Karanlık Madde Var ama Bildiğiniz gibi Değil

Karanlık-madde-var-ama-bildiğiniz-gibi-değilMerhaba arkadaşlar! Evrende karanlık madde var ama bildiğiniz gibi değil. Karanlık madde evrendeki maddenin yüzde 84’ünü oluşturuyor. Biz de karanlık madde ile astrofizikteki birçok şeyi açıklıyoruz: yerçekimi merceği, galaksi kümelerinin hareketi, galaktik devinim ve kozmik mikrodalga artalan ışımasındaki (CMB) salınımlar… Bilim insanları karanlık madde olduğu konusunda büyük ölçüde uzlaşıyor. Öte yandan ne olduğu hakkında fikrimiz var, bilgimiz yok. Biz de bu yazıda karanlık madde biliminin kısa tarihini göreceğiz. Karanlık maddenin açıkladığı olaylara da değinerek gerçekte ne olabileceğini konuşacağız. Hazırsanız başlıyoruz:

Karanlık madde var ama yolu uzun

Evrende karanlık madde olduğuna ilişkin ipuçları 1930’lara uzanıyor. 1933’te astronom Fritz Zwicky, Saç Kümesi galaksilerini araştırıyordu. Saç Kümesi bizden 330 milyon ışık yılı uzakta bulunuyor ve binden fazla galaksi içeriyordu. Zwicky bu galaksilerin, yerçekiminin izin verdiğinden çok daha hızlı hareket ettiğini fark etti. Öyle ki bu kadar hızlı gitseler, kümedeki galaksilerin merkezkaç kuvvetiyle öbekten kopup uzayın dört bir tarafına savrulması gerekirdi.

Peki Zwicky galaksilerin hızını nasıl ölçtü? Beyaz cüce süpernovalarının uzaklığını yanlış ölçtüğümüz için evrenin genişleme hızında uyuşmazlık olduğunu anlatan yazılarımdan göreceğiniz gibi astronomik uzaklıkları ölçmek bugün bile zordur. Zwicky bunu 1933’te nasıl başardı? Öncelikle uzaklıkları standart mumlarla ölçmeniz lazım. Bunlar gerçek parlaklığını bildiğiniz yıldızlardır. Bazı yıldızlar ve süpernovaların özellikleri onların gerçek parlaklığını öğrenmenizi sağlar. Standart Mumlar içinde en sık kullandıklarımız ise Sefe değişkenleri dediğimiz yıldızlar ve Tip Ia süpernovalardır.

Bu ikincisinin artık standart mum olmadığını öğrendik. 😉 Her durumda gerçek parlaklığını bildiğiniz gökcisimlerinin Dünya’ya uzaklığını ölçebilirsiniz. Öncelikle bir yıldız ne kadar uzaksa o kadar soluk olur. Yıldız iki kat uzaksa ışığı 4 kat solar. Ayrıca bir yıldızın gerçek parlaklığı ve rengi sıcaklığına bağlıdır. Parlaklığını bilince sıcaklığı ve rengini öğreniriz. O zaman da Hertzsprung–Russell çizemine bakarak yıldızın çapı, yaşı ve nihayet kütlesini hesaplarız. Sizin Hertzsprung–Russell çizeminiz yok mu? Bildiğim tüm gökbilimciler yanında kredi kartı gibi taşıyor. Pekala, pekala… benimkin alabilirsiniz 😊:

İlgili yazı: Evrenin En Büyük Yıldızı UY Scuti mi?

Karanlık-madde-var-ama-bildiğiniz-gibi-değil

 

Zwicky’nin nice galaksileri

Şimdi bunu Zwicky ve galaksilere bağlayalım: Zwicky galaksilerin ortalama parlaklığını ölçtü. Böylece içerdiği yıldızların toplam kütlesini hesapladı. Aynı zamanda galaksideki gaz ve toz bulutlarının parlaklığını Samanyolu’yla karşılaştırdı. Yıldızların oluşumu hakkındaki bildiklerimizden yol çıkarak galaksilerin gaz kütlesini de yaklaşık olarak ölçtü. Sonuçta her biri milyarlarca, yüz milyarlarca yıldız içeren 1000 galaksinin ortalamasını aldığı için hata payını tolere ederek yaklaşık değeri bulması kolaydı. Galaksilerin hızını ölçmekse daha zordur.

Karanlık madde var ama hızı sorunlu

Bir şeyin ne kadar hızlı hareket ettiğini algılamak için onun görüş alanınızda büyük ölçüde yer değiştirmesi gerekir. Saç Kümesi ise bizden 330 milyon ışık yılı uzaktadır. Bu yüzden Zwicky’nin galaksilerin hızını ölçmek için Doppler kırmızıya kayması dediğimiz hileye başvurması gerekti. Işık ışınları bize yaklaşırken frekansı artar ve ışık maviye kayar. Işık aynı zamanda dalgadır ve bize yaklaşırken dalgalar arka arkaya yığılır. Bu da bizim açımızdan ışığın maviye kaymasına neden olur. Işık bizden uzaklaşırken de dalgaların arası açılır. Dolayısıyla frekans azalır ve ışık kırmızıya kayar.

Kırmızıya kayma evrendeki uzaklıkları ve evrenin genişleme hızını ölçmek için kullandığımız en yaygın ve güçlü araçtır. Resme bakın! İki yıldız birbirinin çevresinde dönüyor. Bu süreçte bize yaklaşan yıldızın ışığı maviye ve bizden uzaklaşan güneşin ışığı da kırmızıya kayar. Tabii renkler abartılmıştır. Bu yıldızlar beyaz ışık saçar ve renk kaymasını çıplak gözle göremezsiniz. Bunun yerine yıldızın ışık tayfına bakarsınız. Tayftaki koyu çizgiler (yine resme bakın) yıldızdaki elementleri gösterir; çünkü her element belirli dalga boylarında ışığı soğurur (emer). Bu da siyah çizgilere yol açar. Nasıl mı?

İlgili yazı: Kodlama İçin En Gerekli 16 Programlama Dili

Zwicky.

 

Karanlık madde var ama görünmez

Işık kırmızıya kaydığında siyah çizgilerin de yeri kayacaktır. Örneğin kırmızıya kaymada, yıldız ışığının gökkuşağı renginde kırmızı tonların payı ve yeri artar. Elementler ise hep belirli dalga boylarını soğurduğundan bu da siyah çizgilerin yer değiştirmesine sebep olur. Bu tekniğe tayf ölçüm deriz. Yine de bu iş anlattığım kadar kolay değildir! Galaksiler sadece bize göre yaklaşıp uzaklaşmaz. Birbirine göre de yer değiştirir. Hatta galaksilerin yanal hareketini ölçmek bize göre hareketini ölçmekten kolaydır. Sonuçta 330 milyon ışık yılı uzaktaki bir galaksi kümesinin en yakın üyesi bize ne kadar yaklaşıp uzaklaşabilir? Genel yeri bellidir!

Peki kurmaz Zwicky bunları nasıl çözdü derseniz ki resme bakınca çok kurnaz biri olduğu düşünüyorum; Viiral Teoremini kullandı… Bu teoremle galaksilerin birbirine göre hızını ölçtü. Zaten galaksi kümesinin bize uzaklığını toplam ışığın kırmızıya kaymasına bakarak ölçmüştü. Galaksilerin sandığından hızlı hareket ettiğini fark etmesi için de birbirine göre hızlarını ölçmesi gerekiyordu. Özetle Virial Teoremini şöyle yalınlaştırabiliriz: KE=-PE/2 à m=V2R/G. Ayrıntıya girmeden söylersek bu teorem, bir sistemdeki potansiyel enerjinin ne ölçüde kinetik enerjiye dönüştüğünü vektörleriyle gösterir.

Biz de galaksinin kümedeki hızını ve kümenin çapını bilirsek o hızda gitmesi için gereken galaksi kütlesini hesaplarız. Peki size bir ipucu vereyim mi? Yazının başında dediğim gibi galaksilerin o kadar hızlı gidecek kadar kütlesi yoktu. Zwicky bundan yola çıkarak Saç Kümesi’nde göremediğimiz ek madde olduğu sonucuna vardı. Ünlü gökbilimci galaksilerin göremediği karanlık gaz ve toz bulutlarının ek kütleyi sağladığını düşündü. Kısacası onun görünmez maddeden anladığı teleskopla göremediğimiz normal maddeydi.

Karanlık maddeye daha var

Bu yüzden Zwicky görünmez madde derken bir çıkarım yaptı ama karanlık maddeyi o keşfetmedi. Açıkçası Zwicky’nin kayıp normal maddesini 5–6 yıl öncesine dek biz de bulamadık. Düşünün ki o zamana dek ışık ve ısıyla, yani elektromanyetik kuvvetle etkileşmediği için gerçekten görünmez olan karanlık maddeyi keşfetmiştik. Oysa evrende olması gereken normal maddenin kayıp üçte birini ortaya çıkarmak için birkaç yıl öncesini beklemek zorunda kaldı. Nedir bu görünmez madde derseniz son derece sıradan şeyler: Gezegenler, uydular, asteroitler, kuyrukluyıldızlar, karanlık gaz ve toz bulutları, süper soluk kırmızı cüce yıldızlar, nötron yıldızları ve elbette kara delikler. Peki ya asıl karanlık madde?

İlgili yazı: Güneşimiz Nasıl Isı ve Işık Saçıyor?

Karanlık-madde-var-ama-bildiğiniz-gibi-değil

Mermi Kümesi.

 

Karanlık maddeyi ararken

Zwicky görünmez maddeyle dev gaz ve toz bulutlarını kastediyordu ama ortada kanıt yokken bunların var olduğunu söylüyordu. Bu da bilimsel yönteme aykırıydı. Nitekim o yıllarda birçokları Zwicky’ye karşı çıktı. Gerçi Zwicky haklıydı ama yanlış sebeplerden dolayı… Yine de mana bulmamak lazım. Evrende gerçekten görünmez karanlık madde olduğu kimin aklına gelirdi? Bunun için 40 yıl beklemek gerekecekti fakat sırayla gidelim. Yıl 1961:

Karanlık madde var ama hidrojen de var

Hidrojen derken şu karanlık gaz ve toz bulutlarını arıyoruz. 1951’de Harold Ewen ve Edward Purcell, gaz bulutu ışığı tayfında 21 cm’lik siyah hidrojen çizgisini buldular. Bu da yıldızlar ve galaksiler arasındaki soğuk hidrojeni, yani iyonize olup doğrudan ışık saçmayan hidrojeni bulmamızı sağladı. Bunun sebebi fotoelektrik etkiye benzer; çünkü elektronlar sadece atomların çevresinde bir alt yörüngeye geçerken ışık saçmaz. Aynı amanda ters döndüğü zaman da ışık saçar ve buna hiper ince geçiş deriz. Öyle ki atom yörüngesindeki elektronların kutupları belirli bir yöne bakarken ters yöne göre daha enerjiktir.

Bu tabii ki yıldızlar arası soğuk hidrojen bulutlarındaki elektronlar için de geçerlidir. Yine de yönelim enerjisi arasındaki fark çok küçüktür. Bu sebeple elektronlar yazı tura atar gibi dönüp yön değiştirirken sadece radyo dalgası boyunda foton yayar. O dalganın uzunluğu da bildiniz, 21 cm’dir! Özetle bilim insanları ışık saçmayan soğuk hidrojeni, yaydığı radyo dalgalarına bakarak görmenin yolunu buldular.

Oysa galaksi kütlesine soğuk hidrojeni eklesek bile Saç Kümesi ve diğer kümelerdeki galaksilerin o kadar hızlı gitmesini sağlayacak kütleye erişemiyorduk. Böylece “görünmez normal madde” arayışı devam etti. 1962’ye geldiğimizde artık ABD ve Sovyetler Birliği atmosfer dışına çıkan kıtalararası nükleer balistik füzeler yapıyordu. Aynı zamanda Dünya yörüngesine uydu ve insan gönderiyordu. Bu teknolojinin silah endüstrisi dışında bir amacı yoktu ama roketler astrofiziğin gelişmesini sağladı:

Galaksilerin dönme hızı


İlgili yazı: Gerçek Adem: ilk insan ne zaman yaşadı?

 

 

Karanlık madde ve X-ışınları

Sonuçta X-ışınları Dünya atmosferinden geçemez. Buna da sevinmek lazım. Bodrum’da güneşlenirken Çernobil radyasyonuna maruz kalmak istemezsiniz değil mi? Yine de bu, X-ışını gökbilimi için uzaya çıkmayı gerektiriyordu ve öyle oldu… X-ışını uzay teleskopları evrende ne zamandır aradığımız bir maddeyi bulmamızı sağladı: Sıcak hidrojen. O güne dek yıldız ışığında aydınlanan veya kısmen gölge yapan bulutsuları görüyorduk ama X-ışını saçacak kadar sıcak ve iyonize hidrojeni göremiyorduk. Kısacası evrende bulacağımız neredeyse bütün hidrojeni bulduk ama yine de eksik kütleyi tamamlayamadık. Böylece karanlık madde eğilimi artmaya başladı:

Karalık madde var ama Vera Rubin de var

Karanlık madde bu adla 1970’lerin başında ortaya çıktı. Ünlü kadın gökbilimci Vera Rubin (kızların bilime yönelmesi açısından bütün okuyan kadınların kahramanıdır), Kent Ford’un tayfölçerini kullanarak galaksilerin kendi çevresinde dönüş hızını ölçüyordu. Evet, bu kez galaksilerin uzaydaki hareketinden değil, dönüsünden söz ediyoruz. Rubin rotasyonu ölçerken galaksilerin gaz içeriğini de çıkarmıştı. Oysa yıldızlarla gaz ve toz bulutlarının kütlesi, parlak galaksi diskindeki yıldızların dönüş hızıyla bağdaşmıyordu. Yıldızlar galaktik merkez çevresinde olması gerekenden hızlı dönüyordu.

Nitekim yıldızlar merkeze ne kadar uzaksa o kadar yavaş döner. Oysa galaksinin dış kenarındaki yıldızlar da neredeyse merkezdeki yıldızlar kadar hızlı dönüyordu. Sonuçta bir galaksinin kütlesinin büyük kısmı merkezdeki süper kütleli kara deliklerde toplanır. Yerçekimi de uzaklığın karesiyle azalır. Buna rağmen uzak yıldızların hızlı dönmesini açıklamak imkansızdır; yani yepyeni bir madde türü yoksa… Gerisini tahmin edersiniz. Vera Rubin geri kalan görünmez madde nerede diye sordu. Tıpkı Zwicky gibi! Yalnız Rubin bilimsel yönteme uyuyor ve kesin kanıtlarla konuşuyordu.

Onun ölçümleri evrendeki normal maddenin galaksi hızıyla bağdaşmadığını gösterdi. Böylece bilim tarihi Vera Rubin’in karanlık maddeyi keşfettiğini kabul etti. Karanlık madde görünmez olduğuna göre ışıktan etkilenmiyordu. Normal maddenin tersine güçlü nükleer ve elektromanyetik kuvvetten etkilenmiyordu. Karanlık madde evrendeki tüm kuvvetlerden etkilenmeyen tek bilinen maddeydi. Bu yüzden de gerçekten egzotikti ama yazının sonunda sandığınızdan acayip olduğunu göreceksiniz:

İlgili yazı: Virüsler Canlı mı ve RNA Yaşamın kökeni mi?

CMB’de karanlık madde izi.

 

Karanlık madde var ama yerçekimi de var

Güneş gibi ışık saçan etkin yıldızlar, ana sıralama üzerindeki yıldızlar, evrendeki maddenin yüzde 1,5’ini oluşturuyor. Gezegenler, aylar, asteroitler, kuyrukluyıldızlar ve benzeri ise yalnızca on binde 5’ini oluşturuyor. Siz uzay filmlerine bakmayın. Parlak galaksileri oluşturan yıldız ve gezegenler toplam galaksi kütlesinin yanında devede kulak kalır. Şimdi buna sıcak–soğuk gaz ve toz bulutlarını da ekleyelim: Etti mi yüzde 14? Süper kütleli kara delikler ve yıldız kütleli kara delikler oldukça havalıdır. Oysa bunlar evrendeki yıldız sayısının binde biridir! Kısacası maddede yüzde 84 açığımız var.

İşte o, bilmediğimiz ama sevdiğimiz karanlık maddedir! Bütün bu kanıtlar yetmedi mi? Öyleyse 1979’a gelelim. Bu kez yerçekimi merceğinden söz edeceğiz. Yıldızlar, nötron yıldızları, kara delikler, galaksiler ve elbette ki galaksi kümeleri, arkadan ve uzaktan gelen yıldız ışığını güçlü yerçekimiyle büker. Buna yerçekimi merceği deriz. Hatta bilim insanları 2040’larda, Güneş yerçekimi merceğiyle 100 milyar kat zum yapıp öte gezegenlerin yer şekillerini gören hiper uzay teleskopu yapmayı planlıyor. Fiuuu! Uzun tümce oldu ama yerçekimi merceği bundan daha önemlidir.

Son ışık bükücü

Kütle uzayı büker ve böylece ışığı da büker. Mesela öndeki bir galaksi arkadan gelen bir kuasarın ışığını Dünya’ya odaklar. Böylece normalde göremeyeceğiniz kadar uzak bir kara deliği görmüş olursunuz. Hatta ışığı balık gözü etkisiyle öyle büker ki aynı süpernovanın 4 kopyasını birden görürsünüz. Şansınız varsa süpernovanın halini birkaç yıllık aralıklarla görürsünüz. Böylece süpernova bulutsusunun uzaya nasıl yayıldığını bile tespit edersiniz! Özetle 1979’da galaksi kaynaklı yerçekimi merceklerine baktık. Bu galaksiler ışığı toplam yıldız kütlesinin izin verdiğinden daha güçlü büküyordu. Bu da galaksilerin onlardan 4 kat kütleli görünmez karanlık madde kozalarıyla sarıldığını gösteriyordu:

İlgili yazı: Yerkabuğu Nasıl Oluştu ve Kıtalar Neden Kayıyor?

Vera Rubin.

 

Karanlık madde var ama nasıl patladı!

1998 yılında Mermi Kümesi geldi ve karanlık madde olayı patladı. Bu kez çarpışan iki galaksi kümesinden söz ediyoruz. Çarpışmak aslında fazla abartılı olur. Galaksiler daha çok gaz bulutudur. Yıldızların arası boşluk da boş uzaydır. Bu yüzden galaksiler çarpışmaktan çok hayalet gibi iç içe geçer diyebiliriz. Ne yapalım? Dünya’da evrim geçirmiş sıradan insan dili evreni açıklamakta yetersiz kalıyor. Neyse, Mermi Kümesi karanlık maddenin ilk doğrudan kanıtı oldu.

Resme bakınca iki pembe bulut göreceksiniz. Bunlar 60’larda keşfettiğimiz ve X-ışını yayan sıcak hidrojen bulutlarıdır. Onları çıplak gözle göremezsiniz ama X-ışını teleskoplarıyla görünür ışık teleskoplarını birleştirince bu fotoğrafları üretebiliyoruz. Fotoğrafa büyütüp bakarsanız galaksilerin yerçekiminin arka plandaki galaksilerin ışığını büktüğünü de göreceksiniz. Oysa kümeler ışığı parlak yıldızların elvermeyeceği kadar güçlü büküyor. Bu da karanlık maddenin ek yerçekimini gösteriyor; ancak dahası var! Resimde karanlık madde ile normal maddenin ayrıldığını da görüyoruz. Neden öyle?

Karanlık madde güçlü kuvvetten etkilenmediği için madde gibi atomlar oluşturmaz. Bu yüzden de madde gibi topaklanmaz. Hep seyrektir ve hayalet gibi iç içe geçer. Bunu yaparken galaksi yıldızlarını da yanında çekip götürür. Gaz ve toz bulutları ise tülsü ve seyrektir. Böylece galaksiler birleşirken veya iç içe geçerken içerdiği gazlar galaksiden sıyrılıp arkada kalır. Bu da evrende yeni yıldız oluşum hızını azaltır. Bu da karanlık maddenin hem varlığına hem de galaksi katili olduğuna kanıttır! Başka?

İlgili yazı: Gezegenler Güneş Çevresinde Nasıl Dönüyor?

Karanlık-madde-var-ama-bildiğiniz-gibi-değil

Büyütmek için tıklayın.

 

Karanlık madde var ama CMB de var

Kozmik mikrodalga artalan ışınımı (CMB) büyük patlamadan kalan ışıktır. Evrenin genişlemesiyle bugün bütün uzayı sarmıştır. Gözlemlenebilir evrenin merkezinde olan Dünyamızdan bakınca CMB’yi 360 derece her yönde görürüz. Dolayısıyla Dünya, büyük patlamadan kalan ışık küresinin içinde ve tam ortasında yer alır (resme bakın). Karanlık maddeyle ilgili son kanıtı CMB sağlar. CMB ilk ışıktaki sıcaklık farklarını gösterir ama bu farklar madde yoğunluğundan kaynaklanır. Karanlık madde, normal maddeden çok daha fazla olduğu için madde yoğunluğunu da o belirler.

Ezcümle CMB üzerindeki beneklerin kutuplanmasına bakarsak karanlık maddeyi görürüz. Lambda CDM modeline göre, dalganın solundaki zirveden sonra gelen iki tepenin ilki normal madde ve ikincisi de karanlık maddedir. Öyle ki evrende karanlık madde olmasaydı CMB’deki lekeler de çok daha büyük, yayvan, belirsiz ve düz olurdu. Kısacası galaksiler evreni örümcek ağı gibi saran görünmez karanlık madde ipliklerinin üzerine gerdanlıktaki inci taneleri gibi dizilmiştir. Karalık madde olmasa madde topaklanmaz ve yıldızlarla galaksiler oluşmazdı.

Karanlık madde var ama parçacık yok!

Buna karşın soğuk karanlık maddeden WIMP’lere kadar onlarca karanlık madde parçacığı tasarladık. Bunların hiçbirini de bulamadık. Yine de evrendeki kanıtlar karanlık madde olduğunu gösteriyor. Bu da bize bilimin nasıl işlediğini gösteriyor. Bilim insanlarının karanlık maddenin var olduğu konusunda uzlaşması bilimsel kanıt değildir. Yine de dolaylı kanıtlar, ne olduğunu bilmesek de karanlık maddenin varlığını gösterecek ezici üstünlüğe sahiptir. Dolayısıyla uzlaşı en azından bilmediğimiz bir kanıt olduğunu gösterecek boyuta ulaşmıştır.

Bilimsel uzlaşı, bilim insanlarının uzlaşması halka güven verir; çünkü bilim insanı olmayanların günlük hayatın koşuşturmacasında kanıt peşine düşecek hali yoktur. Ayrıca bilim insanı olmadıkları için karanlık maddeyi tek başına araştıramazlar. Siz de bu yazıda karanlık maddenin var olduğunu gösteren başlıca kanıtları gördünüz. Yine de karanlık maddeye itiraz eden bilim insanı da var. Onların teorileri kanıtlanırsa karanlık madde hakkındaki fikirlerimiz değişecektir. Peki bu konuda ne söyleyebiliriz?

İlgili yazı: Gezegenler Güneş Çevresinde Nasıl Dönüyor?

Karanlık-madde-var-ama-bildiğiniz-gibi-değil

 

Karanlık madde tartışmaları

Öncelikle Mermi Kümesine geri dönmek istiyorum. Mermi galaksi kümesi bildiğimiz anlamda karanlık maddenin varlığını kanıtlamaz. Tersine klasik karanlık madde teorilerini çürütür. Neden derseniz… İki galaksi kümesinin çarpışmasında yıldızlar ve gaz bulutları beklenenden daha hızlı iç içe geçiyor. Bu da neden bir türlü standart karanlık madde parçacıkları bulamadığımıza dair ipucu taşıyor. Nitekim evrende karanlık madde parçacıkları teorilerinin açıkladığı şeyler var. Karanlık maddenin var olduğuna inanmak yerine Einstein’ın yerçekimi teorisini değiştirmek gerektiğini söyleyenler de var.

Öyle ki modifiye yerçekimi teorileri bazı olayları karanlık maddeden daha iyi açıklıyor. Oysa hiçbiri tek başına gördüğümüz bütün olayları açıklamıyor. Peki ya karanlık madde kısa mesafelerde farklı ve uzun mesafelerde farklı davranıyorsa? Ya karanlık madde faz geçişi özelliğine sahip bir tür karanlık toz ve süper sıvıysa? Bu durumda karanlık madde parçacıkları sandığımızdan daha egzotik ve acayip demektir. Bunlar hem görünmez hem de Doktor Jeckyll ve Bay Hyde gibi çift kişiliklidir! Ayrıca geçen yazıda evrenin genişleme hızını ve en büyük ölçeklerdeki madde dağılımı yanlış ölçtüğümüzü söyledim.

Sonsöz

Karanlık toz ve sıvı özellikli bir karanlık madde bu yanlışlıkları düzeltmemizi sağlayabilir. Hem de bunu büyük patlamayı açıklayan kozmik enflasyon teorisini çöpe atmadan yapmamıza izin verebilir. Hatta karanlık madde karanlık enerjinin var olmadığını veya sanılandan zayıf olduğunu gösterebilir. Belki de evren son 5 milyar yıldır sandığımız kadar hızlanarak genişlemiyor! Her durumda 10 yıl içinde kozmolojide devrimsel bir keşif yapma olasılığı artıyor. Siz de uzayzaman nedir ve yerçekimi uzayı nasıl büküyor diye şimdi sorabilirsiniz. Evrenin insanlar için yaratılıp yaratılmadığı ve Jüpiter kutuplarında neden 6 fırtına olduğunu merak edebilirsiniz. Merakınızı koruyarak bilimle ve sağlıcakla kalın. 😊

Mars’ın içi neye benziyor?


1What does the Bullet Cluster tell us about self-interacting dark matter?
2The Bullet Cluster 1E0657-558 evidence shows Modified Gravity in the absence of Dark Matter
3A direct empirical proof of the existence of dark matter
4Einstein, Planck and Vera Rubin: relevant encounters between the Cosmological and the Quantum Worlds

Add a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir