Okyanuslar Hakkında Yanıtını Bilmediğimiz 7 Soru

Okyanuslar-hakkında-yanıtını-bilmediğimiz-7-soruOkyanuslar Dünya gezegeninin yüzde 70’ini kaplıyor ve ortalama okyanus derinliği 3,7 km’yi buluyor. Oysa okyanus tabanı hakkında uzaydan, Ay’dan ve Mars’tan daha az şey biliyoruz. Deniz dibindeki gizemli seslerden dev mürekkepbalıklarına kadar gizemli okyanus dünyasının 7 cevapsız sorusu nedir?

Okyanus alemine yolculuk

Biz insanlar coğrafi keşiflere çıktık, göklere ve uzaya ulaştık. Hatta yaklaşık 11 km ile Dünya’nın en derin yeri olan Mariana Çukuru’na dalarak bilimin bayrağını hemen her yere taşıdık. Ancak, gezegenimizin yüzde 70’ini kaplayan okyanuslar hakkında gökteki yıldızlardan daha az şey biliyoruz.

Deniz tabanında o kadar petrol kuyusu açmış ve internet için kıtalar arasında binlerce km’lik sualtı kablosu döşemiş olmamıza rağmen, okyanuslar hakkında neden bu kadar az şey bildiğimiz büyük bir merak konusu ve artık bu merakı tatmin etmenin zamanı geldi.

Öyleyse yaşamın kaynağı olan suyun derinliklerine dair yanıtını bilmediğimiz 7 ilginç soruyu görelim ve okyanus tabanının haritasını çıkararak denizin dibinde yaşayan yabancı canlı türlerine göz atalım.

İlgili yazı: Evrende Oluşan İlk Molekül Bulundu

Okyanuslar-hakkında-yanıtını-bilmediğimiz-7-soru 

1. Okyanus tabanı neye benziyor?

Son sınır gökyüzü derler ama asıl keşfedilmemiş uzay Dünya okyanuslarıdır. Nitekim ABD Ulusal Okyanus ve Atmosfer Dairesi’nin (NOAA) raporuna göre okyanus tabanının yüzde 95’ini henüz keşfetmemiş bulunuyoruz. Öyle ki Mars’ın yüzeyini bile okyanuslardan daha iyi biliyoruz.

Okyanuslar için yerçekimi testi

2014 yılında, bilim insanları Dünya yörüngesindeki uyduları kullanarak okyanusların en güncel ve detaylı haritasını çıkardılar. Yer yer derinliği 4 km’yi aşan su kütlesine rağmen okyanus tabanını doğru taramak için radar dalgalarıyla çalışan yükseklikölçer cihazlarıyla (radar altimetresi) donatılmış uyduları kullandılar.

Yükseklikölçerler, takılı olduğu uydu ile tam altındaki su yüzeyi arasındaki mesafeyi çok kesin olarak ölçüyor. Öyle ki okyanus tabanındaki kanyonlar ve dağ zincirleri yoğun madde konsantrasyonları oluşturuyor. Bunlar da Dünya’nın o bölgesindeki yerçekimini hafifçe artırıyor.

Lokal yerçekimi şiddetindeki küçük farklar deniz seviyesinde değişikliklere yol açıyor. Örneğin, bir su altı dağ zinciri üstündeki deniz yüzeyi, ortalama deniz seviyesinden az alçak veya yüksek olabiliyor. Deniz yüzeyindeki bu tür çukur ve yükseltiler kalıcı olduğu için standart okyanus dalgaları ve akıntılardan ayırt edilebiliyor.

Böylece okyanus bilimciler, Dünya’nın yerçekimi alanındaki değişikliklere bakarak deniz tabanındaki yer şekillerini saptıyor. Nitekim internette gördüğünüz okyanus haritaları, su altında ip sarkıtarak veya sonarla yer şekillerini tarayarak değil de yerçekimi anormalliklerine bakarak çıkarılıyor.

İlgili yazı: Gerçek Adem: ilk insan ne zaman yaşadı?

Okyanuslar-hakkında-yanıtını-bilmediğimiz-7-soru

 

Okyanusları yeni tanıyoruz

Her ne kadar radarları kullanarak dolaylı yoldan okyanus haritaları çıkarsak da bu haritalar çok düşük çözünürlüklü oluyor ki harita üzerindeki her piksel, aslında 5 kilometrekarelik bir alana karşılık geliyor. Öte yandan Mars, Ay ve hatta kalın bulutlarla kaplı olan Venüs yüzeyini 100 metrekarelik çözünürlükte taramış bulunuyoruz.

Özetle global okyanus haritasını çıkarmış olmamıza karşın, okyanusların sadece yüzde 95’ini insan gözüyle görmüş bulunuyoruz ve suya dalarak deniz altı maden haritasını çıkarmak veya antik batık kıtaları bulmak istiyorsak bize daha detaylı bir harita gerekiyor.

İlgili yazı: Yapay Zeka Nedir ve Nasıl Çalışır?

Okyanuslar-hakkında-yanıtını-bilmediğimiz-7-soru

Okyanuslar derinliklerinde hidrotermal bacalar gizliyor. Bunlar besin değeri yüksek sıcak su püskürten volkanik bacalar ve soğuk deniz diplerinde birçok canlının yuvalanmasını sağlıyorlar.

 

2. Okyanus tabanının altında ne var?

Tabii ki kalın bir kaya tabakası var; ama sıradan bir kaya tabakası değil. Denizlerin dibinde aynı zamanda mikroplar yaşıyor. 2015 yılında, jeologlar Japonya açıklarına gidip deniz dibinde 2,5 km derinlikte bir sondaj kuyusu açtılar ve o derinlikte yerkabuğunda yaşayan bakteriler buldular.

Evet, okyanus tabanının altında hayat denizlerdeki kadar yaygın değil; ama kalın tortulların içinde santimetreküpte 10 ila 10 bin mikroorganizma yaşadığını bulduk. Okyanus tabanının 2,5 km altındaki yüksek basınç ve sıcaklığa rağmen, bazı mikroplar kayaların içinde kendine yer edinmiş bulunuyor.

Dahası bu mikropların genlerini analiz edince deniz tabanındaki çamurda yaşayan mikroplardan çok, humuslu toprakta yaşayan mikroorganizmalarla akraba olduklarını bulduk. Öyle ki aşırı şartlarda yaşayan bu ekstremofiller, 20 milyon yıl önce toprakta yaşayan bakterilerin soyundan geliyor olabilir.

Peki akrabalık bağını nasıl açıklayabiliriz? Karaların batmasıyla: Her ne kadar koca kıtaların batması 1 milyar yıllık sürelerle, o da kısmen gerçekleşse de deniz seviyesi Dünya’nın ortalama sıcaklığına göre değişiyor. Denizler yükselip alçalabiliyor, bu da kıyı kesimlerinin su altında kalmasını sağlıyor. Tabii nehirlerle denize dökülen mikroplar da var ve bunlar da tortullarla birlikte yeraltında birikiyor.

Okyanuslar için neden önemli?

Yeraltındaki mikropları inceleyerek Dünya’da eskiden yaşamış ve soyu tükenmiş olan canlıların evrimini ortaya çıkarabiliriz. Ayrıca Salda Gölü Mars’ta yaşama ışık tutabilir yazısında belirttiğim gibi, aşırı şartlarda yaşayan ekstremofiller, başka gezegenlerde ne tür canlılar olabileceğini de gösterebilir.

İlgili yazı: Kodlama İçin En Gerekli 16 Programlama Dili

 

3. Okyanuslar içindeki göller

Suyun içinde göl olur mu? Kulağa biraz garip geliyor ama olur: Okyanuslarda çevredeki deniz suyundan daha çok tuz içeren, aslında süper tuzlu olan su cepleri bulunuyor. Bunlar denizin derinliklerinde dev su kabarcıkları gibi yüzüyor.

Bu kabarcıklar, milyonlarca yıl önce buharlaşan sudan geriye kalan ve sudan ağır olduğu için okyanus tabanına çökerek tortul çamuruna gömülen tuz konsantrasyonları içeriyor. Deniz suyu zaman zaman tortul tabakasını aşındırarak tuz katmanlarını açığa çıkarıyor, hatta metan gazını çamura hapseden kafes bileşiklerini kırıyor.

Böylece metan gazı, ham petrol ve yüksek oranda tuz içeren garip su kabarcıkları okyanus dibinden yükseliyor. Petrol şirketleri de denizden doğal gaz çıkarmak için bu cepleri arıyor ve altındaki çamura kuyu açıyor. Meksika Körfezi’nde bulunan bazı su kabarcıkları denizden 4 kat fazla tuz içeriyor.

Her ne kadar ağırlaşan tuzlu su okyanus yüzeyine çıkamasa da deniz dibinin hemen üzerinde bir yastık oluşturuyor ve denizaltılar bu kabarcıkların üzerinde göl yüzeyindeki gibi yüzebiliyor. Her ne kadar bu tür kabarcıklar deniz canlıları için zehirli olsa da içinde halofilik, yani tuz seven bakteriler yaşıyor.

Metan seven midyeler

Dahası solungaçlarında metan seven bakteriler yaşayan özel midyeler, bakterilerin metan moleküllerini parçalayarak ürettiği enerjiyle yaşıyor. Oysa okyanuslarda bunun gibi kaç su kabarcığı olduğunu, neden farklı yerlerde kimyasal açıdan farklı kabarcıklar olduğunu ve neden sadece bazılarının midye içerdiğini bilmiyoruz. Bu da bizi okyanus dipleriyle ilgili gelecek soruya getiriyor.

İlgili yazı: İnternetinizi Uçuracak En İyi 10 Modem

 

4. Sütlü okyanuslar

Bazen denize bakarsınız ve su yüzeyinin beyaza çalan açık mavi renkli bir tabakayla kaplı olduğunu görürsünüz. Uydu görsellerinde ise denizde binlerce kilometrekarelik bir alanın bu tür bir sütlü dokuyla kaplandığını görüyoruz. Gerçi modern çağda bile sütlü okyanus olayı o kadar az görülüyordu ki insanlar bunun denizciler tarafından uydurulan bir efsane olduğunu düşündüler.

Ancak, 1995 yılından 2005 yılına kadar Hint Okyanusu’na ait uydu fotoğraflarını inceleyen bilim insanları sütlü denizlerin gerçek olduğunu buldular. Öyle ki 15 bin kilometrekarelik yüzölçümü ile yaklaşık Mersin ili büyüklüğünde bir alan tam 3 gece boyunca sütlü sütlü parlamıştı.

Peki su neden parlıyor? Bir teoriye göre ateş renkli algler (Noctiluca scintillans) akıntılarla çalkalandığı zaman uyarılıp yakamoz benzeri biyolüminesans ışık üretiyor. Öte yandan, yeni araştırmalar kısa ömürlü bu alglerin kumsaldaki yakamozu üretebilmekle birlikte, 3 gün süren ve 15 bin kilometrekareye yayılan dev sütlü denizler oluşturamayacağını gösteriyor.

Dolayısıyla en güncel teori, sütlü denizler için ateş renkli alglerin üzerinde yüzen ve biyolojik ışık üreten dev bakteri kolonilerini sorumlu tutuyor. Ancak, bu bakterilerin neden alglerin üzerinde toplanarak koloniler oluşturduğunu ve neden bir süre parladıktan sonra söndüğünü bilmiyoruz.

İlgili yazı: Düz Dünya Teorisini Çürüten 12 Kanıt

 

5. 52 hertzlik balina

Balinalar hakkında çok şey biliyoruz: Balina yağı için özellikle Japonlar tarafından avlandıklarını ve soylarının tükenmekte olduğunu, eskiden karada yaşayan ve sonra denizlere geri dönen memeliler olduklarını, dev boyutlarıyla büyük iskeletlerini ve genellikle planktonlarla beslendiklerini biliyoruz.

Oysa balina şarkılarını yunus şarkılarından daha az tanıyoruz: Örneğin, balinalar neden şarkı söylüyor ve dudaklarıyla ses telleri olmadan nasıl şarkı söylüyor? Aslında cevapsız olan daha ilginç bir soru var: Hangi balina 52 Hertz frekansındaki şarkıyı söylüyor ve neden söylüyor?

Evet, böyle bir şarkı var ve 7 Aralık 1972’de, Büyük Okyanus’un kuzeybatısını araştıran bir teknisyen tarafından tespit edildi. Duyulan sesler daha çok mavi balina şarkısını andırıyordu, ama mavi balina şarkıları genellikle 15-20 Hertz aralıkta olur.

Peki gerçekten mavi balina ise neden 50 Hertzlik tiz şarkı söylüyor ve bu şarkıyı hangi balina dinliyor, kim anlıyor? Yoksa sakat doğmuş veya hastalanmış bir mavi balinadan mı söz ediyoruz? Yine de bilim insanları kimseye sesini kimseye duyuramayan yalnız ve hasta balina senaryosu yerine, bilmediğimiz bir şarkı duyduğumuzu düşünerek anlamını bulmaya çalışıyorlar.

İlgili yazı: 10 Adımda kara deliğe düşen astronota ne olur?

 

Şarkıları neden anlayalım?

Uzaylılar Dünya’ya gelse nasıl anlaşacaksınız yazında belirttiğim gibi, yunus ve balina şarkıları, insan dilinden farklı olan; ama aynı zamanda ona yakın karmaşıklıkta olan yegane diller (?). Dolayısıyla yunus ve balina dilini çözmek, olası Dünya dışı uygarlıklarla anlaşmak için evrensel bir dil geliştirmek veya onların dilini çözebilmek anlamına geliyor.

Nitekim Uzay Yolu 4 filminde, Kaptan Kirk, Dünya’yı aradığı balinaları bulamayan dev bir uzay gemisinden kurtarmaya çalışıyordu ve bunun için de geçmişe giderek iki yüz yıl önce soyu tükenmiş olan balinaları 23. yy’a getirmişti. Kısacası ne olur ne olmaz, balinaları koruyalım. Balina dili önemlidir.

Her canlının değerli olması ve merak duygusunun paha biçilemez olması bir yana, bilim insanları 52 Hertzlik balına şarkısını 40 yıldır Meksika ile Alaska arasında dinliyor. Kısacası bu tekil bir olay değil ve balinaların göç yolu üzerinde bulunduğuna göre, deniz göçüyle de ilgili bulunuyor.

Örneğin 52 hertzlik balina eşek ve at kırması gibi bir melez, ama doğurgan bir melez olabilir mi? Bu balina bilim aşkı olan ve konuyu bilen hemen herkesi büyülüyor. Ne dersiniz? Gelecekte bir sanatçı, David Bowie’nin ünlü Space Oddity şarkısının benzerini Ocean Oddity olarak besteler mi?

İlgili yazı: Şaşırtan Keşif: Evrende 2 Trilyon Galaksi Var

Okyanusların en derin yeri olan Mariana çukuru Everest Dağı’nın yüksekliğinden daha derindir. Aslında okyanus tabanından itibaren en yüksek dağ olan Hawaii’deki Mauna Kea’nın yüksekliğinden de daha derindir.

 

5. Okyanuslardan gelen gizemli sesler

ABD Ulusal Okyanus ve Atmosfer Dairesi (NOAA) okyanus suyunun yoğunluğuyla sıcaklığını, akıntıların yönünü ve kimyasal bileşimini ölçmek için hidrofon, yani su mikrofonları kullanıyor; çünkü ses dalgalarının hızı içindeki bulundukları ortamın yoğunluğuna göre değişiyor.

Kısacası hidrofon ağları okyanusların hareketini yarı gerçek zamanlı olarak ölçmemizi sağlıyor. Ancak, bu tür bilimsel kullanımlar genellikle sınırlı oluyor. NOAA su mikrofonlarını genellikle teknelerin motor sesini dinlemekte, deniz depremlerini tespit etmekte ve balina çağrılarını izlemekte kullanıyor.

Sonuç olarak su altındaki mikrofonlarının sebebi belirlenemeyen sesler duyduğu da oluyor. Nitekim 1997’de çok yüksek ve düşük frekanslı bir ses duydular ve bilim insanları bunu Bloop olarak adlandırdı. Bloop birbirinden 5000 km uzakta olan iki farklı su mikrofonu tarafından duyuldu.

Neyse ki bu kez biraz daha şanslıydık ve Bloop’un gerçek kaynağını tespit edebildik. Bu kadar uzaktaki iki mikrofon tarafından duyulması için çok şiddetli olması gereken bu ses dalgalarına, Antarktika kıyısında gerçekleşen bir buz depremi yol açmıştı.

İlgili yazı: 1 Milyar Yıllık Kayıp Kıtalar Bulundu

 

Okyanuslar için Kırmızı alarm

Ancak, okyanus bilimciler bu kez de Boop sesini duydular. Bu da Uzay Yolu filmlerindeki kırmızı alarm sesi gibi gittikçe yükselen yüksek frekanslı bir sesti. Elbette su mikrofonlarıyla tanımlanamayan yüzen sesler bulmak son derece normal; çünkü tek seferlik seslerin belirlenemeyen nedenleri olabilir.

Sorun şu ki su altından gelen Boop sesini 1991’den beri duyuyoruz. Üstelik Büyük Okyanus sularında ortaya çıkan bu sesi yılın sadece belirli aylarında, mevsimsel olarak işitiyoruz. Özellikle ilkbaharda duyulmaya başlıyor ve güze doğru kesiliyor ki burada okyanus bilimcilerden çok yerbilimciler devreye giriyor: Belki de bu sesler deniz tabanındaki yanardağlar ve volkanik çatlaklardan geliyor.

İlgili yazı: Öte Gezegenlerde Yaşam Aramanın 5 Yolu

 

7. Dev okyanus yaratıkları

Yok, burada gemi yutan dev ahtapot ve kraken efsanelerinden söz etmiyoruz; ama gerçek hayatla sınırlı kalsak da sormamız lazım: Neden derin deniz canlıları dev boyutlara ulaşıyor? Bilimsel olarak buna irilik diyoruz ve deniz dibinin karanlık olması ile derinlik arttıkça besin miktarının azalmasını hesaba katarsak deniz dibi iriliğini açıklamakta zorlanıyoruz.

Japon örümcek yengecinden tutun da dev mürekkepbalığı ve dev izopod Bathynomus’a kadar birçok derin deniz canlısının büyüklüğü türüne göre muazzam boyutlara ulaşıyor. Belli ki gemi batıran dev ahtapot hikayelerini, binlerce yıl boyunca bu tür yaratıkları gören denizcilerin kolektif ve tarihsel bilinci yaratmış bulunuyor.

Oysa deniz dibinde besin miktarının azalmasına karşın bu kez de Bergmann kuralı devreye giriyor. Özetle derin deniz suyu çok soğuk oluyor ve beden sıcaklığını korumak için dev boyutlara ulaşmanız gerekiyor.

Bunun da iki sebebi var: 1) İri cüsseli hayvanlar daha çok ısı üretiyor ve 2) Yüzey alanlarına göre daha büyük hacme sahip oluyor. Kısacası az yemekle daha çok ısınıyor ve vücut ısısını daha iyi koruyorlar (küçük şeylerin suda daha hızlı soğuduğuna dikkat edin). Bu da özellikle soğuk iklimlerdeki serin denizlerde yaşamayı kolaylaştırıyor.

Okyanus tabanı ve Kliebar yasası

Kliebar yasası Bergmann kuralıyla ilgili bulunuyor: İri cüsseli hayvanların metabolizması yavaş çalışıyor ve böylece besin miktarı düşük olan yiyecekler tüketmelerine rağmen hayatta kalıyorlar. Öyleyse iri cüsseli olmak, derin okyanus diplerinde besin miktarının azalmasına rağmen yaşamayı kolaylaştırıyor. Elbette iri cüsseli hayvanlar 8 km derindeki yüksek basınca daha dayanıklı da oluyor.

İlgili yazı: Tuzlu Salda Gölü Mars’ta Hayata Işık Tutuyor

 

Son söz

Dünyanın yüzde 70’ini oluşturan dev, karanlık ve derin okyanuslar bugün insanlık için uzaydan daha büyük bilinmeyenler içeriyor; ama bir gün gelecek ve bizler okyanuslarla ilgili yanıtı bilinmeyen bu 7 ilginç soruyu çözmeyi başaracağız.

Peki Dünya’da bir de global yeraltı okyanusu olduğunu, kısacası Jules Verne’in Dünya’nın Merkezine Yolculuk romanının bir anlamda ve kısmen doğru çıktığını biliyor musunuz? Yeraltı okyanusu bir yana, Güneş Sistemi’nde Dünya’dan daha çok su içeren ve belki de hayat barındıran okyanus dünyaları var.

Siz de bunları okuduktan sonra Dünyanın Batık Sekizinci Kıtası Zelandiya ile tanışabilir, Evren’de Gezilecek En Garip 5 Yer’de dolaşabilir, Herkes Nerede diye sorabilir ve Evren’deki En Şaşırtıcı Gerçek Nedir sorusunu araştırabilirsiniz. Baharın nihayet ısındığı ülkemizde keyifli okumalar dilerim.

Okyanuslar ve Mariana çukuru


1Gravity map uncovers sea-floor surprises
2Energy cascade in internal wave attractors
3Towards autonomous ocean observing systems using Miniature Underwater Gliders with UAV deployment and recovery capabilities

Add a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir