici üstünlük kazanmasını sağlar. Bu da onu bir anlamda parçacığa dönüştürecektir. Kopenhag yorumu budur.

Holografik kuantum bilinç teorisi ise şu sorudan çıktı: Elektron dalga fonksiyonu ne zaman çöküyor?

Mikroskobik kuantum dünyası gözle görülen klasik fizik dünyasına nerede geçiş yapıyor? Yarıktan geçerken mi, perdeye yansıdığı zaman mı, detektör elektronu görünce mi, veriyi bilgisayara aktarınca mı, bir insan ekrana bakınca mı? Kısacası etkileşim anında mı (hangi etkileşim?), yoksa kayıt altına alındığı zaman mı (bilgisayar kaydı mı, bilinçli insan farkındalığı mı)?

Holografik kuantum muamması

Kuantum fizikçilerin bu sorular hakkında bugüne dek anlaşabildiği tek nokta, elektronun ölçülmeden önce dalga fonksiyonu olduğu ve enformasyonun elektron ölçüldükten sonra ortaya çıktığıdır (elektron ölçülünce/gözlemlenince ham veriden enformasyona geçiş yapar).

İlgili yazı: Renk Körlüğünü Düzelten Gözlük EnChroma

 

Holografik kuantum bilinç ve klasik dünya

Bunun için çift yarık deneyine yakından bakalım: Elektronun dalga fonksiyonu iki yarıktan birden geçiyor, elektronik detektöre ulaşıyor, detektördeki elektronlardan birini tahrik ediyor (enerjisini artırıyor).

Tahrik olan bu elektron, elektronik devre üzerindeki diğer elektronları etkiliyor. Böylece detektör içinde yayılan ve kabloyla dışarı iletilen bir elektrik akımına yol açıyor. Elektrik akımı bilgisayar ekranına ulaşınca elektronun detektörde nereye çarptığını gösteren bir nokta (piksel üretiyor). Sonuçta ekran orijinal elektronun enformasyonunu taşıyan elektrik akımına göre aydınlanıyor.

Sonra ekrandaki pikseli oluşturan ışık parçacıkları olan fotonlar odada yol alıyor ve ekrana bakan bilim insanının gözüne giriyor. Gözün içindeki ağ tabakasında yer alan ışığa duyarlı molekülleri tahrik ediyor. Bunlar da optik sinirler ile beyin kabuğundaki görme merkezini uyaran bir elektrik akımı gönderiyor.

Beynin uzayda konumlandırmakla ilgili diğer bölgeleri de uyarılıyor ve böylece çift yarık deneyindeki elektronu gösteren görüntüyü aslına sadık biçimde görmüş oluyoruz; çünkü beynimizdeki elektrik akımı da orijinal elektronun enformasyonunu içeriyor.

İlgili yazı: İnsan DNA’sı Yeniden Yazılıyor

 

Holografik kuantum dalga fonksiyonu

Fizik biliminde detektörle zihin arasında gerçekleşen bu olaylar zincirine von Neumann silsilesi deriz. Adı da ünlü Macar asıllı Amerikalı fizikçi John von Neumann’dan gelir. Ona göre dalga fonksiyonu detektör aparatı ile insan beyni arasında bir yerde çökmelidir; ama tam olarak nerede? Kuantum fiziğinde buna ölçüm problemi diyoruz:

Bunun yanıtı detektör olamaz; çünkü ilk elektronun onun içinde uyardığı elektron da bir kuantum nesnesidir. Onun da ilk dalga fonksiyonuna oldukça iyi karşılık gelen bir dalga fonksiyonu var. Dalga fonksiyonu da bir elektronun sahip olabileceği bütün enerji düzeylerini gösterir.

Kuantum fiziğine göre siz bunu ölçmediğiniz zaman bütün olasılıklar aynı anda gerçektir. Öyle ki elektron süperpozisyon halindedir (elektronun bütün olasılıklarının iç içe geçmiş bulanık resimler gibi üst üste binmesi).

Bütün elektronlar kuantum fiziğine tabi olduğuna göre, dalga fonksiyonu detektörün içinde çökmeyecektir. Hatta elektrik akımı detektörden bilgisayara geçerken, bütün elektronları orijinal elektronun süperpozisyonuna karşılık gelen süperpozisyon halinde tutacaktır!

İlgili yazı: 14 Yaşında Kendini Donduran Kız

 

von Neumann ve holografik kuantum bilinç

John von Neumann dalga fonksiyonunun bilinçli bir gözlemci deney sonucunun farkına vardığı anda çökeceğine inanıyordu. Kuantum fiziğinin kurucu babalarından olan Macar asıllı Amerikalı fizikçi Eugene Wigner da böyle düşünüyordu. Zaten ikisi Princeton’da birlikte okudukları için arkadaştılar ve birbirlerinin geliştirdiği teorileri biliyorlardı.

Dalga fonksiyonunun bilinçte çöktüğü teorisine Neumann-Wigner yorumu diyoruz. Bu da aslında Kopenhag yorumu kapsamına giriyor. Tamam bu kadar fikir yeter. Nasıl test ederiz? 1961 yılında Wigner bununla ilgili bir test yaptı. Arkadaş deneyi:

Diyelim ki çift yarık deneyini siz yapmıyorsunuz, arkadaşınız yapıyor. Siz de elektron gözlem sonucunu ona sorarak öğreniyorsanız. Sanki elektrona bakmak yerine elektronun aynadan yansıyan görüntüsüne bakar gibi yapıyorsunuz. Yine diyelim ki deney PC ekranında tek bir foton üreterek bitti; ama bunu sadece arkadaşınız biliyor.

Öyleyse von Neumann silsilesine yeni bir halka ekledik: Artık gözlemlenen elektronun enformasyonu sizin beyninize ulaşmadan önce arkadaşınızın beyninden geçecek (Kuantum ışınlamadaki dolanıklık yoluyla anında etkinin bilim insanlarını neden zorladığını şimdi görebiliyor musunuz? Neyse ki evrende anında etkileşim var ama ışıktan hızlı iletişim yok). Deneye geri dönecek olursak:

İlgili yazı: Düz Dünya Teorisini Çürüten 12 Kanıt

Evreni-holografik-kuantum-bilinç-mi-oluşturdu

 

Holografik kuantum deneyi

Şimdi çok garip bir durum var: Arkadaşınızın beyni deney sonucunu sizden önce bildiği için, detektör onun açısından süperpozisyon halinde olsa bile enformasyona sahiptir. Oysa siz bunu bilmediğiniz için sizin açınızdan hem detektör hem de arkadaşınızın beyni süperpozisyon halindedir! Arkadaşınızın beyninin dalga fonksiyonu deney sonucunu size bildirdiği zaman çöker.

Tabii arkadaşınıza “Hey dostum, senin beynin bana göre bulanık süperpozisyon halinde” derseniz “Yok canım, ben enformasyona sahibim” yanıtını verecektir. Elbette bu sırada çıldırdığınıza hükmetmediyse… 😉 Böylece kuantum ölçüm probleminin özünü de görmüş olduk: Sorun dalga fonksiyonun çöküyor olması değil. Bunu herkes kabul ediyor.

Hatta “Aman canım, bana ne? Nerede çöküyorsa çöküyor” diyebilirsiniz. Asıl sorun, iki ayrı gözlemcinin dalga fonksiyonunun çöküşünü farklı zamanlarda görmesidir. Daha vahim bir ifade ile iki ayrı gözlemcinin birbiriyle çelişkili olan iki kuantum durumunu aynı anda görmesidir (çözümü için kuantum fiziğinde nesnel gerçeklik var mı yazısına bakabilirsiniz).

Wigner bu noktada bilimsel soruları olabildiğince basit yanıtlama ilkesi de diyebileceğimiz Occam’ın usturasından yararlanarak dedi ki: İki insan beyni birbiriyle süperpozisyon halinde olamaz. Aslında kuantum fiziğine göre olabilir; ama dalga fonksiyonu bir deneyle ilgili iki ayrı sonuç verecek şekilde çökmüş olan iki ayrı insan beyni süperpozisyon halinde olamaz. Dalga fonksiyonu zaten çökmüştür!

İlgili yazı: Beyin Simülasyonu ve Elektrikle Beyin Kontrolü

 

Holografik kuantum çelişkisi

von Neumann bu çelişkiyi gidermek için dalga fonksiyonu insan beyninde çöker dedi. Düz mantık yürütmüştü. Gözlemlenen elektronun dalga fonksiyonu deney sonuçlarına bakan ilk kişinin beyninde çöküyordu; yani siz deney sonucunu sonradan öğrenirken dalga fonksiyonuna değil, çökerek gösterdiği enformasyona ulaşıyordunuz.

Ancak, bu düşünce deneyi bilimsel olsa da ölçüm problemini çözen bilimsel bir sonuç üretemedi; çünkü bu anlattıklarım Neumann’ın sadece akıl yürütmeyle vardığı sonuçlardır. Deneysel gözlemlere dayanan sonuçlar değildir. Sonuçta bir şeyin aksinin saçma olduğunu göstermek (reductio ad absurdum) o şeyin varlığını kanıtlamaz. Aksi saçma olabilir ama o şeye neden olan asıl şeyi bilmiyor olabiliriz. 😊

Nitekim felsefede tanrının varlığını kanıtlamak isteyen teologların savunduğu son nokta bu olmuştur; ama bunun hiçbir şeye kanıt olamayacağı gösterilmiştir. Peki biz holografik kuantum bilinç çelişkisini çözemeyecek miyiz? Dalga fonksiyonu nerede çöküyor? Bunun için diğer fizikçilere bakalım.

Örneğin yine kuantum fiziği kurucularından Wolfgang Pauli aynı zamanda ölçüm problemini ilk ortaya atan kişiydi. Hatta Kopenhag yorumunun bu çelişkiyi gidermek için geliştirildiğini söyleyebiliriz. Gerçi sonuna dek pozitivist olan Niels Bohr dalga fonksiyonu nerede çöker sorusuyla hiç ilgilenmedi. Hatta Einstein onu mistisizmle suçlayınca ben asla öyle bir şey demedim yanıtını verdi.

Sus ve hesapla

Bohr özetle “Nerede çöker bilmiyorum, merak da etmiyorum. Bilmediğimiz konularda susup ve hesaplayım” derken, Kopenhang yorumuna ortak isim babalığı yapan Heisenberg ilk zamanlarda mistik yorumlara oldukça açıktı. Hatta olasılık dalga fonksiyonunu başımıza bela eden Erwin Schrödinger bile, 1958 yılında bu konuya yönelik olarak Zihin ve Madde dersini vermişti. Ona göre ancak insan zihni, yani bilinçli gözlemci fiziğe anlam verebilirdi. Gerisi çorap söküğü gibi geldi:

İlgili yazı: Dünyanın Manyetik Alanı Tersine Dönecek mi?

 

Holografik kuantum bilinç kitapları

İşte böylece yazımızın başına geri dönmüş olduk. İnsan hayatıyla ilgili bazı gerçekleri işaret ediyor olsa da kuantum fiğiyle kuantum sözcüğünü kullanmak dışında hiçbir ilgisi olmayan bütün o kuantum bilinç ve kuantum evren kitapları Schrödinger’in seminerinden sonra basıldı. Aslında onun da mistisizm başlatmaya niyeti yoktu. Sadece kuantum ölçüm problemini çözmeye çalışıyordu.

Ancak istemeden de olsa insanları yanlış yönlendirmiş oldu. Böylece yine iyi niyetle yazılan ilk iki kitabı saymazsak insanları masallarla uyutarak yolmayı planlayan fırsatçılara gün doğmuş oldu. En iyi bilimkurgu bilimle yapılır misali, Schrödinger’in New Age akımına esin kaynağı olduğunu söyleyebiliriz. Bu işi 1970’lerde yayınlanan iki kitap başlattı: The Tao of Physics ve The Dancing Wu Li Masters…

Sonra da işler çığırından çıktı: Kuantum fiziği hakkında bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olan kişisel gelişim kitapları ile sözde belgeseller piyasayı süsledi. Yok demir iradenizle gerçekliği etkileyebilirsiniz, yok TV’ye çok dikkatli bakarsanız dalga fonksiyonunu çökertip ekranda istediğiniz yerde piksel oluşturabilirsiniz (Bir saatten sonra kendinizi istediğiniz noktayı görmeye şartlayacağınız kesindir)…

Hatta holografik kuantum bilinç sayesinde hızınızı alamayarak kar tanelerinin yağışını etkileyebilir ve işyerinde terfi alabilirsiniz! Oysa Carl Sagan’ın dediği gibi sıra dışı iddialar sıra dışı kanıtlar gerektirir ve kuantum elektrodinamiğini geliştiren Feynman’ın söylediği gibi: “Kuantum mekaniğini anladığınızı sanıyorsanız kuantum mekaniğini anlamıyorsunuz demektir.” Öyleyse ölçüm problemini kuantum fiziğiyle çözelim:

İlgili yazı: Yapay Zeka ile İnsan Zekası Arasındaki 10 Fark Nedir?

 

Heisenberg fikir değiştirdi

Bu dünyada insanlar sadece bilimsel ve felsefi düşünce yöntemlerini uygulayarak fikir değiştirebilirler. İlk fizikçiler de sadece bilimsel bir soruyu yanıtlamaya çalışıyorlardı. Dahası nesnel gerçekliğin fiziksel gerçeklikten nasıl ortaya çıktığı, dalga fonksiyonunun nasıl ve nerede çöktüğü gibi sorular çoktan yanıtlandı. Bu yanıtları fizikçiler buldular ve siz de detaylarını Kuantum Darwinizm’de okuyabilirsiniz.

Dolayısıyla Heisenberg gibi bazı fizikçiler yeni bulgular ışığında fikir değiştirdiler. Örneğin Heisenberg sonraki yazılarında, gözlemlenen elektronunun dalga fonksiyonunun deneyden detektöre ve oradan bilgisayar ile nihayet insan beynine geçmesi sırasında peyderpey çöktüğünü söyledi. Anlık olmayan bu süreç çöküşünü Kuantum Darwinizm konjonktüründe formüle ettik.

Wigner da fikir değiştirdi ve nesnel gerçekliğin ortaya çıkmasında bilince bir rol vermekle birlikte, zihne başrol vermeyi reddetti (maddeyle etkileşime giren fiziksel sistemlerden biri de zihindir ama zihnimiz özel sihirli güçlere sahip değildir). Özellikle de evreni bilinç oluşturur diye özetlenebilecek olan solipsistik (tekbenci) dünya görüşü safsatasını reddetti.

İlgili yazı: Uzay Boşluğunda Boltzmann Beyinleri Var mı?

Evreni-holografik-kuantum-bilinç-mi-oluşturdu

Kim kimin hayali?

 

Tekbencilik ve holografik kuantum bilinç

Tekbenci görüşü ben de holografik ilke ve Evren İçi Boş Bir Hologram mı? yazılarında eleştirmiştim. Sonuçta tekbencilik çelişkilidir. Ben mi sizin hayalinizim, yoksa siz mi benim hayalimsiniz? Evren rüyasını kim görüyor?.. Neyse, biz holografik terimine geri dönelim; çünkü kuantum başlığını kullanan bazı kitaplar şimdi de holografik beyin teorisini çarpıtmaya başladılar.

Süpersicim teorilerini birleştiren M teorisinin Bekenstein bağı konjonktüründe üç boyutlu evreni iki boyutlu bir hologram olarak yansıtarak 2B olarak ifade edebileceğimiz gerçeğinden yola çıkan holografik beyin taraftarları, evrenin de üstün bir varlık tarafından insan beynine uydu yayınıyla yansıtılan bir hologram olduğunu söylediler.

Öyle ki özgür iradeniz yok. Siz üstün bir varlığın size dikte ettiği komutları duyularınız denilen antenle alıp beyniyle uygulayan otomatik bir robotsunuz… Bu fizik bilimiyle alakası olmayan bir safsatadır. Ancak, biz bilimin sınırları içinde kalarak devam edeceğiz:

İlgili yazı: Maxwell Şeytanı ile Entropiyi Azaltmak Mümkün mü?

Evreni-holografik-kuantum-bilinç-mi-oluşturdu

 

Nasıl kanıtlarız?

Wigner deneyinin özel bir türüyle: Yine elektronu gözlemleyecek olan iki bilim insanı olsun. Ancak, bu kez detektördeki enformasyona ikisi de aynı anda baksınlar. O zaman aynı sonuca ulaşarak bu sonuç üzerinde uzlaşırlar. Böylece elektronun dalga fonksiyonu nerede çöktü sorunu kalmaz. İnsanların deney sonuçları üzerinde uzlaşabilmesi nesnel gerçekliğin en basit ve bariz kanıtıdır.

Nitekim nesnel olmayan hiçbir konuda da uzlaşıya varamayız: Zevkler ve renkler tartışılmaz. Din de bir inanç meselesidir. İnsanlar sadece bilimsel düşünce ve vicdanla (ahlak) anlaşabilirler. Yine de yazıyı bitirirken o kadar hızlı gitmeyelim:

Kuantum Darwinizm konjonktürüne göre ve belirsizlik ilkesi nedeniyle zamanı kesin olarak ölçemezsiniz. Bu nedenle aynı ekranın başında olsanız bile, deney sonucunu önce kimin gördüğünü bilemezsiniz. Ancak bunu kimse bilemez. Dolayısıyla kim önce gördü sorusu anlamsızdır. Ham veri olarak dalga fonksiyonu elektrondan size gelene kadar aşama aşama çöker.

Çökünce de enformasyona dönüşür; ama çökme tamamlandığında yüzde 100 kesin olmasa da neredeyse kesin bir sonuç oluşur. Bu sebeple ölçebileceğiniz kadar kesin bir zamanda ekrana bakan herkes sonucu aynı anda görmüş gibi olur. Dolayısıyla deney sonuçları üzerinde evrendeki herkes anlaşabilir. Sadece evrenin tamamını gösteren en genel dalga fonksiyonu çökmemiş ve bulanık olabilir.

İlgili yazı: Maddenin Kökeni Parçacık mı, Yoksa Enerji mi?

Evreni-holografik-kuantum-bilinç-mi-oluşturdu

 

Sonsöz

Böylece evrende nesnel gerçeklik olduğunu ve nasıl ortaya çıktığını gösterdik. Nesnel gerçeklik dış dünyadaki olayları algılamak ve öğrenmek için kullandığımız bir kurgu değildir. Nesnel gerçeklik fiziksel gerçekliğin bir alt dalıdır. Nesnel gerçeklik olduğu için algı yönetimine kapılmadan ulaşabileceğimiz bir hakikat de bulunmaktadır.

Peki insan beyni kuantum bilgisayar olmasa bile tekbenci olmayan ve bilimsel sınırların dışına çıkmayan holografik kuantum bilinç var olabilir mi? Bunu eşevresizlik bağlamında ayrıca yazacağım ama hazırlık için beyin Programlayan Holografik Aygıt, bilinç maddenin yeni hali mi ve bilinç bilinçsiz beyinden nasıl çıkar yazılarını okuyabilirsiniz. Bu hafta düşen ilk cemreden sonra havaların ısınana kadar kışın tadını çıkarın.

Kuantum fiziği açısından bilinç nedir?


1Modelling of consciousness and interpretation of quantum mechanics
2Can quantum physics help solve the hard problem of consciousness? A hypothesis based on entangled spins and photons
3Time and Consciousness in a Quantum World

Add a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir