Dünya-dışı-yaşam-olduğunu-nasıl-anlarız

Dünya Dışı Yaşam Olduğunu Nasıl Anlarız?

Dünya-dışı-yaşam-olduğunu-nasıl-anlarızDünya dışı yaşam bulduğumuzu nasıl anlarız? Dünya dışı bakteriler görsek canlı olduklarını anlar mıyız? Uzaylı yaşamın varlığını nasıl test ederek saptarız? Bu blogda bir kuralımız var: Uzaylı söylentileri aksi kanıtlanana kadar gerçek değildir. Uzaylı sinyali sandığımız şeylerin sebebi başkadır ama her kuralın da bir istisnası vardır. Ya uzaydan gelen o radyo sinyalleri uzaylılara aitse veya meteor taşlarının gözeneklerindeki o mikroskobik izler gerçekten uzaylı bakterilerin eseriyse?

Dünya dışı yaşam arıyoruz

İnsanlar 1924’ten beri uzaydan gelen ve dünya dışı zekaya ait olan radyo sinyallerini arıyor. 21–23 Ağustos 1924’te Mars gezegeni Dünya’ya 80 yılda olmadığı kadar yaklaştı. Böylelikle Amerika Birleşik Devletleri, 36 saat süreli Ulusal Radyo Sessizliği Günü ilan ederek Mars’tan gelen uzaylı radyo sinyallerini araştırdı. Bu konu eğitimin ve kitap okumanın önemini gösteriyor; çünkü ABD’ye esin kaynağı olan yapıt H. G. Wells’in 1897 tarihli Dünyalar Savaşı bilimkurgu romanıdır.

Bu romanda Marslılar dünyayı işgal eder. Oysa çizgi roman ve bilimkurgu meraklıların bilmesi gereken bir detay daha var. Ulusal Radyo Sessizliği Günü uzayda hayat konusunu popülerleştirdi. Böylece 1929 yılında ünlü Amerikalı çizer Philip Francis Nowlan, 2419’da geçen Buck Rogers çizgi romanını çıkardı. Ondan ilham alan Alex Raymond da 1934’te Flash Gordon çizgi romanını yayınladı. Kısacası büyük uluslar salt teknolojiyle değil, bilim, sanat ve edebiyatla da geleceğe yatırım yaparak gelişiyor.

İlgili yazı: Gerçek Adem: ilk insan ne zaman yaşadı?

Sagan ve Viking.

 

Mars’ta Dünya dışı yaşam

Buna karşın modern uzayda yaşam arama çalışmaları 20 Temmuz ve 3 Eylül 1976’da Mars iniş yaparak gezegende ilk kez yaşam arayan Viking 1–2 sondalarıyla başlamıştır. Viking seferlerini yöneten kişi ise ünlü popüler bilimci ve ilk Kozmos belgeselinin sunucusu Carl Sagan’dır. Ünlü gezegen bilimci California, Pasadena’daki NASA Jet İtki Laboratuarı’nda ziyaretçi bilim insanları olarak çalıştı. Venüs’e giden Mariner 2 ve 9 ile Mars’a giden Viking seferlerini tasarlayarak yönetti.

Sagan’ı 1985 tarihli Mesaj çekirdek bilimkurgu romanı ve 1997 tarihli Karanlık Bir Dünyada Bilimin Mum Işığı kitaplarından tanırız. Yönetmen Robert Zemeckis de başrolde Jodie Foster’ın rol aldığı aynı adlı filmde Sagan’ın romanını uyarlamıştır. Hatta aşağıda göreceğimiz gibi bu filmi de Bill Clinton teşvik etmiştir. Peki Viking sondaları Mars’ta yaşam buldu mu? Dünya dışı yaşam aramaya buradan başlayalım:

İlgili yazı: Kodlama İçin En Gerekli 16 Programlama Dili

 

Vikingler dünya dışı yaşam arıyor

NASA’nın sadece iki adet Viking sondası vardı ama Mars’ın ön ve arka yüzüne inerek olabildiğince geniş bir kapsama alanı elde ettiler. 1960’larda Mars yörüngesine giren Mariner sondaları kızıl gezegenin kurak bir çöl olduğunu göstererek Percival Lowell’ın, Marslılar ve su kanalları rüyasını yıkmıştı. Öte yandan Tarzan’ın yaratıcısı Edgar Rice Burroughs’ın Marslı Komutan romanları ve Gordon çizgi romanları Marslıların serüvenleri yayınlamaya devam ediyordu. Kısacası 1976’da Vikingler Mars’a inerken Amerikalı bilim insanları bile kızıl gezegende yaşam bulmak için gaza gelmişti.

Viking sondaları Mars toprağına radyoaktif karbonla işaretlenmiş besin çözeltisi enjekte ettiler. Mars toprağında mikroplar varsa çözeltiyi metabolize edecek ve atık olarak hava karbon izotoplu radyoaktif gaz verecekti. Bu da sonda verilerini inceleyen biyologlara Mars’ta yaşam olduğunu gösterecekti. Mars Dünya’nın yarısı büyüklüğünde olduğundan, birbirinden 4000 km gibi müthiş bir uzaklıkta olan her iki sonda da Mars bakterileri bulduğunu duyurdu.

Hatta biyologlar toprağı 160 dereceye ısıtarak yaşamı yok edecek bir kontrol deneyi de yaptılar. Bu deney sonuçları negatifti. Böylece bilim insanları o yıllarda Mars’ta yaşam olduğunu düşündüler. En azından kısa bir süre için; çünkü Mars’a son 45 yılda gönderilen hiçbir sonda uzaydan bakınca ya da yerde mikrop izi görmedi. Nitekim bilim camiasında öte gezegenlerden Europa’nın yüzeyine kadar ortalama olarak her 2,5 yılda uzayda yaşam bulundu haberleri yayılır ama bunların hepsi boş çıkar.

Neler oluyor?

Bilim insanları mı uzayda yaşam aramayı bilmiyor, yoksa asparagas haberlerin kurbanı mı oluyoruz? Bunun için Viking sondalarına geri dönerek Mars’ta neden bakteri düzeyinde yaşam olduğunu sandığımızı inceleyelim. Viking sondaları öncelikle kendi deneylerini tekrarladı ama ek besin enjeksiyonları bakteri gazı çıkmasına yol açmadı. Oysa Dünya’da bunu her yaptığımızda bakteri izleri bulduk. Demek ki bilim insanlarını Mars’ta yaşam olduğuna dair şaşırtan bir şey vardı. Neydi bu?

İlgili yazı: 14 Yaşında Kendini Donduran Kız

 

Mars taşında dünya dışı yaşam?

NASA’nın 2006’da Mars’a inen Phoenix sondası ilk Viking deneylerindeki gazın biyolojik değil kimyasal olduğunu anladı ve bizi yanıltan suçluyu da buldu. Mars yüzeyi aşırı zehirli ve yakıcı perklorat tuzuyla kaplıdır. Bu toksik kimyasal da yine Mars’taki hipokloritin yan ürünüdür. Vikingler besin çözeltisini toprağa enjekte edince bu çözelti perkloratla tepkimeye girdi ve ilk başta bakteri atığına benzer gazlar çıkardı. İkinci denemede bu olmadı; çünkü hipoklorit ve perklorat ilk deneyde gerçekleşen kimyasal tepkimede tükenmişti. Kontrol deneyinde uygulanan yüksek sıcaklık da hipokloritin yok ederek atık gaz saptanmasını önlemişti. İşte bu yüzden uzaylılar var haberleri aksi kanıtlanana dek yanlıştır.

Nitekim bakteriler ve diğer mikroorganizmalar birçok kimyasal madde üretir. Oysa bunların cansız topraktaki inorganik kimyasal süreçlerle üretilmesi de mümkündür. O yüzden bilim insanları inorganik kimyayla açıklanan hiçbir işareti dünya dışı yaşam belirtisi sanmaz. O kadar çok yanıldılar ve düş kırıklığına uğradılar ki artık onlara mana bulamayız. Örneğin biyologlar Antarktika’ya düşen bir Mars meteor taşının içinde mikroskobik solucanlara benzeyen oyuklar saptadı. Bu tür izler Dünya’da 3,5 milyar yıllık en eski bakterilerden kalmadır. Doğal olarak Mars’ta yaşam olduğu haberleri yayıldı.

Meteor taşı deyip geçmeyin

İşin ilginci Mars’a çarpan başka bir meteor taşının uzaya fırlattığı bu taş (sonradan Dünya’ya düşmüştü) 4 milyar yıllıktı. O yıllarda Mars’ın okyanuslarla kaplı olduğunu ve Mars atmosferinin oksijen içerdiğini biliyoruz. Dolayısıyla bu meteor taşı yaşamın Dünya’dan önce Mars’ta ortaya çıktığı, hatta hepimizin Marslı olduğu anlamına da gelebilirdi. Sonuçta ilk canlıların 4 milyar yıl önce belirdiğini biliyoruz. Böylece halk arasında Mars’ın Dünya’yı 4 milyar yıl önce kozmik tohumlamayla döllediği teorisi yayıldı. Hatta o zamanki ABD başkanı Clinton, TV’ye çıkıp Mars’ta yaşam olabileceğini söyledi.

Sonuç olarak fırsatçı Hollywood, Carl Sagan’ın Mesaj romanını alelacele sinemaya uyarlayıp 1997’ye yetiştirdi. Peki bir ABD başkanını bile TV’ye çıkaran bu meteor taşının bulunmasının üzerinden 25 yıl geçmesine karşın neden okullarda Mars’ta yaşam dersleri yok? Bunun nedeni kimyacıların meteor taşındaki izleri inorganik kimyasal süreçlerin üretebileceğimizi göstermesidir. Ayrıca Antarktika’ya düşen taşa Dünya mikropları da bulaşmış olabilir. Unutmayın ki dünya dışı yaşamı kanıtlama yükü uzayda veya uzaydan gelen hayat buldum diyenlerin sırtındadır. Neden mi?

İlgili yazı: Kuantum Parçacıklar Nedir ve Nasıl Çalışır?

Uzaylı olduklarını anlar mıyız?

 

Sıra dışı iddialar…

…sıra dışı kanıtlar gerektirir. Bu sözleri Arthur Conan Doyle’un ünlü polisiye roman karakteri Sherlock Holmes söylemiştir. Hatta tam yazayım: “Olanaksızı elediğiniz zaman geriye kalan şey ne kadar olanak dışı olursa olsun gerçek olmalıdır.” Dahası Oumuamua kuyrukluyıldızında anlattığım gibi artık bilimsel ciddiyetini yitirmiş olup kariyer intiharında bulunan Harvard kökenli bir astrofizikçi de “Oumuamua uzay gemisidir” derken sık sık bu cümleyi dile getiriyor. Holmes’un söyledikleri elbette mantıklıdır. Olanak dışı şeyler düşük olasılıkla gerçekleşebilir ama olanaksız şeyler asla gerçekleşmez.

Öte yandan bilim tutarlı önermelerle değil, geçerli önermelerle işler. Bu yüzden mantıklı konuşmak yetmez. Varsayımların deney ve gözlemlerle kanıtlanması gerekir. Öyle ki Oumuamua kuyrukluyıldızının nasıl oluştuğunu geleneksel açıklamalarla gösteremiyoruz ama bu, Oumuamua’nın uzay gemisi olduğunu kanıtlamaz. Neden kuyrukluyıldız olduğunu da söyleyeceğim fakat evrenin çok büyük ve pratikte sayısız olasılık içerdiğini unutmayın. Birçok şeye aklımız ermez ama zamanla bunların uzaylı gerektirmeyen sıradan açıklamalarını buluruz. Öyleyse Oumuamua neden uzay gemisi değil?

İlgili yazı: Dünyadaki En Ölümcül 5 Toksin Nedir?

 

Dünya dışı yaşam ve Oumuamua

Birkaç yıl önce Güneş Sistemi’ne başka bir yıldız sisteminden gelen bir gökcismi girdi. Bunun asteroit mi, kuyrukluyıldız mı olduğu uzun süre tartışıldı ve ben de konuyla ilgili birçok yazı yazdım. Hatta 2018 Ocak ayında o zamanlar CNN Türk’te olan Emin Çapa ilk yazımı ekranda tanıtmıştı. Oumuamua iç güneş sistemine çok dik bir açıyla ve hızla giren soluk kızıl bir noktaydı. Üstelik ambulans ışıldağı gibi ışık çakıyordu. Oumuamua güneş sistemimizdeki diğer cisimlerin döndüğü tutulum düzlemine oldukça dik bir açıyla geldi. Bu da sistemdeki diğer gökcisimlerinden çok hızlı gitmesiyle birlikte başka bir yıldızdan geldiğini gösteriyordu.

Oumuamua Güneş Sistemi dışından geldiğini kanıtladığımız ilk gökcismidir ve tabii ki tarih kitaplarına geçmiştir. Ayrıca kuyrukluyıldızların uçucu maddeler içerdiğini ve güneşe yaklaştığında bunların buharlaştığını biliriz. Öyle ki kuyrukluyıldızlar gaz çıkarır ve bu da ünlü kuyruklarını oluşturur. Gaz kaçırmak roket egzozu gibi işler ve kuyrukluyıldızı milyonlarca yıllık sürede komşu yıldızlara iten etkiyi sağlar. Tabii yıldızların yerçekimi de gerek onları çekerek gerekse diğer sistemlere savurarak yıldızlararası ulaşımı kolaylaştırır. En azından ömür kaygısı olmayan cansız nesneler için.

Oumuamua kuyrukluyıldızı

Buna karşın her gelişme Dünyalar Savaşı romanının yaptığı gibi bilimi teşvik etmez. Bazen hiç istenmeyen uyduruk iddialar ortaya atılmasına neden olur. Nitekim 2016’da bizzat Hawking, Starshot lazer yelkenli yıldızlararası sonda projesini duyurmuştu. Belli ki bu haber Harvardlı astrofizikçiye esin (?) kaynağı oldu; çünkü 2019’dan beri Oumuamua’nın güneş yelkenli bir uzaylı gemisi olduğunu söylüyor. :p Neden derseniz bu kuyrukluyıldızın geleneksel bir kuyruğu yoktur. Zorlama bir fikir gibi geldiyse haklısınız. Oumuamua’yı yakından tanıyalım:

İlgili yazı: Düz Dünya Teorisini Çürüten 12 Kanıt

 

Bilimsel uzaylı arayışı

Oumuamua’nın kuyruğu yoksa doğal roket motoru da yoktur. Öyleyse yapay itiş sistemi vardır ve kendi çevresinde taklalar atarak döndüğüne göre bu da güneş yelkenidir. Kısacası Oumuamua uzay gemisidir! Astrofizikçi öyle söylüyor ama buna dair hiçbir kanıt yok. Buna karşın kuyrukluyıldız olduğunu gösteren çok makul bir açıklama var.

Oumuamua büyük olasılıkla Plüton gibi buzlu bir dünyaya çarpan meteor taşının etkisiyle uzaya fırlayan bir yerkabuğu parçasıdır. Neden Plüton derseniz bu cüce gezegenin yüzeyi metanla kaplı olup bunlar Güneş’in morötesi ışınlarıyla kızararak diğer hidrokarbonlara dönüşür. Bu da kuyrukluyıldızın kızıl rengini açıklar. Dahası Oumuamua’nın kuyruğu var ama azottan oluşuyor.

Kuyrukluyıldızdaki azot buzu buharlaşınca görünmez azot gazı çıkarır ve bu da Oumuamua’yı uzayda iter. Bu açıklamayı da kesin olarak kanıtlayamayız. Yine de Oumuamua’yı doğal yollarla açıkladığımız sürece uzaylı eseri olduğuna inanmamız için daha fazlasını yapması gerekir. Örneğin bize “Maraba Televole! Beni liderine götür!” diye mesaj yollarsa uzaylı olma ihtimali artar. Tabii Dünya kaynaklı şaka mesajlarını sistematik olarak elemine edersek. Peki ya Mars’taki metan gazı ve Europa uydusu?

İlgili yazı: 5 Soruda Paralel Evrenler

 

Diğer olası dünya dışı yaşam izleri

Son yıllarda Mars’ta dolanan meraklı kedi Curiosity mikrop kaynaklı olabilecek metan gazı izleri buldu. Yörüngedeki uydular da zaman zaman görünen ama uzun süreler boyunca kaybolan, üstelik miktarı da sanki rastgele değişen bu izleri onayladı. Oysa özellikle de dengesiz olmasından yola çıkarak metan gazının Mars’taki inorganik süreçlerle üretildiğini düşünüyoruz.

Bir de Jüpiter’in uydusu Europa var ama bu kez hayata elverişli olduğunu uzun zamandır bildiğimiz buz altı okyanusundan söz etmeyeceğim. Bunun yerine Europa yüzeyindeki buz çatlaklarının Plüton gibi kızıl kahverengi izlerle kaplı olduğuna dikkat edelim. Bu çatlaklar sıcak buz altı okyanusa açıldığından yüzeyde buz volkanı kaynaklı jeotermal süreçler görülüyor. Kısacası bu izler sıcak suda yaşayan bakteri kolonilerine olup bakteriler gayzerlerle yüzeye çıkıyor olabilir. Öte yandan pas izi de olabilir.

Bu da bizi Venüs atmosferindeki fosfin izlerine getiriyor ki bu konuda iki yazı yazdım. Birincisinde fosfin izlerinin Venüs’te yaşam belirtisi olabileceğini vurguladım. İkinci yazıda ise ölçümlerin yanlış yapıldığı ve fosfin izleri tümüyle silinmese de beklenenden çok daha az fosfin olduğunu belirttim. Venüs’teki az miktarda fosfin detektör hatası olabilir. Gerçekten var olsa bile nadir fosfini yine inorganik süreçlerle açıklamak mümkündür. Gelelim en sevdiğim uzaylı iddiasına: Tabby yıldızı ve Dyson küresi.

İlgili yazı: İnternetinizi Uçuracak En İyi 10 Modem

 

Dünya dışı zeka ve Dyson küresi

2015 yılında uzayda uzaylı göstergesi Dyson küresi mi var başlıklı bir yazı yazdım. Kısa bir süre için bunun ciddi ciddi dünya dışı uygarlık izi olduğunu da düşündüm. Ne de olsa gelişmiş uygarlıklar yaşadıkları gezegene yaşam veren yıldızların çevresinde Dyson küresi denilen dev kafesler inşa edebilir. Böylece yıldız ışığı ve ısısının büyük kısmını yakalayıp bizzat güneşi füzyon reaktörüne dönüştürebilir. Bu kafes yıldız ışığının parça buçuk gölgeli olmasına yol açar. Herkes nerede yazısında belirttiğim gibi uzaydaki gelişmiş uygarlıkları güneş sistemlerinin şeklini değiştiren bu tür mega yapılarla görebiliriz.

Tabitha Boyacıyan tarafından keşfedilen Tabby yıldızı da böyle gölgeliydi. Yıldızın ışığı düzensiz olarak gölgelendiğinden fizikçiler bunun sebebinin bir Dyson kafesinin parmaklıkları olduğunu düşündüler. Öte yandan bu sıra dışı iddiayı yine sıra dışı bir kanıtla çürüttük. O yüzden Holmes’a kafadan inanmayın. Tabby yıldızına çok yaklaşan bir gezegen yıldızın gelgit etkisiyle parçalanacaktır. Gezegen parçalanmasa bile yörüngeden kopan bir uydu yıldıza yaklaşıp parçalanabilir. Bu da yıldızı saran bir toz bulutu ve kısmi halkalar oluşturur. Sonuç olarak kaotik şekilde gölgelenen bir yıldız görürsünüz. Tabii bir de WOW sinyali var. Bunu da uzaylı sinyali sandığımızdan adına Türkçe Vay Canına! sinyali diyoruz:

İlgili yazı: Okyanuslar Hakkında Yanıtını Bilmediğimiz 7 Soru

 

Vay canına! Dünya dışı zeka mı?

Ohio Eyalet Üniversitesi, zamanında dünya dışı zeka arayan SETİ projesiyle işbirliği yapmıştır. Nitekim 15 Ağustos 1977’de üniversitenin Büyük Kulak radyo teleskopu WOW sinyalini yakaladı. Hatta o yıllarda Turhan Selçuk da büyük kulak benzeri bir casus uyduya sahip olan ABD ile Abdülcambaz arasında geçen mücadeleyi çizdi. Her durumda WOW sinyali gerçekten yapay ve dünya dışı görünüyordu. Bazıları sinyal kaynağıyla Dünya arasına giren iki kuyrukluyıldızın işi bozduğunu söylediler. Oysa üniversite ekibi o sırada sinyalin kesintisiz geldiğini kanıtladı. Her durumda WOW sinyali bir daha gelmedi.

Ta ki 29 Nisan 2019’a kadar…

O tarihte Avustralya’daki Parker Radyo Teleskopu bize en yakın yıldız olan Proxima Centauri’nin parlama süreçlerini takip ediyordu. Bu sırada 982,002 MHz frekansında radyo sinyali aniden güçlendi ve 3 saat boyunca pik yaptı. Aslında sinyali 2020’de, Çığır Açan Dinleme (Breakthrough Listen) projesi kapsamında olası uzaylı sinyallerini analiz eden bir öğrenci keşfetti. Özetle WOW sinyali ve ikinci sinyali tekrar tekrar analiz ettik. Nötron yıldızı gibi doğal kaynakları, hatta TV ve radyo yayınlarıyla telsiz sinyali gibi dünyevi kaynakları elimine ettik. Buna rağmen tek seferlik bu sinyaller gizemini koruyor.

İşin ilginci Proxima çevresinde yaşama uygun uzaklıkta dönen bir gezegen var. Bu yüzden Dünya’ya en çok benzeyen gezegenlerden biridir ama Proxima da kuduruk bir kırmızı cüce… Çok güçlü taçküre kütle atımları yoluyla korkunç radyasyona yol açıyor. Bu şiddetli güneş fırtınaları varsa gezegen atmosferini çoktan yakıp tüketmiş olmalı. Dahası Proxima sisteminde teknolojik bir uygarlık varsa (sistemin yakınlığından yola çıkarak) Samanyolu’nda milyarlarca uygarlık olması gerekir. Bu da istatistiksel olarak inanılmaz ölçüde yüksek bir sayı. Öyleyse gerçekten herkes nerede?

İlgili yazı: Zamanda yolculuk etmenin 9 sıra dışı yolu

 

Dünya dışı yaşam için sonsöz

Bugüne dek ne zaman uzaylı izi bulduk desek doğal açıklamasını yaptık. Hiçbir iz ve sinyal kuşkuya yer bırakmayacak şekilde tekrarlanmadı. Bu, uzaylıların olmadığı anlamına gelmiyor. Sadece Samanyolu ve evren çok büyük. Teknolojik uygarlığımız ise ancak 1960’lardan sonra uzaydaki radyo sinyallerini yetkin olarak araştırmaya başladı. Bu da bir insan ömrü etmiyor. Dolayısıyla uzayda yaşam varsa 50 yıl daha haberimiz olmayabilir. Öte yandan önümüzdeki 50 yılda dünya dışı zeka bulamazsak işler karışır.

Fermi paradoksu nedeniyle galaksimizde dünya dışı uygarlıklar olması gerekiyor. 100 yıllık dinleme süresi ise 50 ışık yılı yarıçapındaki bir alanda birkaç yüz yıldıza ulaşmak demek. İstatistiksel olarak bu yıldızların en az birinde çağdaşımız olup bizim yöne sinyal gönderen dünya dışı zeka olmalı. 100 yılda uzaylılardan haber alamazsak herkes nerede diye özetleyebileceğimiz Fermi paradoksu kesinleşecek.

Siz de panspermi ve kozmik tohumlama yazılarında yaşamın uzaydan gelme olasılığını değerlendirebilir, virüsler uzaydan bulaşır mı diye sorabilirsiniz. Dünya dışı zekanın neye benzediğini merak edip uzaylılarla nasıl anlaşacağımızı ilk temasta inceleyebilirsiniz. Yaşama Dünya’dan uygun 24 gezegene bakarak güneşi saran halka dünyaları nasıl kuracağımızı da görebilirsiniz. Bilimle ve sağlıcakla kalın.

Dünya dışı zeka sinyallerini saptamak


1Valuing life detection missions
2Testing the Hydrogen Peroxide-Water Hypothesis for Life on Mars with the TEGA instrument on the Phoenix Lander
3Ancient Australian Rocks and the Search for Life on Mars

“Dünya Dışı Yaşam Olduğunu Nasıl Anlarız?” üzerine 2 yorum

  1. Bahsettiğiniz iki sinyal bile tüm doğal olasılıklar elendiyse zaten samanyolu galaksisinde bize oldukça yakın sayılabilecek konumlarda uygarlıklar olduğunu zaten kanıtlar. Bir yerde okumuştum mesafe arttıkça (okuduğum yazıda sanırım 100 ışık yılından fazla bir uzaklıktan söz edildiğini hatırlıyorum ama emin değilim) sinyalin doğal veya yapay olduğunu anlama imkanı ortadan kalkıyor deniyordu.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir