Bilinç Bilinçsiz Beynin Ürünü mü?

Bilinç-bilinçsiz-beynin-ürünü-müİnsan zihni bir simülasyon mu ve bilinç dediğimiz şey bilinçsiz beynin bir ürünü mü? Beyin kabuğunda yer alan ve zihnimizi oluşturan nöronların bilinci yok. Bunlar bilgisayar çipi gibi bilinçsiz otomatlar. Peki biz insanlar neden aptal robotlar değil de kendi varlığının farkında olan bilinçli varlıklarız?

Bilinçsiz bilincin kökeni

Önceki iki yazımızda şu soruları sorduk: İnsan bilinci maddenin katı, gaz, sıvı gibi fiziksel bir hali olabilir mi ve yapay zeka nedir, nasıl çalışır? Şimdi insan bilinci üzerine hazırladığım bu yazı dizisini okuduğunuz son bölümle bitiriyoruz: Bilinç, bilinçsiz beynin bir ürünü müdür?

Aslında üçlememizin önceki yazılarında bilincin bilinçsiz bir beyinden, insan beynindeki bilinçsiz sinir hücrelerinden nasıl türeyebileceğini tartıştık.

Nörolojideki son gelişmeleri ele aldık, bilinç felsefesi yaptık ve en sonunda da yapay zekayı inceledik; çünkü yapay zeka insan beynini taklit eden yazılımlara denir ve insan beyninin en büyük özelliği de bilinçli, yani kendi varlığının farkında olmasıdır. Öyleyse ister nörolojiye meraklı olun, ister felsefeye insan bilincinin nasıl oluştuğunu çözmemiz gerekiyor.

Bu konu dijital dönüşüm gerçekleştirmek için endüstri 4.0 sistemleri kurmak açısından da önemli. Sonuçta endüstri 4.0 makinelerle konuşan makineler demek. Bunlar birbiriyle sensörlerle konuşuyor (nesnelerin interneti) ve sensörleri de insan beynini taklit eden yapay zeka yönetiyor.  

İlgili yazı: Gerçek Adem: ilk insan ne zaman yaşadı?

Bilinç-bilinçsiz-beynin-ürünü-mü

 

Öyleyse Matrix gerçek mi?

Hayır, burada evren bir simülasyon mu yazısından farklı bir şey soruyorum. Gerçi elinizdeki yazıyı da Bilgi Üniversitesi SCI 119 From Invention to Innovation dersimin final sınavını yaparken yazıyorum ve öğrencilerime de evren bir simülasyon mu diye sordum.

Ancak, bu yazıda kast ettiğim başka bir şey: İnsanın kendi zihninde tutsak olması bağlamında, insan zihni içinden çıkılmaz bir simülasyon olabilir mi?

Bilinç, bilinçsiz beyinden nasıl çıkar sorusunu yanıtlamak için zihnimizin holografik (3B) bir Matrix simülasyonu olduğunu kabul etmek zorunda mıyız? Kendi beynimizin ürettiği ve içinden çıkamadığımız bir öz-Matrix simülasyonunda yaşıyor olabilir miyiz?

Cardiff Üniversitesi’nden Profesör Peter W. Halligan (psikolog ve zihin felsefecisi) ve Londra Üniversitesi Akademisi’nden Profesör David a. Oakley (Psikoloji ve Dil Bilimleri Bölümü) bu soruları yanıtlamak için nörolojiye dayanan yeni bir bilinç teorisi geliştirdiler. Hemen görelim.

İlgili yazı: Kodlama İçin En Gerekli 16 Programlama Dili

Bilinç-bilinçsiz-beynin-ürünü-mü

 

Kişisel sinema salonu

Derler ki insanlar ölmeden önce hayatları gözlerinin önünden film şeridi gibi geçermiş. Peki ya hayat dediğimiz şey sırf ölürken değil de sürekli gözlerimizin önünden geçen bir film şeridi ise? Bu sinemada her şey gerçektir, yani bize gerçek gelir.

Gördüğümüz sahnelerden, işittiğimiz seslere ve özel efektlere, kokladığımız çiçekten dokunduğumuz sıcak ten ile aldığımız özel tatlara kadar beş duyumuzdaki her şey olabildiği kadar gerçektir.

Nitekim bilinç, bilinçsiz bir beynin simülasyonu ise tek korkumuz, beynimizin tavuk eti tadını doğru üretip üretmediği olabilir; yani yanlışlıkla tavuk eti tadı yerine bize enginar tadı simülasyonu yapmadığını umarız (tıpkı ilk Matrix filmindeki espri gibi).

Bu durumda ilk yazıda yapmaya çalıştığımız gibi insan bilincini bilimsel olarak açıklamak için radikal bir fikre, yeni bir bilinç felsefesine ihtiyacımız olduğunu söyleyebiliriz. Bilinç bir simülasyon mu sorusunun kaynağı budur; ama cevap o kadar basit değil.

İlgili yazı: Düz Dünya Teorisini Çürüten 12 Kanıt

Bilinç-bilinçsiz-beynin-ürünü-mü

 

Holografik zihin

Ne yazık ki kuantum fiziği, kozmoloji ve nöroloji alanında ne zaman önemli bir gelişme olsa ya da radikal bir teori ortaya atılsa sözde bilimciler ile spritüelistler internet haberlerini işgal ediyor. Kozmolojide evren içi boş bir hologram mı diye sorup holografik ilkeyi incelediğimiz zaman da böyle oldu.

Bilimsel gelişmeleri çarpıtan bu kişiler, hemen Youtube videoları çekerek gördüğümüz ve deneyimlediğimiz dünyanın doğaüstü varlıkların bizim için yarattığı bir simülasyon olduğunu söylediler.

Buna göre beş duyumuz doğaüstü simülasyon sinyallerini alan bir antendi. Beynimiz de bu simülasyonu algılıyordu. Şimdi, bu tasarıma inanır ya da inanmazsınız; ama bu bir inanç meselesidir. Ancak, holografik evren kozmolojisinde bunu destekleyen hiçbir bilimsel kanıt yok.

İlgili yazı: İnternetinizi Uçuracak En İyi 10 Modem

 

Safsatalardan uzak duralım

Dahası bu tasarım bilinç, varlık ve bilgi felsefesi açısından da hatalı, bir safsata. Bariz bir gerçeği yanlış gerekçelerle açıklamakla ilgili bir safsata: Örneğin beynimiz beş duyumuzdan gelen uyaranları (büyük veri) CPU gibi işliyor ve algılarımızı oluşturuyor.

Bu açıdan algılarımızın simülasyon olduğunu söyleyebiliriz ki modern nöroloji de böyle düşünüyor. Ancak, bu durum algılarımızın süper gelişmiş uygarlıklardan veya her şeye gücü yeten doğaüstü varlıklardan gelen sihirli simülasyon sinyalleri olduğunu göstermiyor.

Üstelik çelişkili bir durum daha var: Ben gerçeksem ve bütün gördüklerim bir yabancının yüklediği bir rüya ise siz nesiniz? Sonuçta siz benim rüyam olmalısınız; ama ben de sizin rüyanız olmalıyım. Öyleyse kim kimin rüyası, kim gerçek? Peki herkes rüyaysa fikirlerimiz de uydurma olmayacak mı?

Felsefede bu tür bilinç tasarımlarına uçlarda öznel idealizm veya solipsizm (kuramsal bencilik) diyoruz. Solipsizm içinde yukarıdaki gibi çelişkiler barındırmaktadır.

İlgili yazı: Tutkuların Peşinden Koşarak Mutlu Olun

 

Yeni nörolojik bilinç teorisi

Bilinci açıklamak için günlük hayattan pratik örneklerle başlamak en iyisi: Hepimiz bilincin ne olduğunu biliyoruz. Bilinç dünyanın farkında olmak ve buna göre bilinçli tepkiler verebilmektir. Ayrıca hepimiz bilincin nasıl çalıştığını sezgisel olarak biliyoruz. Bunu sağduyumuz gösteriyor.

Oysa sağduyu yanılabilir. Örneğin şu soruları düşünün: Bacağınızı kesseler ağrıyı nerede hissedersiniz? Başınızda hissediyorsanız bacağınızı kesmemişler miydi? Elbette nörolojide diyoruz ki bacak kesilince sinirler acı sinyalini beyne iletiyor, insan da canının acıdığını o zaman fark ediyor.

Buna nörolojik ikilik diyebiliriz. Demek ki bir acıyı hissetmek var, bir de acıyı algılamak var (bilinçli bir iştir). Elbette bir de acının kaynağı, sebebi gibi sorular üzerine düşünmek var ki bu da akıldır. Öyleyse biz insanlar göz kırpma refleksi gibi bilinçsiz ve istemsiz hareketlerle bu yazıyı okumak gibi bilinçli hareketler arasında ayrım yapabiliyoruz.

İlgili yazı: AIDS’e Kesin Çare var mı?

 

İşler giderek zorlaşıyor

Peki nefes almaya ne dersiniz? Nefes almak bilinçsiz beynin sınırlarında olan bir eylemdir. Nefes aldığımız ve göz kırptığımızın farkında olabiliriz; ama bu farkındalık hem insanı yorar, hem de rahat rahat göz kırparak nefes almamızı engeller.

Ancak, bu en azından bize bilincimizin devre dışı kalabildiği bir durumu gösteriyor. Mesela sabah yeni yıkanmış kot pantolon giyersek beli sıkabilir; ama gün içinde hem beli gevşeyecek hem de beynimiz sürekli mevcut olan darlık uyaranının farkında olmamayı seçecektir.

İşin ilginci; bilinçli nefes almayı isteyerek hatırlayabilir ama genellikle istemeden unutursunuz. Demek ki bilincinizi bilinçli olarak iptal edebildiğiniz durumlar olduğu gibi, bilinçsiz durumlar da kendiliğinden ortaya çıkabiliyor.

Havasız kalınca bayılmak veya uykuya dalmak da bunlardan biridir. Ancak, siz uyurken farkında olmasınız da vücudunuz çalışmaya devam edecektir. Öte yandan, bir kalemi masadan alıp yazı yazarken beynimiz saniyede 10 ile 40 kas hareketi yapar ve biz bunların hiç farkında olmayız.

Kalem kılıçtan keskindir

Hakikaten de öyledir; çünkü kalemi almayı istemeniz genellikle bilinçli bir hareket olsa da kalem almaya yönelik motor hareketler (elinizi uzatmanız, kalemi kavramanız ve yukarıya kaldırmanız gibi) bilinçsiz hareketlerdir.

İlgili yazı: 18 Ayda Nasıl 24 Kilo Verdim?

Bilinç-bilinçsiz-beynin-ürünü-mü

Esin perileri.

 

İnancın nörolojisi

İster günlük inanç olsun, ister bilimsel inanç (hipotez ve önermeler) isterse dinsel inanç; inancın psikolojisi ile nörolojisi budur: Bizler sezgisel olarak bilinçli ve bilinçsiz hareketlerimiz arasında ayrım yapabiliyoruz. Bunu yapabilmemiz bile bilincin, bilinçsiz beyinden türediğini gösteriyor olabilir.

Öyle ki hepimiz öz farkındalığımız ile günlük deneyimlerimiz ve yaşantılarımız arasında nedensel bir bağ olduğunu seziyoruz. Sezgisel olarak bu bağın farkındayız. Düşüncelerimizle kararlarımızı, dış dünyayı ve kalemi masadan almak gibi eylemlerimizi en azından kısmen etkilediğimizi düşünüyoruz.

İlgili yazı: Dünya Gezegeni Çakıl Taşından Nasıl Oluştu?

Bilinç-bilinçsiz-beynin-ürünü-mü

 

Nörolojik devrim

Oysa önceki yazılarda belirttiğim gibi MR cihazıyla yapılan beyin taramaları, beynimizin, kırmızı veya mavi hapı seçmek gibi kararları biz farkına varmadan 2 ila 6 saniye önce aldığını gösteriyor. Biz bu kararların sonradan farkına varıyoruz. Bu yüzden de özgür irade var mı, yoksa yanılsama veya simülasyon mu diye sormak zorunda kalıyoruz.

Ya bütün düşüncelerimiz, inançlarımız, hislerimiz, algılar, duygular, niyetler, eylemler ve hatta anılarımız bilinçsiz beynin birer ürünü ise? Doğrusu bu fikri din ve ahlakta hazmetmek çok zor: Bir yandan filozof Albert Camus, “Tanrı’yı bile sırtında taşıyacak kadar bilinçli insan olma idealinden” söz eder ki kamil insan konusunda bu tasarım Sufizmden daha iddialı bir ülküdür.

Öte yandan MR taramaları bilinçsiz beynin, bizzat insan ahlakı ve karar verme yetisini sırtında taşıdığını gösteriyor. Hem de bütün bunların farkına bile varmadan! Öyle ki MR taramalarında bilincin, bilinçsiz nörobiyolojik süreçlerden türeyen bir olgu olduğu görülüyor.

Peki bu çelişkileri, bilinç ve bilinçsizlik ikililiğini nasıl açıklayabiliriz? Aslında bilinci ve bilinçsiz bilişsel süreçleri tutarlı bir bilimsel teoriyle açıklamak için basit, ama radikal bir değişiklik yapmamız gerekiyor Bunun cevabı hemen aşağıda yatıyor:

İlgili yazı: Renk Körlüğünü Düzelten Gözlük EnChroma

Bilinç-bilinçsiz-beynin-ürünü-mü

 

Öz farkındalık nedir?

Bilinçli olmanın deneyimlenmesine öznel farkındalık, yani öz farkındalık diyoruz; ama bu da adı üstünde, sadece farkındalıktır: Kısacası beynimizin bize sormadan aldığı kararların farkında olmamız ile bu kararları bilinçli olarak alıyor olmamız aynı şey değildir.

Öyle ki bilinçsiz beyin süreçlerimiz üzerinde bilinçli kontrolümüz olmayabilir. Kararlarımız ile bilincimiz arasında nedensel bağ olmayabilir. Biz beynimizin otomatik bilişsel süreçlerle aldığı kararların farkına vardıktan sonra bunları açıklamak, sindirmek ve anlamlandırabilmek için bahaneler uyduruyor olabiliriz.

Mesela deriz ki “Kıza niye kaba davrandım şimdi? Çünkü sinirliydim; ama şu, şu, şu nedenlerden dolayı.” Belki de yoktu! Belki de çocuklukta sizi korkutan bir şey yaşadınız ve bunun hatırası ileriki yaşlarda kendini, bazı şeylere görünüşte nedensiz öfkelenmek olarak gösteriyor (psikanalizin temel varsayımıdır).

Beyniniz bu korkuyu nöronlar arasındaki ek sinir bağlantılarıyla pekiştirmiş olabilir. Bu da savaş ya da kaç dürtünüzü tetikliyor olabilir. O kıza kızmanızın hiçbir vicdani nedeni olmayabilir. Yoksa beyninizin kuklası (kurbanı?) olan otomatik bir robot musunuz?

İlgili yazı: Elon Musk Neuralink ile İnsan Beyni ve Bilgisayarları Birleştirecek

Bilinç-bilinçsiz-beynin-ürünü-mü

 

Freud’un kahkahaları

Son 40 yılda nörologlar psikanalistlerin duygusal durum teorilerini büyük ölçüde çürüttü. En azından beyinde bu tür bilinçaltı süreçlere karşılık gelen fizyolojik mekanizmalar olmadığını gösterdiler.

Öte yandan beyin bütün insanların ortak organıdır ve kapıdan kovulan Freud bacadan girebilir. Psikanaliz bu bağlamda bilincin bilinçsiz kararlara bahane bulma nedenlerini ortaya koyuyor olabilir. Psikoterapi sırf bu yüzden işe yarıyor olabilir. Bunun sağlamasını yapmak için bize yeni araştırma verileri lazım.

İlgili yazı: Laboratuarda İnsan Beyni Büyüttüler

Bilinç-bilinçsiz-beynin-ürünü-mü

Kabuktaki hayalet, namı diğer makinedeki hortlak.

 

Yapay zekanın bilinçsiz kökeni

Önceki yapay zeka yazısında, bilinç ile bilinçsiz alınan kararlar arasındaki kopukluğun kaçınılmaz olduğunu öne sürdüm ve yukarıdaki nedenlere benzer gerekçeler gösterdim. Paradoksal olarak bu kopukluğun hem özgür iradenin varlığına imkan tanıdığını, hem de bilinçsiz robot beyninde insan gibi düşünebilen yapay zeka türetmeye izin verdiğini belirttim.

Hatta kuantum bilinç teorisine katılmıyor olsam da kuantum fiziğindeki Heisenberg’in belirsizlik ilkesinin özgür iradeye imkan verdiğini ekledim. Belirsizlik ilkesi uyarınca beynimizi, bize sormadan aldığı bilinçsiz kararları yeniden düşünmeye zorlayabiliriz. Bu süreç de bilinçsiz olsa bile, kararlarımızı en azından bunların farkına vardıktan sonra kısmen değiştirebiliriz.

Hatta insan beyni böyle çalışıyorsa bilinçsiz CPU’lar içeren robot beyinlerinde zamanla öz farkındalık oluşmasını sağlayabiliriz. İnsan gibi düşünen yapay zekayı bu şekilde geliştirebiliriz; çünkü bilinçsiz insan beyni bu şekilde düşünüyor olabilir. Belki de bilinçli yapay zeka geliştirmenin tek yolu budur.

Öz farkındalık işte bu şekilde kişisel yaşantılarımızı anlamlandırma, yani kendi hikaye anlatımımızı kurgulamamızı sağlıyor olabilir. Bu tür bir bilinç felsefesinin Sartre gibi varoluşçuların kurgusuna çok yakın olduğunu kabul etmeliyiz: Hayatın anlamı yoktur, ama insanlar bu saçmalığa bir anlam verebilirler.

İlgili yazı: Laboratuarda Mini Neandertal Beyni Üretiyorlar

Bilinç-bilinçsiz-beynin-ürünü-mü

Psikanalizin babası Freud.

 

Frued haklıysa Miller yanlış mı?

Psikanalizin karşısındaki en büyük psikoloji akımlarından biri de bilişsel psikolojidir. Psikanalizin kurucusu Freud ile bilişsel psikolojisinin kurularından olan George Miller tam burada karşı karşıya geliyor.

Ben de felsefede eklektik bakışı savunanlardan biri olarak ikisi de kendi açısından haklı diyebilirim. Normalde pozitif bilimlerden yana biri olarak en sevmediğim önermelerden biri, gerçek iki fikrin ortasındadır sözüdür; çünkü fizikte sadece bir doğru vardır veya en azından bir doğruyu ararız.

Oysa Freud’un psikanalizi, bilincin bahaneler uydurma mekanizmasını (bilinçaltı) ve Miller’ın bilişsel psikolojisi de bilinçsiz beyindeki bilişsel süreçlerini birbirinin ayağına basmadan açıklayabilir (bilinç dışı). Nitekim Miller hatırladığım kadarıyla diyor ki:

“Bilinçli olma durumu yanıtların nereden geldiğine dair hiçbir ipucu vermez. Bunu üreten süreçler bilinç dışıdır. Bilinçli durumlarda düşünme süreci değil ama düşünmenin sonuçları kendiliğinden ortaya çıkar.”

İlgili yazı: Beyin Formülü: İnsan Beynini Çalıştıran Yazılım Bulundu

Bilinç-bilinçsiz-beynin-ürünü-mü

Yapay zeka insanın tüm zihinsel sınırlamalarını aşmasını sağlayacak. Peki tüm maskeler çökünce ne olacak?

 

Bilinç mi, öz farkındalık mı?

Bilinç ile öz farkındalık arasındaki ayrımı konunun uzmanı psikologlara bırakıyorum; ancak bilincin daha çok kurguya yakınsadığı ve bilinçsiz kararlara bahaneler bulmakla ilgili olduğunu düşünüyorum.

Bu durumda öz farkındalık bilincin temelidir, ama sadece bilinç türedi olgudur (bilinç maddenin fiziksel bir hali mi yazısındaki Tegmark hipotezini temellendirmeye çalışacak olursam) ki bu görüşün esin kaynağı da modern psikolojinin öncülerinden olan Daniel Wegner’dir. Nasıl diyordu?

“Bilinç dışı mekanizmalar hem eylem hakkında fikir sahibi olan bilinçli düşünceyi, hem de eylem kararının kendisini oluşturuyor. Aynı zamanda bizim düşüncenin eylemin sebebi olduğu hissine kapılmamıza yol açıyor.”

Burada Oakley ve Halligan’ın modern bilinç teorisine ekleyebileceğimiz tek bir detay var: Beynimizde düşünce ve öz farkındalığı üreten özel bir donanım, özel fizyolojik bilinç dışı mekanizmalar yoktur. Bilinç ve belki de bilinçaltı, daha ziyade akıllı telefona yüklenen bir uygulama gibidir. Beyin donanımına yüklenen bir yazılımdır.

İlgili yazı: Evren İçi Boş Bir Hologram mı?

Bilinç-bilinçsiz-beynin-ürünü-mü

Kamil insan evreni çözmüş ve anlamış kişi midir, yoksa evreni yansıtan kişi midir?

 

Evrim denilen kör saatçi

Bu görüş hayatta insan beynini ortaya çıkarmak gibi bir amacı olmayan evrim sürecinde, akıllı tasarım kabiliyetine (tasarım odaklı düşünme) sahip insan beyninin nasıl ortaya çıktığını da gösteriyor. Bilinçli insanların değişen doğal ortamlara uyum sağlama hızı arttığı için insan beyni evrimde kayrılmıştır.

İnsan bilincini bilinç dışı (bilinçsiz), bilinçaltı ve bilinçli parçalara ayırmak ve sonra da bütün parçalar toplamından fazladır demek, cansızdan canlı nasıl çıkar ve bilinç bilinçsiz beyinden nasıl türer sorularını yanıtlamamızı da çok kolaylaştırıyor.

Örneğin içinde karbon atomu olan bütün moleküllere organik moleküller diyoruz; çünkü dünyadaki organizmaların yapıtaşları olan aminoasitler öncelikle karbon atomu içeriyor. Ancak, bu karbon atomunun canlı olduğu veya insan bedeninde hayat bulduğu anlamına gelmiyor.

Öyleyse bilinç, bilinçsiz insan beyninden bilinç dışı süreçlerle türemektedir şeklinde özetlenebilecek olan ve nörolojideki son gelişmelere dayanan yeni bilinç teorisi de bu soruları sadece olaya farklı bir açıdan bakarak yanıt veriyor. Cansızdan canlı çıkması gibi bir şeyin aslında hiç olmadığını, dolayısıyla böyle bir soru olmadığını gösteriyor.

İlgili yazı: Beyin Programlayan Holografik Aygıt

Bilinç-bilinçsiz-beynin-ürünü-mü

 

Yapay zekanın gelişi

İşin en ilginç yanı ise bizlerin dijital dönüşüm gerçekleştirmek üzere akıllı endüstri 4.0 sistemleri kurmak, üretim hatlarını akıllandırmak ve yazılım otomasyonu sağlamak için yapay zeka geliştiriyor olmamız: İnsan zekasını ve insan bilincini anlamadan yapay zeka geliştiremeyiz.

Halligan ile Oakley’in yeni bilinç teorisi de yapay zekada kullanılan desen tanıma birimleri ve Kurzweil’ın How to Create a Mind kitabında popülerleştirdiği türedi zihin (emergent concept) tasarımına benziyor.

Öyleyse yapay zeka geliştirmek, şiirsel bir dille ifade edecek olursak bizzat insan ruhunu keşfetmek için yapılan bir yolculuktur ki bu da bizi içe dönerek kendi iç ruhsal yolculuğumuza çıkmaya teşvik edebilir. Her durumda ahlaklı olmak için akademisyen olmaya gerek olmadığını da biliyoruz. Okuma yazmayı bilmeyen biri de ahlaklı olabilir ki bu gerçek, modern bilinç teorisini desteklemektedir.

Peki insan gibi düşünen robotlar ne zaman geliyor? Robot zekası bugün insan zekasına ne kadar benziyor ve yarın insan gibi ahlaklı robotlar geliştirebilecek miyiz? Bu soruların cevabını sırasıyla beyin programlayan holografik aygıt, bilinç maddenin fiziksel bir hali mi ve yapay zeka nedir, nasıl çalışır yazılarında bulabilirsiniz. Keyifli tatiller, final sınavlarında başarılar.

Bilinçli olmak nasıl bir şeydir?

1Chasing the Rainbow: The Non-conscious Nature of Being

2The Unconscious Mind

3The How and Why of Consciousness?

12 Comments

Add a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir