Çernobil Nükleer Reaktörü Neden Patladı?

Çernobil-nükleer-reaktörü-neden-patladı1986 yılında Ukrayna’da gerçekleşen Çernobil Nükleer Enerji Santrali kazası dünyanın en büyük nükleer felaketi olarak tarihe geçti. Çernobil’deki 4. reaktörün patlaması neticesinde ve direkt radyasyon zehirlenmesine bağlı olarak 31 ila 54 kişi hayatını kaybetti. Milyonlarca kişi de son 30 yılda kazadan etkilendi. Peki o reaktör neden patladı ve gelecekte benzer kazaların olmasını nasıl önleriz?

Çernobil belgeseli gündeme taşıdı

Birleşmiş Milletler, Ukrayna, Beyaz Rusya ile Rusya hükümetlerinin kurduğu ortak araştırma kurulunun 2006 yılında vardığı karara göre ve radyasyon zehirlenmesine bağlı DNA hasarı sonucunda, 4000 kişi kanser ve diğer hastalıklardan uzun vadede yaşamını yitirdi. Öte yandan, bağımsız kaynaklar kanser ve diğer rahatsızlıklar sebebiyle son 30 yılda en az 93 bin kişinin öldüğünü belirtiyor.

Bu kayıplar bir yana, Çernobil’den yayılan radyoaktif bulutlar, Karadeniz’e kıyısı olan bütün ülkeleri ve İngiltere’ye kadar bütün Avrupa’yı az ya da çok zehirledi. İngiltere radyasyon riski yüzünden kazadan hemen sonra besi hayvanlarını itlaf ederken, Türklere bir şey olmaz diyen ANAP kurucusu ve eski Sanayi ve Ticaret Bakanı Cahit Aral, camda çay içerek üreticimizin çıkarlarını korudu (!).

Her durumda 1986 – 2019 arasında milyonlarca insanın Çernobil kaynaklı radyasyon zehirlenmesi sebebiyle sakat doğum, kanser vb. hastalıklardan etkilendiğini ve ömür boyu da etkileneceklerini söylersek abartmış sayılmayız. Gerçek sayılara ulaşmak ise hem politik karartma nedeniyle, hem de radyasyonun dolaylı etkilerini diğer hastalıklardan ayırmak zor olduğu için imkansızdır.

İlgili yazı: Çerenkov radyasyonu ve Işıktan Hızlı Parçacıklar

Çernobil-nükleer-reaktörü-neden-patladı

Çernobil belgeselinden radyoaktif dumanlar tüten ve nükleer serpintiye yol açan bir sahne.

 

Peki Çernobil ne kadar gerçekçi?

Gerçek olaylardan çıkarak HBO tarafından hazırlanan ve Türkiye’de ilk kez Digiturk tarafından yayınlanan Çernobil dizisine göre, Ukrayna’da patlayan nükleer reaktörün erimiş radyoaktif kalıntıları yeraltı sularına ulaşsaydı çok büyük bir çevre felaketi yaşanacaktı.

Buna göre koryum denilen erimiş uranyum, beton, çelik, grafit ve diğer malzemelerden oluşan sıvı metal yeraltındaki suyla temas etseydi, nükleer patlamaya değil ama 2 ila 4 megatonluk bir termal patlamaya yol açacaktı (Hiroşima bombasının 125 ila 200 katı). Bunun sonucunda bütün Ukrayna’nın ve İstanbul dahil, Türkiye’de Karadeniz’e kıyı olan bütün şehirlerin boşaltılması gerekecekti.

Ancak, Greenpeace örgütünün deneyimli nükleer fizik uzmanı Jan Haverkamp’a göre, bütün Karadeniz’in ve Karadeniz’e dökülen bütün nehirlerin zehirlenmesi için koryumdaki radyoaktif atıkların tamamının suya dökülerek denize karışması gerekiyor.

Fizik bilimine göre bu imkansız: Atıkların bir kısmı kayalarda sıkışacak ve 100 bin yıl boyunca suları yavaş yavaş zehirleyecektir. 4 megatonluk patlama ve Çernobil’deki diğer 3 reaktörün de bu patlamayla havaya uçacak olması ise tam bir abartıdır.

En kötü senaryo ne?

Yine de insanlık felaketin eşiğinden döndü diyebiliriz; çünkü koryum su tabakasına ulaşsaydı toprağı, yeraltı suyunu, ırmakları, gölleri, Karadeniz’i ve onun üzerinden Akdeniz’i 100 bin yıl boyunca az çok zehirlemeye devam edecekti. Neyse ki koryumdaki radyasyon oranı erimiş metalin her yerinde aynı değil ve en radyoaktif maddeler de çoktan daha az zararlı elementlere dönüşmüş bulunuyor. Özetle nükleer patlamadan çok, zehirli radyasyonun uzun vadeli sinsi etkilerinden korkmak gerekiyor.

İlgili yazı: İnsanlar Gelecek 100 Yılda Nasıl Evrim Geçirecek?

Çernobil-nükleer-reaktörü-neden-patladı

Çernobil reaktör tasarımı. Büyütmek için tıklayın.

 

Çernobil kazası nasıl yaşandı?

Öncelikle bu kazada kaç kişi öldü, en büyük felaket senaryosu neydi ve Çernobil’den bu yana son 30 yılda kaç sakat doğum oldu gibi trajik sorulara kesin yanıt vermek için elimizdeki bilgiler yetersiz. Bundan reyting malzemesi çıkar ama başka bir şey de çıkmaz.

Çernobil belgeseli ne kadar gerçekçi sorusu ise konumuzun dışında kalıyor. Biz de bu yazıda kesin olarak bilinen bilimsel gerçeklere odaklanacağız ki gelecekte tedbirli olalım ve bir daha böyle kazalar yaşamayalım. Yukarıdaki soruları sormaktansa hiç kaza yaşamamak daha iyidir.

Öyleyse Çernobil Nükleer Enerji Santrali’ndeki 4. reaktör neden patladı? Arıza mı, ihmal mi vardı? Yoksa reaktörde tasarım hatası mı bulunuyordu?

Hepsi vardı; ama en elim uçak kazasından bildiğiniz gibi bu tür olaylar şansa bağlı değildir. Arka arkaya o kadar ağır hatalar yapar ve onları öyle bir sırayla yaparsınız ki kaza kaçınılmaz olur. Genellikle de hatanın farkına kazadan sonra varırsınız. Çernobil için de öyle oldu: Nükleer reaktör patlatmak kolay değildir.

İlgili yazı: Hubble Uzayda Hayatın Kaynağı Bucky Küreleri Buldu

Solda Çernobil’in kazadan sonraki hali. Yangın söndükten sonra. Santralin yakınındaki Pripyat şehri artık hayalet kasaba.

 

Çernobil kazası imkansızdı

Çernobil’de bir kaza olması, hele koca bir reaktörün patlaması ilk bakışta olanaksızdı. Yine de oldu; ama neden böyle oldu? Bunu anlamak için bazı temel bilimsel terimlerle başlayalım: Nükleer enerji çekirdeksel enerji demektir. Çekirdekten kastımız atom çekirdekleri olup bunlar proton ve nötron denilen nükleonlardan (çekirdek parçacıklarından) oluşur.

Protonlar pozitif elektrik yüklü nükleonlardır ve bizler periyodik tablodaki elementleri proton sayısına göre ayırırız. Örneğin demirde 26 proton ve karbonda 6 atom bulunur. Etiniz karbondan, Terminator’un kolu ise demirden türeme çelikten yapılmıştır. Bu yüzden Terminator vurunca bayılıp kalırsınız; ama siz Terminator’a vurursanız sadece eliniz acır. 🙂

Demir etten serttir (sürpriz!); çünkü çekirdeği daha çok sayıda proton içerir, protonlar da kütleli parçacıklardan olduğu için demir elementinin kütlesi karbondan fazladır. Bunu neden anlattınız derseniz: Nükleer reaktörler atomu parçalayarak enerji üretiyor.

Kütle de enerjinin bir özelliği olduğuna göre, ne kadar ağır bir atomu parçalarsak o kadar çok enerji üretiriz. Nükleer reaktörlerde ise doğada bulunan en ağır element olan uranyumu parçalıyoruz. Neden demir yerine nadir uranyum kullanıyoruz derseniz ona da kısaca değineceğim; ama önce atomu neyle parçaladığımıza bakalım:

İlgili yazı: Gerçek Adem: ilk insan ne zaman yaşadı?

Çernobil-nükleer-reaktörü-neden-patladı

Atomu parçalayarak enerji üretme şeması. Uranyum atomları bölünüyor ve açığa çıkan nötronlar daha fazla atomu parçalıyor. Zincirleme tepki olarak bu böyle sürüp gidiyor. Büyütmek için tıklayın.

 

Nükleer mermi nötronlar

Hidrojen atomu hariç bütün atom çekirdeklerinde nötron bulunuyor ve bunlar elektrik yükü sıfır, yani nötr olan parçacıklardır. Nötronun adı da buradan geliyor: Nötr parçacık. Evrende neden proton ve nötronlar var derseniz sizi büyük patlamadan önce ne vardı yazısına alacağım; ama konuya odaklanmak istiyorsanız şöyle devam edelim: Atomları nötronlarla parçalayarak enerji üretiyoruz.

Şimdi, fazladan nötron veya eksik nötron içeren atom çekirdekleri dengesiz oluyor. Bunun detaylarını da Periyodik tabloya yeni element ekledik yazısında anlattım; ama konumuz için evrende dengesiz atom çekirdekleri olduğunu ve bunlara izotop dediğimizi bilmemiz yeterli.

Örneğin, deneysel nükleer füzyon reaktörlerinde fazladan nötron içeren hidrojen izotopları kullanıyoruz. Buna da döteryum diyoruz. Aslında evrende dengeli izotoplar da var; ama nükleer reaktörlerde özellikle dengesiz izotoplar kullanıyoruz ki az sonra geleceğim.

Yeri gelmişken, evrende iki tür nükleer enerji var: Ya Çernobil’deki gibi atomu parçalayacak ve çekirdek enerjisini açığa çıkaracaksınız veya küçük atomları birleştirip büyük atom yapacaksınız. Bununla nasıl enerji üretildiğini ise Çin’deki EAST nükleer füzyon reaktörü yazısında anlattım.

İlgili yazı: İnternetinizi Uçuracak En İyi 10 Modem

Çernobil-nükleer-reaktörü-neden-patladı

Ağır suya gömülü Batı tipi reaktörlerde Çerenkov radyasyonu. Bu reaktörler daha güvenlidir.

 

Dengesiz uranyum izotopları

Dengesiz izotopların ya çok az sayıda, ya da çok fazla sayıda nötronu oluyor. Bu nedenle atom çekirdekleri de istikrarsız oluyor ve bölünerek veya radyoaktif bozunum süreci ile çevreye enerjik parçacıklar yayıyor. Atomlar bu sayede kilo veriyor. Örneğin plütonyum zamanla kurşuna dönüşüyor.

Radyoaktif bozunumda nötronlar başka parçacıklara dönüşüyor ve atom çekirdeği enerji ya da parçacık yayarak hafifliyor. Çekirdek bölünmesi, yani atomun parçalanması durumunda ise nötronlar atomdan kopup ortama kaçıyor. Bu durumda havada yüksek hızla uçan serseri nötronlar uçuşuyor.

Bunlar civardaki atomlara mermi gibi çarparak protonları ve/veya nötronları yerinden koparıp onların da dengesini bozuyor (çarptığı atomları radyoaktif hale getiriyor) veya insan DNA’sı gibi organik molekülleri parçalıyor ki buna da radyasyon zehirlenmesi diyoruz.

Sonuç olarak nükleer reaktörlerde dengesiz uranyum atomu izotopları kullanıyoruz ki bunları kolayca bölerek nükleer enerji üretelim. Evet, nükleer reaktörlerde radyoaktif bozunum enerjisini kullanmak yerine, atomu parçalayarak enerji üretiyoruz; çünkü bu sayede çok kısa sürede daha çok enerji üretebiliyoruz. Atomları da yüksek hızlı nötronlarla parçalıyor ve nötronları mermi gibi kullanıyoruz.

İlgili yazı: Kodlama İçin En Gerekli 16 Programlama Dili

Çernobil’in yeni tabutu enkazın üzerine 2016’da yerleştirildi. Böylece tehlikeli radyasyonu kesti.

 

Nükleer reaksiyon türleri

Sonuç olarak üç tür nükleer tepkime var: 1) Atomu parçalamak, 2) Atomları birleştirmek (kaynaştırmak) ve 3) Radyoaktif bozunum. Bizler nükleer reaktörlerde atomu parçalayarak enerji üretiyoruz.

Nitekim uranyumu daha küçük atomlara böldüğünüz zaman ortaya çıkan çekirdekler ve serbest parçacıkların kütlesi, her zaman için orijinal atomların kütlesinden az alıyor. Aradaki fark ise nükleer reaktörlerde üretilen enerjiye dönüşüyor. Formülü biliyorsunuz: E=mc2 veya m=E/c2. Kütle, enerjidir.

Atomu parçaladığınız zaman, radyasyona ek olarak büyük miktarda ısı enerjisi ortaya çıkıyor. Günümüzdeki nükleer enerji santralleri de bu şekilde elektrik üretiyor. Atomları parçalayan reaktörün içinden su geçiriyorsunuz ve böylece hem reaktörü erimesin diye soğutuyor (buraya geleceğiz), hem de suyu ısıtıp buharlaştırıyorsunuz. Su buharıyla türbinleri çevirerek elektrik üretiyorsunuz.

İlgili yazı: Düz Dünya Teorisini Çürüten 12 Kanıt

Çernobil-nükleer-reaktörü-neden-patladı

Çernobil enkazının kesiti. Büyütmek için tıklayın.

 

Nükleer reaktörler nasıl çalışıyor?

Her durumda reaktörün ürettiği kilovat ve megavat cinsinden enerji, direkt elektrik enerjisine karşılık gelmiyor; çünkü termodinamik yasaları uyarınca nükleer enerjinin sadece yüzde 0,08’ini elektriğe çeviriyoruz. Geri kalanı ise reaktörü ısıtan termal enerji, atık ısı enerjisi ve radyasyondan oluşuyor.

Bu da önemli; çünkü Çernobil’deki reaktör patladığında bütün bu enerji kontrolsüz bir şekilde açığa çıktı. Bunu anlamak için de nükleer reaktörde iki şekilde ısı üretildiğine dikkat edelim:

1) Atomu parçalayınca ortaya çıkan ısı ve 2) Atom parçalanınca ortaya çıkan dengesiz izotopların, radyoaktif bozunum yoluyla daha küçük atomlara dönüşmesi sırasında açığa çıkan ısı. Kısacası bir nükleer reaktörü lambayı söndürür gibi kapatamazsınız.

Nükleer reaktör atomlar bölünmeyi durdurana ve radyoaktif bozunum durana kadar ısı üretmeye devam edecektir. Bu yüzden kapalı nükleer reaktörü bile sürekli soğutmanız gerekir. Yoksa reaktör aniden ısınıp eriyebilir veya patlayabilir. Çernobil reaktörü aşırı ısındığı için patladı.

İlgili yazı: Evrenin En Büyük Yıldızı UY Scuti mi?

Çernobil-nükleer-reaktörü-neden-patladı

Erimiş uranyumdan oluşan süper radyoaktif koryum atığı. Kazadan yıllar sonra bile fotoğraf makinesi filmini yakacak kadar yüksek oranda radyasyon yayıyor. Bu ölümcül atığa fil ayağı deniyor. Radyoaktif metal suya karışsaydı bölgeyi 100 bin yıl zehirlerdi.

 

Çernobil reaktörü nasıl çalışıyor?

Normalde nükleer reaktörleri ağır su havuzuna koyarız. Çerenkov radyasyonu yazısında belirttiğim gibi, ağır su hidrojen içeren H2O yerine, ağır hidrojen dediğimiz ve fazladan nötron içeren döteryumdan oluşan H2O moleküllerinden oluşur. Yine Çerenkov yazısında anlattığım süreç yüzünden ağır su, atomu parçalayan nötronları etrafa radyasyon saçmadan durdurmanın en iyi yoludur.

Kısacası nükleer reaktörler genellikle ağır su havuzunun içinde çıplak durur ve siz de havuza yukarıdan bakarsanız mavi ışık saçtıklarını görürsünüz. Öte yandan, ağır su pahalıdır ve Çernobil reaktörleri de reaktör çekirdeğini soğutmak için ağır su yerine normal su kullanıyordu.

Ancak, Çernobil reaktörünü patlatan tasarım hatasına gelmeden önce uranyum nükleer yakıtından söz edelim. Nükleer reaktörlerde demir yerine uranyum parçalamamızın tek nedeni, uranyumun daha ağır bir atom olması ve daha çok enerji açığa çıkarması değil. Uranyumun demirden daha kolay parçalanması da değil.

Hatta demiri parçalayınca çıkan enerjinin, demiri parçalamakta kullanılan enerjiden daha az ve uranyumu parçalayınca çıkan enerjinin de onu bölmekte kullanılan enerjiden daha fazla olması bile değil. Nükleer reaktörlerde uranyum kullanmamızın asıl nedeni, bu atom bölündüğü zaman daha fazla nötron oluşturmasıdır. Doğada sadece uranyuma özgü bu özellik neden önemli derseniz:

Zincirleme reaksiyon yüzünden

Nasıl ki bir otomobilin benzinli motorunu bujiyle ateşledikten sonra motor benzin oldukça çalışmaya devam ediyor; uranyumu da enerji kullanıp parçaladıktan sonra, bu element de siz bir daha reaktöre enerji eklemeden parçalanmaya ve hatta atom parçalamaya devam ediyor! Uranyum atomu bölününce serbest nötronlar ortaya çıkıyor. Bunlar yakındaki atomlara çarpıp onları da bölüyor. İşte buna zincirleme nükleer tepkime diyoruz. Nükleer reaktörler uranyum sayesinde net enerji üretiyor.

İlgili yazı: Mobil İnternette Video İzleme Rehberi

Çernobil-nükleer-reaktörü-neden-patladı

Çernobil sahası artık bir anıtmezar.

 

Çernobil ve U-235

Burada hatırlatmakta fayda var: Bütün uranyum atomları bu özeliğe sahip değildir. Örneğin uranyum 238 bu özelliğe sahip değil. Sadece doğadaki uranyumun yüzde 0,7’sini oluşturan uranyum 235 izotopu bunu beceriyor. Bu izotop öyle dengesiz ki sadece kolay bölünmüyor, bölünürken hep daha çok nötron açığa çıkarıyor.

Mesela nükleer bombalarda uranyumu zenginleştiriyoruz ki nükleer başlıklara koyduğumuz uranyumun yüzde 80’i uranyum 235’ten oluşuyor. Sonra uranyumu plütonyumla veya plastik patlayıcıyla patlatarak içe doğru sıkıştırıyoruz.

U 235 zaten radyoaktif bir atom. Bir de aşırı sıkışıp U 235 atomları birbirine değmeye başlayınca nötronlar bir anda bütün uranyum atomlarına çarparak onları toplu halde parçalıyor. Gerisini biliyorsunuz: Bum! Nükleer patlama.

Gerçi günümüzün hidrojen bazlı olan en güçlü termonükleer bombalar başka bir mekanizmayla çalışıyor ama konumuz bu değil. Ancak, nükleer santrallere yüzde 80 oranında U 235 koymuyoruz. Çok az U 235 içeren zararsız uranyum 238 nükleer yakıtı yerleştiriyoruz. Ne de olsa nükleer reaktörlerin mantar gibi patır patır patlamasını istemiyoruz!

İlgili yazı: Mini Füzyon Roketi ile 3 Ayda Mars’a Gidin

Sovyetler Birliği askerleri, madencileri ve itfaiyecileri yaşamlarını feda ederek kazanın üstünü uyduruk bir çatıyla kapattılar. Daha sonra Çernobil’i örtmek için 1,6 milyar avroya yeni bir tabut inşa edildi. Yeni radyasyon kalkanı 100 yıl dayanacak ve resimdeki eski kalkandan sızan radyasyonu kesecek.

 

Oysa Çernobil bu yüzen patladı

Bu sizi ilk anda şaşırtacak ama Çernobil reaktörü tehlikeli U 235 yerine, zararsız U 238 kullandığı için patladı. Elbette bütün nükleer reaktörler bu yakıtı kullanıyor; ama Çernobil santralinin normal su kullanması ve diğer tasarım hataları (daha doğrusu bilerek yapılan tasarım tercihleri), az sayıda nötron açığa çıkaran U 238 kullanmasıyla birleşince insanlığın en büyük nükleer kazası yaşandı.

Şimdi bunun detaylarını görelim: Nükleer reaktörde net enerji üretmek istiyorsak U 238 madeni içindeki doğal U 235 oranını biraz artırmamız lazım. Yoksa reaktörümüz ürettiği enerjiden daha fazla enerji tüketir veya çok az net enerji üreterek verimsiz olur.

Oysa bir sorun var: Az U 235, az sayıda nötron mermisi demek ve bu da reaktörümüzün bol enerji üretmesi için, nötronların tamamını atom parçalamakta kullanmak zorunda olmamız demek. Peki bunu nasıl yapacağız?

Normalde atomu parçaladığınız zaman, nötron milleti ışık hızına yakın hızlarla her yöne savrulur. Atomların ise yüzde 99’u boşluktur. O zaman nötronları tam atom çekirdeklerine nasıl nişanlayacağız? Bunu ancak uranyum atomlarının arasında giden nötronları yavaşlatarak yapabiliriz. Bunun da çevreye ve insana zarar vermeyen bir yolu olmalı.

Nitekim nötronları çok yavaşlatırsak

Nükleer reaksiyon olmaz ve atomlar parçalanmaz. Nötronları hiç yavaşlatmazsak yine nükleer reaksiyon olmaz ve atomlar parçalanmaz. Nükleer mühendislik kullanarak buna ince bir çözüm üretmemiz lazım. Ha bu arada, tabii ki uranyum 238’i az da olsa U 235 ile zenginleştirmek de pahalı bir işlem. Sovyetler Birliği’ndeki Çernobil reaktörleri de sırf çok az U 235 ile çalışmak üzere tasarlandı.

İlgili yazı: Çin Ay’dan Helyum 3 Füzyon Yakıtı Getirecek

Çernobil-nükleer-reaktörü-neden-patladı

Çernobil 2 no’lu reaktör çatısı. Çekirdek bu kapağın altında.

 

Ne kadar ucuz, o kadar riskli

Baştan söyleyelim: RBMK reaktör tasarımı kullanılan Çernobil reaktörlerinde hiçbir şekilde tasarım hatası yoktur. Sovyetler az U 235 ve bol normal suyla çalışan süper ucuz bir nükleer reaktör inşa etmek istediler. Bunun için de reaktörü bilerek öyle tasarladılar; ama kamuoyundan sakladıkları bir şey vardı: RBMK reaktörleri bazı hatalar yapılırsa bomba gibi patlayabilirdi.

Hatta KGB bunu biliyordu; ama Sovyetler Birliği’nin ucuz işçilik zaafı ortaya çıkmasın diye, reaktörlerin bazı şartlarda patlayacağını, bu reaktörleri işleten şirketten ve hatta santral idare amirlerinden bile gizlediler. İşte Rusların bu kazadaki en büyük sorumsuzluğu budur ve biz de şimdi bunu göreceğiz:

Buyurun size çok az zenginleştirilmiş uranyum kullanan adi su soğutmalı Çernobil reaktörü: Bu reaktörün bir gaz pedalı ve bir de freni vardı. Nasıl derseniz, reaktör çekirdeğinde parçalanan atomların saçtığı nötronları süngerde su emer gibi emerseniz reaktör yavaşlar.

Yok, nötronların yavaşlatırsanız reaktör daha hızlı çalışıp daha çok enerji üretir. Sizin de denge kurmanız gerekir; çünkü nötronlar uranyum çekirdeklerine çarpsalar da genellikle atomu parçalamak yerine geri sekerler. Evet, nükleer enerjiyi artırmak için elinizdeki az sayıda nötronu çekirdeklere doğru hedeflemeniz ve hızını yavaşlatmanız gerekiyor. Pahalı ağır su ile bunu yapabilirsiniz.

İlgili yazı: Lazer Füzyon Roketi Daedalus ile Yıldızlara Yolculuk

2 no’lu rekatör odası.

 

Para meselesi

Ağır suyun en güzel özelliği reaktör tarafından ısıtıldığı zaman kaynamaya başlamasıdır. Su kaynayınca içinde hava boşlukları oluşuyor. Bu da ağır suyun nötronları yavaşlatma kapasitesini azaltıyor; çünkü nötronlar suda yavaşlarken havada hızlanıyor. Sonuçta reaktörün çalışma hızı düşüyor ve sıcaklığı da azalıyor.

Bu yüzden ağır su reaktörleri çok güvenli oluyor. Kontrolden çıkıp aşırı ısındıkları anda ağır su devreye giriyor ve reaktörü hem ısıyı emerek, hem de reaksiyon hızını keserek soğutuyor. Çernobil tesislerinde bulunan RBMK reaktörleri ise normal su kullanıyor.

Bu da ısıyı emerek reaktörü soğutuyor; ama ağır suyun tersine, nötronları yavaşlatmak yerine tümüyle emiyor (bu detayı aklınızda tutun; çünkü reaktörün patlamasının iki ana sebebinden biridir). Peki Ruslar reaktördeki nötronları nükleer enerji üretmek için neyle yavaşlatıyorlardı? Grafitle.

Grafit derken evet, kurşunkalem ucundaki grafiti kastediyorum ki bu da sürpriz! karbondan oluşuyor. Sonuçta nötron yavaşlatarak reaktörü hızlandıran malzemelere nötron moderatörü ve nötronları emen malzemelere de nötron soğurucusu diyoruz.

İlgili yazı: Füzyon Roketi için Helyum 3 Zaman Kristalleri

Çernobil’in tüm reaktörleri kazadan sonra kapatıldı. Kazadan yıllar sonra bir işçi 3 no’lu rekatörün kontrol odasında çalışıyor.

 

Reaktör kullanmanın incelikleri

Siz de bunları bütün reaktörlerde kullanmalısınız; çünkü bir reaktörün nükleer tepkime hızı sıcaklığına ve içinde biriken parçalanmış atom sayısına göre değişiyor. Sonuçta reaktör çalışırken ortaya çıkan radyoaktif atıkların bir kısmı nötronları emerken, diğer kısmı da yavaşlatıyor. Öyle ki düşük güçle çalışan reaktörler aniden hızlanabiliyor ve hızlı çalışanlar birden yavaşlayabiliyor.

Kısacası bir reaktörü kapatmadan veya patlamadan kullanmak istiyorsanız size bir gaz ve fren pedalı gerekiyor. Özellikle de atıl bir reaktörü tekrar çalıştırırken çok dikkatli olmanız gerekiyor. Çernobil yöneticileri reaktörün çalışmasıyla ilgili biraz sonra söyleyeceğim detayı bilmedikleri için düşük güçteki reaktörü birden hızlandırmaya kalktılar ve görünüşte imkansız bir şey oldu: Reaktör patladı.

Ksenon 135 soğurucusu

Çernobil için ilk kritik nokta reaktördeki ksenon 135 atomlarıdır. Bunlar çalışan reaktörlerde yavaş yavaş birikiyor; çünkü daha radyoaktif ve ağır atomların bozunmasıyla oluşuyor. Ksenon 135 nötronları emiyor; yani nötron zehri gibi çalışıyor. Ksenon 135 reaktörde biriktikçe nükleer reaksiyonlar azalıyor. Şimdi gelelim reaktörü patlatan hatalar zincirine:

İlgili yazı: Amerika Mobil Füzyon Reaktörü Geliştiriyor

Koryumu oluşturan uranyum metali artık bir insanın güvenli bir süre için özel koruma ile yaklaşabileceği kadar az radyasyon saçıyor; ama yanında yatıp kalkamazsınız. Filmdeki lekelere radyasyon yol açıyor! Film kullanıyoruz çünkü CCD kameralar radyasyonda yanıyor.

 

Çernobil reaktörünü kapatıp açtılar

Çernobil nükleer kazası 26 Nisan 1986’da, Türkiye saati ile 01.23,40’ta yaşandı. Aslında 26 Nisan günü akşamında 4 numaralı reaktör bir acil durum tatbikatı için yavaşlatılacaktı. Reaktör tümüyle kapanmayacak ama güç üretimi azaltılacaktı.

Ardından reaktörü soğutan su kaza tatbikatı uyarınca kesilecekti; yani reaktör çekirdeğine su basan pompalar kapatılacak ve 1 dakikalık acil durum kesintisi yaşanacaktı. Peki ne test ediliyordu derseniz elektrik kesintisini test ediyorlardı:

Diyelim ki Çernobil nükleer enerji santralinde elektrik kesildi. Peki reaktörü soğutan su pompaları nasıl çalışacak? Tabii ki jeneratörler devreye girecek. Ancak, jeneratörler 1 dakika içinde devreye giriyor ve bu sırada reaktörü soğutmaya devam etmek gerekiyor. Elektrik kesikken bunu yapmanın tek bir yolu var: Bizzat reaktörün ürettiği basınçlı su buharıyla dönen türbinleri kullanmak.

Şimdi elektrik kesilince pompaları türbinlerin ürettiği elektrikle beslediğinizi düşünün. Tabii ki güç kesilince türbinler de yavaşlıyor, ama durması zaman alıyor. İşte bu sırada, yani en azından 1 dakika boyunca reaktörü soğutan su pompalarını çalıştırabilirler. Çernobil santralinde bunu denediler.

İlgili yazı: Dünyada Olmayan Elementler İçeren Yıldız

Çernobil belgeselindeki nükleer yangın sahnesi.

 

Ve reaktör patladı

Öncelikle Sovyetler 1982 yılından beri elektrik kesintisi sırasında pompaları, yavaşlayan türbin gücüyle 1 dakika boyunca çalıştırma testleri yapıyordu; ama bunların üçü başarısız olmuştu. Dördüncü testin başarılı olması içinse Çernobil reaktörünü işleten şirketin yöneticileri üzerindeki baskı büyüktü. Şimdi ben de size reaktörün patlamasının teknik sebeplerini değil, idari sebeplerini anlatacağım.

Kısacası diyorum ki nükleer enerji teknik olarak çok güvenlidir; ama yanlış idari kararlar en gelişmiş nükleer reaktörlerde bile kazaya yol açabilir. Çernobil reaktörü ise riskli ve ucuz bir teknoloji kullanıyordu (gelişmiş, ama ucuz ve karmaşık olduğu için de riskli bir teknoloji).

Buna ek olarak Ruslar büyük idari ve teknik hatalar yaptılar. Biz de bunları görelim: Devletin neden şeffaf olması gerektiğini, teknik şartnamelerin bizzat reaktör işleticilerinden devlet sırrı olarak neden saklanmaması gerektiğini ve demokrasiye inanan açık fikirli, eğitimli, becerikli bürokratlara neden ihtiyacımız olduğunu anlayalım.

Sonuçta Çernobil kazasını incelerken şu dersi almamız lazım: Dijital dönüşüm ileri teknoloji çözümleri kullanmak değil, teknolojiyi nasıl kullanacağını bilmek ve vizyon sahibi olmaktır. Dijital dönüşüm bürokrasi kaldırmaz ve modern zihniyet meselesidir. Teknoloji insanla başlar ve insanla biter.

İlgili yazı: Güneşimiz Nasıl Isı ve Işık Saçıyor?

Terk edilmiş Pripyat.

 

Bir tatbikatın ardından

Acil durum tatbikatı 25 Nisan 1986 günü, gündüz vardiyasında yapılacaktı. Öyle ki testi en tecrübeli vardiya tamamlayacaktı. Bu yüzden gün boyunca reaktörün gücünü 3200 megavatlık nominal değerin yarısına, yani 1600 megavata düşürdüler.

Ancak, bu sırada Ukrayna’daki bir elektrik santrali arıza yaptı ve Kiev şehrinin şebeke müdürü reaktörün kapatılmak yerine, yüzde 50 kapasiteyle çalışmasına devam emrini verdi. Çernobil direktörü de bunu kabul etti. Hatta daha ileri giderek su pompalarının durması halinde türbinlerden önce devreye girmesi gereken acil çekirdek su soğutma sistemini de (ECCS) kapattı.

Oysa tatbikat sırasında türbin pompalarını test etmek için bu sistemi kapatmaya gerek yoktu ki sonraki raporlarda, bunun büyük bir ihmalkarlık olduğu ve reaktörün patlamasının nedenlerinden biri olduğu belirtildi. Kısacası şebekeye destek veren reaktörün test için kapatılması gecikmiş oldu.

Zincirleme tepki

Bu da reaktör güvenliğini tehlikeye atan başka bir idari risk yarattı: Reaktörün kapatılması işlemlerine 25 Nisan gecesi 23.04’te devam edildi. Oysa deneyimli gündüz vardiyası işten ayrılmış, akşam vardiyası da görevi en deneyimsiz gece vardiyasına teslim etmek üzereydi. Dahası devir teslim işlemi reaktörü 1600 megavattan 700 megavata düşürmek gibi en hassas süreçte yapılıyordu!

İlgili yazı: Işıktan Hızlı Çarpışan Nötron Yıldızları Gördük mü?

Çernobil-nükleer-reaktörü-neden-patladı

 

Fıtrat değil, hata meselesi

Yolda yürürken kafanıza göktaşı düşmediği sürece kazalar hiçbir işin fıtratında yoktur. Kazalar ezici oranda insan hatasıdır. Örneğin, uçak kazalarının yüzde 86’sı insan hatasıdır ve geri kalanı üretimle tasarım hatası… Oysaki üretim ve tasarımı da insanlar veya insanların tasarladığı makineler yapar.

Nitekim dijital dönüşüm ve endüstri 4.0 kapsamında şirket sahipleri insanı merkeze almaz ve “Ekonomik krizde gerekirse 5 yıl para kazanmayalım; ama çocuklarımızın dünyalığı nasıl olsa güvende. 5 yıl yerimizde sayarak bari mevcut servetimizi koruyalım” diyerek dijital dönüşüme yatırım yapmazsa Soma benzeri kazalar hep yaşanacaktır. Çernobil’de ise beteri oldu:

Sonuç olarak Çernobil gece vardiyasında çalışan başmakinist yardımcısı Anatoly Dyatlov, şirket baskısı ve belki de şirkete yaranmak maksadıyla reaktörü güvenli hızdan çok daha hızlı olarak kapatmaya başladı. Sonuçta saat 00.00’dı ve test için geç kalmışlardı.

Dyatlov sadece 4 numaralı nükleer reaktörün değil, 4 reaktörden oluşan bütün Çernobil Nükleer Güç Santrali tesisinin başmakinist yardımcısıydı. Bu yüzden astlarının bu iş risklidir demesine rağmen emirlerine kimse karşı çıkamadı. Gerçi 1987 yılında, Dyatlov günah keçisi ilan edildi ve patlayıcı madde içeren işletmelerde cezai yanlış yönetim suçundan hüküm giydi. 10 yıl hapis cezası alan Dyatlov 3 yıl yattıktan sonra genel afla tahliye edildi.

Peki ya asıl günah keçisi?

Tabii kimse KGB’ye “Sen reaktör tasarımını devlet sırrı olarak ne hakla gizlersin” diye sormadı. Dyatlov 1995 yılında, 64 yaşında kalp krizinden hayatını kaybetti. Dyatlov insanların yüzde 50’sinin bir ayda radyasyon zehirlenmesinden ölmesine yol açacak oranda, yani 390 REM (3,9 sievert) radyasyon almasına rağmen yaşamayı başardı.

İlgili yazı: Evrende Morötesi Işık Saçan İlk Yıldızlar

Amerikalılar Çernobil belgeselinde Rusya’yı küçük düşürmek için ayarlamalar yapmış olabilir; ama inanın yaşanan insani dram belgeselden çok daha ağır. Sovyetler Birliği ile KGB’nin çok büyük sorumsuzluğu var. Yine de Gorbaçov zamanına denk geldiği için Sovyetler Birliği ,yurttaşlarını faşist bir polis devletinden beklenmeyecek kadar insani şekilde korudu.

 

Putin de yanlışta ısrar ediyor

Hatta Sovyetler Birliği, hatasını kabul etmemek için Çernobil kazası sonrasında diğer benzer reaktörlerin teknolojisini yenilemedi ve yıllarca bunu gizli tutmaya çalıştı. Bu da bize parlamenter demokrasi ile yönetilmeyen ülkelerde insan hayatının nasıl riske girdiğini gösteriyor. Şimdi de Putin kontrolündeki yandaş medya, Amerikalıları Çernobil’e iftira atmakla suçluyor. Abartı var, iftira yok.

Her durumda Dyatlov, 26 Nisan gecesi saatler 00.05’i gösterirken 4 numaralı reaktör gücünü hızlı ama aşamalı olarak azaltarak 700 megavata düşürdü. Çernobil tesislerinin hazin hikayesi de böylece başladı. Neden derseniz:

Dyatlov reaktörü tatbikat yapılacak güç seviyesine düşürmeye çalışırken reaktör aniden kapanmaya başladı. Bunun sebebi, reaktörün Kiev şebeke müdürünün emriyle gün boyu yüzde 50 güçle çalıştırılmasıydı. Kısacası reaktör çekirdeğinde nötron zehri olan ksenon 135 birikmişti ve bu da reaktörün hızla kapanmasını tetikledi.

İlgili yazı: Çin Füzyon Reaktörü EAST 100 Milyon Derece

Çernobil’i örten tabut 2018’de yerine yerleştirildi. Amaç eski çatının yağmurdan çürüyüp delinmesini önlemek.

 

Nötronlar ksenon 135’e karşı

Peki normal çalışan bir reaktörde neden ksenon 135 birikir derseniz; 4 numaralı reaktör gün boyu tam kapasitede çalışmamıştı ki! Yüzde 50 kapasiteyle çalışmıştı. Şimdi burada biraz daha nükleer fizik anlatalım.

Bizim şu ünlü ksenon 135 var ya, işte o radyoaktif iyot 135’in bozunmasıyla oluşuyor ve artık bildiğiniz gibi; ksenon 135 nötronları emerek nükleer reaksiyonu durduran bir nötron zehri olarak iş görüyor. Tam kapasite ile çalışan bir reaktörde, nötronlar ksenon 135’e yapışıp onu nötron emmeyen ve nötron zehri olmayan kararlı ksenon 136’ya dönüştürüyor.

Ancak, yarı kapasiteyle çalışan Çernobil reaktöründe oluşan nötron sayısı, iyot 135’in bozunmasıyla oluşan ksenon 135 sayısını azaltmaya yetmedi. Böylece insanlar zehirlenmeden önce reaktör zehirlendi ve 500 megavat seviyesine inerek hızla kapanmaya başladı.

Peki reaktör birden 30 megavata, yani yüzde 5 kapasiteye gerileyince Dyatlov ne yaptı dersiniz? Reaktörün test gücü olan 700 megavata ulaşması için içindeki kontrol çubuklarını neredeyse tümüyle yukarı çıkardı. Aslında reaktörü hızlandırmak için sadece birkaç çubuğu yukarı çıkarmak yeterli olurdu; ama ksenon 135 kaynaklı zehirlenme reaktörün 120-200 megavattan daha yukarı çıkmasını önledi.

Kaza geliyorum dedi

O zaman da Dyatlov otomatik kontrol çubuğu kontrol sisteminin devre dışı bırakılmasını ve 18 çubuk hariç, bütün kontrol çubuklarının yukarı çekilerek ksenon 135 zehirlenmesinin önlenmesini istedi. Bu sırada reaktörde alarm zilleri çalmaya başlamıştı bile; ama testi sürdürmek için bunları dinlemediler. Sonuçta 200 megavata ulaştılar. Artık otomatik kontrol çubuklarının tümü yukarıdaydı ve elle çalışan 28 adet acil kontrol çubuğu içinde sadece 18’i reaktörün içinde duruyordu.

İlgili yazı: Nükleer Otomobil Ne Zaman?

Reaktörü patlamanın eşiğine getiren düzenleme.

 

Dengesiz Çernobil reaktörü

Şimdi diyeceksiniz ki “A tamam hocam, anladık. Kontrol çubukları çıkınca reaktör aniden güçlenip ısındı ve patladı.” Hayır, RBMK tasarımı bir reaktörü bütün kontrol çubuklarını çıkararak patlamazsınız. Biraz daha uğraşmanız gerekiyor. Onlar da öyle yaptılar, kör gözüne parmağım gittiler.

Bakın bir RBMK reaktörü nasıl patlatılır: Resimde gördüğünüz gibi normal suyla çalışan bu reaktörün ucuz olması için iki çubuk tek bir çubukta birleştirilmiş bulunuyor. Öyle ki çubukların üst kısmı nötron emici kırmızı kontrol çubuklarıdır. Alt kısmı ise yeşil grafit hızlandırıcı içeren moderatör çubuklardır.

Kısacası kontrol çubuklarını yukarı çekerseniz alttan gelen grafit çubuklar reaktörün içine girer; yani hem frene basmaktan vazgeçmiş, hem de gazı köklemiş olursunuz. Ancak bu da reaktörü patlatmaya yetmez. Bir de su meselesi var:

Resimdeki yeşil çubuklara bakın: Bunlar kırmızı kontrol çubuklarından kısadır. Öyle ki yeşil çubuklar reaktöre girince baş ve kıç tarafı su altında kalır. Su da nötronları emerek reaktörü yavaşlatan ve aşırı ısınmasını önleyen son güvenlik unsuru görevini görür. 26 Nisan 1986, Saat 01.19’da reaktör patlamak üzeredir.

İlgili yazı: Nükleer Makarna Çelikten 10 Milyar Kat Sert

Türklere bir şey olmaz diyen ANAP kurucusu ve eski Sanayi ve Ticaret Bakanı Cahit Aral, camda çay içerek üreticimizin çıkarlarını korudu (!).

Çernobili patlatan düzenleme.

 

Su ısınıp kaynıyor

Az yukarıda reaktörü birden hızlandıracak ve sıcaklığını artıracak çok riskli bir konfigürasyon yaratıldığını gördük. Gerçekten de saat 01.10 itibariyle reaktör ısınmaya başladı. Peki o zaman ne oldu? Yeşil grafit çubukların altında ve üstünde kalan su kaynamaya başladı; çünkü sadece çubukların altında ve üstünde boşluk vardı. Bunlar da az miktarda su depolayabiliyordu.

Az miktardaki su birden buharlaştı. Buharlaşınca da grafit çubukların üstünde ve altında hava kabarcıkları oluştu. Böylece nötronların akış hızı aniden arttı. Ancak, bu bile reaktör çekirdeğini patlatamazdı; ama acil durum su soğutma sisteminin kapalı olması ve reaktörün hızla ısınması yüzünden son alarmlar çalmaya başladı.

Oysa hızlı nötronların tek başına atomları parçalayamadığını; çünkü onları ıskaladığını biliyorsunuz. Yalnız bu nötronlar ne yaptılar biliyor musunuz? Reaktörün aşırı ısınmasını önleyen ve yavaş yavaş güç kazanmasını engelleyen bir bariyer oluşturan nötron zehri ksenon 135’i kemirdiler. Öyle ki zaten ısınan reaktördeki ksenon 135 engeli birden ortadan kalktı! Son alarmlar işte o zaman çaldı.

Anatoly Dyatlov en büyük hatayı da o zaman yaptı; çünkü bunun bir hata olduğunu bilmiyordu. Tehlikeli bir şekilde aşırı yüklenen reaktörün hızını düşürüp sistemi soğutmak için kontrol çubuklarını yerine sokma kararı aldı. Onun emriyle en acil durum düğmesine bastılar; ama reaktör sakinleşeceğine patladı.

İlgili yazı: NASA Mars’a nükleer roket teknolojisiyle gidecek

1986’da herkes Çernobil radyasyonundan korkarken, Türklere bir şey olmaz diyen ANAP kurucusu ve eski Sanayi ve Ticaret Bakanı Cahit Aral, camda çay içerek üreticimizin çıkarlarını korudu (!). Bu fotoğrafı gazetelerde gördüğümü hatırlıyorum. 🙂

 

Neden? Her şeyi doğru yaptık!

Aslında yaptığımızı sandık; çünkü KGB bilerek yapılan tasarım zafiyetini gizlemişti. Resme tekrar bakın: Kırmızı kontrol çubuklarını sokmaya çalışınca önce nükleer reaksiyon hızlandırıcı grafit moderatör çubuklarını reaktörün dibine kadar itiyorsunuz. Bunlar reaktörün dibinde kalan son suyu alttan dışarı itiyor. Sadece yeşil çubukların üstünde azıcık su kalıyor. Öyleyse bu reaktör nasıl patlatılır?

  • Kontrol çubuklarını çekin.
  • Acil durum kontrol çubuklarını da çekin.
  • Acil durum su soğutma sistemini kapatın.
  • Grafit hızlandırıcıları reaktörün içine sokun.
  • Suyu ısıtarak reaktörü soğutma ve reaksiyonu yavaşlatma etkisini azaltın.
  • Nötronların gün boyu biriken nötron zehri ksenon 135’i hızla tüketmesine izin verin.
  • Reaktör zaten aşırı ısınmışken kontrol çubuklarını yerine sokun.
  • Böylece reaktörün dibinde kalan son suyu dışarı atın.
  • Reaktör sıcaklığını 2000 dereceye çıkarın.

Tebrikler: 18 saat uğraştıktan sonra reaktörü patlattınız; ama nasıl olur? 2000 derecede reaktörün çelik ve beton kabı erir. Erimiş uranyum, çelik, beton, grafit vb.’den oluşan süper radyoaktif koryum sıvı metali, reaktörün alt katını kapatan beton zemini deler ve aşağı kata akar. Buna reaktör erimesi veya Çin sendromu diyoruz. Peki reaktör neden patladı? Öyle ya erimek başka, patlamak başka şey…

İlgili yazı: Mars için Yeni Nükleer Reaktör Kilopower

Terk edilmiş Pripyat.

 

Çernobil için son detay

Belki de nükleer reaktör her şeye rağmen patlamayacaktı. Ancak, reaktör sıcaklığı 2000 dereceye yükselir ve radyasyon artarken, yüksek ısının bozucu etkisi maddeyi içten çürüten sert nötron radyasyonuyla birleşti.

Böylelikle yeşil renkli grafit hızlandırıcı çubukların mandalları eriyip çürüyerek (?) kırıldı ve çubuklar aşağı inip yerini kırmızı kontrol çubuklarına bırakmak yerine olduğu yerde sıkıştı. Dolayısıyla reaktörü eritene kadar çalıştırmak üzere yerinde kalmaya devam etti.

Şimdi gelelim reaktörün patlamasına ve önce patlama nedir onu görelim. Hollywood filmlerinde genellikle ateş topu çıkaran patlamalar görürsünüz. Ancak, yanıcı bomba atmadığınız veya büyük bir benzin tankını patlatmadığınız sürece patlamalarda ateş topu çıkmaz. Örneğin Rambo filmlerinin tersine, standart bir antipersonel el bombası asla alev çıkarmaz.

Teknik olarak patlama, bir gazın veya sıvının aniden ısınarak genleşmesi ve önüne çıkan insanlarla yapıları ezip devirmesi, binaları parçalamasıyla oluşur. Örneğin denize bomba atarsanız su buharlaşır ve aniden yıkıcı bir şekilde genleşir; çünkü buhar gazdır ve gazlar sıvılardan daha çok yer kaplar. Kısacası bir patlama sırasında aniden ne kadar yüksek ısı oluşursa patlama da o kadar güçlü olur.

İlgili yazı: İnsanların Soyu Ne Zaman Tükenecek?

Çernobil-nükleer-reaktörü-neden-patladı

 

Atom bombası da öyle çalışıyor

Atom bombası çevreye radyasyonla değil, yüksek ısı ve basınçla zarar verir. Çernobil reaktörü patladığında da çok sıcaktı. Çernobil reaktör patlaması gerçekten termal patlama mıydı, yoksa küçük çaplı nükleer bir patlama mıydı bilmiyoruz. Ancak, reaktör eriyince hemen altında yer alan su borularındaki suyu buharlaştırdığını biliyoruz.

Hatta suyu öyle ısıttı ki plazma haline getirerek su moleküllerini parçaladı. Su moleküllerinin parçalanması patlamaya yol açacak güçlü bir enerji akışı sağladı. Dahası suyu parçalarsanız hidrojen ve oksijene dönüşür. Hidrojen çok yanıcı bir gazdır ve oksijen de hidrojeni yakar. Eriyen reaktör zaten aşırı sıcak olduğu için hidrojen oksijenle alev aldı ve patladı.

Sonuçta Çernobil tesisindeki 4. reaktör odası tümüyle havaya uçtu. Binanın çatısı patladı ve reaktör odasında ölümcül radyasyon yayan nükleer bir ateş yanmaya başladı. Bu yangını süper radyoaktif koryum sıvı metali besliyordu.

Patlamadan birkaç dakika sonra itfaiye geldiğinde yıkıntıların içindeki radyasyon oranı saatte 15 bin röntgendi ve bu ölümcül radyasyona demir, beton veya insan vücudu; önündeki her şeyi atomik ölçekte parçalayarak çürüten sert nötron ışıması yol açıyordu. Karşılaştırma açısından, saatte 3,6 röntgen 400 akciğer röntgeni çekmeye eşdeğerdir.

Çernobil’in yeni zırhlı çatısı


İlgili yazı: Yapay Zeka Süper Zeki Olacak mı?

 

Çernobil radyasyon zehirlenmesi

Saatte 15 bin röntgen, saatte 139 sieverte eşit olup sievert (sv) insan vücudunun radyasyondan hasar alma ölçüsüdür. Öyle ki 8 sievert bile kesin can kaybına yol açıyor. Nitekim dizide bir itfaiye erinin, patlamada yakına saçılan bir grafit çubuğu eliyle tuttuktan birkaç dakika sonra içten içe yanmaya başlayarak komaya girdiğini görüyoruz.

Zaten kazadan sonraki ilk 8 gün radyasyon o kadar yüksekti ki bir asma kilitten daha kompleks olan bütün aletleri, saatleri, bujileri ve el fenerlerini bozardı. İşte bu yüzden Ruslar kazadan sonra çatıyı kapatıp reaktörü söndürmek için robot kullanamadılar. Reaktöre yaklaşan robotlar bozuluyordu.

Rektörü soğutacak sıvı azotu insanlar taşıdı: Çatıya her seferinde 90 saniyelik akınlar yapan insanlar kürekle temizledi ve bunların büyük kısmı radyasyon zehirlenmesinden hayatını kaybetti. Patlamadan kalan radyoaktif koryum o kadar zehirliydi ki akciğerleri sadece 10 saniyede yakıyordu. Kişinin ortalama ömrü 2 dakikada yarıya düşüyor ve 3 dakika içinde yalnızca 4 aylık ömrü kalıyordu.

Rus askerleri, itfaiyecileri ve madencileri canlarını feda ederek reaktörü söndürmeyi başarmasaydı o zehirli metal önümüzdeki 100 bin yıl boyunca yeraltı suyunu, tarlaları, içme suyunu, besi hayvanlarını, Karadeniz’i, akarsu ve gölleri, havayla toprağı zehirlemeye devam edecekti. Gerçek dram budur:

Nükleer radyasyon sonsuz risktir

Radyasyon değdiği yeri de radyoaktif yapar. Öyle ki radyasyondan zehirlenen insan vücudunun atomları da radyoaktif hale geliyor ve ölüm riski işte bu yüzden zaman geçtikçe artıyor. Kişi kanser olmasa bile örneğin kadınların sakat doğum riski artıyor.

İlgili yazı: İnsanlığın Sonunu Getirecek En Tehlikeli 5 Teknoloji

Çernobil-nükleer-reaktörü-neden-patladı

Hayat Çernobil’e geri dönüyor ama bölge en az 100 yıl tehlikeli olacak.

 

Toparlayacak olursak

HBO’nun 5 bölümlük Çernobil belgeselini izleyerek 1986’da gerçekleşen Çernobil nükleer kazasının yol açtığı insanlık dramına tanık olabilirsiniz. Ben bu yazıda sadece Çernobil kazasının hangi bilimsel ve teknik nedenlerle, nasıl bir ihmaller zinciriyle yaşandığını anlattım. Bir daha böyle bir şey olmamasını umarım diyecektim; ama 2011 yılında Fukuşima nükleer kazasını yaşadık.

Onu da önümüzdeki aylarda yazabilirim; fakat elinizdeki yazıda vermek istediğim mesaj şudur: Günümüzde kaza riski sadece 10 milyonda bir olan çok gelişmiş nükleer santraller inşa ettik; ama eski santraller riskli olmaya devam ediyor. Eski nükleer santrallerin bakım-onarım masrafı artıyor. Bu yüzden nükleer enerji şirketleri bunlara pek bakım yapmıyor. Bu da kaza riskini artırıyor.

Rusya, Çernobil’deki reaktörle aynı riskli tasarıma sahip 10 adet reaktörü çalıştırmaya devam ediyor! Acaba bu reaktörlerdeki güvenlik riskleri giderildi mi? Eski reaktörlerin emekliye ayrılması ve radyoaktif atıkların çöpe atılması ise çok riskli ve pahalı bir süreçtir. Kısacası bir reaktörü kapatmak ayrı külfettir.

Ayrıca Çernobil ve Fukuşima’da gördük ki kağıt üzerinde güvenli gözüken reaktörler, ya malzemeden çalındığı ya da tasarım hataları gizlendiği için aslında hiç de o kadar emniyetli değiller. Dahası bir reaktörün patlama riski 10 milyonda 1 olsa dahi, bir kez patlaması koca bir kıtayı zehirlemeye yeterlidir. Kısacası deneysel nükleer füzyon gelişir ve güneş enerjisi yaygınlaşırken bu riske değmez.

Nükleer enerji ekonomik mi?

Peki zararlı nükleer atıklar ile Three Mile Island, Çernobil ve Fukişima kazaları sırasında oluşan zehirli koryum metalini temizlemenin bir yolu var mı? Aslında evet. Bilim insanları radyoaktif maddeleri lazer ışınlarıyla temizleme yöntemini geliştirdiler. Öte yandan, nükleer enerji dünya ekonomisi için şart mı derseniz cevabını Akkuyu Santrali yazısında bulabilirsiniz. Hepimiz için temiz bir gelecek dilerim.

Çernobil neden patladı?


1Chernobyl Nuclear Accident
2Putin’s Media Struggle to Deal With HBO’s Chernobyl
3A Comparative Analysis of Accident Risks in Fossil, Hydro, and Nuclear Energy Chains

Add a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir