Uzay Yolu 50 Yaşında Peki Atılgan Ne Zaman?

uzay_yolu-star_trek-atilgan-isinlama-kirkUzay Yolu 50 yaşına girdi ve akıllı telefonlardan dokunmatik ekranlara kadar birçok Star Trek icadı gerçek oldu. Peki ya Kaptan Kirk’ü yabancı dünyalara ulaştıran ışınlama? Işıktan hızlı yolculuğa izin veren warp sürüşü? Hayal gücünü zorlayan bu uçuk teknolojileri geliştirebildik mi? 7 adımda görelim.

1. Warp sürüşü

Einstein ışıktan hızlı gitmek imkansızdır dedi; ama büyük patlamanın hemen ardından Evren’in saniyenin çok küçük bir kesrinde ışıktan çok hızlı genişlediğini biliyoruz. Buna karanlık enerjinin, yani bizzat uzay boşluğunun enerjisinin yol açtığı düşünülüyor.

Nitekim son 4-5 milyar yılda Evren yeterince genişlediği için galaksilerin arasındaki uzay boşluğu büyüdü ve boşluğun enerjisi artarken Evren’in genişlemesi hızlanmaya başladı. Öte yandan kara deliklerin de uzayı şiddetle büküp ışıktan daha hızlı olarak içine çektiğini biliyoruz. Bu nedenle ışık bile kara deliklerden kaçamıyor ve uzay boşluğu kara delik çukuruna ışıktan hızlı akıyor.

Demek ki ışıktan hızlı gidemesek de uzayın ışıktan hızlı bükülmesine, şişmesine veya genişlemesine bir mani yok. İşte Uzay yolu dizisindeki ünlü Atılgan’ gemisini ışıktan hızlı olarak uzak yıldızlara taşıyan warp sürüşü de uzayı bükerek bunu yapıyor.

İlgili yazı: Işıktan Yaratılan Kara Delik Kugelblitz

uzay_yolu-star_trek-atılgan-ışınlama-kirk

Galaksi sınıfı Atılgan D warp sürüşünde.

 

İlk kim düşündü?

Yazar E. E. Doc Smith, Einstein’ın görelilik teorisini keşfetmesinin hemen ardından, 1915-21 yıllarında yazdığı “Skylark of Space” adlı romanda ışıktan binlerce kat hızlı giden bir uzay gemisinden söz etti. Bu roman 1928 yılında seri halinde yayımlandı. Kısacası Uzay yolu dizisindeki ışıktan hızlı yolculuk fikri 111 yaşında.

Warp teorisi

İster inanın ister inanmayın bilim dünyasında gerçek bir warp teorisi var: 1994 yılında Miguel Alcubierre, bir yıldız gemisinin önündeki uzayı bükerek ve arkadaki uzayı da masa örtüsü gibi gererek ışıktan hızlı yolculuk etmesine izin veren bir warp teorisi geliştirdi.

Ancak, uzayı bükerken geminin parçalanmaması için uzay aracını ve içinde bulunduğu uzay parçasını korumak üzere özel bir warp köpüğü kullanmak gerekiyordu. Buraya kadar her şey yolunda görünüyor; ama bir sorun var: Evren’i bükmek için büyük patlama kadar büyük bir enerji gerekiyor.

Evren’i ve kendimizi yok etmeden bu kadar enerji üretemeyiz. Zaten elimizdeki teknoloji de buna müsait değil. Bu yüzden warp sürüşü teoride kaldı. Ta ki NASA’da testler yapan iki bilim insanı gerçek bir warp motoru geliştirmeyi kafaya koyana kadar. Şimdi buna bakalım.

İlgili yazı: Karanlık Madde Kara Delik mi?

uzay_yolu-star_trek-atılgan-ışınlama-kirk

 

Warp motoru yapabilir miyiz?

Warp sürüşünün nasıl çalıştığını ve ışıktan hızlı yolculuk etmek için önerilen diğer yöntemleri önceki yazılarımda detaylarıyla anlattım. Ancak, NASA’dan Harold “Sunny” White ve arkadaşları karanlık enerji, boşluğun enerjisi veya kısaca negatif basınç kullanan bir EM sürücüsü geliştirdiler.

İlk hesaplamalarında ışıktan 10 kat hızlı yolculuk için Jüpiter kütlesinde, yani büyük miktarda egzotik madde yakıtı kullanmak gerekiyordu. Ancak, son hesaplamalarında egzotik madde yakıtını azaltmayı başardılar ve ışıktan hızlı yolculuk için 500 kg egzotik yakıt yeterli dediler.

Hatta EM sürücüsü denilen bu motoru uzayda test etmeyi planlıyorlar. Peki bugün warp motoru yapabilir miyiz? Uzay Yolu Atılgan yazımda sadece warp sürüşünü değil, gerçek bir yıldız gemisi yapmanın mühendislikle ilgili bütün zorluklarını anlattım.

İlgili yazı: Manyetik Solucandeliği >> Radar dalgalarını görünmez yapan makine

uzay_yolu-star_trek-atılgan-ışınlama-kirk

NASA’nın hayali warp gemisi.

 

Egzotik madde lazım

Yine de Uzay Yolu 50 yaşında ve aradan geçen zamanda warp sürüşünde nerede olduğumuzu anlatmanın zamanı geldi. Öyleyse Harold White’ın warp motorunun önündeki engelleri kısaca sıralayalım.

Egzotik madde yok: Bazı fizik teorileri ışıktan hızlı giden takyon parçacıklarını öngörüyor. Warp sürüşü için de bu tür egzotik parçacıklar kullanmak gerekiyor. Ancak bildiğimiz kadarıyla doğada takyon yok. Hem takyon parçacıkları varsa ışıktan hızlı gittikleri için zamanda geri gitmeleri de gerekiyor.

Bu durumda warp sürüşü yapan gemilerin de ileriye doğru 1 metre yol almak yerine, olduğu yerde durarak geçmişe yolculuk etmesi gerek. Kısacası warp sürüşü ile yapacağımız tek şey uzay gemisi yerine zaman makinesi icat etmek olabilir. Geçmişe yolculuk güzel bir şey; ama bu warp sürüşü değil.

Demek ki elimizde bırakın Dünya’dan yaklaşık 317 kat ağır olan Jüpiter’in kütlesini, 500 kilogram egzotik madde bile bulunmuyor (egzotik maddeyi egzotik karanlık madde ile karıştırmayalım. İkisi farklı şeyler).

İlgili yazı: Beşinci Element ve Karanlık Foton

uzay_yolu-star_trek-atılgan-ışınlama-kirk

Luna sınıfı Titan warp sürüşünde.

 

Kendi kendinizi itebilir misiniz?

Deneyin! Başaramayacaksınız. Bunun sebebi fizik yasaları ve aynı sebeple Harold White’ın EM sürücüsünün ışıktan hızlı gitmesi imkansız.

Çok basit bir deney yapalım: Yelkenli model tekne alın ve içine bir fan koyun. Teknede duran fanın rüzgarıyla yelkenleri şişirip modelin suda gitmesini sağlamaya çalışın. Olmaz. Kendi kendinizi itemezsiniz; çünkü fizikte Newton’ın etki ve tepki yasası var.

Teknedeki fan kendi ağırlığını tekneye ekliyor ve yelkenlere üflediği rüzgarla tekneyi ancak kendi ağırlığı kadar itebiliyor. Bu yüzden gerçek yelkenli gemiler “dışarıdan esen” rüzgardan yararlanıyor. Dışarıdan esen rüzgar gemiyi ileri itebiliyor. Aynı mantık EM sürücüsü için geçerli:

Fizikte olmayan egzotik parçacıklar kullanmadan bu motorlar uzayı bükemez. Bildiğimiz roketler gibi arkasından gaz çıkarmadıkları için kendi kendilerini itmeleri de imkansızdır. Acı gerçek şu ki henüz Uzay yolu dizisinde görülen türden bir warp motoru yapamadık ve yeni bir fizik keşfedene kadar da yapamayacağız.

İlgili yazı: Mars’a Giden Ölümsüz Plazma Roketleri

uzay_yolu-star_trek-atılgan-ışınlama-kirk

Uzay Yolu warp sürüşü hız listesi. Uzay yolu dizisinde gemiler ışık hızının 3000 katına erişebiliyor. Büyütmek için tıklayın.

 

2. Solucandelikleri

Uzay Yolu filmlerinde ışıtan hızlı yolculuk etmek için kullanılan ikinci yöntem solucandelikleri. Solucandelikleri uzay zamanı kara delik gibi büküyor ve uzayın içinde tüneller açıyor. Bu da evinize kestirme yoldan gitmeye benziyor.

Örneğin bir kağıdın iki ucuna birer nokta çizin. İki nokta arasında gidip gelmek için belirli bir süre gerekir. Ancak kağıdı ikiye katlayıp iki noktayı üst üste getirir ve kalemle kağıdı delerseniz bu noktaları gerçek uzayda yol almadan birleştirmiş gibi olursunuz. Bir noktadan diğer noktaya neredeyse anında seyahat edersiniz.

Solucandelikleri de böyle çalışıyor. Uzayda bu şekilde tüneller ve kestirme yollar açıyor. Solucandeliklerinin içinde ışıktan hızlı gitmiyorsunuz. Ancak, attığınız adımlar büyüyor ve normal hızda o kadar büyük adımlar atıyorsunuz ki dışarıdaki Evren’e göre ışıktan hızlı yolculuk ediyorsunuz.

İlgili yazı: Jüpiter’in Sobası Büyük Kırmızı Leke

uzay_yolu-star_trek-atılgan-ışınlama-kirk

Solucandelikleri evrenin uzak noktalarına birbirine kısa yoldan bağlıyor.

 

İlk kim düşündü?

Einstein ve Nathan Rosen, giriş ucu kara delik ve çıkış ucu ak delik olan solucandeliklerini 1935 yılında formüle etti. Hatta bunların fizikteki adı Einstein-Rosen Köprüsü.

Solucandelikleri var mı?

Uzay Yolu DS9 dizisinde bir solucandeliği var: Bajor gezegeninin yörüngesinde dönen Bajor solucandeliği. Hatta dizide Federasyon ile Dominyon arasında savaş çıkmasının sebebi de 70 bin ışık yılı mesafeye birkaç saniyede gitmeye izin veren bu stratejik ticaret yolunu kontrol etmekti.

Günlük hayata dönecek olursak önce size şaşırtıcı bir gerçeği aktarayım: Fizikçi Leonard Suskkind’in belirttiği gibi, Evren’in iki ucundaki iki kara deliği alır ve kuantum dolanıklığına sokarsanız bir solucandeliği yaparsınız.

Interstellar filminde gerçekçi solucandeliği

 

Ama o kadar kolay değil!

Solucandeliği tüneli atomdan daha dar olduğu için bir kara deliğin içine düşüp merkezindeki tekillikte (yerçekiminin neredeyse sonsuz olduğu noktada) parçalanmadan diğer kara delikten dışarı çıkamazsınız.

Bu sebeple solucandeliğinin ağzını içinden uzay gemisi geçecek kadar büyütmeniz gerekiyor (en az birkaç kilometre). Bunun için de size yukarıda anlattığım egzotik madde veya çok büyük miktarda enerji gerek.

Solucandelikleri şimdilik teorik cisimler. Ancak, Interstellar filminde Dünya yaşanmaz hale gelirken insanlığın başka gezegenlere göç etmesini sağladılar. Hatta solucandelikleriyle zamanda yolculuk edebilir ve fizikçi Susskind’in belirttiği gibi kara delik enformasyon paradoksunu çözebilirsiniz. Uzay Yolu da zaman yolculuklarıyla ünlüdür.

İlgili yazı: İnternetinizi uçuracak en iyi 10 modem

İlgili yazı: Güneş Yüzeyini Kaplayan Dev Kara Delik

Defiant solucandeliğinde.

 

3. Işınlama

Uzay Yolu’nun ünlü repliğini bilirsiniz: Işınla beni Scotty! Atılgandaki ışınlama makinesi (transporter) Kaptan Kirk’ün atomlarını enerjiye çeviriyor ve ardından gideceği gezegenin yüzeyinde Kirk’ün vücudunu yeniden oluşturuyor. Uzay Yolu’nda ışınlama menzili 25 bin 750 km.

İlk kim düşündü?

Frank K. Kelley 1933 yılında yazdığı “Into to the Metorite Orbit” adlı romanda Vibra-Transmitter adlı bir makineden söz etti. Bu makine insan vücudunu elektromanyetik dalga titreşimlerine dönüştürerek uzak mesafelere ışınlıyordu.

İlgili yazı: SpaceEngine Gerçek Uzay Simülasyon Oyunu

İlgili yazı: Güneş Yüzeyini Kaplayan Dev Kara Delik

Uzay Yolu klasik ışınlama. Atomlarınıza ayırıp enerjiye çevirerek uzak dünyalara iletiliyor.

 

Gerçek hayatta mümkün mü?

Işınlamanın iki yolu var: 1) Klasik Uzay Yolu evreninde olduğu gibi sizi parçalayıp atomlarınıza ayıracağız ve atomlarınızı enerjiye dönüştürüp hedefe ışınlayacağız. Ardından atomlarınızı tekrar birleştireceğiz.

2) j. J. Abrams’ın çektiği yeni Uzay Yolu filmlerinde olduğu gibi sizi taşıyıcı bir enerji alanına sarıp neredeyse anında başka bir noktaya ileteceğiz. Uzay Yolu’nun güncel filmlerinde neden yeni bir ışınlama yöntemi icat edildi derseniz bunun sebebi kuantum fiziğinde klasik Uzay Yolu tarzı ışınlamanın imkansız olması.

Heisenberg’in belirsizlik ilkesi nedeniyle insan vücudunu oluşturan bütün atomların (vücudunuzda 10 milyar kere milyar milyar atom var) kesin yerini bilemeyiz. Bu sebeple sizi atomlarınıza ayırıp düşünce akışınızı bile kesintiye uğratmadan başka bir gezegende yeniden birleştiremeyiz.

İlgili yazı: Çin’den Kuantum İnternet Uydusu

İlgili yazı: Güneş Yüzeyini Kaplayan Dev Kara Delik

Uzay Yolu yeni ışınlama. Bir tür ışın rüzgarı sizi alıp hedefe götürüyor. Parçalayıp birleştirici değil de taşıyıcı gibi çalışıyor.

 

İkinci yöntem mümkün mü?

İkinci yöntem bir tür solucandeliği kullanarak kısa mesafeli ışıktan hızlı yolculuğa benziyor. Bu yöntemin bir benzerini Stargate dizilerinde solucandeliği kullanan yıldız geçitlerinde görebilirsiniz.

Kuantum ışınlama yapıyoruz

Gerçek hayatta gözle görülecek kadar büyük cisimleri ışınlamak imkansız. Heisenberg’in belirsizlik ilkesi buna engel oluyor. Ancak küçük atom gruplarını, foton ve elektronları başka yere ışınlamak mümkün ki bunu yıllardır yapıyoruz.

Kuantum ışınlamada sizi atomlarınıza ayırıp atomları enerjiye dönüştürmüyoruz. Bunun sebebi kuantum fiziğinde iki hidrojen atomu arasında hiçbir fark olmaması: Sadece atomların konumu ve hızı veya enerji düzeyi birbirinden farklı olduğu için bunları iki farklı atom olarak kabul ediyoruz.

Kısacası kuantum ışınlamada bir atomun bilgisini siliyor ve başka yerde bulunan bir atoma kaydediyoruz. Böylece orijinal atom sözde kaybolurken başka yerdeki kopyası orijinal atomun neredeyse tıpatıp benzeri olarak yaşamaya devam ediyor.

İlgili yazı: HAARP Depreme Yol Açar mı?

uzay_yolu-star_trek-atılgan-ışınlama-kirk

Işınlamayı anlatan ilk bilimkurgu eseri.

 

İnsanları ışınlamak mümkün mü?

Şimdilik imkansız; ama asıl sorun fizik yasaları değil. Fiziksel engelleri aşsak bile felsefi bir engel var. Belirsizlik ilkesi yüzünden sizi burada silip aslına tümüyle sadık bir klonu başka yerde yaratamayız.

Fizikte yüzde 100 kesinlik olmadığı için ancak aslına oldukça sadık bir kopyanızı yaratabiliriz; ama vücudunuzu birebir klonlamayız. Bunun asıl sebebi Evren’in termodinamik açıdan kapalı bir sistem olması. Kısacası enerjinin korunumu ilkesi var. Buna göre Evren’deki toplam enerji artmaz veya azalmaz.

Bir kişinin aynısını klonlamak, madde ve enerjiyi aynen kopyalayarak Evren’deki toplam enerji miktarını artırmak anlamına geleceği için imkansız. Bu sebeple bazı filozoflar ışınlanan kopyanızın siz olmayacağını iddia ediyor. Ancak, felsefe mezunu olarak ben buna katılmıyorum ve ışınlama yazısında nedenlerini anlattım.

İlgili yazı: Klima Özellikli Antirefle Güneş Paneli

uzay_yolu-star_trek-atılgan-ışınlama-kirk

Uzay Yolu DS) dizisi posteri. Arkada Bajor solucandeliği. Önde uzay istasyonu ve uzay dolmuşu.

 

Işıktan hızlı iletişim

Kuantum ışınlama bir atomu başka bir atomla dolanıklığa sokarak yapılıyor. Kuantum dolanıklık da anında gerçekleşen bir etki (aslında anında gerçekleştiği için teknik olarak etki sayılmaz; ama konuyu anlamak için anında uzaktan etki diyelim).

Örneğin masada duran bir atomu alın ve 10 milyar ışık yılı uzaktaki başka bir atomla dolanıklığa sokun. Masadaki atomu değiştirirseniz diğer atomu da anında değiştirmiş olursunuz.

Bu nedenle insanlar genellikle kuantum ışınlamanın ışıktan hızlı iletişime izin verdiğini sanıyor. Ancak bu büyük bir yanlış anlama: 10 milyar ışık yılı uzaktaki bir uzaylı kendi masanızdaki atomda nasıl bir değişiklik yaptığınızı bilmeden önündeki atomun nasıl değiştiğini anlayamaz. Buna yakından bakalım:

İlgili yazı: Ücretsiz Özgür İnternet Meshnet

uzay_yolu-star_trek-atılgan-ışınlama-kirk

İki eksantrik bilim insanı resimde gördüğünüz yarım kol boyundaki şeyin gerçek bir warp motoru olduğunu söylüyor.

 

10 milyar ışık yılı

Atomlar çok hassas olduğu ve şöyle bir göz atsak bile değiştiği için, uzaylının kendi atomuna bakarken göreceği değişikliğin gerçekten sizin atomdan kaynaklandığını anlaması gerekiyor. Bunun tek yolu sizin atomu ne şekilde değiştirdiğinizi uzaylıya haber vermeniz.

Bunu da ancak telefon ederek, mesaj atarak veya e-posta göndererek yapabilirsiniz. Kısacası mesajınızı uzaylıya ışık hızında ileteceksiniz. Evet, atomlar birbirini anında etkileyecek; ama kuantum dolanıklık yoluyla ışıktan hızlı iletişim kurmanız imkansız. Bunun için mesajınız uzaylıya ulaşmalı ve bu da 10 milyar yıl alacak.

Aksi takdirde bu, ışık hızını aşmak zamanda geri gitmek anlamına gelirdi. Öyle ki sonuçlar sebeplerden önce gelir ve neden-sonuç ilişkisi bozulurdu. Yaşadığımız evren tutarlı bir oluşum ve bize bu fırsatı vermiyor. Fizik yasalarının keyfi olarak değiştiği bir evrende yaşamayacağımız için buna sevinmeliyiz.

İlgili yazı: Solar Express 2 Günde Mars’a Gidecek

uzay_yolu-star_trek-atılgan-ışınlama-kirk

Arkadaki Borg küpü öndeki Atılgan D gemisine ateş ediyor. Gemiyi normalde görümez olan balon şekilli güç kalkanı koruyor. Geminin şeklini alan ve yüzeyine sık sıkıya yapışan güç kalkanı modu daha dayanıklı ama köpük kalkan modu daha kullanışlı; çünkü dış yüzeyi gemide uzakta ve delinirse ilk darbenin gemiye çarpmasını önlüyor.

 

4. Güç kalkanları

Uzay Yolu’ndaki gemiler ışın silahları ve torpillerden korunmak için kalkanlarını kaldırıyor. Güç kalkanları gelen madde ve enerjiyi durduruyor, emiyor veya saptırıyor. Böylece geminin hasar almasını önlüyor.

İlk kim düşündü?

Güç alanları fikrini Murrey Leinster ortaya attı. Astounding Science Fiction dergisinde 1945 yayınlanan “Ethical Equations” öyküsünde güç alanları, yansıtıcılar ve saptırıcılardan söz etti. Peki güç kalkanları kullanmak gerçek hayatta mümkün mü?

Önce sürpriz: Evrenbilimci Lawrence Krauss’un Star Trek Fiziği kitabında anlattığı gibi, uzay-zamanı bükerek ışıktan hızlı yolculuk etmenizi sağlayan warp sürüşünüz varsa çevrenizdeki uzayı bükerek geminizi saldırıdan koruyan bir güç alanı da oluşturabilirsiniz.

 

Şimdilik imkansız

Bugünkü fizikte warp sürüşü imkansız olduğu için Krauss tarzında gerçek bir güç alanı üretemeyiz. Ancak, fizikçi Michio Kaku’nun Olanaksızın Fiziği kitabında anlattığı gibi 3 katmanlı bir koruma sistemi geliştirebiliriz. Nasıl mı?

Dış katman, lazer ağı: Düşmanın ateşlediği mermileri lazer ışınları ile durdururuz. Lazer ışınlarından oluşan bir enerji ağı küçük mermileri buharlaştırarak uzay gemisine çarpmasını önler. Aynı zamanda gemiyi saran güçlü manyetik alan düşmanın yolladığı parçacık ışınlarını saptırır veya ayna gibi yansıtarak gemiyi yakmasını önler.

Orta katman, plazma: Uzay gemisini saran süper sıcak bir gaz bulutu oluşturabiliriz. 15 milyon derece sıcaklıktaki gaz bulutunu manyetik alanlarla dağılmadan bir arada tutarız. Güneş’in çekirdeği kadar sıcak bu bulut o kadar yoğundur ki lazer ağından kaçan veya ağın deliklerinden giren büyük mermileri bile buharlaştırır.

İç katman, karbon nanotüp zırh: Karbon nanotüpler yüksek sıcaklığa dirençli, çok hafif ve esnek bir malzeme. Öyle ki ışın saldırısında erimez ve mermileri çelik yelek gibi durdurur. En iyi zırhı uzay asansörlerinde kullanmayı planladığımız karbon nanotüplerden üretiriz.

İlgili yazı: Aşkın İnsan Üstün İnsana Karşı

İlgili yazı: Kök Hücrelerle Kesin Körlük Tedavisi

 

Ancak büyük bir sorun var

Öncelikle güç kalkanları gelen madde ve enerjiyi saptırdığı için uzay gemisinin de dışarıyı görmesini, düşmana kilitlenip ateş etmesini, hatta önünü görmesini engeller. Kısacası Kaku’nun kalkanlarını kullanan bir gemi kör olurdu (enerjiyi keserseniz gemiye gelen ışığı da kesersiniz).

İkincisi Newton’un etki-tepki yasası gereği kalkanımız ışınları, roketleri, bombaları ve mermileri durdursa bile çok ağır bir bedel öderiz. Örneğin uzay gemisi ışınları saptırırken ve mermileri eritirken aşırı derecede ısınır (enerjinin tamamını işe dönüştüremeyeceğimizi ve bir kısmının hep atık ısı oluşturacağını unutmayalım). Bir de kinetik sorun var tabii:

Karbon nanotüp zırh mermileri durdursa bile geminin içi şiddetle sarsılır. Kinetik enerjiyi uzayı bükmeyi öğrenmeden durduramayız. Birkaç darbenin ardından kemiklerimiz kırılır, vücudumuz ezilip pelte olur ve gemi parçalanır. Yapay yerçekimi yaratmadan bunu önleyemeyiz.

İlgili yazı: Ruslar Teleskopla Uzaylı Sinyali Aldı mı?

İlgili yazı: Kök Hücrelerle Kesin Körlük Tedavisi

 

5. Çekici ışınlar

Normalde bir şeyi kendinize çekmek için ip atarsınız. Kovboy filmlerindeki kementler ve vapur halatları hep bu işe yarıyor. Uzay Yolu’nda ise yerçekimini tersine çevirerek cisimleri kendine çeken çekici ışınlar kullanıyoruz. Bunların menzili 160 bin km.

Warp sürüşü, gemide yürümenizi sağlayan yapay yerçekimi sistemi ve güç kalkanlarının gerçek olduğu Uzay Yolu’nda bu teknolojinin olması da normal; çünkü hepsi birbirine bağlı. Ancak, gerçek hayatta karşı yerçekimi alanı üretmeyi başaramadığımız için Uzay Yolu tarzında çekici ışınlar mümkün değil.

İlgili yazı: En Yakın Yıldızda Dünya Benzeri Gezegen

İlgili yazı: Kök Hücrelerle Kesin Körlük Tedavisi

Atılgan’ın ana seyrüsefer anteni geminin önündeki atomları, molekülleri ve asteroitleri uzaklaştırarak Atılgan hızla giderken gemiye bir şey çarpmasını önlüyor. Buna itici ışın da diyebiliriz ki lazer yelkenleri bu prensiple çalışıyor.

 

İlk kim düşündü?

E. E. Smith 1931 tarihli “Spacehounds of IPC” adlı öyküsünde çekici ışınlardan söz etti. Gerçek hayatta ise başka yöntemlerle çekici ışınlar yapıyoruz. Örneğin, lazer ışınlarının ittiği güneş yelkeni ile küçük ve hafif araçları ışık hızının 5’te biri kadar hızlandırarak yakın yıldızlara 20 yılda gidebiliriz.

Işığın aynı zamanda dalga olması özelliğinden yararlanarak özel bir sinyal girişimi yaratmamız ve lazer ışınlarını cisimleri kendine çekmek için kullanmamız da mümkün.

Ancak ışığı oluşturan fotonların kütlesinin olmadığını hatırlamalıyız. Bu yüzden cisimleri ancak momentum transferiyle itebilir veya çekebiliriz. Fizikte enerjinin tamamını işe çeviremeyeceğimiz için momentumun ancak yüzde 50’sini cisimlere aktarabiliriz.

Kısacası cisimler küçük ve hafif olmalı

Her ne kadar Atılgan önüne çıkan göktaşlarını ana seyrüsefer anteninden yolladığı itici ışınlarla uzaklaştırsa da bizim elimizde uzay gemilerini itip çekecek kadar güçlü ışınlar yok. Sadece laboratuarda lazer ışınlarına ek olarak ses ve su dalgalarıyla cisimleri kendine çeken sistemler yapabiliyoruz.

İlgili yazı: Uber Robot Taksi Hizmeti Başlatıyor

uzay_yolu-star_trek-atılgan-ışınlama-kirk

 

6. Fazer ışınları

Nihayet Uzay Yolu’ndaki ışın silahlarına sıra geldi: İngilizce fazlı enerji doğrultucusu kelimelerinin kısaltması olan fazerler parçacık ışınlarıdır. Fazerler Hızlı nadyon denilen hayali parçacıklar ateşledikleri için bunlar fotonlardan oluşan lazer ışınlarından farklı silahlar.

Uzay Yolu’nda fazerlerin mucizevi özellikleri var. Örneğin düşmanı sersemletiyor, bayıltabiliyor veya öldürebiliyorlar. Öldürmek derken vücutta kalp krizine yol açmaktan delik açmaya, hedefi yakmaktan atomlarına ayırmaya kadar çok farklı özellikleri var.

Fazerler taşı bile soba gibi ısıtıyor

 

İlk kim düşündü?

Ünlü fizikçi Nicola Tesla 19. yüzyıl sonu ve 20. yüzyıl başlarında tüplü televizyonların önünü açan elektron tabancası üzerinde önemli çalışmalar yapmıştı. Bunu Flash Gordon ve Buck Rogers çizgi romanlarında ölüm ışınları olarak gördük.

Ancak ışın silahlarını ilk kullanan kişi ünlü bilimkurgu yazarı H. G. Wells’ti. 1898 tarihli Dünyalar Savaşı romanında Marslıların ısı ışınlarından söz etmişti. Buck Rogers tabancalarına parçalayıcı deniyordu. Uzay Yolu’nda ise 3 tür ışın silahı var: Fazerler, dispurtorlar ve lazerler.

Buck Rogers tabancasının ise Star Wars’ta Han Solo’nun Blaster’ına (patlatıcı) ve ondan önce Asimov romanlarındaki patlatıcılara esin kaynağı olduğun da ekleyelim.

İlgili yazı: Kuantum internet Gizlilik ve Şifrenizi Koruyacak

uzay_yolu-star_trek-atılgan-ışınlama-kirk

 

Gerçek ışın silahları

Gerçek hayatta hızlı nadyon parçacıkları yok. Bu nedenle maddeyi isteğe bağlı olarak yakan, buharlaştıran, kesen, mermi gibi delen, elektrik gibi çarpan veya atomlarına ayıran, kısacasıher şeye gücü yeten bu tür bir silah yapamayız.

Işın silahı deyince ilk aklımıza gelen lazer ışınları ise hedefi yakarak çalışıyor. Bunun için askeri lazerlerin hedefin üzerine birkaç saniye tutulması gerekiyor. El feneri büyüklüğündeki küçük ve güçlü bir lazerle insan vücudunu delmek veya gözleri kör etmek mümkün.

Atılgan D fazerleri ateşliyor

 

Sıcak bastı

Parçacık ışınlarını ise ancak CERN gibi dev boyutlardaki hızlandırıcılarda veya laboratuarda üretebiliyoruz. Bu nedenle lazerler dışında ışın silahı kullanmak pratik değil. Sonuçta parçacık ışınları top mermisi ateşlemekten birlerce kat fazla enerji gerektiriyor.

Diğer bir sorun ise ısınma problemi: Günümüzde sıvı ve katı lazerlerde önemli ilerlemeler kaydederek uçaklara ve gemilere lazer silahları yerleştirmeye başladık. Ancak bunlar ne kadar güçlü olursa o kadar çok ısınıyor. Sistemi yakmadan veya dinlendirmeden önce sadece birkaç kez ateş edebiliyoruz.

Yine de yakın gelecekte en azından tanklar, helikopterler, uçaklar ve gemilerde lazer silahları görebileceğiz; ama normal tabanca varken lazer tabancasına hiç gerek yok.

İlgili yazı: Snowden Dinlenemeyen Telefon Yaptı

uzay_yolu-star_trek-atılgan-ışınlama-kirk

 

7. Foton torpilleri

Uzay Yolu’nda roketler yerine foton torpilleri kullanılıyor. Belli ki bu konuda denizaltı torpillerinden esinlenmişler. Bu da bir muamma; çünkü uzay gemisine güçlü bir nükleer füzeyle saldırmak varken sadece vurduğu yeri mermi gibi delen foton torpilleri kullanmak pek akıl kârı değil. Bunu inceleyelim.

Öncelikle foton torpilleri uzaktan bakınca küçük yıldızlara benziyor ve tıpkı güneş gibi parlak ışık saçıyor. Bu nedenle foton torpili olarak adlandırılıyor. Ancak, bu torpiller savaş başlığı olarak madde ve antimadde kullanılıyor.

Madde ile antimadde birbirine değdiği zaman patlayarak birbirini yok ediyor ve teorik olarak maddenin tamamını enerjiye dönüştürüyor. Bu nedenle antimadde patlamaları günümüzde kullanılan termonükleer başlıklardan binlerce kat güçlü.

Foton torpili ve fazer testi

 

Atılgan neden nükleer füze kullanmıyor?

Uzay Yolu dizisindeki foton torpilleri füzelerden daha hızlı ve nokta savunma sistemleri ile Atılgan’a vurmadan önce imha edilmeleri zor. Nitekim diziyi izlerseniz yıldız gemilerinin foton torpillerini hiç durduramadığını göreceksiniz. Hedefi ıskalamazsa mutlaka çarpıyorlar.

Öte yandan kontrolsüz güç, güç değildir. Foton torpilleri düşman gemileri tek darbede yok edecek kadar güçlü olsaydı ateş eden gemiye de zarar verebilirlerdi. Bu nedenle Uzay Yolu’nda torpiller genellikle uzaktan ateşleniyor.

Ancak foton torpilleri ve fazerlerin bugünkü fizik yasalarına aykırı bir özellikleri var: Maddenin (atomların ve parçacıkların) kuantum salınım frekansını değiştiriyorlar. Kısacası fazer ışınları ve torpiller çarptığı zaman maddeyi yok etmiyor. Maddenin bir kısmını oluşturan atomların fazını değiştiriyor.

Bu durumda isabet alan atomlar bu evrenin dışına çıkıyor, evrenimizdeki madde ve enerjiyle ilişikleri kesiliyor. Biz de dışarıdan bakınca fazer ışını veya foton torpili gemide delik açtı, duvarı parçaladı sanıyoruz. Aslında öyle bir şey yok ve bu sebeple foton torpili hedefi atomlarına ayırsa da nükleer radyasyona yol açmıyor (düştüğü yeri yakan kontrollü bir silah).

İlgili yazı: Kuyrukluyıldız Dünya’ya Nasıl Hayat Taşıdı?

İlgili yazı: Paniklemeyin Ama Evren Küçüldü

Buck Rogers ışın tabancası.

 

Bu ne işe yarıyor?

Battlestar Galactica dizisinde Cylonların Galactica gemisine yolladığı nükleer füzeleri düşünün. Bunlar uzayda patlarsa ancak radyasyona yol açar; çünkü uzayda hava yok. Bu sebeple Dünya’daki gibi evleri yıkan ve ağaçları yakan bir nükleer patlama oluşturamayız.

Hava olmadığı için havayı ısıtıp genleştirerek yüksek basınca dayalı hasar ve termal hasar veremeyiz. Battlestar Galactica’daki nükleer füzeler uzayda patlarsa gemilerin kalın zırhı radyasyonu keser. Bir gemiye zarar vermek için füzenin doğrudan gemiye çarpması lazım.

İlgili yazı: Fotoğrafı Tabloya Çeviren Uygulama Prisma

İlgili yazı: Paniklemeyin Ama Evren Küçüldü

Kalkanlar yukarı!

 

Uzay Yolu fiziği

Star Trek’te ise bütün gemilerin güç kalkanları var. Bunlar uzay-zamanı büken ve karşı yerçekimi alanı yaratan güç kalkanları. Bu kalkanları nükleer mermi ile delemezsiniz. Aynı sebeple Uzay Yolu’nda foton torpilleri kullanılıyor.

Foton torpilleri maddenin fazını rastgele değiştirerek atomları bizim evrenimizin dışına atmanın yanı sıra, uzay-zamanı kara delik gibi büken kütleçekim dalgalarına yol açıyor. Bu sebeple güç kalkanlarını delebiliyor.

Ancak, yıldız gemisi Atılgan’ı koruyan iki önlem daha var: Bunlardan biri tahmin edebileceğiniz gibi geminin zırhı. Diğeri ise yapısal sağlamlık güç alanı. Bu ikincisini gemiyi oluşturan atomları bir arada tutan güçlü bir manyetik alan olarak düşünebilirsiniz.

Kısacası foton torpilleri hem maddenin fazını değiştirerek, hem lokal uzayı mikro kara delik gibi bükerek, hem maddeyi ısıtarak hem de maddeyi kinetik enerji ile ezerek düşmana zarar veriyorlar. Aynı zamanda sadece çarptıkları yeri yok ederek foton torpillerini ateşleyen dost gemiyi patlamadan koruyorlar.

İlgili yazı: Yapay Kaslı İnsana Benzer Robot

İlgili yazı: Paniklemeyin Ama Evren Küçüldü

 

Bütün bunlar hayal!

Evet, sonuçta Uzay Yolu bir bilimkurgu dizisi. Ben de bugünkü fizik yasalarıyla foton torpilleri üretemeyeceğimizi anlatmaya çalıştım. Elbette foton torpilleri ilk başta isminden anlaşıldığı gibi fotonlardan, yani ışıktan oluşsaydı hedefe hiç zarar veremezlerdi.

Düşünün: Güneş ışığı yüzünüze vurunca roket çarpmış gibi darbe alıyor musunuz? Aşırı parlak ışığın kör edici etkisi ve Güneş’te fazla kalınca teninizin yanması hariç ışık zararsızdır, bu anlamda foton torpilleri de! Dolayısıyla hayır, foton torpilleri üretmedik ve fizik yasaları değişene kadar üretemeyiz.

Antimadde bombalarını ise gelecekte üretebiliriz. Öyle ki 1 gram antimadde 1 gram maddeyle temas edince 43 kiloton gücünde bir patlamaya yol açıyor. Bugün standart bir nükleer savaş başlığı 100-800 kilotonluk patlamaya sebep oluyor (Çin füzeleri hedefi ıskaladığı için daha güçlü: 5000 kiloton).

Uzay Yolu dizisindeki foton torpilleri ise 1,5 kg antimadde ve madde taşıyor. Bu da Dünya atmosferinde 64 bin 500 kiloton veya yaklaşık 65 megatonluk patlamaya karşılık geliyor. Karşılaştırma açısından, dünyanın en güçlü nükleer bombasını Sovyetler üretti (Çar Bombası) ve bu da 50 megaton gücündeydi.

İlgili yazı: Atoma Veri Kaydeden Hard Disk

İlgili yazı: Paniklemeyin Ama Evren Küçüldü

 

Uzay Yolu gerçek oluyor mu?

Uzay Yolu’ndaki masaüstü bilgisayarlar, laptoplar, akıllı telefonlar, evrensel çevirmenler, dokunmatik ekranlar, hatta dokunmatik hologramlar ve replikatörler gerçek oldu. Örneğin, yapay zeka kullanan Google çeviri hizmeti Uzay Yolu’ndaki hizmeti evrensel çevirmene karşılık geliyor.

Dokunmatik ekran ve bilgisayarları söylemeye bile gerek yok. Gerçi çay söyleyince sıcak çay fincanını tabağıyla birlikte ışınlayan replikatörler henüz imkansız; ama elimizde yemek basan Foodini 3D printerlar, organ ve canlı doku basan biyoprinterlar ve programlanabilir madde kullanan 4D printerlar var.

3 boyutlu dokunmatik hologramlar geliştirmeye başladık ve “Bilgisayar! Kaptan Picard nerede?” tarzı sesli komutlarla çalışan kişisel dijital asistanlar da gerçek oldu (Siri ve Viv gibi). Hatta yakında telefona konuşarak internetten otomatik olarak sipariş verip online alışveriş yapacağız.

Ancak, “Bugün 2016. Peki ya 50 yıl sonra ne olacak?” derseniz teknolojik tekilliğin geleceğini söyleyebilirim. 50 yıl sonraki teknolojileri Gerçek Fütürizm’de anlattım. 50 yıl sonra insanlara, yani çocuklarınızla torunlarınıza ne olacağını merak ediyorsanız bunun cevabı da Transhümanizm yazımda. İyi tatiller ve keyifli okumalar.

8 Comments

Add a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


*