Kuantum Fiziğinde Özgür İrade Var mı?

Kuantum-fiziğinde-özgür-irade-var-mıÖzgür irade var mı ve yaptığınız seçimlerde özgür müsünüz? Yoksa seçimleriniz büyük patlama anında mı belirlendi? Siz fiziksel süreçlerin belirlediği, programladığı ve şartladığı bir otomat mısınız? Önceki yazılarda özgür iradeyi nöroloji açısından ele aldık. Bugün kuantum fiziğinde özgür irade var mı diye soracağız fakat seçim yapmanın zaman aldığını unutmayın: Seçim yaparken zaman geçer ve olayların belirli bir sırayla gerçekleşmesi gerekir. Demek ki iradeyi zamandan ayrı düşünümeyiz.

İradenin kökeni nedir?

Bu yazıda özgür iradenin fizikte yeri olup olmadığını sorgulayacağımıza göre zamanı da kısaca sorgulamamız gerekiyor. Zaman kütleyi boş uzaya eklediğimizde akmaya başlıyor. Kütle uzayı bükerek yerçekimi oluşturuyor ve bu da bizi yerçekimini tanımlayan görelilik teorisine getiriyor. Oysa görelilikte şimdiki zaman evrensel olarak geçerli değildir. Zaman görelidir.

Görelilikteki BLOK EVREN modeline göre sizin şimdiki zamanınız 10 milyar ışık yılı uzaktaki bir galakside mutfağa giden bir uzaylının geçmişine karşılık gelebilir. Blok zaman modelinde zaman ezelidir ve akmaz. Öyle ki evrene dışarıdan bakabilen tanrısal güçlere sahip bir varlık olsaydınız geçmişle geleceğin bir tost ekmeğinin dilimleri gibi yan yana dizilmiş olduğunu görecektiniz.

Şimdiki zaman da sadece uzay-zamanın dışına çıkamayan yerel gözlemciler için geçerli olacaktı. Bunu anlamak kolaydır. Bu yazıyı yazarken güneş ışığını görüyorum. Güneş ışığını şimdi görüyorum ama bu ışık Güneş’ten uzaya 8 dakika önce yayıldı ve Dünya’ya ancak ulaştı. Dahası ışık Güneş’in çekirdeğinde büyük olasılıkla 100 bin yıl, belki de 1 milyon yıl önce üretildi! Demek ki Güneş’in eski halini görüyorum.

Özgür irade ile ne ilgisi var?

Zamanın akışı klasik fizikte özgür iradeyle yakından ilgilidir; çünkü bizim önce determinist (belirlenimci) bir evrende yaşayıp yaşamadığımızı öğrenmemiz gerekiyor. Ancak ondan sonra özgür irade var mı diye sorabiliriz. Tümüyle belirlenimci bir evrende tüm seçimlerimiz ve uzayda gerçekleşen her şey, tüm olaylar kesintisiz bir neden-sonuç zinciriyle önceki olaylardan kaynaklanır. Öyle ki kahveyi sevmenizin nedeninin izini bile 13,78 milyar yıl önce evreni oluşturan büyük patlama anına dek sürebilirsiniz. Klasikten fizikten türeyen yüzde 100 belirlenimci, otomat evren kavramına LAPLACE’IN CİNİ deriz.

İlgili yazı: Gerçek Adem: ilk insan ne zaman yaşadı?

Kuantum-fiziğinde-özgür-irade-var-mı

 

Laplace’ın tanrısal cini

18. yy’ın ünlü matematikçisi Pierre-Simon Laplace klasik fizikteki belirlenimci görüşü 1814 yılında Laplece Cini konseptiyle idealize etti. Laplace’ın amacı tümüyle belirlenimci bir evrenin nasıl işleyeceğini anlamak için bir düşünce deneyi yapmaktı. Laplace Cini uyarınca yeterince zeki bir varlığın evrenin bir andaki fiziksel durumu hakkında kusursuz bilgi sahibi olacağını düşündü.

Laplace Cini uzaydaki tüm parçacıkların konumu ve hızını bilecekti. Fizik yasalarının nasıl işlediğini de kusursuz bilerek evrenin gelecekte alacağı tüm durumları önceden bilecekti. Zihnin beyinden türediğini, beynin de maddeden oluştuğunu kabul ederseniz maddenin ve dolayısıyla beynin ihlal edilemez fizik yasalarına tabi olduğunu kabul etmiş olursunuz. Öyleyse zihniniz, tüm düşünceleriniz ve seçimleriniz bunlardan önce gelen uzun bir neden-sonuç zincirinin kaçınılmaz birer sonucudur.

Bu durumda yaptığınız her şey önceden belirlenmiştir. Laplace’ın Cini de gelecekte nasıl bir seçim yapacağınızı önceden bilir. Öyleyse evrende özgür irade yok mu? Bir şeyi baştan söyleyelim:

1) Belirlenimci bir evrende bile özgür irademiz olabilir. Bunun imkanını araştıracağız. 2) Ardından evrenin belirlenimci olup olmadığını soracağız. Sonuçta evren kuantum fiziğine tabidir ve kuantum belirsizlik ilkesi de evrenin rastlantısal olabileceğine işaret eder. 3) Evrenin tümüyle rastlantısal mı, yoksa kısmen belirlenimci mi olduğunu anlamaya çalışacağız ve 5) Son olarak herhangi bir evrende özgür iradenin imkanını sorgulayacağız. Haydi başlayalım!

İlgili yazı: Kodlama İçin En Gerekli 16 Programlama Dili

Kuantum-fiziğinde-özgür-irade-var-mı

 

Özgür irade ve kuantum fiziği

Laplace tarzı belirlenimci görüşe göre özgür irade yoktur. Bu kadar basit ama evren Laplace tarzında belirlenimci değildir. Kuantum fiziğindeki belirsizlik ilkesi özgür irade açısından önemli olabilir ama doğrudan özgür iradeye yol açması ayrı bir sorudur. Ben de kara delik çalışmalarıyla Nobel fizik ödülünü alan Roger Penrose’un kuantum bilinç teorisini ayrıca ele aldım ama şunu baştan söyleyelim: İnsan beyni bildiğimiz kadarıyla organik kuantum bilgisayar değildir.

Peki kuantum fiziği özgür iradede başka nasıl bir rol oynuyor? Bir kere BELİRLENİMCİLİK ile ÖNGÖRÜLEBİLİRLİK arasında bir bağ kuruyor. Ne de olsa ikisi aynı şey değildir. Belirlenimcilik her şeyi önceden kesin olarak bilmektir. Öngörülebilirlik ise mantıklı tahminler yürüterek bir şeyin gerçekleşme olasılığını makul kesinlikle öngörebilmektir. Belirlenimci evrende özgür irade yoktur ama öngörülebilir evrende var olabilir. Nitekim evren öngörülebilirdir. Aksi taktirde fizik yasaları ve fizik bilimi olmazdı.

Nasıl mı?

Kuantum fiziğinde şu önermelerden biri doğru olmalı: 1) Ya kuantum fiziğinin geçerli olduğu molekül altı ölçekte gerçekleşen olaylar temelde rastlantısaldır ya da 2) Kuantum olayların sonuçları kuantum yasaları tarafından kusursuz olarak belirlenmiştir ve görünüşteki rastlantısallık bizim sınırlı bakış açımızdan kaynaklanır. Şimdi bu olasılıklara yakından bakalım ve kuantum fiziğini enformasyon açısından ele alarak bunun özgür iradeyle ilgisini araştıralım.

İlgili yazı: Düz Dünya Teorisini Çürüten 12 Kanıt

 

Özgün irade ve enformasyon

Enformasyon nereden çıktı hocam derseniz anımsayın: Bilmediğiniz şeyi irade edemezsiniz. Enformasyon da malumat olup kuantum fiziğinde erişebileceğiniz bilgiye karşılık gelir. Örneğin mutlak iradenizin olması için evrendeki tüm bilgiye erişebilmeniz gerekir (gerçi o zaman da mutlak iradeye bağlı çelişkiler çıkar ama bunu ayrıca yazdım). Oysa Laplace Cini için dediğim gibi kuantum fiziğinde tüm bilgiye erişmeniz imkansızdır. Dahası bilgi evrenin tamamına karşılık gelmez:

Belirsizlik ilkesi nedeniyle atomların rastgele titreşmesi gibi olaylar enformasyonun evreni tanımlayabileceğini ama tamamına karşılık gelmediğini gösterir. Demek ki evren belirlenimci değil ama öngörülebilirdir. Bu bağlamda kuantum fiziğindeki en önemli kurallardan biri kuantum enformasyonun korunum ilkesidir. Enformasyonu yoktan var edemez ve yok edemezsiniz.

Tıpkı enerjide olduğu gibi enformasyon korunur ki bunu kara delik enformasyon paradoksu çözüldü yazısında ele aldım. Yeri gelmişken evrenin hem blok zamanı türeten yerçekimine (görelilik) hem de kuantum fiziğine tabi olduğunu unutmayalım. İkisini bağdaştıramamamız evrenin bu yasalara uymadığı anlamına gelmez. Biz de kuantum kütleçekim kuramı geliştiremesek de elimizden geleni yapalım ve KUANTUM ENFORMASYON’un evrimini görelilikteki blok evren şemasıyla gösterilim:

İlgili yazı: Yapay Zeka Nedir ve Nasıl Çalışır?

Kuantum-fiziginde-ozgur-irade-var-mi

Blok evren: Solda, olaylar ve zaman dilimleri. Sağda, gelişen olaylara göre evrilen kuantum enformasyon şeritleri.

 

Özgün irade ve beyin

Bir boyutlu zamanı dikey ve iki boyutlu uzayı da genişlik ile uzunluk olarak gösterdiğimiz basit bir blok evren şemamız var. Üst üste istiflenmiş dilimler de evrenin anlık halleri olup bunların nedensel düzenini gösterir; yani alttaki dilimler üstteki dilimlerin sebebidir. Kuantum enformasyona karşılık gelen her bir veri bitini zaman dilimlerinde evrilecek şekilde üst üste koyarsanız resimdeki dikey enformasyon şeritlerini, yani olayların nasıl geliştiğini gösterirsiniz.

Ünlü Zaman Çarkı epik fantezi romanlarının kuantum fiziği mezunu olan yazarı Robert Jordan’ın dediği gibi bunlar evrensel desenin iplikleridir. Enformasyon sicimleri şekil değiştirebilir ve olayların farklı şekilde gelişmesine bağlı olarak farklı yönlerde kıvrılabilir. Hatta beklenmedik bir gelişmenin planlarınızı bozması gibi birbirine dolanarak kesişebilir. Oysa kuantum enformasyon korunuyorsa sicimler yoktan çıkmaz ve gelecekte uçları asla kesilmez (ama zamanın başlangıcını ayrıca anlatmıştım).

Bu dolanık enformasyon yumağı (networkü) madde ve bazen de insan beyni oluşturacak şekilde organize olabilir. Beyin derken hem beynin organik ham maddesi hem de beyin kabuğundaki nöron bağlantılarıyla sinapsların elektrokimyasal dinamiğinin geçici yapılandırması olarak örgütlenebilir. Nitekim zihnimizde deneyimlediğimiz bilinçli hallerin bu altyapıdan türediğini düşünüyoruz.

Öyleyse enformasyon beyin maddesine giriyor ve duyusal deneyimlerimizle enformasyon olarak dışarı çıkıyor (istemsiz ve bazen de bilinçli seçimlere dayalı istemli davranışlarımıza dönüşüyor). Demek ki beyin enformasyonu seçimlere işleyen bir makinedir. Biz de bu karar verme makinesini evrenin geri kalanından ayırt edip beyin bölgesinde özgür irade dediğimiz şeyin nasıl oluştuğunu sorabiliriz:

İlgili yazı: Zamanda Yolculuk Etmenin 9 Sıra Dışı Yolu

Geleceğin gezegen bilgisayarları bile bire bir beyin simülasyonu yapamaz.

 

Özgür irade ve Kopenhag yorumu

Bu çerçevede özgür iradeyi farklı şekillerde tanımlayabiliriz: 1) Enformasyona bağlı kararların beyinden ya korunum ilkesine aykırı şekilde yepyeni bir enformasyon sicimi olarak çıktığını kabul ederiz ya da 2) Bu enformasyonun gelecekte geliştirilebilecek beyin tarama teknolojileriyle bile öngörülemeyeceğini kabul ederiz. Özgür irade imkanıyla ilgili şu seçenekler de olabilir: 3) Gelecek önceden belirlenmemiş ve tek bir gelecek yoktur (kuantum çoklu dünyalar) veya 4) seçimlerimiz ister belirlenimci ister rastlantısal olsun özgür iradeli olmayan hiçbir mekanik sürece bağlı değildir (ruh).

1 ve 2’yle başlarsak: Bunlara göre beyninizin içerdiği uzay-zamanda yeni veya temel olarak öngörülemeyen enformasyon zincirleri ortaya çıkabilir. Tabii yoktan enformasyon yaratmak imkansızdır. Bununla birlikte enformasyonun korunumu kuantum fiziği için de bir sorundur:

Kopenhag yorumunda kuantum olaylar görünüşte değil, özünde rastlantısaldır. Dalga fonksiyonunun çökmeden önce içerdiği enformasyon çöktüğü anda yok olur ama aynı zamanda yeni enformasyon yaratılır: Gerçekleşmeyen olasılıklar yok olur ve bunun yerine gerçekleşen olasılığın enformasyonu belirir. Dolayısıyla olasılıkları önceden bilir ama hangisinin gerçekleşeceğini bilemezsiniz.

Özgür irade ve enformasyon sicimleri

Bu durumda enformasyon sicimleri dalga fonksiyonu çöküşünde oluşur veya sona erer. Seçimlerimizi rastlantısal süreçlerin gütmesi özgür iradeye izin vermiyor gibi görünüyor; çünkü irade için o sicimleri sizin başlatmanız gerekir. Oysa rastlantısallık başka süreçlerin geçerli olması durumunda özgür iradeye yer açabilir. Peki Kopenhag yorumuna göre rastlantısal olmayan, istence bağlı yeni enformasyon üretmenin yolu var mıdır? Hayır. Peki nasıl yapacağız?

İlgili yazı: Virüsler Canlı mı ve RNA Yaşamın kökeni mi?

 

Özgür irade ve belirsizlik

Hiçlikten oluşan yeni bir kuantum enformasyon sicimi düşünün. Diyelim ki hiçbir enformasyonun giriş yapmadığı bir uzay-zaman paketinden çıkıyor olsun. Tanım gereği bu enformasyonun sebebi yoktur ama seçim yapmak o enformasyon bitine bilerek ve isteyerek bir neden atamayı gerektirir! O zaman enformasyonun diyelim rastlantısal olarak 1 ve 0 değil de 0 ve 1 olması gerekir. İşte bu yüzden Kopenhang yorumundaki belirsizlik direkt özgür iradeye yol açamaz. İrade nedensellik gerektirir.

Söz konusu enformasyonun nedeni beynimizin içindeki uzay-zaman paketinden türüyorsa ya bu neden rastlantısal ya da kendine özgü bir nedensellik dizisi vardır. Bu da beynimizin içinden veya dışından rastlantısal olarak kaynaklanır. Kısacası beyin seçemez.

Enformasyon nedeninin evrenin dışındaki doğaüstü bir varlıktan kaynaklandığını söyleyebilirsiniz ama bu durumda evren tanımını, yani nedensel olarak bağlı olan her şeyi, yani o doğaüstü (?) varlığı da içine alacak şekilde genişletmek gerekir. O zaman sonuç değişmez. Yeni enformasyonun kapalı bir bölgeden gelmesinin tek yolu o bölgenin yüzeyinde rastlantısal olarak oluşmasıdır (holografik evren ve kara delik entropisi). Böylece beyin dışındaki rastlantısallığı ele aldık. Beyindeki rastlantısallık da çözüm değil:

Beynin içinde tümüyle rastlantısal olarak yeni kuantum enformasyon akışları (sicimleri) türetmek beynin dışında türetmekle aynı sorunlara yol açıyor. Özgün iradenin keyfiyetini açıklamıyor. Gerçi birazdan bir seçimin öngörülemezliğinin nereden kaynaklandığını bilmemizin gerekmediği bir özgür irade kavramından söz edeceğim ama önce öngörülemezliğin başka bir kaynağına bakalım:

İlgili yazı: İnternetinizi Uçuracak En İyi 10 Modem

 

Evren ne kadar belirlenimci?

Belirlenimci bir evrende bile Laplace’ın cini bir kurgudur. Pratikte beyindeki nöronların bütün durumlarını, sinirsel etkinliğini, sinyal gönderme vb.’de etkili olan molekülleri kusursuz olarak ölçmek hem pratikte hem de ilkesel olarak imkansızdır. Bir sistem hakkında toplanabilecek bilginin temel bir sınırı vardır. Beyni unutun, bir kutu hava molekülü için de bu geçerlidir.

Bunun nedeni Heisenberg’in belirsizlik ilkesidir: Bir fiziksel sistemin bir özelliğini kesin ölçerseniz diğer özellikleri de kesinlikle belirsiz olacaktır. Dolayısıyla beynin ve beyne giren enformasyon sicimlerinin durumunu kusursuz olarak bilmek imkansızdır. Rastlantısal süreçlerin devreye girmesi ve kusursuz ölçümler yapmanın imkansız olması yüzünden Laplace’ın Cini gibi her şeyi bilen bir varlık olamaz (Bkz. Fizikte tanrı var mı?).

Peki yukarıda farklı açılardan sorduğumuz üzere, kusursuz öngörülebilirliğin imkansız olması bize özgür irade kazandırmaya yeterli midir? Ya gelecekte bir gün bilgisayarlı beyin taramasını geliştirip yapacağınız seçimlerin yüzde 98’ini öngörebilirsek?

Bu aslında devletlerin yurttaşları köleleştirmesi, doktorların psikiyatrik rahatsızlıkları gidermesi ve tüccarların bellek ekiminden para kazanması için harika bir fikir gibi görünüyor (veya korkunç bir fikir ki bunu Beyin Programlayan Holografik Aygıtta okuyabilirsiniz). Sözün özü en deneyimli FBI ajanları bile (lanet olası federaller!) insanların niyetini yalnızca yüzde 60-70 olasılıkla doğru bilebiliyor (beyne/zihne ruh gibi doğaüstü güçler atfediyorsanız bunun da kusurlu olduğunu görüyoruz).

Dahası var

FBI ajanları bu tahminleri bir takım olaylar olup bittikten sorguladıkları kişilerden geriye dönük olarak çıkarıyorlar. Öyle ki buna öngörülerde bulunmak yerine birini öldürmeye niyet eden bir katilin beyin durumuyla birkaç saniye sonra işlediği cinayet arasında bağıntı kurmak da diyebilirsiniz. Öngörülebilirlik ile bağıntılar arasındaki ilişkiyi ayrı bir felsefe yazısında ele alacağım ama tam bu noktada özgür iradenin bir yanılsama olduğunu öne süren Libet Deneyini anımsayabiliriz:

İlgili yazı: 18 Ayda Nasıl 24 Kilo Verdim?

Kuantum-fiziğinde-özgür-irade-var-mı

 

Özgür irade ve Libet Deneyi

İlk kez 1964’ye yapılan ve 2006’da MR cihazıyla tekrarlanan Libet Deneyinde beynin bir karar almasıyla kişinin bu kararı aldığını fark etmesi arasında 500 milisaniyelik bir gecikme olduğunu görürüz. Bu da son 55 yılda özgür iradenin olmadığı görüşüne yol açmıştır. Beynimiz karar alır ve biz bunun sonradan farkına varırız. Oysa Libet ve ardından gelen nörologların bu deneyde hatalar bulduğunu biliyoruz. Özgür irade olduğunu gösteren hatalar:

1) İnsanlar kararsız kaldığında nöronlar birbirine rastgele sinyaller göndererek bizim yerimize bir karar alıyor. 2) İnsan farkındalığı önceden yazdığım gibi anlık değildir. Bir olayı algılayıp farkına varmamız 120 milisaniye sürer. Libet Deneyini tekrarlayan yeni ölçümlerde “beynin karar almasıyla” insanın harekete geçmesi arasında sadece 150 milisaniyelik bir süre geçtiğini görüyoruz. Kısacası aldığımız kararlar büyük olasılıkla bilinçli olarak aldığımız kararlardır.

Yine de özgür irade Libet Deneyinin ilk versiyonunda görüldüğü gibi bir yanılsama olsa bile biz insanlar seçimlerimizde özgür olurduk (bunu ayrıca anlattım) ama bugün kuantum fiziğinden devam edelim: İnsan beyninin aktivitesini yapay zeka yardımıyla ileriye dönük olarak nasıl modelleyeceğimizi bilmiyoruz. Gelecekte geliştirmeyi umabileceğimiz en iyi teknolojiyle bile…

Bu arada Libet Deneyinde kararsız kalan insanların beyninin nöron gürültüsü dediğimiz rastgele sinyaller yoluyla kararlar alabildiğini hatırlayın. İnsan beyni kuantum bilgisayar değildir ama bilişsel faaliyetlerimizin temeli olan bilinç dışı sinirsel etkinlikler rastlantısallık, randomizer dediğimiz karıştırıcılar içerebilir. Bunu “bütün parçalar toplamından fazladır” bağlamında aklınızda tutun.

İlgili yazı: 5 Soruda Paralel Evrenler

 

Kopenhang ve çoklu dünyalar

Görüyoruz ki belirsizlik ilkesi ve beyinde bilinç dışı rastlantısallık olduğu sürece Laplace Cini’nin her şeyi bilmesi imkansızdır. Oysa kuantum fiziği sadece kuantum enformasyondan ibaret değildir. Bir de kuantum enformasyonla tanımlanan parçacıkların hareketinin tanımlanması var ki buna kuantum mekaniği diyoruz. Özgür iradenin imkanını kuantum mekaniği açısından da düşünmemiz gerekiyor.

Evrende gerçekleşebilecek tek bir gelecek mi var ve bu gelecek seçim yapma imkanımıza bağlı olmadan önceden belirlenmiş midir? Kopenhag yorumunda gelecek belirsiz ama tekildir; yani gelecekte ne olacağını bilemeyiz ancak olası geleceklerden sadece biri gerçekleşecektir. Çoklu dünyalar yorumunda bütün olasılıkların gerçekleştiği sonsuz sayıda paralel evren vardır ama her evrende tek bir gelecek gerçekleşir. Tıpkı Kopenhag yorumunda olduğu gibi geleceği bilemeyiz.

Her iki yorumda da özgür iradeye yer vardır: İster doğrudan doğruya bilinçli gözlemciye bağlı olsun, ister Kuantum Darwinizm varsayımı uyarınca dolaylı ve ardışık olarak gerçekleşsin, Schrödinger denkleminde işlenen evrenin tümel olasılık dalga fonksiyonu fiziksel etkileşimlerle çöker. Bu etkileşimlerden biri de bilinçli gözlemcilerdir. Gözlemciler her şeyi göremez ama mikroskobik ölçekte olsa ve tümüyle farkına varamasa da gözlemledikleri kuantum olaylarının sonucunu etkiler.

Bu evrenin özgür iradeyi tümüyle belirlemesini önler ve ona imkan tanır. Öte yandan özgür iradenin de evreni tümüyle belirlemesini, yani istediğiniz her şeyi yapmanızı önler fakat özgür iradenin tanımı budur zaten! Kısmen sizin koyduğunuz sınırlı seçenek arasından birini kısmen bilerek ve isteyerek kısmen de ortam koşulları tarafından yönlendirilerek seçersiniz.

Pilot dalga teorisi

Kuantum fiziğini tümüyle belirlenimci klasik fiziğe dönüştüren tek bir yorum vardır: Pilot dalga teorisi. Buna göre olasılık dalgası fiziksel bir dalgadır. Bizim bu dalgayı bilememiz belirsiz olduğu anlamına gelmez. Yalnızca dalgayı yönlendiren bilemediğimiz yerel gizli değişkenler vardır. Parçacıkları uzayda fiziksel olasılık dalgası (pilot dalga) yönlendirir. de Broglie ve Bohm’un eseri olan bu teori Bell Eşitsizliği ile çürütülmüştür. İyi ki öyle olmuş! Yoksa özgür irade olmazdı.

İlgili yazı: Kuantum Fiziği Paralel Çoklu Dünyalar Oluşturuyor mu?

Kuantum-fiziğinde-özgür-irade-var-mı

 

Özgür irade ve bilinçsiz beyin

Bilinç bilinçsiz beyinden nasıl çıkar yazısında anlattığım gibi beynimizin işleyişi bilinç dışıdır. Buna karşın bilincimiz beynimizden çıkar. Libet Deneyi hakkındaki son gelişmelerden haberi olmayan bazı nörologlar beynimizde özel bir bilinç organı ve bilinç mekanizması olmamasından hareketle özgür iradenin yanılsama olduğunu söyler. Oysa bu söyledikleri yeni Libet Deneyinin bilimsel gerçeklerine aykırı olan mantıksal bir safsatadır. Bütünün parçalar toplamından fazla olduğunu hatırlayın.

Bilinç beyinden türeyen bir özelliktir ve bilinci türeten beynin bilinç dışı nöron faaliyetleri yüzünden bilincin olmadığını öne sürmek bir safsatadır. İşte bunu bilim değil ancak felsefe gösterebilir: Kırmızı elmayı düşünün. Bu elma atomlardan oluşur ama atomlar ne kırmızıdır ne de elma. Öyleyse elma yok mu diyeceğiz? Keza bilinç de bilinçsiz beyinden türer ve bizzat bilincin beynin nasıl işlediğini bilmemesi ona özgürlüğünü verir (beynimizdeki bütün nörolojik süreçlerin farkında olmayışımız).

Bir gün beynimizi tümüyle modelleyebilsek bile nasıl çalıştığını görmekle nasıl işlediğini birebir deneyimlemek arasında bir fark olacaktı (belki yapay zeka bunu yapabilir ama o zaman bilinçli ve özgür olabilir mi?). Buna kuantum fiziğindeki rastlantısal karıştırıcıları (randomizer) ekleyin ve bilincin onu üreten nörolojik süreçlerden kısmen nasıl bağımsız olduğunu görebilirsiniz. Bilinç keyfi olarak beynimizi yeni kararlar almaya zorlayabilir. Yine bilinç dışı sinirsel etkinlikler yoluyla olsa bile…

Bazı nörologların buna semantik bir ayrım diye itiraz ettiğini biliyorum ama sırf bilincin fiziksel süreçlerden türeyen ama fiziksel olmayan bir şey olması nedeniyle bilinç ile bilinçsizlik arasında geçerli olabilecek tek ayrım semantik ayrımdır. Bütünün parçalar toplamından fazla bir şey olmadığını öne sürmek günümüzde bilim insanlarının artık sahip olamayacağı bir indirgemeci safsata lüksüdür.

İndirgemeciliğin sınırları

Maddenin en temel parçacıklarının nasıl oluştuğunu, uzay-zamanın gerçek doğasını bilemiyor ve indirgemeci yaklaşımlarla kuantum kütleçekim kuramı geliştiremiyor oluşumuz bile fizikte indirgemeciliğin sonunun geldiğini gösteriyor. İndirgemeciliğin bilimde yeri yok demiyorum. Tersine şarttır. Yalnızca en temel fizikte indirgemecilikle varabileceğimiz yere geldik. Bundan sonra fiziğin temellerini ancak indirgemeci olmayan bir bilimsel yaklaşımla anlayabiliriz (Amplituhedron Teorisi)

İlgili yazı: Çoklu Dünyalar Teorisi Neden Yanlış Olabilir?

Kuantum-fiziğinde-özgür-irade-var-mı

 

Özgür irade için toparlarsak

İnsan beyni 195 bin yıl önce Doğu Afrika’da evrim geçirdi ve tek amacı da hayatta kalarak genlerimizi çocuklarımıza aktarıp soyumuzu sürdürmektir. İnsan beyni evreni anlamak, bilincin sırlarını çözmek için evrim geçirmemiştir. Buna rağmen parçası olduğumuz evreni dolaysız ve dolaylı olarak; yani duygular ve düşüncelerimizle anlayabiliyoruz. Evrim sürecinde hiç görmediğimiz kuantum mekaniğini soyutlayarak geliştiriyoruz. Bütün bunlar sizce ne anlama geliyor?

Bence insanın içsel ve dışsal bir yolculuğa çıkabilmesi bile bilincin indirgemeci olarak açıklanamayacağını göstererek özgür iradenin gerçek olduğunu kanıtlamaya yeterlidir. Özgür iradenin her istediğinizi yapabilme anlamına gelmediğine dikkat etmek gerekir.

Peki bilinç türeyen bir özellik olarak maddenin yeni bir hali mi? Bilinç zamanın akışına bağlı olduğuna göre hayat boyu tekrarlanan düşüncelerimizi zamanda tekrarlanan zaman kristallerine benzetebilir miyiz? Onu da şimdi okuyabilir ve kozmik sicimler sayesinde yıldızların içinde yaşam var mı diye sorarak bilimin meşalesini taşıyabilirsiniz. İyi tatiller!

Libet Deneyi


1Time of conscious intention to act in relation to onset of cerebral activity (readiness-potential). The unconscious initiation of a freely voluntary act
2An accumulator model for spontaneous neural activity prior to self-initiated movement
3Predeliberation activity in prefrontal cortex and striatum and the prediction of subsequent value judgment

Add a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir