Evren Bir Simülasyon Varsayımı Bilimsel mi?

Evren-bir-simülasyon-varsayımı-bilimsel-miBilgisayar simülasyonunda yaşadığımız fikrini seviyorum; çünkü pandemi dönemindeki zorlukları atlatarak level atlayıp daha iyi bir dünyada yaşayacağımıza ilişkin umut veriyor 😊. Peki hayat gerçekten bir simülasyon mu? Kısacası evren bir simülasyon varsayımı bilimsel mi, yoksa sözde bilim mi? Ayrıca simülasyon varsayımı ile simülasyon argümanı aynı şey mi? Evrenin bir bilgisayar simülasyonu olup olmadığını anlamak için fizik deneyleri yaptık mı? Hem blog yazısı hem de yeni Starbasekozan videosundan oluşan bu ikili yayında evrenin simülasyon olup olmadığını görelim.

Evren bir simülasyon mu?

Simülasyon varsayımına göre tüm yaşantılar, deneyimler ve anılarımız zeki bir varlık tarafından kodlanmış kozmik simülasyondan oluşur. Bu zeki varlık tanrı, uzaylı veya uzaylı eseri bilgisayar olabilir. Buna göre hepimiz bilgisayar kodlarından oluşuyoruz ama bu durumda fizik yasalarının da yazılımdan oluşması gerekiyor. Simülasyon varsayımının bilimsel olmamasının en önemli sebebi de fizik yasalarının daha temel bir yazılım kodundan türediğini söylemesidir. Buna bir kanıt var mı?

Önceki evren bir simülasyon mu yazısında simülasyon varsayımını savunanların görüşlerini aktardım. Kara delik bilgisayar yazısında evrenin simülasyonunu yapabilecek en küçük bilgisayarı analiz ettim. Evrenin bilgi işlem kapasitesi nedir yazısında simülasyon varsayımının evrenin oluşumunu neden açıklayamayacağını anlattım. Bu yazıda söz konusu hipotezin neden bilim felsefesinde çelişkili olduğunu görecek ve yeni videomuzda simülasyona ilişkin bilimsel kanıtları inceleyeceğiz.

Aslında evrenin bir bilgisayar simülasyonu olması tek başına sorun olmaz. Fizik yasalarının matematiksel olduğunu biliyoruz ve kuantum makinisti Seth Lloyd’un dediği gibi evren kendi simülasyonunu yapan doğal bir bilgisayar olabilir. Oysa yerçekimi zamanı nasıl yavaşlatıyor yazısında belirttiğim gibi bu bir totolojidir. Evren kendi simülasyonunu yapan bir bilgisayar demenin evren evrendir demekten farkı yoktur. Bu önerme evrenin nasıl oluştuğunu açıklamaz. Evrenin gerçekten simülasyon olup olmadığını da göstermez. Öyleyse meselenin özüne gelelim:

İlgili yazı: Kodlama İçin En Gerekli 16 Programlama Dili

Evren-bir-simülasyon-varsayımı-bilimsel-mi

Kozmolojide zaten Illustris evren simülasyonu yapıyoruz.

 

Evren bir simülasyon ise…

Fizik yasaları ne olacak? Simülasyon varsayımına göre fizik yasalarının altında yatan ama fiziksel olmayan başka bir gerçeklik katmanı var. Bu hakikat katmanında bulunan bir varlık, fizik yasaları olduğunu sandığımız şeyi kontrol ediyor ve/veya fizik yasalarına müdahale ediyor. Her şeye gücü yeten ve her şeyi bilen bir varlığın fizik yasalarını istediği gibi değiştirebileceği tek tanrılı dinlerde ortak bir varsayımdır. Bu açıdan evreni tanrı yarattı ve evreni uzaylılar bilgisayar simülasyonu olarak yarattı demek arasında hiçbir fark yoktur. Bu varsayım bilimsel değildir.

Oysa simülasyon varsayımına inananlar evrenin bir simülasyon olduğu sonucuna akıl yürüterek vardıklarını söylüyor. 😮 Ben de Alldesign 2015 fuarında konuşmasını dinlediğim ve Popular Science Türkiye dergisi için söyleşi yaptığım Oxford Üniversitesi felsefe profesörü Nick Bostrom’a bunu sordum. Bostrom simülasyon argümanını geliştiren kişidir. Buna göre evren bir simülasyon olabilir, olmayabilir veya gelişmiş uygarlıklar evren simülasyonu yapmamayı tercih etmemiş olabilir. Argüman budur. Evrenin bir simülasyon olduğunu söylemekse doğrudan simülasyon varsayımıdır. Argümanlarla varsayımları birbirine karıştırmamak gerektiğine geri geleceğim ama önce varsayıma bakalım:

  • Evrende çok sayıda uygarlık varsa
  • Ve bu uygarlıklar bilinçli varlıkların simülasyonunu yapan bilgisayarlar ürettiyse
  • Gerçek varlıklardan çok daha fazla sayıda simülasyon varlık vardır.
  • Bu yüzden büyük olasılıkla gerçek evrende değil de bir simülasyonda yaşıyorsunuz. Öyle mi gerçekten? Simülasyon olasılığını Bayes istatistikleriyle hesaplamaya yönelik bir kaynağı yazının sonunda verdim.3

İlgili yazı: Gerçek Adem: ilk insan ne zaman yaşadı?

 

Elon Musk’a göre evren bir simülasyon

Elon Musk büyük olasılıkla bir simülasyonda yaşıyoruz dedi. Hatta agnostik olduğunu söyleyen astrofizikçi Neil DeGrasse Tyson bile bunun doğru olma olasılığını yüzde 50’den fazla olarak verdi. Tyson tanrıya inanmadığı için simülasyon varsayımını seküler olarak ele almıştır. Buna karşın Bostrom bile evrenin simülasyon olma ihtimalinin sadece yüzde 33 olduğunu söylüyor. Dolayısıyla Tyson’ın buna iyice düşünerek yanıt verdiğini sanmıyorum. Bu durumda standart sapmaya biraz bakalım:  

Simülasyon argümanında a) evrenin simülasyon olma, b) olmama ve c) uzaylılar evren simülasyonu yapmak istemediği için simülasyon olmama olasılıkları eşit ağırlıklıdır. Formel mantık gereği cevabını bilmediğimiz bir sorunun en basit yanıtlarının doğru olma olasılığı birbirine eşittir. Bostrom bu yüzden olasılıklar yüzde 33’tür diyor. Örneğin evrenin yüzde 90 ihtimalle simülasyon olması büyük ihtimalle yanıldığımıza işaret edecektir. Bostrom bu nedenle evrenin simülasyon olabileceğini söylüyor. 😮

Oysa formel mantıkta önermelerin eşit ağırlıkta olması içlerinden birinin doğru olduğuna kanıt değildir. Örneğin tanrı vardır, tanrı yoktur, tanrı var ama bize müdahale etmiyor diye üç olasılık ele alalım. Bu tanrının var olduğunu kanıtlamaz. Tanrının var olmadığını da kanıtlamaz. Tanrı sonsuz karmaşıklıkta bir varlık olduğu için bilim ve mantığın dışındadır. Dolayısıyla bilim tanrının var olup olmadığına yanıt veremez, ki bunu denemez bile; çünkü bu bilimsel soru değildir ve isteyen inanır. Simülasyona gelince:

İlgili yazı: İnternetinizi Uçuracak En İyi 10 Modem

Simülasyon kavramını 2350 yıl önce Büyük İskender’in arkadaşı filozof Anaksarkhos ortaya attı.

 

Evren bir simülasyon hatası

Simülasyon argümanındaki mantık hatasını açalım. Nick Bostrom Kıyamet Günü Argümanı’nı uyguluyor: İnsanların soyunun ne zaman tükeneceğini bilmiyoruz ama insan türünün 195 bin yıl önce ortaya çıktığını biliyoruz. Peki biz büyük olasılıkla insan türü ömrünün başında mı, ortasında mı, yoksa sonunda mıyız? Bunu anlamak için bir milyon piyango topu alın ve numaralandırın. Sonra bunları kutuya koyun ve rastgele birini çekin. Birinci veya bir milyonuncu topu çekme olasılığınız nedir? Milyonda birdir. 456 bin 792’ci topu çekme ihtimaliniz çok daha yüksektir.

Oysa bu simülasyon argümanındaki üç şıktan birinin doğru olduğunu göstermez! Dolayısıyla Bostrom’ın, “üç olasılık eşit ağırlıklıdır ve bu yüzden simülasyon varsayımının doğru olma ihtimali daha yüksektir” demesi bir mantık hatasıdır. Yine de bu yanlışı teknik açıdan göstermekle yetinmeyeceğim. Bu anayasa mahkemesinin insan haklarına aykırı bir kanun hükmünde kararnameyi sırf usulen iptal etmesine benziyor. Hayır, simülasyon varsayımının özünde yanlış olduğunu göstermeliyiz. Başka türlü vicdanımız rahat etmez ve tatmin olamayız.

Şimdi diyebilirsiniz ki “Hocam boş verin. Entelektüeller aralarında takılıyorlar.” Oysa bu bilimle din arasındaki farkı göstermek açısından çok önemlidir. Hıristiyanlığı ele alalım: İsa’nın körleri ve topalları iyileştirebildiğini söylerler. Dinsel bir öyküdür ama kör ve topalları iyileştirmek imkansız olduğu için değil. Bugün kısmen mümkündür ve gelecekte tümüyle iyileştirmek mümkün olabilir. Bunun dinsel öykü olmasının sebebi İsa’nın insanları nasıl iyileştirdiğini açıklamamasıdır. Bu inanca kalmıştır.

Bilim geçerlilik, felsefe tutarlılık ister

Nick Bostrom’ın simülasyon argümanı da işi inanca bırakıyor ve ben de meslektaşım olan bir felsefe profesörünün buna dikkat etmemesine şaşırıyorum. Bostrom evrenin simülasyon olduğunu kanıtladığını açıkça söylemiyor 😉 ama simülasyon varsayımını istemeden (?) kayırıyor. Oysa bu argümanda birçok desteksiz varsayım var:

İlgili yazı: Uzayzaman Nedir ve Uzay Gerçek midir?

Evren-bir-simülasyon-varsayımı-bilimsel-mi

Filozof Descartes düşünüyorum, öyleyse varım diyerek simülasyonu savunmuştur.

 

Ockham’ın usturası

1) Uzayda evren simülasyonu yapacak kadar gelişkin olan çok sayıda çağdaş uygarlık olduğunu varsayıyoruz. Peki bu kadar uzaylı varsa neden Taksim meydanına inip “Maraba Televole! Beni liderine götür!” demediler? Bunu Fermi Paradoksu’nu ele alan Herkes Nerede yazısında anlattım. 2) Çok sayıda hiper gelişmiş uygarlığın evren simülasyonları yaptığını varsayıyoruz. 3) Bunların gerçeğinden ayırt edilemeyecek kadar detaylı olduğunu varsayıyoruz. Kanıtımız olmadan, hatta bugüne dek hiçbir uzaylının bize merhaba dememiş olmasına bakılırsa aksine kanıt varken desteksiz atıyoruz.

Gerçi yaşadığımız simülasyonda gelişmiş uygarlıkların nadir olması simülasyonun var olduğu gerçek evrende bu simülasyonu yapan uzaylılar olmadığı anlamına gelmez diyebilirsiniz. O zaman işler daha da karışıyor: a) Bu uzaylıların simülasyon evrene karışmadığını veya b) simülasyon evrene karışamadıklarını da varsayıyorsunuz. Oysa mantıktaki Ockham’ın Usturası ilkesine göre yanıtını bilmediğiniz bir sorunun yanıtı genellikle en basit yanıttır. Ne kadar çok ek varsayımda bulunursanız yanılıyor olma ihtimaliniz o kadar artar (Bkz. Fizikte Tanrı Var mı?).

Şimdi mantıktaki eşit ağırlık yöntemini tersten uygulayalım: Evrenin simülasyon olduğuna dair üç olasılık eşit ağırlıklıysa içlerinden birinin doğru olmak yerine üçünün birden yanlış olma ihtimali daha yüksektir. Neden derseniz: Büyük olasılıkla ya üçünün de doğru olması ya da üçünün de yanlış olması gerekecektir. Oysa evrenin simülasyon olma, olmama ve evren simülasyonu yapmama olasılıkları birbirini dışlıyor. Bunlar aynı anda doğru olamayacağına göre üçünün de yanlış olma olasılığı artıyor ama dediğim gibi bu eleştiri simülasyon varsayımını mantıken çürütüyor. Ben felsefe mezunuyum fakat bilim yazarı olarak konuyu bilimsel açıdan incelemek de isterim:

İlgili yazı: Düz Dünya Teorisini Çürüten 12 Kanıt

Evren-bir-simülasyon-varsayımı-bilimsel-mi

Nick Bostrom simülasyon varsayımını canlandırdı.

 

Simülasyonda en çok eleştirilen nokta

Simülasyon varsayımını eleştirenlerin en çok vurgu yaptığı noktaya bakalım: Bostrom insan zihninin ve varsa insan zihni kadar karmaşık diğer zihinlerin simülasyonunu yapabileceğimizi düşünüyor. Bunun mümkün olduğuna ilişkin hiçbir kanıt yok ama ben de mümkün olduğunu düşünüyorum. Bildiğimiz kadarıyla bilinç yeterince karmaşık organizmalarda kendiliğinden ortaya çıkan bir olgudur. Bunun için insan beyni şart değildir. Bilinç nöron ağları, bilgisayar devreleri ya da kendini nöron sanan bilgisayar devrelerinden türeyebilir. Gerçi insan zihninden daha karmaşık zihinler varsa bunların ne kadar yaygın olduğu da ayrı konudur. Belki sadece onlar evren simülasyonu yapabilir ama bu detaya girmeyelim.

Bostrom’ın argümanında yanlış olan şey Matrix dünyasında yaşıyorsak bu dünyadaki gözlemlerimizi fizik yasaları yerine yazılım kodlarıyla üretebileceğimizi varsaymasıdır. Oysa evrensel sabitler yazısında anlattığım gibi fizik yasalarını çok kesin olarak ölçüp kanıtladık. Peki elimizde bu kadar detaylı zihin simülasyonu yapacak bir kod var mı? Bu derin algoritmayı bir programcının yazdığına dair kanıt var mı? Gerçi söyleşimizde Bostrom bunu öne sürecek kadar ileri gitmedi ama başkasından uyarlayarak geliştirdiği simülasyon argümanıyla dolaylı yoldan bunu iddia ediyor. Buna karşın süper kesin fizik yasalarının daha kesin algoritmalardan oluştuğuna ilişkin hiçbir kanıt yoktur.

Örneğin görelilik teorisi, standart model ve kuantum alan kuramının bir algoritması olup olmadığını bilmiyoruz. Böyle bir algoritma yazmayı kesinlikle bilmiyoruz. Gerçi önceki yazıda fizik yasaları doğayı aslına oldukça uygun olarak modelleyen ama birebir doğayla örtüşmeyen matematik denklemleridir dedim. Bu açıdan fizik yasalarının doğanın simülasyonu olduğunu söyleyebiliriz ama bu sadece fiziği doğayı anlamak için bir araç olarak kullandığımızı gösterir. Fiziğin algoritma olduğunu göstermez.

Evren bir simülasyon algoritması

Nitekim bilim insanları görelilik teorisini bir algoritma olarak yazmanın teorik açıdan mümkün olup olmadığına baktılar. Yazının sonundaki bağlantıda görebileceğiniz gibi1 bunun imkansız olduğu sonucuna vardılar. Belli ki filozof olsanız da Einstein’ı geçmek zordur. Peki ya evren simülasyonu yapan kuantum bilgisayarlar? 😊

İlgili yazı: 18 Ayda Nasıl 24 Kilo Verdim?

Halo video oyunlarında Cortana’nın evrimi.

 

Evren bir simülasyon diyen kuantum bilgisayar

Kuantum bilgisayarlar sadece bazı problemleri geleneksel bilgisayarlardan daha hızlı çözebilen özel amaçlı makinelerdir. Kısacası geleneksel bilgisayarlar evren simülasyonu yapmakta kuantum bilgisayarlardan daha başarılı olabilir. Elbette kara delikler maksimum entropi ve maksimum veri sıkıştırma oranıyla (veriyi Planck alanında sıkıştırıyorlar) daha iyi simülasyon yapabilir. Oysa burada iki sorun var:

1) Kara delikler veriyi işlemez, sadece sıkıştırır; çünkü maksimum entropide bilgi işlem yapamazsınız. 2) Evren simülasyonu yapan bir kara delik kuantum bilgisayar olsa bile kara deliğin içini göremezsiniz. Hawking radyasyonundan bildiğimiz gibi kara delikler okunaklı çıktı vermez. 😊 Evrenin bir kara delikten doğduğunu söyleyen teoriler var ama bu evrenin kara deliğin içinde olduğunu göstermiyor. Sadece kara delikten türeyebileceğini varsayıyor.

Daha net söyleyelim: Genel görelilik teorisini bir algoritma olarak yazıp kuantum bilgisayarda hesaplamayı bilmiyoruz. Tabii bir de Descarters’ın müthiş argümanı var: Cogito ergo sum à

İlgili yazı: Zamanda Yolculuk Etmenin 9 Sıra Dışı Yolu

Evren-bir-simülasyon-varsayımı-bilimsel-mi

Fermilab’deki Holometre detektörü evrenin piksellerini aradı. Bulamadı.

 

Düşünüyorum, öyleyse varım

Diyelim ki şeytan bir şeytanlık edip fani dünyayı yaratsın. Bu dünya aslında bir Matrix dünyası olsun ve şeytan bizi var olduğumuza inandırsın. Aslında her şey yalan olsun. Oysa şeytanın bizi kandırabilmesi için en azından kandırabileceği zihinlerimizi yaratması gerekir. Bu durumda diyor Descartes, “Düşünüyorum, öyleyse varım”. Peki zihnimizin gerçek olması evrenin simülasyon olduğunu kanıtlar mı? Sonuçta zihnimizin simülasyonu yapılabiliyorsa evrenin simülasyonu da yapılabilir.

Bunu iki açıdan ele alalım: İnsan zihni simülasyonu kanıtlar mı ve insan zihninin simülasyonu yapılabilir mi? Öncelikle insan zihninin varlığı simülasyonu kanıtlamaz. Diyelim ki tanrıya inanıyorsunuz ama tanrı hiçbir ölçülebilir, gözlemlenebilir, nesnel olarak başkalarına bilgisi aktarılabilir, deneylenebilir ve öğretilebilir şekilde kendini göstermiyor. Tanrıya inanmak iç sesiniz ve vicdan konusu oluyor.

Tanrı olsa bile bunu başkalarına kanıtlayamıyorsunuz. Bu durumda kendini hiçbir şekilde göstermeyen bir tanrı pratikte yok sayılır önermesinin doğru olma olasılığı ile tanrı vardır önermesinin doğru olma olasılığı eşit olacaktır. Eşit ağırlıklı olasılıkların birbirini kanıtlamadığına dikkat edin. “Düşünüyorum öyleyse varım” önermesi sadece bir simülasyonda bile kendimizi gerçek kabul edebileceğimizi gösterir. Bu açıdan insan aklını onu yaratabilecek bir tanrı, bilgisayar ve uzaylıdan özgürleştiren en güçlü mantık yürütmedir. Descartes tanrıya inanıyordu ama insanlığı özgürleştiren en büyük filozoflardan biri oldu.

İnsan zihni ve simülasyon

Diğeri ise insan bedeninin bile evrenin merkezi olmadığını gösteren evrim teorisini geliştiren Darwin’dir. Onu da hem bilim insanı hem filozof olarak görmek gerekir. Görüyoruz ki kanıt yokluğunda evren bir simülasyon demek bizi kısır döngüye götürüyor. Şimdi insan zihninin simülasyonunu yapma konusuna geçelim:

İlgili yazı: 5 Soruda Paralel Evrenler

 

Zihin için evren bir simülasyon

Nick Bostrom evren simülasyonu yapmanın ön koşulu hiper gelişmiş bir uygarlığın çok sayıda insan zihni simülasyonu yapabilmesidir diyor. Haklı. Hatta insandan zeki canlıların zihninin de simülasyonunu yapmak gerekir. Her bilinçli zihin simülasyonu da kendi sanal evreninde hiper gelişmiş uygarlık kurup başka zihinlerin simülasyonunu yapacaktır. Dolayısıyla gerçek evrenlerden daha çok sayıda simülasyon evrenler olacaktır. Öyleyse bizim evrenimiz de çok büyük olasılıkla bir simülasyondur.

Bu tür varsayımlarda bulunmadan önce termodinamiğe iyi çalışmak gerekir ama sırayla gidelim: 1) İnsan zihninin simülasyonunu yapıp yapamayacağımızı bilmiyoruz. 2) Yapsak bile çok sayıda zihin simülasyonu yapmak imkansız olabilir. 3) İnsandan zeki varlıkların simülasyonunu yapmak çok daha zordur. 4) Termodinamik duvara toslayacaksınız:

İlgili yazı: İnternette teknik takip ve gözetimi önleme rehberi

 

Simülasyonun termodinamik sınırları

Bu evrende fizik yasalarının işlediği en küçük ölçek Planck uzunluğundan türeyen (1,61622837 × 10-35 metre) Planck ölçeğidir. Bundan küçük ölçekler ölçülemez. Diyelim ki bir uzaylı kendi evreninde bizim simülasyonumuzu yapıyor. Böylece o evrenin bilgi işlem kapasitesinin önemli bir kısmını bize ayırıyor. Biz de sanal evrenimizde başka evren simülasyonları yapıyoruz ama bunun için kullanacağımız bilgi işlem kapasitesi azalıyor. Tıpkı iç içe geçen matroşka bebekler gibi sanal evrenler böyle sürüp gidiyor.

Simülasyonun simülasyonunun simülasyonu derken çözünürlük gittikçe azalıyor. Bostrom’ın dediği doğruysa ve simülasyon evren sayısı gerçek evren sayısından çok fazlaysa çözünürlüğün de 1 yaşındaki çocuğun bile kanmayacağı kadar azalması gerekiyor! Şimdi diyeceksiniz ki “Ama hocam, uzaylılar sadece evrende baktığımız yerlerin detaylı simülasyonları yaparak bant genişliğinden tasarruf eder”.

Evet ama termodinamik entropi artışını unutuyorsunuz. Bir saatten sonra çözünürlük o kadar azalacak ve yüksek çözünürlük talep eden zihin simülasyon sayısı o kadar artacak ki en mega hiper hormonlu bilgisayar bile kimseyi inandıracak kadar gerçekçi simülasyonlar yapamayacak. Ayrıca sanal dünyada insanlara sadece baktığı yeri gösterme işini hangi kodla yapacağız?

Ne tür bir algoritma bizim bilinçli olarak nereye ne zaman baktığımızı izleyecek ve gerektiğinde orayı gösterecek? Evrenin nasıl oluştuğunu ve süpernovaların nasıl patladığını anlamak için zaten simülasyon yaptığımızdan bunu ayrıca inceleyelim: Hava durumu tahminleri à

İlgili yazı: Buzul Çağı Nasıl Oluşur ve Ne Zaman Geri Gelecek?

Evren simülasyonsa biz kukla mıyız?

 

İklim simülasyonları

Dünyanın küresel ısınmayla nasıl yıprandığını gösteren yıkıcı iklim değişikliği simülasyonları buna en iyi örnektir. 10 km’den daha küçük hücrelerde hava akışı simülasyonu yapacak bilgi işlem kapasitemiz yok. Buna karşın evren bir simülasyon deyip fiziği çöpe atmıyoruz. 10 km’den küçük hücrelerde de fizik yasaları geçerli diyoruz. Ardından daha düşük çözünürlüklü iklim simülasyonları yapıp hatalarımızı hava durumu ölçümlerine göre düzeltiyoruz. Kısacası teorik simülasyon kapasitemizin açıklarını deney ve gözlemlerle, yani doğanın yardımıyla kapatıyoruz.

Yukarıda iç içe geçmiş simülasyon evrenlerin çözünürlüğünün hızla düşeceğini ve “sadece insanların baktığı yeri gösterme” algoritmalarının da hızla bu yükün altında ezileceğini gösterdik. Buna karşın uzaylılar deney ve gözlemler yoluyla evren simülasyonlarını iyileştirebilirler, değil mi? Kesinlikle hayır! Evren simülasyonu yapan bir uzaylı programcı sadece simülasyonu bilebilir, gerçek evreni bilemez. Sonuçta yaşadığı evrenden bambaşka bir evrenin simülasyonunu yapıyor olabilir.

Gerçi Nick Bostrom dikkatli bir filozof olarak bunlara “ata simülasyonları” diyor; yani uzaylıların sadece kendi evrenlerinin simülasyonlarını yapacağını ima ediyor. Oysa bu da desteksiz bir varsayım. Ayrıca uzaylıların simülasyonları kendi evrenlerine bakarak düzeltebileceğini söylemek de desteksiz bir varsayım. Nereden biliyorsunuz? Mesela bildiğimiz kadarıyla bir evren yaratsak, bu evren uzaydan damla gibi kopup giderdi ve yarattığımız evreni asla göremezdik.

Haydi gördük diyelim, sürekli düzelttiğimiz bir simülasyon da amacına aykırı olurdu. Düşünün: Bir bilgisayar oyununda devamlı hile yapıyorsunuz. Oyunun ne anlamı kalıyor o zaman? Kendi evreninizi daha iyi anlamak için simülasyon yaparken sürekli programı güncellerseniz bu simülasyon evreninizi açıklama özelliğini yitirir. Sadece eğlencelik olur. Bostrom olsa “uzaylılar bu yüzden evren simülasyonu yapmamayı tercih ediyor” diyebilirdi ama bu da desteksiz bir varsayım.

Hiper gelişmiş uygarlıklar

Birkaç hiper gelişmiş uygarlık bunu yapmasa bile Bostrom’a göre evren simülasyonu yapan o kadar çok uygarlık var ki bizim de simülasyon olmamız kaçınılmaz oluyor. Bu da bizi başa döndürüyor. İç içe geçmiş evren simülasyonlarını ölçekleyemez ve termodinamik çözünürlük duvarına toslarsınız. Fizikçiler günümüzde bu tür nedenlerle filozofları pek ciddiye almıyor. Bir filozof olarak bunu yanlış buluyorum. Bence bilim ve felsefenin birbirinden öğreneceği çok şey var. Öte yandan filozofların fizik bilmemesi bilim insanlarını soğutuyor. Bunu da anlıyorum. Öyleysen evren bir simülasyon konusunu bağlayalım:

İlgili yazı: Evrenin En Büyük Yıldızı UY Scuti mi?

Evren-bir-simülasyon-varsayımı-bilimsel-mi

 

Evren bir simülasyon için sonsöz

Evren bir simülasyon diyenler bilerek bilmeyerek birçok desteksiz büyük varsayımda bulunuyor. Öncelikle de fizik yasalarının altta yatan ve fiziksel olmayan algoritmalardan türediğini varsayıyor. Bu yüzden evren bir simülasyon demekle evreni tanrı yarattı demek arasında hiçbir fark olmuyor. İkisi de inanç meselesidir. Evren bir simülasyon varsayımı işte bu yüzden bilimsel değildir. Peki bu konu bitti mi? Hayır. Bugün değişik bir şey yapacak ve konunun devamını hemen aşağıdaki Starbasekozan videosunda anlatacağız. 🙂 Evrenin simülasyon olduğunu gösteren kanıtlar var mı?

Evrensel simülasyon kanıtları


1Constraints on the universe as a numerical simulation
2Are You Living in a Computer Simulation? (pdf)
3A Bayesian Approach to the Simulation Argument

Add a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir