Plüton Bir Gezegen mi, Cüce Gezegen mi?

Plüton-bir-gezegen-mi-cüce-gezegen-miNASA’nın Trump tarafından atanan yeni başkanı, cüce gezegen Plüton’un aslında tam boy gezegen olması gerektiğini öne sürdü. Peki 2006 yılında düzenlenen astronomi kongresinde cüce gezegen olarak yeniden sınıflandırılan Plüton gerçekten bir gezegen mi? Sahi, uzayda gezegen olma kriterleri nedir? Politika ve bürokrasi yerine bilimsel gerçeklerin ışığında görelim.

Plüton ve sınıflandırma bilimi

Eskiden gezegen terimini kullanmak kolaydı. Bir yıldızın çevresinde dönen bütün gökcisimlerine gezegen diyorduk. Ancak, zamanla uzayda asteroitlerle cüce gezegenler gibi farklı gökcisimleri keşfetmeye başladık ve astronomi bilgimiz arttıkça gezegen tanımımız da değişmeye başladı. Oysa bilimsel araştırma yapabilmek için bilimsel terimleri doğru seçmemiz gerekiyor. Yoksa yanılabiliriz.

Nitekim kamuoyu da Plüton’un cüce gezegen olmasına bir türlü alışamadı ve duygusal bir kararla dokuzuncu gezegen olarak sayılmasında ısrar etti. İşte tam bu sırada; NASA’nın Trump tarafından atanan yeni başkanı Jim Bridenstine, bir bilim insanı değil de bürokrat olmasına rağmen, Plüton’u gezegen olarak kabul etmek gerektiğini söyledi.

Peki gezegen terimi gerçekten de modern astronomide artık işe yaramayacak ve NASA başkanı gibi bürokratların kafasını karıştıracak kadar genel bir terim mi? Yoksa gezegen, cüce gezegen, mini gezegen, asteroit ve kuyrukluyıldız gibi terimler gerçekten işe yarıyor mu? Bunu anlamak için astronomların eskiden tam boy gezegen olarak kabul edilen Plüton’u neden cüce gezegen olarak yeniden sınıflandırdığına bakalım.

İlgili yazı: Düz Dünya Teorisini Çürüten 12 Kanıt

Plüton-bir-gezegen-mi-cüce-gezegen-mi

Dünya ve ondan küçük gezegenler ile en büyük cüce gezegenlerin karşılaştırması. Büyütmek için tıklayın.

 

Taksonomi nedir?

Biz insanlar doğayı anlamlandırmak veya evde koyduğumuz şeyi yerinde bulmak için nesneleri sınıflandırmaya bayılıyoruz. Örneğin evin anahtarını vestiyerde hep aynı askıya asıyoruz. Sınıflandırma bir yandan önyargılara ve ayrımcılığa yol açarken, diğer yandan da bireyin genel özelliklerini sadece ait olduğu grubun adına bakarak bilmemizi sağlıyor. Oysa genellemeler genellikle yanlıştır.

Peki bilimsel terimler keyfi önyargılarla mı oluşuyor? Yoksa biyolojiden fiziğe dek her şeyi anlamamızı kolaylaştıran taksonomiyi (sınıflandırma bilimi) günlük hayatta sanılandan daha çok ciddiye almamızın zamanı geldi mi? Bu soruların yanıtı Plüton’un gezegen veya cüce gezegen olmasında yatıyor.

İlgili yazı: Kodlama İçin En Gerekli 16 Programlama Dili

Plüton ve uydusu Charon.

 

Bilimde sınıflandırmanın önemi

Bunun için bazı temel bilimsel sınıflandırmalara bakalım: Kimyacılar elementleri periyodik tabloda benzer kimyasal özelliklerine göre gruplar. Bu benzerlikler de atomların dış kabuğundaki elektron sayısına göre belirlenir. Biyologlar organizmaları benzer fiziksel özelliklere sınıflandırırlar ve bunun tabanı genetik soy ağacı ilişkileridir (filogenetik).

Astronomlar da uzay taksonomisinde uzmanlaşan bilim insanlarıdır. Astrofizikçiler gökcisimlerinin nasıl oluştuğuna odaklanırken, astronomlar gözlemledikleri cisimleri fiziksel özelliklerine göre yıldızlar ve gezegenler gibi sınıflara ayırırlar. Böylece astrofizikçiler nötron yıldızlarının çekirdeğinde ne tür parçacıklar olduğunu merak ederken, astronomlar nötron yıldızları ile beyaz cüceler arasındaki farklara dikkat ederler.

Bu bağlamda galaksileri biçimlerine, kara delikleri kendi çevresinde dönme şekilleri ile cisimleri nasıl yuttuklarına, yıldızları parlaklıklarıyla renklerine göre kategorize ederiz. Oysa bilim dünyasındaki hiçbir kategori gezegenleri sınıflandırmakta; yani neyin gezegen olduğu ve neyin olmadığını söylemekte kullandığımız kategoriler kadar insanları birbirine düşürmemiştir.

Açıkçası bunun nedeni de 2006 yılına dek Plüton’un ders kitaplarında dokuzuncu gezegen olarak anlatılması; ama 2006’da düzenlenen astronomi kongresinde cüce gezegen olarak yeniden kategorize edilmesidir.

İlgili yazı: Evrenin En Büyük Yıldızı UY Scuti mi?

Kopernik’in Göksel Kürelerin Devinimleri Üzerine kitabı. Büyütmek için tıklayın.

 

Oysa bu yeni bir şey değil

Gezegenlerin tanımı son 2000 yılda çok değişti. Örneğin, astronominin kurucusu olarak Ptolemaios onlara Asteres Planetai, yani gezen yıldızlar diyordu. Bunlar tabii ki Merkür, Venüs, Mars, Jüpiter ve Satürn’den oluşuyordu; ama aynı zamanda Güneş’le Ay da gezen yıldızlara dahildi. Kısacası Ptolemaios için arka plandaki yıldızlara göre gökte hareket eden her şey gezegendi.

Öte yandan, evrenin merkezi olarak kabul edilen Dünya, her şeyin çevresinde döndüğü cisim olarak “gezegenlere” dahil edilmemişti. Ancak, insanların evren hakkındaki anlayışı geliştikçe gezegen tanımı da değişmeye başladı. 1543’te Kopernik, Göksel Kürelerin Devinimleri Üzerine adlı kitabını yayınladı ve evrenin merkezi olarak Güneş’i aldı. Kopernik, Dünya’nın diğer gezegenlerle birlikte Güneş’in çevresinde döndüğünü söyledi.

Bu tanım Galileo ile Brahe’nin gözlemleri ve Kepler’le Newton’ın matematiksel modelleriyle rafine edildi. Özellikle de Newton’ın yerçekimi yasası göksel kürelerin devinimlerinin tutarlı olarak öngörülmesi ve hesaplanmasını sağladı. Böylece Güneş Sistemi’ndeki hareketleri denklemlerle açıklamak mümkün oldu.

Artık Güneş’in çevresinde matematiksel açıdan kusursuz bir şekilde dönen sadece 6 gezegen vardı: Merkür, Venüs, Dünya, Mars, Jüpiter ve Satürn. Ancak yeni keşifler bu güzel resmi biraz bozacaktı. Sonuçta bilimsel olgular değişmez gerçekler değildir. Gözlemler ve deneyler eskiden gerçek olduğunu sandığımız şeylerin yanlış olduğunu gösterirse yeni olgular ortaya koyarız. Cüce gezegen Plüton için de aynı şey geçerli oldu; ama bunun öyküsü daha önce keşfedilen Uranüs ile başlıyor.

İlgili yazı: Gerçek Adem: ilk insan ne zaman yaşadı?

Büyütmek için tıklayın.

 

Uranüs yörüngesindeki sakatlık

Nitekim gökyüzünde 150 yılda defalarca görülen Uranüs, astronom Herschel yörüngesini nihayet hesapladıktan sonra, 1781 yılında 7. gezegen olarak listeye girdi. Uranüs’ün devinimi de Newton mekaniğine neredeyse kusursuz bir şekilde uyuyordu. Oysa Uranüs yörüngesindeki küçük sapmalar, Neptün adını vereceğimiz 8. gezegenin varlığına işaret etti.

Neptün’ün varlığını matematiksel olarak öngören astronomlar da bu gezegeni 1846 yılında teleskopla keşfettiler. Uranüs’le Neptün’ün keşfi arasında ise 4 yeni gökcismi gezegenler listesine katıldı. Bunlar 1800’lerin başından itibaren listeye eklenen Vesta, Ceres, Juno ve Pallas’tı. Dördü de Mars ile Jüpiter yörüngesi arasında dönen bu cisimler yine gezegen olarak sınıflandırıldılar.

Ancak, astronomlar onların yakınında o kadar çok sayıda benzer gökcismi buldular ki artık Güneş çevresinde dönen bütün cisimleri gezegen olarak sınıflandırmak pratik olmaktan çıktı. Böylece bunları asteroit olarak adlandırdılar. Açıkçası Plüton’un cüce gezegen olmasına kızıyorsanız Vesta, Ceres, Juno ve Pallas’ın da asteroit olarak kategorize edilmesine kızmanız lazım.

Hele Ceres, Merkür gezegeninin yüzde 20’si büyüklüğünde iken Mars ile Jüpiter arasında dev bir gezegenler parkının yer aldığını kabul etmemiz gerekirdi. Peki çizgiyi nerede çekeceğiz? Bugün Mars ile Jüpiter arasında milyarlarca asteroitten oluşan Asteroit Kuşağı olduğunu biliyoruz. Bunların içinden kaç tanesini gezegen olarak sınıflandıracağız?

Cüce gezegen ve 8 gezegen

Yoksa Merkür’ü mü gezegen olmaktan çıkarıp cüce gezegen sınıfına sokalım? Ne de olsa Merkür Ay’dan sadece yüzde 50 büyüktür ve Satürn’ün uydusu Titan da Merkür’den biraz büyüktür. Astronomlar işte bütün bu sebeplerden dolayı gezegen sayısını Merkür, Venüs, Mars, Dünya, Jüpiter, Satürn, Uranüs ve Neptün olarak sınırlandılar.

İlgili yazı: İnternetinizi Uçuracak En İyi 10 Modem

 

Sonra Plüton geldi

Nitekim Uranüs’ün yörüngesinde sadece Neptün’ün yerçekimiyle açıklanamayacak oynamalar meydana geliyordu. Böylece yeni bir gezegen arayışı başladı, olası gezegene Planet X adı verildi ve bu arayış Clyde Tombaugh’un 1930 yılında, 22 yaşında iken Plüton’u keşfetmesiyle sona erdi.

Planet X arayışı iş insanından dönme astronom Percival Lowell’ın Arizona’da kurduğu Lowell gözlemeviyle başlamıştı. Gerçi Lowell, kızıl gezegen Mars kanallarını inşa eden Marslılar hayaline kapılmıştı; ama gözlemevinde çalışan diğer astronomlar çok daha ciddi araştırmalar yaptılar. Nitekim Clyde Tombaugh da Plüton’u Lowell gözlemevinde keşfetti.

Plüton, Neptün’ün yörüngesinin ötesinde ve Slifer’ın Planet X’in yeri olduğunu tahmin ettiği yörüngelerden birinin 6 açı saniyesi yakınında bulunuyordu (gökyüzünde astronomların gökcisimlerinin uzaklığını ölçmekte kullandıkları bir ölçü birimi). Sonuçta astronomlar bir gezegen bulmayı bekliyordu ve o gezegeni bulduklarını düşünerek Plüton’a dokuzuncu gezegen dediler.

Oysa Güneş Sistemi’ndeki diğer gezegenler Güneş ekvatoruna paralel olan neredeyse dairesel yörüngelerde dönerken, Plüton çok eğik açılı ve eliptik bir yörüngede dönüyordu. Dahası astronomlar 1931 yılında, Uranüs’ün garip yörüngesini açıklamak amacıyla Plüton’a hiç ihtiyaçları olmadığını fark ettiler. Zaten küçük ve hafif Plüton bunun için oldukça yetersiz kalıyordu.

Plüton gezegendir inadı sürdü

Ancak, Plüton o uzaklıkta keşfedilen tek yuvarlak gökcismi olarak gezegen statüsünü uzun yıllar boyunca korudu. Yine de çok daha güçlü yer teleskopları inşa ederek Plüton civarında gezegen tanımını iyice belirsizleştiren birçok gökcismi bulduk. Dahası bu keşifler Güneş Sistemi ile sınırlı değildi. Önce kahverengi cüceler ve Kepler uzay teleskopuyla birlikte binlerce öte gezegen keşfedildi.

İlgili yazı: Yapay Zeka Nedir ve Nasıl Çalışır?

 

Cüce gezegen ve kahverengi cüceler

1980’lerin sonunda, yıldız olmasına ramak kalan; ama çekirdeğinde süreğen nükleer füzyon reaksiyonları başlatamadığı için tutuşmadan kalan kahverengi cüceler keşfedildi. Bunlar Jüpiter gibi gaz devlerinden bile daha büyük ve birçok gezegenden çok daha sıcak olan cisimlerdi. Yine de gaz devleri gibi pratikte birer gaz topuydu.

Üstelik gerçek yıldızların çevresinde dönen kahverengi cüceler de bulundu. Bu da kahverengi cüceleri yarım kalmış yıldızlar olarak sınıflandırmak isteyen astronomların işini bozdu. Ancak, kahverengi cücelerin süreğen olmasa da zaman zaman çekirdeğinde nükleer füzyon reaksiyonları başlatması, onları basitçe gezegen olarak sınıflandırmayı da engelledi. Böylece kahverengi cüceler ne yıldız ne de gezegen olmayı başarabilen, güdük cisimler olarak iki arada bir derede kaldılar.

1990’larda ise Haumea ve Sedna gibi Plüton yakınlarında yüzlerce yeni gökcismi keşfedildi. Böylece Plüton’un Asteroit Kuşağı’ndan daha büyük olan ve çok daha fazla asteroit, ayrıca çok sayıda kuyrukluyıldız da içeren ikinci bir asteroit kuşağında olduğu ortaya çıktı. Buna Kuiper Kuşağı dendi.

Kısacası nasıl ki Asteroit Kuşağı’nda Ceres gezegen olmaktan çıkarıldı, Plüton’un da Kuiper Kuşağı’ndaki gezegen statüsü elinden alındı: Makemake, Orcus, Sedna, yassı güce gezegen Haumea ve hatta Eris, Plüton’a yakın boylarıyla onun basitçe bir gezegen olamayacağını herkese gösterdiler. Hele Plüton’dan yüzde 28 büyük olan Eris astronomlar için bardağı taşıran son damla oldu.

İlgili yazı: Gezegenler Güneş Çevresinde Nasıl Dönüyor?

Büyütmek için tıklayın.

 

Cüce gezegen ve 10. gezegen

2000’lerin başında bu iş öyle çığırından çıkmıştı ki NASA, Eris’i 10. gezegen olarak duyurdu ve işte o zaman devreye giren astronomlar da “Dur bakalım, bu bizim işimiz” dediler. Ardından, Plüton’un benzerlerine ne diyeceklerini düşündüler ve 2006 yılında, cüce gezegen ile mini gezegen olmak üzere iki yeni astronomik kategori koydular. Böylece gezegen olmanın üç şartını da belirlediler:

  • Gezegenler Güneş çevresinde dönerler,
  • Yeterli kütleye sahip oldukları için kendi yerçekimiyle ezilerek hidrostatik dengeye erişip yuvarlak gökcisimleri olurlar,
  • Ve en önemlisi de yörüngelerindeki diğer gökcisimlerini uzaya savurarak veya kendi üzerine çekerek meteor taşı halinde çarpmalarını sağlarlar. Böylece yörüngelerini diğer cisimlerden temizlerler.

Nitekim gezegenleri cüce gezegenlerden ayıran asıl şey bu son maddedir: Plüton, Ceres, Eris ve diğerleri ilk iki şartı karşılıyor; ama üçüncü şartı karşılamıyor. Sonuçta diğer asteroit ve kuyrukluyıldızlarla birlikte bunlar ait oldukları kuşağın bir parçasını oluşturuyor. Cüce gezegen sınıflandırması sayesinde biz de binlerce gezegen içeren bir güneş sisteminde yaşamaktan kurtulmuş oluyoruz. 😉

İlgili yazı: Güneş Nasıl Sönecek ve Beyaz Cüce Olacak?

NASA’nın gezegenleri cüce gezegenlerden ayırt edemeyen ve bilimsel gerçekleri inkar eden Trump ataması bir başkanı var.

 

NASA ve cüce gezegen

Gelelim kerameti kendinden menkul NASA yöneticisi Jim Bridenstine’ın iddiasına: Bu bürokratın Plüton gezegendir demesinin tek sebebi “Ben okulda öyle öğrendim” gerekçesidir. Gerçekten de atanmış bürokratlar ve sözde seçilmiş politikacılar birçok konuda fikir bildirebilirler. Ancak, biz çocukken öğrendiğimiz birçok şeyin gerçek olmadığını yaş aldıkça anlıyor ve buna büyümek diyoruz.

Bilimsel terim koymak ise kılı kırk yaran araştırmalar, uzman görüşleri ve akademik uzlaşı gerektir. Elbette birileri çıkıp bütün bu süreci sırf bazı insanlar Plüton’un cüce gezegen olmasına üzüldüğü için değiştirmemizi isteyebilir. Oysa bilimi seven açık fikirli insanlar bilimsel gerçekleri merak ediyorlar. Ben de Plüton’un neden cüce gezegen olduğunu bu yüzden anlattım.

Sonuçta bilim dogmatik değildir ve değişmez doğruları yoktur. Tersine, bilim gerçeğin arayışında kendini sürekli yeniler ve doğayla ilgili olarak her zaman daha doğru açıklamalar peşinde koşar.

Böylece ilericiliği, yeniliği, inovasyonu, yaratıcılığı, yeni keşifleri, insanın kendini geliştirmesi ile olgunlaşmasını özgür ve eleştirel düşünce yoluyla teşvik eder. Cüce gezegen tanımına bakınca astronomların bu terimi keyfi olarak uydurmadığını görüyoruz. Yeni bilimsel gelişmeler doğa anlayışımızı geliştirmiş ve bizi yeni gerçeklere uyan daha nitelikli terimler kullanmaya itmiştir.

Cüce gezegen için son söz

Peki Gezegenler Güneş Çevresinde Nasıl Dönüyor? Onu da hemen okuyabilir ve Dünya düz olmasa bile, Güneş Sistemi’nde bulunan en yassı dünya olan Haumea’ya şimdi göz atabilirsiniz. Ardından da asteroit kuşağındaki en büyük cisim olan Cüce Gezegen Ceres’e uğrayıp güneş sistemi dışındaki öte gezegenlere bakabilirsiniz. MÜSİAD’a dijital dönüşüm eğitimi verdiğim Rize’den selamlar.

Plüton ve diğer cüce gezegenler


1The Pluto System After New Horizons

2 Comments

Add a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir