Geleceğimiz Önceden Belirlenmiş midir?

Geleceğimiz-önceden-belirlenmiş-midirFizik yasalarına göre geleceğimiz önceden belirlenmiş midir? Yoksa gelecek belirsiz mi ve özgür iradeye yer var mı? Einstein’ın özel görelilik teorisi uzayla zamanı dinamik olarak birleştirerek evrenin dokusu olan uzay-zamanın bölünmez bir bütün olduğunu gösteriyor. Bu da geleceğe yönelik önemli bir soru doğuruyor: Mademki klasik fizik kapsamında belirlenimci (determinist) olan görelilik teorisi zamanı uzaya bağlıyor, öyleyse geleceğimiz de evreni oluşturan büyük patlama anında belirlenmiş mi oluyor?

Özgür irade var mı?

Yoksa bizler evren oluşurken yazılmış bir senaryoyu körü körüne oynarken kendini özgür sanan gafil piyonlar mıyız? Zamanın akmadığını; geçmiş, gelecek ile şimdinin donmuş ve hareketsiz bir bütün olarak uzayda hep var olduğunu öne süren blok zaman teorisini, zamanın geleceğe aktığını gösteren zamanın okuyla karşılaştırarak görelim. Mikroskobik dünyayı tanımlayan kuantum fiziğini büyük evreni tanımlayan görelilikle birleştirip özgür iradenin fiziksel imkanını araştıralım.

İlgili yazı: Gerçek Adem: ilk insan ne zaman yaşadı?

Geleceğimiz-önceden-belirlenmiş-midir

 

Geleceğimiz ve blok zaman

Görelilikten türeyen blok zaman teorisine göre uzay-zaman bir bütün olup zamanın akmadığı 4 boyutlu ezeli bir evren oluşturur. Bu evrende şimdi zamanı net olarak göstermenin bir yolu yoktur. Dolayısıyla geçmişle geleceği birbirinden ayıramazsınız. Şimdiki zaman adı üstünde, göreli olup bize göredir.

Şimdiki zaman blok evren ekmeğindeki bir anlık dilimdir. Zamanın akışı da yanılsama olup zaman dilimlerinin 4B uzay-zaman geometrisinde art arda dizilmesiyle ortaya çıkar. Oysa her gözlemcinin zaman dilimi farklıdır ve herkes blok evreni farklı açılardan görür. Bakış açınız hareket yönü ve hızınıza bağlıdır. Dahası birbirinize göredir ve bu da demektir ki herkes diğer gözlemcileri kendi şimdiki zamanında görür; yani sizin geçmişiniz başkasının geleceği ve onların şimdisi sizin geçmişiniz olabilir.

Peki blok zaman evrenin gerçekten deterministik olduğunu gösterir mi? Blok zamana göre geleceğimiz önceden belirlenmiş midir? Bizler evrene köle miyiz? Peki zaman akmıyorsa art arda dizilen zaman dilimlerini zamanın akışı olarak nasıl algılıyoruz? Özgür irademiz için önce bunu görelim:

İlgili yazı: Madde Yerine Fotonlardan Oluşsanız Ne Olurdu?

 

Geleceğimiz ve ezelicilik akımı

Şimdiki zamanımızdaki diğer gözlemcilerin de kendi şimdiki zamanı olduğunu ve onların zaman algısının da en az bizimki kadar geçerli olduğunu kabul edersek blok zaman gerçek olur. O zaman geleceğimiz önceden belirlenmiş olur. Zaman felsefesinde bunu savunan görüşe ezelicilik deriz. Buna göre evren ezeli ve ebedidir. Sonsuz geçmişten beri vardır ve sonsuza dek var olacaktır; ama yalnızca evrene dışarıdan bakan üstün bir varlık varoluşun bütün anlarını bir arada görebilir.

Biz insanlar geçmiş, şimdi ve gelecek çizgisinde uzanan doğrusal zamanda yaşarız fakat üstün (?) varlıklar zamanı bir bütün halinde, donmuş bir resim olarak kavrayabilir. Böylece geleceği de bilmiş olurlar. 1993-99 yıllarında yayınlanan Uzay Yolu: DS9 TV dizisindeki solucandeliği uzaylıları bu tür üstün varlıklar olup doğrusal olmayan blok zamanda yaşar.

İlgili yazı: Kodlama İçin En Gerekli 16 Programlama Dili

 

Geleceğimiz ve zamanın akışı

Geleceğimiz neden önceden belirlenir derseniz: Blok evrende her zaman dilimi diğer bütün zaman dilimleri tarafından belirlenmiş olur. Şimdiki zaman hem sonsuz geçmiş hem de sonsuz geleceğe bağlıdır (Sonsuzluğu saymazsak kuantum fiziğinde insan gözünün 600 yıllık yıldız ışığıyla zamanda dolanık olması durumu blok evren tasarımına benzer. Bu da kuantum fiziğiyle blok evrene esin kaynağı olan görelilik arasında bir bağ olabileceğini gösterir). Öyleyse soru şudur:

Görelilik uzay ile zamanın iyi bir tanımı ve kanıtlanmış bir teori olduğuna göre geleceğimizin belirsiz olarak özgür irademize yer açması için uzay-zamanı nasıl tanımlamak gerekir? Blok zaman yok mu diyelim? Yoksa kuantum mekaniği ve zamanın oku olarak geçmişten geleceğe aktığını gösteren termodinamik yasalarını blok evrenin içine oturtmanın bir yolunu mu bulalım? İki seçeneğimiz var:

İlgili yazı: Düz Dünya Teorisini Çürüten 12 Kanıt

Geleceğimiz-önceden-belirlenmiş-midir

Büyütmek için tıklayın.

 

Kuantum kütleçekim kuramı geliştirmek

Görelilik teorisi yerçekimini bir alan olarak tanımlar. Öyle ki gezegenlerin yerçekimi uzay-zaman dokusunda oluşan üç boyutlu çukurlardır. Kuantum kütleçekim teorilerinde ise yerçekimi tıpkı diğer fizik kuvvetleri gibi kendine has bir kuvvetten türer: Kütleçekim kuvvetinden ve bu kuvvet de kendi parçacığı graviton tarafından uzaydaki diğer parçacıklara iletilir.

Henüz kanıtlanmamış kuantum kütleçekim teorilerine göre yerçekimi uzaydaki bir deformasyon değil, cisimlerin birbirini çekmesini sağlayan bir kuvvettir. Demek ki zamanın gerçekten akıp akmadığı ve geçmişimizin önceden belirlenip belirlenmediği sorusu aslında uzayla zamanın ne olduğuna, nasıl birleştirileceğine bağlıdır.

Dahası insan beyni de zamanın akışını algıladığı için zamanın akıp akmadığı insan bilinci nedir, nasıl çalışır ve özgür irade var mı sorularına bağlıdır. Bu çok ciddi bir konudur. Öyleyse yukarıdaki soruyu daha ayrıntılı sormamız gerekiyor. Ne de olsa burada geçmiş, gelecek ve şimdi derken bizzat fiziğin imkanından söz ediyoruz: Zaman akar mı akmaz mı?

1) Ya blok evrende geçmiş, gelecek ve şimdiki zaman hep belirlidir 2) ya da geçmişimizi gösteren ışık konisi dışındaki her şey belirsizdir. Gelecek belirsiz ve ucu açıktır. Birazdan göreceğimiz gibi geçmiş ışık konimizin tümüyle bizim tarafımızdan mı, yoksa eş-dost-akraba ve dış dünya tarafından da mı belirlendiği yine burada göreceğimiz ayrı bir konudur (Işık konisi nedir diye sorunlar belli ki dünkü yazıyı okumamışlar. Bir ara sizi oraya alalım. 😊 ).

Hayati sorular

Varoluşunuzu başkaları belirliyorsa nasıl belirliyor? Görelilik teorisi uyarınca odanızda sizinle bulunan herkesin kendi şimdiki zamanı vardır. Herkesin öznel zamanı birbirini etkiler. Öyleyse algınızda (?) var olan şimdiki zaman da beyninizin çevresinde hızla gözden kaybolan küçük bir uzay-zaman parçasıdır. Bizim de hemen yukarıdaki seçenekleri değerlendirmeden önce şu ana dek ihmal ama ima ettiğiniz bir konuya değinmemiz gerekiyor: Kuantum mekaniği.

İlgili yazı: Yerçekimi Uzayla Zamanı Nasıl Büküyor?

 

Geleceğimiz ve Kopenhang yorumu

Fiziksel sistemlerin kuantum mekaniğine göre evren parçaları dalga fonksiyonları olarak evrilir. Evren parçaları kesin belirlenmiş gerçeklikler olarak gösterilmez. Bunun yerine evrenin belirli bir diliminin alabileceği bütün durumları gösteren bir olasılıklar dağılımı olarak öngörülür. Dalga fonksiyonu fiziksel olarak mümkün tüm gerçekliklerin üst üste bindiği süperpozisyon durumunu betimler. Günümüze dek yapılan sayısız deneyde elde edilen çok kesin sonuçlar kuantum süperpozisyonu kanıtlamıştır.

Bazı durumlarda olasılık dalga fonksiyonunun bir tasarım değil, gerçek olduğunu yadsıyamayız (elektron dalgası vb.) ama asıl soru, mikroskobik kuantum parçacıklarının olasılıklar evreninden gözle görülür büyüklükteki gerçek dünyaya (?) nasıl geçiş yaptığıdır. Şimdiki zamanı nasıl tanımlamak gerektiğine ilişkin soru dahil, sözü edilen geçiş sürecinin işleyişini Kuantum Darwinizm yazısında anlattım ama burada konuya geçmişimiz önceden belirli mi bağlamında geri döneceğiz.

Kopenhag yorumu, yani en popüler yorum bununla ilgilidir. Kopenhag Yorumuna göre bir kuantum sistemi gözlemlenene kadar belirsiz bir durumdadır. Alabileceği bütün durumlar süperpozisyon halinde üst üste binmiştir. Gözlem yapıldığı zaman dalga fonksiyonu tek bir belirli durum halinde çöker. Fiziksel sistemdeki tüm parçacıklar belirli özellikler kazanır. En azından Heisenberg’in belirsizlik ilkesinin izin verdiği ölçüde, süperpozisyondaki olasılıklar içinden tek bir gerçeklik seçilir.

Kopenhag yorumu bize belirlenimci olmayan bir evren verir. Dalga fonksiyonu kuantum mekaniği denklemlerinde gösterildiği gibi kesin bir şekilde evrilir. Olasılıkları denklemlerle hesaplar ve gözlem yaparak içlerinden birini gerçekleştiririz. Bu da bir sistemin durumunu gözlem yaptıktan sonra öngöremeyeceğimiz anlamına gelir. Seçim yapıldığı anda kesinleşmiştir.

İlgili yazı: İnternetinizi Uçuracak En İyi 10 Modem

Geleceğimiz-önceden-belirlenmiş-midir

Büyütmek için tıklayın.

 

Geleceğimiz ve Çoklu Dünyalar yorumu

Kuantum mekaniğinin diğer popüler yorumu Çoklu Dünyalar modelidir. Buna göre olasılık dalga fonksiyonu hiç çökmez. Bunun yerine bir kuantum sisteminin bütün olası durumları ayrı bir paralel evrende gerçekleşir. Bu evrende gözlem yaparak gerçekliklerden birini seçmek yerine, her gerçekliğin gerçekleştiği ayrı bir evren vardır. Bizim evrenimiz gerçekliklerden biridir ama o erkek yerine başka erkekle çıktığınız paralel evrenler vardır (alternatif kopyalarımızın başka hayatlar sürdüğü evrenler).

Çoklu Dünyalar yorumu bize belirlenimci bir evren, daha doğrusu olabilecek her şeyin olduğu belirlenimci bir çoklu evren verir. Dalga fonksiyonu asla çökmez ve belirlenimci olarak sonsuza dek evrilir. Yaşadığımız evrende özgür iradeye yer açan rastlantısallık ve belirsizlik yanılsaması ise bizim sadece sınırlı sayıda olasılık içeren tek bir evrende yaşıyor olmamızdan kaynaklanır.

Bizler dallı budaklı sonsuz olasılıklar ağacının tek bir kolunda her seferinde bir dalı seçerek yaşıyoruz fakat çoklu dünyaların arasında aynı olasılıkların farklı kombinezonlarla gerçekleştiği paralel evrenler vardır. Peki bu yorumları geçmişimizin önceden belirlenip belirlenmediğine nasıl bağlarız?

İlgili yazı: 5 Soruda Paralel Evrenler

 

Kopenhag yorumuyla başlayalım

Geçmiş ışık konimizin dışındaki her şeyi gözlemlenmemiş dalga fonksiyonu olarak görmek gönül çelen bir düşüncedir. Işık konisinin belirsiz evrensel dalga fonksiyonu üzerinde denizdeki bir gemi gibi ilerlediğini düşünebilirsiniz (genel dalga fonksiyonu elektronlardan uzay mekiklerine kadar evrendeki tüm olasılıkları içerecektir). Yaşantımızın açıp kapadığı kapılar, yerel olasılıklarımız genel dalga fonksiyonunu kendi çapımızda çökertip tekil gerçekliklere, yaşantı ve deneyimlere indirgeyecektir.

Dalga fonksiyonu çökmesinin sadece algıladığımız tekil olasılıklarla sınırlı olup olmadığı ayrı bir tartışma konusudur ama insan beyninin biz farkına varmadan 2 ila 6 saniye önce karar aldığını biliyoruz. Kırmızı ışıkta geçip geçmemek bile bizim sonradan farkına vardığımız bir karardır. Dolayısıyla genel dalga fonksiyonu öncelikle bilinçsiz davranışlarımız sonucunda çökecek ve ardından seçimlerimizin farkına varmamızla tekrar çökecektir. Bu da kuantum gerçekliğin bilinçli gözlemciye bağlı olmadığını gösterir.

Birazdan değineceğimiz Kuantum Darwinizm konjonktüründe de öyledir ama yazının sonunda insan bilincinin zamanın akışı ve nesnel gerçekliğin oluşumunda önemli bir rol oynayacağını göreceğiz.

Kopenhag yorumuna geri dönecek olursak: Kuantum dolanıklık uyarınca dalga fonksiyonu anında (yani zaman akmadan) veya ışıktan hızlı çöker. Yine de insanlar bunu ancak ışık hızında algılayabilir; çünkü evrendeki tüm etkileşimler neden-sonuç ilişkisine bağlı olmasa da ışık hızı nedenselliğin hızıdır. Dolayısıyla evrenin iki parçası anlamlı olarak ancak ışık hızında etkileşim kurabilir. Bu ne anlama gelir?

Geleceğimiz belirsizdir

Kopenhang yorumunda olasılık dalga fonksiyonu her çöktüğünde olmak ve olmamak gibi bir seçim yapılır. Evrende bütün olasılıklar gerçekleşmez. Her seferinde geri dönülmez olarak içlerinden biri gerçekleşir. Kopenhag yorumunda zaman geçmişten geleceğe akar. Gelecek belirsiz ve geçmiş değişmemek üzere kesindir. Aynı ırmakta iki kez yıkanamazsınız. O zaman sorun çözüldü mü? Özgür iradeyi kurtardık mı? Henüz değil; çünkü dalga fonksiyonunu sadece biz çökertmiyoruz. Herkes kendi dalga fonksiyonunu ve birbirinin dalga fonksiyonlarını karşılıklı çökertiyor. Bunu nasıl çözeriz?

İlgili yazı: Kara Deliklere Düşünce Neden Dışarı Çıkamazsınız?

 

Geleceğimiz ve dalga fonksiyonu

Einstein’ın özel görelilik teorisinden türeyen blok evren tasarımında her gözlemci evrensel dalga fonksiyonunu kendi gözlemleriyle çökertecektir. Oysa Kopenhag Yorumuna göre dalga fonksiyonu çökmesi geri dönülmez bir adım olup evrende sadece sonlu sayıda olasılık gerçekleşebilir. Öte yandan insanlar birbiriyle sohbet eder, birbirine yardım eder veya engel olur. Bu durumda kim kimin dalga fonksiyonu tarafından belirlenecektir? Kimin dalga fonksiyonu önceliklidir?

Herkesin el attığı bir evrende zamanın akışı kime göre belirlenecektir? Dalga fonksiyonunu aynı evrende sadece bilinçli gözlemcilerin çökertebildiği kuantum fiziğinde pek kabul görmeyen bir yorumdur; çünkü bu çelişkilere yol açar. Gördüğünüz gibi Kopenhag Yorumu da buna takılıp kalır. Zaten görelilik uyarınca sizden farklı bir hızda giden gözlemci de gerçekliği farklı algılayıp etkileyecektir.

En basit ifadeyle dalga fonksiyonunu çökerten gelecek ışık koniniz sürekli olarak başkalarının konileriyle çakışır. Üstelik herkesin şimdiki zamanı ve gelecek konisi kapsamı da farklıdır! Bunu hesaba kattığınızda geçmişiniz de belirsiz olur; çünkü herkesin geçmişi ve geleceği farklıdır. Dolayısıyla geleceğiniz belirsiz olur fakat çelişkili bir durum da ortaya çıkar. Sizin geleceğinizde başkasının çoktan çökerttiği bir geçmişte yer alabilir. Bu da sizi zamanın akmadığı göreli blok evrene geri getirir.

Çelişkilerden kaçınamıyoruz

Bunu çözmek için Kuantum Darwinizm uyarınca dalga fonksiyonunun herkes tarafından peyderpey çökertildiğini, yani olasılıkların gerçekleşmesinin tıpkı denizdeki dalgalar gibi yavaş yavaş yayıldığını söyleyebilirsiniz. Ayrıca dalga fonksiyonunun dolanık parçacıklar için aynı anda çökmesine karşın bunun gözle görülür dünyada yaşanmadığını ekleyebilirsiniz. Böylece kimsenin zaman konisi birbiriyle çakışmaz, öncelik sorunu olmadan iç içe geçer deyip evrende hepimiz bir bütünün parçasıyız tarzında California terapisine geçiş yapabilirsiniz (bu yetersiz bir görüştür ama yazının sonuna saklayın. 😉).

İlgili yazı: Gezegenler Güneş Çevresinde Nasıl Dönüyor?

 

Geleceğimiz ve Kuantum Darwinizm

Kuantum Darwinizm varsayımının makroskobik dünyanın bilinçli gözlemci çelişkisine düşmeden kuantum belirsizliğe tabi mikroskobik dünyadan nasıl çıktığını gösterdiğini gördük. Aynı zamanda neden teori değil de hâlâ bir varsayım olduğunu gördük; çünkü hem hiyerarşik hem de karşılıklı etkileşime dayalı çöküşlerin zamanın akışında nasıl gerçekleştiğini gösteremiyor. Acaba Kuantum Darwinizm sürecine kuantum yorumlarından birini ekleyerek bunu çözebilir miyiz? Bakalım:

Kopenhag yorumu dalga fonksiyonunun nasıl çöktüğünü söylemiyor. Von Neumann-Wigner yorumuna göre bunu bilinçli gözlemci yapıyor olabilir ama yukarıda belirttiğim gibi öyleyse kim kimin hayali ve kuklası bağlamında bunu geleceğimizin belirsiz olduğu determinist olmayan bir evrene uyarlamak çok zordur. Bunun tek yolu evrende tek bir bilinçli gözlemci olduğunu ve diğer her şeyin onun hayali olduğunu kabul etmektir.

İşin içine Hint felsefesi ve Avustralya yerlilerinden türeyen bir tanrı anlayışı katarak varoluş yalandır ve hepsi tanrının gördüğü rüyadır diyebilirsiniz. Oysa fizikçiler insan varlığını hiçe sayan, özgür iradeyi sıfırlayan ve evreni bilimsel olarak anlamayı imkansızlaştıran bu senaryoya katılmıyor. Yine de şu kesin: Kopenhag Yorumuna göre evrende geleceğin belirsizliğini koruyarak dalga fonksiyonunu çökertmenin tek yolu evrende tek bir varlığın olduğunu kabul etmektir: Sizin… Şimdi Çoklu Dünyaları görelim.

İlgili yazı: Gezegenler Güneş Çevresinde Nasıl Dönüyor?

 

Geleceğimiz için çoklu dünyalar

Bu yorum geçmiş ve geleceğin göreli olmasını daha iyi kaldırıyor. Bu kez ışık koniniz dalga fonksiyonunda ilerlerken onu çökertmez. Bunun yerine içerdiği sonsuz olasılıklardan birini seçerek öznel evreninizi yaratır. Dediğim gibi yaşadığımız evren çoklu evren ağacında dallanıp budaklanan olasılık dallarından biridir.

Yine de bunu blok evren tasarımına uyarladığımız zaman Matroşka bebekler gibi evren içinde sonsuz olasılık evreni ortaya çıkmaz. En azından tek bir evrende çıkmaz: Evrenin bu parçasındaki insanların özgül yaşantıları birbiriyle çelişen kendi tekil alt evrenini yaratmaz; çünkü kuantum düzeyinde gerçekleşen olasılıklar yine Kuantum Darwinizmde gösterildiği gibi makroskobik dünyada ışık hızında yayılacaktır fakat bu Kopenhag Yorumundan farklıdır:

Seçimlerimiz dalga fonksiyonu çökmesiyle ortaya çıkmaz. Dalga fonksiyonu içindeki gerçekliklerinden bazısının seçilmesiyle ortaya çıkar. Bu durumda herkesin yaşantısı hem algısı ölçüsünde ayrı ve tekildir hem de dalga fonksiyonu çökmediği için evrensel süperpozisyonun parçasıdır. Bir tür üst akıl gibi evrendeki her şeyi kapsayan kozmik dolanıklık vardır. Herkesin seçimleriyle yaşantısı diğer herkesin seçimleriyle iç içe geçer ve bağıntılıdır. Peki Çoklu Dünyalar Yorumu geleceğimiz ve özgür irademizi kurtarmaya yeter mi? Bunu Kuantum Darwinizmdeki eşevresizlikle görelim.

İlgili yazı: Zaman Büyük Patlamayla mı Akmaya Başladı?

 

Geleceğimiz ve eşevresizlik

Bir elektronunun ölçüm yapana dek sağa veya sola dönmek gibi bir seçim yapmadığı ve bütün olasılıklara aynı anda sahip olduğu belirsiz bulanık duruma süperpozisyon deriz. Bu sağa-sola dönme olasılıklarının dalga fonksiyonunda eşevreli (eş fazlı) olduğu durumdur. Eşevresizlik süperpozisyonun bozulması ve elektronun bilinçsiz bir seçim yapmasıdır. Gözlemlenen elektron ya sağa ya da sola döner. Aynı anda iki yöne birden dönmez.

Eşevrelilik yalnızca mikroskobik olaylar için geçerlidir. Moleküller, atomlar, atomaltı ve temel parçacıklar için… Eşevresizlik süreci belirsiz kuantum dünyasından klasik fiziğe tabii gözle görülür dünyaya nasıl geçtiğimizi gösterir. Bu durumda insanların seçim ve hayatları paralel evrenler oluşturmaz. Her evrende ve kendi içinde alternatif alt gerçeklikler oluşturur.

Örneğin ben 1975’te İstanbul’da doğdum. Bu geleceğimi belirlemiştir ama felsefe okumayı ben seçtim (Kabul, mevcut şartlara göre seçtim ama birbiriyle uyumlu alt gerçeklikleri anlatabiliyorum sanırım). İşte Çoklu Dünyalar yorumunun tek bir evrende Matroşka bebekler gibi çelişkili alternatif gerçeklikler oluşturmasını bu süreç önler (Çoklu Dünyaların bu kez de sonsuz sayıda paralel evren oluşturarak Occam’ın Usturasına aykırı olması için bkz. Fizikte Tanrı Var mı?).

Özetle Kuantum Darwinizme göre gelecek, geçmiş ve şimdiki zamanınız size özgü olmakla birlikte evrenin ve insanlığın ürettiği ışık konilerinin kombinezonlarından oluşan bir network konisidir. Sizin ışık koniniz gerçekliğin size özgün dolanıklıklar oluşturduğu bir ilişkiler ağıdır. Gerçi dolanıklık anlık veya ışıktan hızlıdır ama alternatif konilerin etkileşimleri uzaya ışık hızında yayılır. Böylece hep aynı konuya, yani Kuantum Darwinizm, Çoklu Dünyalar ve Blok evrene farklı açılardan birkaç kez değindik. Peki bu bizi nereye getirdi?

İlgili yazı: Evrende Zaman Akışı Yavaşlıyor mu?

 

Geleceğimiz ve determinizm

Çoklu Dünyalar yorumunda dalga fonksiyonunun evrimi deterministiktir. Bu da size özgü ışık konisinin diğer yaşantı ve gerçekliklerle ilişkiler ağı oluşturmasına rağmen önceden belirlendiği anlamına gelir. Dalga fonksiyonunun nasıl çökeceği önceden belirlenmiştir ama sizin bunu nasıl deneyimleyeceğiniz önceden belirlenmemiştir! Siz bu alternatifleri kendine göre yaşayan bilinçli ve özgür bir varlık olacaksınız. Paralel evrenlerdeki kopyalarınız da kendi hayatlarını yaşayacak. Bunlar da önceden belirlenmiş olacak ama bunları sırasıyla fark edecekler. Bilinçli deneyimleri özgür olacak.

Bunu önceki yazılara bağlayacak olursak: 1) Bilincinizi bilinçsiz beyniniz oluşturur ve belirler ama kendi varlığınızın farkına varan sizsiniz. Kısmen de olsa bilerek ve isteyerek beyninize karışabilir, aldığı kararları gözden geçirmeye zorlayabilirsiniz (Bunu da bilinç dışı süreçlerle yapacak olmanıza ve yeni kararların da siz fark etmeden önce alınacak olmasına karşın yaparsınız ki özgür iradenin tanımı budur). Bilincinizin bilinçsiz beyinden türemesi ona özgür olması için gereken kopukluğu sağlar.

2) Belirsizlik ilkesi uyarınca bir fiziksel sistemden çıkarabileceğiniz enformasyon miktarı sınırlıdır (fiziksel etkileşimlerin büyük kısmı belirsiz ve pratikte rastlantısaldır) ama fiziksel bir sistemden elde edebileceğiniz bütün veriyi elde edebilirsiniz (yerel gizli değişkenler, yani determinizm yoktur). Neden-sonuç ilişkisine bağlı bilinebilir süreçlerin rastlantısallıktan türemesi ama ondan kopuk olması fiziksel evrene metafizikten bağımsızlığını kazandırıyor. Tıpkı özgür iradede olduğu gibi…

Gerçi bu iki nokta zamanın nasıl aktığını veya neden zamanı akıyor gibi algıladığımızı göstermiyor ama en azından geleceğimizin doğrusal zamanda belirsiz olduğuna ve zamanın geleceğe aktığına dair iki güçlü ipucu ortaya koyuyor. Peki bunu başka bir kuantum yorumuyla çözmek mümkün mü?

İlgili yazı: Dört Boyutlu Madde Bulundu: Zaman Kristalleri

Geleceğimiz-önceden-belirlenmiş-midir

 

Geleceğimiz ve pilot dalga teorisi

Burada hak yerini bulsun diye de Broglie ve Bohm’un pilot dalga teorisine değinelim (gerçi bu teori Bell eşitsizliği deneyleriyle var olmadığı kanıtlanan yerel gizli değişkenler içerir): Bu kuantum mekaniğinin tümüyle deterministik bir yorumudur. Bu durumda dalga fonksiyonu denklemi fiziksel bir dalgayı tanımlar. Bu bir olasılık dalgası değildir. Alternatif alt gerçeklikler, paralel evrenler, süperpozisyon ve dolanıklık yoktur. Parçacıklar ayrı dalgalar ayrıdır. Parçacıkları uzayda fiziksel dalgalar taşır.

Bohm mekaniği olarak da adlandırılan pilot dalga teorisinin iki büyük eksikliği vardır: 1) Bunu Einstein’ın özel görelilik teorisinden türeyen blok evren modeline uyarlayamayız. Öyle ki zaman akıyor mu akmıyor mu sorusunu pilot dalga ile yanıtlayamayız. 2) İkincisi bir parçacığın dalgada nasıl taşındığı diğer bütün parçacıkların dalgada nasıl taşındığına bağlıdır. Bu da kum tanelerinin elinizden akışı gibidir: Bu akış bütün kum tanelerinin birbiriyle etkileşimine bağlıdır.

Özetle pilot dalga teorisi yerel gizli değişkinlere dayanır. Bunlar çok karmaşık ve belirsiz olduğu için asla ölçemediğimiz ve dolayısıyla gözden gizlenen değişkenlerdir. Oysa parçacıkların dalgadaki akışının diğer parçacıklara bağlı olması teorinin yerel olmamasına, yani klasik Kopenhag Yorumu gibi davranmasına yol açar. Bu çelişki Bohm mekaniğinden modern kuantum alan kuramını türetmeyi engeller. Bell eşitsizliğine ve kuantum alanlarına aykırı olan bu teori bu yüzden kabul görmemiştir.

Zaman akıyor mu, yoksa ezeli mi?

Buraya dek geleceğimiz önceden belirli mi sorusunu kuantum fiziği ve nöroloji açısından yanıtlamaya çalıştık. Farklı kuantum yorumları arasında gezintiye çıktığımız ve bu yorumların kuantum mekaniğinde hangi sorunları çözmek için yapıldığını öğrendiğimiz harika bir gezi oldu. 😊 Yazımızın son kısmında konuya felsefe açısından bakacak ve yine sinirbilimle ile bitireceğiz; çünkü yazının ta başında uyardığım gibi insan bilincinin zamanın akışına dair oynadığı son bir rol var.

İlgili yazı: Kuantum Üstünlük Ne Zaman Geliyor?

Geleceğimiz-önceden-belirlenmiş-midir

 

Şimdiki zaman nedir?

Zamanın akışı için asıl ipucu geleceğin önceden belirlenmiş olup olmadığı değildir. En önemli ipucu şimdiki zamandır. Şimdiki zaman varsa gelecek otomatik olarak belirsiz olacaktır. Bakın nasıl? Görelilikte olayların göreli olduğunu, eşzamanlı olmadığını söyledik. Blok evrende zamanının akışı olarak algıladığımız şeyin de evrenin anlık durumunu gösteren uzay dilimlerinin sebep-sonuç ilişkisine göre art arda dizilmesiyle ortaya çıktığını söyledik. Zaman akmıyor olmasa bile öyle algıladığımızı ve en azından neden öyle algıladığımızı açıklamak gerektiğini belirttik.

Öte yandan anlık uzay dilimlerinin dizilişi cisimlerin birbirine göre hızlarına göre değişir. Herkesin evrene kendi bakış açısı vardır ve bunu birbirine göre olan hızımızla yönümüz belirler. Bu durumda şimdiki zamanın bir anlamı olabilir mi? Sonuçta evrensel olarak geçerli anlık zaman dilimleri yok ama sadece pratikte yok. Teorik olarak var ve nasıl derseniz: Uzak galaksilerdeki iki kişi Lorentz Dönüşümleri ile kendi özgül zaman dilimlerini ışık hızında haberleşmek şartıyla karşılaştırabilirler.

Böylece zamanın akışı üzerinde uzlaşabilirler. Şimdi diyeceksiniz ki bunu kim yapıyor hocam? Biz yapıyoruz! Uzak galaksilerdeki uzaylılarla konuşmuyoruz ama Samanyolu galaksisinin uzayda saniyede 630 km hızla Shapley Çekicisi yönünde yol aldığını biliyoruz. Bunu tüm evreni saran mutlak referans çerçevesi kozmik mikrodalga artalan ışımasına (CMB) göre tespit ediyoruz. Evreni referans alarak zamanın aktığını gösterebiliyor ve İstanbul ile Roma’nın yerel saatini karşılaştırabiliyorsak zamanın aktığını da rahatça söyleyebiliriz. Yalnızca nasıl aktığını bilimsel olarak gösteremiyoruz.

Blok zaman ezeli değildir

Yerel gözlemciler olarak bunu yapamasaydık başka galaksilerdeki Dünya dışı zeka da yapamazdı. Oysa sadece büyük patlamadan hemen sonrasını gösteriyor olsa da sırf bu yüzden geçmişe ait olan CMB bize bir geçmiş olduğu ve zamanın doğrusal olduğunu gösteriyor. Demek ki özel görelilikte yerel olarak mutlak eşzamanlılık olmaması zamanın akmadığını söyleyen ezelicilik akımını kanıtlamaz. Kanıtlamaz da hani şimdiki zamanın gerçekliği? İşte burada işler çok ilginç bir hal alıyor. 😉

İlgili yazı: Blok Zaman: Zamanın Akışı Bir Yanılsama mı?

Geleceğimiz-önceden-belirlenmiş-midir

 

Bilinç ve şimdiki zamancılık

Peki geçmiş ve gelecek nedir? Bunlar şimdiki zamana göre belirlenir. Blok evrende geçmiş ve gelecek olduğunu göstermemiz şimdiki zamanın olduğunu da gösteriyor ama bir sorun var. Blok evrendeki uzay dilimlerinin genliği yani zamanda birbirinden uzaklığı nedir? 10-44 saniyelik Planck anı dilimleri mi bunlar, yoksa 0 saniyelik gerçekten anlık dilimler mi?

Kuantum fiziği Planck anından kısa anlarda geçerli olmadığından 0 saniyelik dilim yoktur diyebiliriz ama bu sorunumuzu çözmez; çünkü insan bilinci var. İnsan bilinci, yani öz farkındalığımız 100 milisaniyelik bir sürede beyin kabuğundaki nöronların birbiriyle iletişim kurmasıyla oluşur. Bu 100 milisaniye de kesin değildir ve daha uzun veya kısa olabilir. Her “farkındalık anının” süresi farklıdır. 80 veya 120 milisaniye olabilir. Peki bu zamanın akışı ve şimdiki zaman için ne söylüyor?

Blok evrendeki uzay dilimlerinin arasında ne kadar geniş bir zaman aralığı olduğunu ölçmenin anlamsız olduğunu gösteriyor. İnsanların zaman algısının değişen sürelerde çok sayıda uzay dilimine yayılıyor olması şimdiki zamanın anlamsız olduğunu; çünkü zamanın anlardan oluşmadığını ve bir süreç olduğunu gösteriyor. Öyleyse şimdiki zaman yine belirsizdir ve geçmişle gelecek de belirsiz olacaktır.

Toparlayacak olursak

Bugünkü bilgilerimizle söyleyebileceğimiz tek şey zamanın akıyor oluşudur ama ne görelilikteki blok evren modeli ne nöroloji ne de kuantum mekaniğinde geçmiş, gelecek ve şimdinin ne olduğunu gösterebiliriz. Bunun bir anlamı olup olmadığını bile bilmiyoruz. Peki özgür irade gerçekten var mı? Yoksa bilinç maddenin yeni bir hali mi? Onu da şimdi okuyabilir ve zamanda yolculuk etmenin 9 sıra dışı yoluna bakabilirsiniz. Hızınızı alamayıp kuantum silgisiyle zamanı silmenin mümkün olup olmadığını da görebilirsiniz. Keşifli, keyifli ve güzel bir hafta sonu olsun. 🙋‍♂️

Kozmoloji ve zamanın oku


1The post-determined block universe
2My Struggles with the Block Universe
3Some remarks on the mathematical structure of the multiverse

Add a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir