Beyin Programlayan Holografik Aygıt

beyin-programlayan-holografik-aygıtBilim insanları fare beynini ışıkla programlayan holografik beyin aygıtı üretti: Optogenetik teknolojisiyle çalışan yeni aygıt, farenin hafızasını siliyor ve beyne yeni yapay anılar kaydediyor. Oysa bugün fare beynini programlayan nörologlar yarın insan beynini de programlayabilirler. Peki, Matrix ve Gerçeğe Çağrı filmlerinde olduğu gibi insan beynine bilgi yüklemek ne zaman mümkün olacak?

Neden beyin programlamak istiyoruz?

Berkeley Üniversitesi araştırmacıları, fare beynini ışıkla programlayan holografik beyin aygıtı geliştirdi. Oysa bugün fare beyni programlayan bilim insanları yarın insan beynini de programlayabilirler. Nitekim Berkeley nörologları, gelecekte bu aygıtın yeni modellerini insan beyni üzerinde kullanarak anıları silmek ve yerine yeni yapay hatıralar kaydetmek istiyor.

Holografik beyin programlama aygıtı önümüzdeki 20 yılda kullanıma girecek ve o zaman, Alzheimer ile demansa bağlı hafıza kaybını önlemek için yaşlıların anılarını güçlendirmek mümkün olacak. Böylece büyükanneler torunlarının ismini hiç unutmayacak. Bundan gençler de yararlanacak: Uykusuz ve telaşlı oldukları günlerde, laptopun şarj aletini veya arabanın anahtarını kafede unutmayacaklar.

Tabii bir de işin ticari boyutu var: Bir erkek, kafedeki güzel kıza hava atmak için hiç gitmediği Tokyo şehrini her yıl ziyaret ettiğini söyleyebilir. İnternette gezi sitelerine bakarak oldukça gerçekçi yalanlar da uydurabilir, ama gerçekler bir şekilde ortaya çıkınca karizması çizilir. Ancak, Tokyo’ya gitmiş kişilerin anılarını bu kurnazların beynine kaydedersek gayet güzel hava atabilirler.

İlgili yazı: Gerçek Adem: İlk insan ne zaman yaşadı?

beyin-programlayan-holografik-aygıt 

Sanal turizm başlıyor

Örneğin vize sıkıntıları veya düşük gelir nedeniyle birçok yurttaşımız AB ülkelerine gidemiyor. Ancak, Google ile Yandex Haritalar’ın cadde ve sokakları gösteren panorama görünümü, bundan 7 yıl önce dünyada sanal turizm dönemini başlattı.

Öyle ki Google ve Yandex yardımıyla hiç gitmediğiniz Tokyo şehrinin sokaklarında yürüyebilir ve Facebook’un 360 derece video teknolojisi sayesinde, Fethiye Hillside Beach Club gibi prestijli tatil köylerinin odalarında gezinebilirsiniz.

Gelecekte ise bu tür sanal geziler, doğrudan insan beynine sanal gerçeklik simülasyonları yükleyerek yapılacak ve tümüyle Matrix tarzında gerçekleştirilecek. Böylece sanal gerçeklik odalarına ve Samsung Gear VR gibi vizörler takmaya da gerek kalmayacak. Deniz ve romantizm kokusunu doğrudan beyninizde uyandıracaklar.

İlgili yazı: Düz Dünya Teorisini Çürüten 12 Kanıt

beyin-programlayan-holografik-aygıt

 

Peki özel hayatın gizliliği ne olacak?

Belki de bunun için sperm donörlerine benzeyen “özel anı bağışçıları” kullanacaklar. Tokyo’ya gerçekten giden turistler bu tür anılarını hafıza ekme şirketlerine satacaklar.

Siz de bu şirketlerden tıpkı Yemeksepeti’nden banka kartıyla sipariş verir gibi anı satın alacaksınız. Bunun için anı donörlerinin kişisel verilerini (isimleri, mahrem anıları ve özel hayatları gibi detayları) satışa sunulan anılardan silecekler. Geriye sadece Tokyo’da gezinme hatırası kalacak (Hatta bu tür anonim verileri ileride bilgisayarla işleyerek tümüyle sanal anılar da oluşturacaklar).

İlgili yazı: Ahtapot DNA’sı Uzaylı mı?

beyin-programlayan-holografik-aygıt-ve-matrix

 

Holografik simülasyon Matrix ne zaman?

RNA Yoluyla Genetik Hafıza Transferi Yapıldı yazısında anlattığım gibi Matrix ve Gerçeğe Çağrı filmlerine daha çok var. Bir kere insan beyninin nasıl çalıştığını ve insan bilincinin ne olduğunu bilmiyoruz. Hatta bazı nörologlar özgür iradenin bile var olmadığını düşünüyor.

Bu yüzden, ister kronik depresyon hastalarının kötü anılarını silmek için olsun isterse Başlat: Ready Player One filmindeki gibi sanal turizm ve sanal gerçeklik dünyaları kurmak olsun, holografik beyin programlama aygıtının insan beynine anı kaydetmek için kullanılmasına daha çok var.

Peki, Berkeley Üniversitesi’nin geliştirdiği holografik fare beyni programlama aygıtı nasıl çalışıyor? Bu soruyu cevaplamak için optogenetik ile başlayalım:

İlgili yazı: İnternetinizi Uçuracak En İyi 10 Modem

tokyo-kulesi

Tokyo Kulesi için sahte anı kaydetmek mümkün mü?

 

Optogenetik nedir?

Berkeley’in holografik beyin programlama aygıtı, fare beynini ışıkla kontrol ediyor ve optogenetik teknolojisiyle beyne yeni anılar ve hisler kaydediyor.

Bunun için önce farenin beyninde özel olarak seçilen hücrelere ışığa duyarlı proteinler üreten genler aşılıyorsunuz. Böylece bu hücrelerin genetiğini değiştirerek (yani onları genetiği değiştirilmiş organizma –GDO–  yaparak) ışıkla hafıza kaydetmeye duyarlı hale getiriyorsunuz.

Zaten optogenetik terimi de optik ve genetik sözcüklerinin birleşmesiyle oluşuyor: Hücrede ışığa duyarlı protein üretme işlemi optik terimine karşılık gelirken, hücrenin genetiğini bu proteinleri üretmesi için değiştirmek de genetik sözcüğünü karşılıyor.

İlgili yazı: Iskalamayan Akıllı Kurşun

gerçege-çağırı-arnold

Gerçeğe Çağrı 1990 filminde beynine sahte anı yüklerken kısa devre yapan Arnold.

 

Sonrası kolay

Genetiği değiştirilmiş farenin beyin hücrelerine (nöronlar) güçlü bir ışık tutarak hayvanın yaşadığı olayları unutmasını sağlıyorsunuz. Işığa duyarlı proteinler bu sağlıyor.

Örneğin, fareye deney amacıyla zararsız ve düşük voltajlı elektrik vererek havyanda korku duygusu geliştirmek mümkün oluyor. Sonra bu anıyı siliyor, daha doğrusu baskılıyorsunuz. Hatta işlemi tersine çevirerek farenin elektrik şokunu tekrar hatırlamasını sağlayabiliyorsunuz.

Öyle ki optogenetik hafıza kaydı teknolojisin geliştirdiğimiz zaman, farelerin beynine hiç girmedikleri bir labirentte bulunan kaşar peynirin konumunu kaydetmek bile mümkün olacak!

İlgili yazı: Kodlama İçin En Gerekli 16 Programlama Dili

beyin-programlayan-holografik-aygıt

Büyütmek için tıklayın

 

Işık tut bana Scotty!

Nasıl ki Uzay Yolu dizisinde Kaptan Kirk “Işınla Beni Scotty” diyordu, belki biz de gelecekte Gerçeğe Çağrı filmindekine benzer hatıra dükkanlarına gidip beynimize yeni anılar ektireceğiz ve bunun için de “Gözüme Işık Tut Mükremin” filan diyeceğiz. Ancak, bu sahne için en az 30 yıl beklememiz gerekiyor.

Sonuçta 2016 tarihli araştırmalara göre 86 milyar nöron içeren insan beyni ile sadece 71 milyon nöron içeren fare beyni arasında büyük fark bulunuyor.2 Neyse ki insan veya fare beynine anı kaydetmek için bütün nöronları kullanmak zorunda değiliz:

Nitekim Berkeley ekibi fare beyninde sadece 2000-3000 nöronun genetiğini değiştirerek bunları ışığa duyarlı hale getirdi. Aslında optogenetik teknolojisi farelere doğrudan anı kaydedecek kadar gelişmediği için farelerde dokunma, sıcaklık ve yanma hissi uyandırmakla yetindiler.

Acı, zevk ve korku gibi duygular uyandırmak için de farelerin bedensel-duyusal beyin kabuğunu (somatosensöryel korteks) ışıkla uyardılar. Oysa bunu göze ışık tutarak yapmadılar. Bizzat beyin kabuğuna ışık tuttular:

İlgili yazı: Mobil İnternette Video İzleme Rehberi

beyin-programlayan-holografik-aygıt 

Tek tek nöronları hedef aldılar

Daha önce yapılan deneylerde farelerin gözüne ışık tutarak tepki göstermeleri sağlanmıştı. Ancak, optogenetik teknolojisinin bu ilk sürümü, beyin hücrelerini tek tek hedefleyip detaylı hafıza kaydı yapmak için yeterli değildi.

Nöronlara detaylı bilgi kaydetmenin yolu onlara tek tek ışık tutmaktan geçiyor. Holografik beyin programlama aygıtı burada devreye giriyor. Nöronlar incecik bir saç telinden çok daha küçük oldukları için tek tek hücreleri hedeflemek ışığı çok iyi odaklamayı gerektiriyor. Berkeley nörologları işte bu yüzden bilgisayar destekli holografik projeksiyon teknolojisi kullandı.

Özetle fare beynindeki nöronları üç boyutlu desenler yaratan holografik lazerlerle aydınlattılar. Böylece sadece fare beyin kabuğunun üstündeki nöronları değil, kabuğun altındaki nöronları da aydınlatabildiler.

Sonuç olarak ışık tutarak programlayabildikleri nöronların sayısı arttı (her seferinde 50 nöronu programladılar). Bu da nörologların fare beynine daha ayrıntılı anılar kaydetmesine izin verdi.

İlgili yazı: Evren Boşluktan Nasıl Oluştu?

beyin-programlayan-holografik-aygıt

Büyütmek için tıklayın.

 

Peki derine nasıl nüfuz ettiler?

Bunun için lazer ışınlarıyla mümkün olan iki imkandan yararlandılar: 1) Beyne zarar verecek kadar güçlü olmayan, ama beyin kabuğunun altına nüfuz edebilen lazer ışınlarıyla alttaki nöronları uyardılar. 2) Lazer ışınlarıyla bir hologram oluşturarak hem üstteki hem de alttaki nöronları uygun sıra ve gruplamayla uyardılar ki farede sıcaklık hissi gibi istedikleri algıyı uyandırsınlar.

Bonus özellikten de yararlandılar: Saniyede 300 kez yanıp sönen kısa atımlı lazer ışınları ile fare beynine detaylı hisler kaydedebildiler; yani nöronlara yüksek çözünürlüklü veri kaydettiler.

İlgili yazı: Bilim İnsanları DNA Üzerine Veri Depoladı

beyin-programlayan-holografik-aygıt

 

Matrix’te Morpheus ne demişti?

“Bak bakalım tavşan deliği ne kadar derin?” Demem o ki beyne anı veya his kaydetmek için hologram kullanmak kullanıcı arayüzü açısından da çok yararlı. Böylece bilgisayarda kaydetmek istediğiniz anının bir nevi resmini çiziyorsunuz ve lazer ışınları da bu tasarımı beyne kaydedilecek bilgiye dönüştürüyor (tıpkı pikap iğnesinin plaktaki çizgileri izleyerek stereo ses üretmesi gibi).

Sonuçta Berkeley Üniversitesi fare beyinlerinin dokunma, görme ve motor bölgelerini uyardı (yani hayvanlarda yapay hisler uyandırmakla kalmadı. Aynı zamanda bacakları kasmak gibi motor refleks hareketleri de tetikledi). Dahası, anıları düzgün kaydedip kaydetmediklerini bilgisayar videosunda izleyebildiler ve aşağıda buna siz de bakabilirsiniz:

Yarından yakın

Bugün optogenetik teknolojisinin ilkel versiyonları psikiyatrik bozuklukları tedavi etmekte kullanılıyor. Özellikle de travma sonrası stres bozukluğu görülen hastaların tedavisinde kötü anı ve hisleri baskılamakta kullanılıyor. Birkaç yıl sonra ise optogenetik kazada kolunu kaybeden insanlara takılan protezleri düşünce komutlarıyla kontrol etmekte kullanılacak.

İlgili yazı: Evren İçi Boş Bir Hologram mı?

 

Optogenetik telepatik internette kullanılıyor

Daha önce anlattığım gibi telepatik internet, yani bilgisayar ve robotları kablosuz internet bağlantısıyla iletilen düşünce komutlarıyla kontrol etmek çoktan gerçek oldu. Bugün felçli hastalar son derece hantal ve yavaş da olsa dış iskeletler yardımıyla tekerlekli sandalyeden kalkıp yürüyebiliyor.

Gelecekte ise felçli hastalar, dış iskeletler sayesinde insanlar kadar çevik hareket edebilecekler. Hatta işçiler Hyundai’ın geliştirdiği giyilebilir robotları fabrikalarda bir sporcu kadar esnek, hızlı ve çevik olarak kullanabilecekler. Ancak, bunun için gelişmiş telepatik internet kullanıcı arayüzleri gerekecek.

İşte Berkeley Üniversitesi’nin geliştirdiği holografik beyin programlama sistemi, bu tür gelişmiş beyin bilgisayar arayüzlerinin programlanmasında kullanılacak. Nitekim dünyanın ilk telepatik “Maraba Televole” mesajı da gönderen kişinin selamının, alıcıya optogenetik olarak aktarılmasıyla iletildi. Merhaba mesajı alıcının beynine elektromıknatısla aktarıldı:

Bu mıknatıs, alıcının beyninin görme merkezini uyararak kişinin sanki ışık çakmaları görmesine yol açtı (gözünüzü ovuşturduğunuzda gördüğünüz beneklerin bir benzeri). Ancak, bu ışık çakmaları optik Mors alfabesiyle kodlanmıştı; yani alıcı, telepatik mesajı beyninde benekler halinde beliren Mors alfabesi kodlarını analiz ederek okudu.

İlgili yazı: DNA’nın Tutkalı Kuantum Dolanıklık

beyin-programlayan-holografik-aygıt

 

Öyleyse hafıza ekme ne zaman?

Peki insan beynine Gerçeğe Çağrı filminde olduğu gibi yapay anılar kaydetmek ne zaman mümkün olacak? Sonuçta bu teknoloji idam cezasına mahkum edilen suçluların beynini silip bedenlerine yeni anılarla yepyeni bir kişilik yüklemekte kullanılabilir. Hatta insana değer verme yetisi olmayan psikopatları iyileştirmekte de kullanılabilir. Kısacası mesele beyne güzel anılar kaydetmekle sınırlı değil.

Buna uzun yıllar var ve neden derseniz: İnsan beyninde anılar iki yerde depolanıyor: 1) Nöronları birbirine bağlayan iletişim kabloları olan sinapslarda ve 2) Bizzat nöron hücrelerinin çekirdeğinde. Çekirdekte DNA bulunduğu için bu ikinci tür anılar beyinde genetik olarak saklanan anılardır.

İlgili yazı: Ahtapot DNA’sı Uzaylı mı?

beyin-programlayan-holografik-aygıt

 

Refleksler ve genetik hafıza

Muhtemelen kurumsal dinlerde insanların hep üstün varlık olarak görülmesi yüzünden, psikologlar uzun yıllar boyunca insanların dürtüleri bulunduğunu söylediler; ama içgüdüleri olduğunu kabul etmediler. Oysa bütün hayvanların içgüdüleri var ve son araştırmalar insanların da içgüdüleri olduğunu gösterdi.

İçgüdüler midemizin yediklerimizi sindirmesi veya kalbimizin düzgün atması gibi istemsiz hareketlerin çalışma talimatlarıdır ve deniz salyangozları üzerinde yapılan araştırmalar, bu tür istemsiz motor hareketlerin nöronların çekirdeğindeki DNA’da genetik olarak saklandığını gösteriyor.

İlgili yazı: Proxima b: En Yakın Yıldızda Hayat Var mı?

beyin-programlayan-holografik-aygıt

Optogenetik anı ekme teknolojisinin ilk sürümlerinde insan beynine bir implant çipi takılacak. Bu da Alzheimer ve demans hastalarının unuttukları anılarını yeniden hatırlamasını sağlayacak. Beyindeki hipokampus bölgesi kısa süreli anıların uzun süreli olarak kaydedilmesinden sorumludur. En azından hipokampus işlemlerini bir çiple takviye etmek mümkün olacak.

 

Mantıklı aslında

Refleksler düşünmeden hareket etmemizi sağlayan hızlı hareketler. Kalbin atması ve yemeği sindirmek gibi durumlarda ise saniyede binlerce hareket komutu işliyorlar.

Kısacası midemizde sindirdiğimiz her bir ekmek parçasının farkında olsaydık dikkatimizi yazı yazmak gibi hiçbir bilinçli davranışın üstünde toplayamazdık. Muhtemelen beynimiz de kısa devre yapardı ve epilepsi krizi geçirirdik.

Bu da reflekslerin bilinçaltında gerçekleşen hareketler olduğunu gösteriyor. Tabii bir de köpeklerin kızışma evresi gibi (üreme içgüdüsü) refleksler var. Bildiğiniz üzere bir köpeği kısırlaştırmazsanız hayvan o döneme girdiğinde huzursuz olacaktır.

Neyse ki biz insanlar tümüyle içgüdülerimize bağlı değiliz. Ne zaman yemek yiyeceğimize ve ne zaman mahrem ilişki yaşayacağımıza karar verebiliyoruz. Her durumda bu tür içgüdü, dürtü veya refleksleri doğuştan getiriyoruz.

İlgili yazı: Kara Delik Bombası: En Büyük Enerji Kaynağı

beyin-programlayan-holografik-aygıt

 

Bu yüzden genetik hafıza var

İnsan bebekleri boş tahta olarak doğuyor. Bebeklerin dinsel tercihleri, politik görüşleri ve hatta Türkçesi bile yok. Bunlar beyne sonradan kaydediliyor. Ancak, refleksler ve içgüdülerimizi doğuştan getiriyoruz; çünkü bunlar beyin hücrelerinin DNA’sında saklanıyor.

Şimdi düşünün, bebekler dünyayı nasıl öğreniyor? Konuşmayı ve yürümeyi nasıl öğreniyor? Hep görerek ve dinleyerek. Demek ki insan beyni doğuştan programlanmaya müsait bir organ olarak geliyor. Bir şeyi öğrenmekle birini kandırmak veya algı yönetimiyle propaganda yapmak bir tür beyin hackleme anlamına geliyor.

Öyleyse optogenetik hafıza ekme teknolojisi teorik olarak mümkün. Tek yapmamız gereken insan beynine yapay yollardan veri kaydetmek. Söylemesi kolay da…

İlgili yazı: Kuantum Blockchain Zaman Makinesi Gibi Çalışıyor

beyin-programlayan-holografik-aygıt

Hafıza ekmek, “tecrübe hayatta yenen kazıkların toplamıdır” önermesini geçersiz kılacak. İnsanların hatalarından ders çıkarıp olgunlaşmasının önünü kesebilecek. Bu risk insan türünün soyunun tükenmesine bile yol açabilir. Dijital aldırışsız vahşiler kumpanyası.

 

Holografik anı kaydı çok zor

Bu konudaki en büyük sorun, muhtemelen sadece reflekslerin genetik hafızaya kayıtlı olması. Ancak bir de bizi biz yapan ve sadece bize özel olan yaşantılarımız, anılarımız, deneyimlerimiz var. Duygularımız var. Bunlar nöron çekirdeğindeki DNA’ya kaydedilemeyecek kadar karmaşık bilgiler.

Oysa doğa enerji tüketimi, yani termodinamik verimlilik açısından tutumludur: Dünyayı ömrümüz boyunca video kamera gibi kayda almak için bize çok büyük bir insan beyni gerekirdi. Böyle bir beyin belki futbol stadı kadar büyük olurdu. Hiçbir kafa bu kadar büyük bir beyni taşıyamaz, hiçbir mide bu beyni besleyecek kadar yemek sindiremezdi.

İlgili yazı: Mars için Yeni Nükleer Reaktör Kilopower

beyin-programlayan-holografik-aygıt

 

Öyleyse anılarımız nerede kayıtlı?

Aslında beyin kabuğundaki nöronlar yazı yazmak gibi bilinçli hareketlerimizi tek başına yapacak işlem gücüne sahip değiller. Örneğin ben bu yazıyı yazarken beynimin görme ve motor hareketler gibi birçok farklı bölgesinde bulunan milyarlarca nöron işbirliği yapıyor.

Bunun için de nöronlar birbirleriyle konuşmak zorundalar. Dediğim gibi bunu nöronları birbirine bağlayan kablolarla, sinapslarla yapıyorlar. Biz yeni bir şey öğrendiğimiz zaman nöronlar aralarında yeni sinir ağları oluşturuyor. Bizi biz yapan asıl anı ve hislerimiz nöronlarda değil, sinir ağlarında kayıtlı bulunuyor.

Bu durumda insan beynine yeni anılar eklemek, beynin yapısını tümüyle değiştirmek anlamına geliyor. Mesela Matrix’teki Neo’nun beynine Kung-Fu dövüş sanatlarını yüklemek çok zor bir şey olurdu. İnsan beyninde bilginin depolandığı özel bir yer olmadığı için Neo’nun beyninde yeni sinir ağları oluşturup beyin kabuğunu baştan yaratmak gerekirdi.

İlgili yazı: 180 Resimde Varoluşun Kısa Tarihi

beyin-programlayan-holografik-aygıt

 

Hafıza ekmek benliği yok edebilir

Şimdi insan beynindeki bütün nöronların işbirliği halinde olduğunu anımsayın. Beyninize Kung Fu yüklemek için beyninizdeki bütün nöronların bağlantısını değiştirmek zorundasınız. Neredeyse bütün sinapsları değiştirmek ve nöronları birbirine farklı bir şekilde yeniden bağlamak zorundasınız.

Doğrusu bu işlem her insan beynini farklı ve benzersiz kılan, yani siz siz yapan bağlantıları yok etmek anlamına geliyor. Kısacası kızlara hava atmak için beyninize Tokyo’ya gitmiş olma anısını yüklemeye kalktığınız zaman kendi benliğinizi silmek zorunda kalabilirsiniz.

Matrix’teki helikopter pilotu olma bilgisini Trinity’nin beynine yüklemek bu yüzden imkansız olabilir. Bunu başarsak bile pilotluğu herkesin beynine aynı şekilde yükleyemezsiniz: Her beyin farklı olduğu için herkesin pilotluktan anladığı şey de farklı olacaktır: Pilotluk bir bilgi değil, 20 yıllık bir tecrübeler ve yaşantılar koleksiyonudur, özgün sinaps bağlantılarıyla birlikte kişiye özeldir.

İlgili yazı: Stephen Hawking Evren Sonsuz Değil Dedi

beyin-programlayan-holografik-aygıt

Hafıza ekme benliği yitirmeye değer mi?

 

Sinapslar ve bağlamsal düşünme

“Bu bağlamda” insan beyninin neden bir konuyu ezberlemekten çok çağrışımlı düşünmekte başarılı olduğunu görebiliyoruz; çünkü nöronlarımızın arasındaki sinaps ağları anılarımızı kolektif halde oluşturuyor. Bunu insan beyninin dış dünyayı nasıl gördüğünü anlatarak örnekleyebiliriz:

Annenize baktığınız zaman video kamera gibi onun resmini çekmiyorsunuz: Siz karşınızdaki cismi gösteren bir ışık haritasını, gri ölçekleme haritasını, engebe haritasını, renk ve gölge haritasını algılıyorsunuz. Optik sinirleriniz bu ham veriyi beyninize iletiyor.

Beyninizin görme bölgesi ise ham verileri nöronlarınızın arasındaki sinir ağlarına “hatıra dosyaları olarak değil”, izlenimler ve çağrışımlar olarak kaydediyor! (Bunlar bir annenin kadınla benzemesi, ama saksı çiçeğinden farklı olması gibi benzerliklerle farklıları içeren şablonlardır).

İlgili yazı: Sicim Teorisi Evreni Tek Denklemle Açıklayabilir mi?

beyin-programlayan-holografik-aygıt

Kimsin sen? Bütün bu ruh hallerinin günlük ve anlık değişen bir toplamı, bütün parçalar toplamından fazladır misali bir ortalaması.

 

Hatıralar uyduruktur

O zaman şu acı gerçeği artık söyleyebiliriz: Annenizle ilgili bir anıyı hatırladığınız zaman aslında beyninizdeki bir anı kaydını video oynatır gibi oynatmıyorsunuz. Bunun yerine anılarınızı her hatırlama işleminde baştan yaratıyorsunuz. Beyninizde kayıtlı olan izlenim ve şablonlara bakarak anılarınızı yeniden yapılandırıyorsunuz.

İşte bu yüzden biz insanların önyargıları var, bu yüzden kendimizi kandırabiliyor ve başkalarına yalan söyleyebiliyoruz. Bu yüzden bir dükkanın yerini yanlış hatırlayabiliyoruz. Ezbercilik yerine, beynimize veri kaydetmek yerine, nöronlara izlenim kaydederek çağrışımlı düşünmek bizi yaratıcı kılıyor.

İnsanları bilgisayardan ayıran yaratıcılığın nörolojik kaynağı budur. Bu benzersiz yetinin bedeli ise insanların hata yapma özgürlüğüdür. Optogenetik hafıza kaydetmeye geri dönecek olursak:

İlgili yazı: RNA Yoluyla Genetik Hafıza Transferi Yapıldı

beyin-programlayan-holografik-aygıt

 

Optogenetik kayıt ve motor hareket ilişkisi

Öyleyse biz fare beynine ışık tutarak (yani holografik beyin programlama aygıtını kullanarak) yeni anılar eklemek istediğimizde aslında şöyle bir şey oluyor: Beyne tutulan ışık, nöronların anılara karşılık gelen bazı sinaps bağlantılarını koparıp kendilerini başka nöronlara bağlamasına yol açıyor.

Bu da nöronların fiziksel olarak beyinde hareket etmesi anlamına geliyor. Kısacası tıpkı Gerçeğe Çağrı filminde olduğu gibi, gelecekte insan beynine anı kaydetmek mümkün olacaksa bunu, nöronları ışıkla hareket ettirerek yapacağız.

Örneğin, bir anıyı baskılamak nöronları o anıyı oluşturan sinir ağlarının büyük kısmını koparmaya zorlamak ve yaşlı beyinlerdeki bir anıyı güçlendirmek de nöronları o hatırayla ilgili ek sinir bağlantıları yapmaya teşvik etmek anlamına gelecek.

Elbette Matrix filminde olduğu gibi insan beynine internetten bilgi yüklemek mümkün olsa bile, yukarıda anlattığım sebeplerden dolayı bunu başarmamız çok zor olacak. Tek çaremiz dünyanın en gelişmiş süper bilgisayarlarını üretmek; çünkü bu kadar büyük veriyi ancak süper bilgisayarlar beynimize doğru şekilde kaydedebilir.

İlgili yazı: Beyin Formülü: İnsan Beynini Çalıştıran Yazılım Bulundu

beyin-programlayan-holografik-aygıt

 

Optik kuantum bilgisayar

Yukarıda beyne anı kaydetme aygıtlarının lazer ışınlarıyla çalışan holografik sistemler olduğunu söylemiştik. Ancak holografik kayıt sistemlerinin, yapay insan hatıraları gibi karmaşık bilgileri masaüstünde tasarlamamızı sağlayacak kompleks kullanıcı arayüzlerini üretebileceğini belirtmiştik.

Dünyada bunu yapabilecek tek bilgisayar teknolojisi optik kuantum bilgisayarlar. Gelecekte ışığı garip ölçülerde büken fotonik kristallerden yapılma mikroskobik prizmalar imal edeceğiz. Bugün dünyanın en güçlü süper bilgisayarından milyon kat güçlü optik kuantum bilgisayarlar da bu prizmalarla çalışacak.

Ancak, Matrix filminin gerçek olmasını istiyorsak insan beynine hafıza kaydetmek, mevcut anıları silmek veya pekiştirmek için bize optik kuantum bilgisayarlar gerekiyor.

Sadece kuantum bilgisayarlar, Berkeley Üniversitesi’nin ilk prototipini ürettiği holografik beyin programlama aygıtının gelecek modellerini çalıştıracak kadar güçlü olabilir. Üstelik bunun için gerekecek ilk beyin yazılımını bulduk bile. Peki insan beyni bir kuantum bilgisayar olabilir mi? Onu da kuantum bilinç yazısında okuyabilirsiniz. İyi bayramlar ve iyi tatiller.

İlk bebeklik anınız sahte olabilir


1Brain Matrix
2List of animals by number of neurons
3Precise multimodal optical control of neural ensemble activity

Add a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir