Fizikçi Michio Kaku Turkcell Teknoloji Zirvesi’nde Geleceğin Dünyasını Anlattı >> Telepatik internet & gençlik iksiri

“Bilinen evrendeki en kompleks nesne nedir? İster inanın ister inanmayın omzunuzun üstünde duruyor. Gelecekte cüzdanınızda iki disk olacak. Gen haritanız ve beyin haritanız.” Fizikçi ve gelecekbilimci Kaku’ya göre, bir gün bu diskleri kullanarak zihnimizi klonlanan yeni bir vücuda yükleyebilir ve tıpkı Arnold Schwarzenegger’in Altıncı Gün filminde olduğu gibi ölümden dönebiliriz.

12-13 Kasım 2014 tarihlerinde Haliç Kongre Merkezi’nde düzenlenen Turkcell Teknoloji Zirvesi’nde geleceğin dünyasını anlatan Michio Kaku kök hücre tedavisi, organ klonlama, gençlik iksiri gibi konuların yanı sıra İnsan Connectome Projesi’ne de dolaylı olarak değindi. Kaku telepatik internetin hem günlük hayatı hem de dijital pazarlama ile iş dünyasını nasıl değiştireceği hakkında önemli ipuçları verdi.

Michio Kaku, 2010 yılında başlayan ve beyindeki sinir ağları ile nöronların haritasını çıkaran Connectome (bağlantı dizilimi) projesinin önemini Zihnin Geleceği adlı kitabında ayrıntılarıyla açıklıyor: Zihin haritası çıkarmaya dayalı telepatik internet beynin bilgisayara kaydedilmesini sağlayarak zihinsel pazarlamanın ve aynı zamanda sanal ölümsüzlüğün, yani sanal gençlik iksirinin kapılarını aralayacak diyor.

Ancak sanal gerçeklik bir yana, genetik biliminde kanser gibi hastalıklara kesin tedavi vaat ederek yaşlanmayı geciktiren ve hatta kök hücre tedavisi ile gençlik iksiri geliştiren son buluşlara baktığımızda, bırakın boş hayalleri, ünlü fizikçinin gelecek tahminlerinde son derece tutucu davrandığını görüyoruz.

 

 

Popüler bilim sevdalıları ve dijital pazarlamacılar için kritik bilgiler

Nörologlar fMR cihazı gibi gelişmiş tıbbi tarama tekniklerinden yararlanarak son 5 yıldır insan beyninin en kapsamlı haritasını çıkarıyor ve Michio Kaku insan zihninin haritasının çıkarılmasının uygarlığın geleceğini kökten değiştireceğini söylüyor.

Bu işin sırrı da “telepatik interneti” dijital pazarlamaya bağlamaktan geçiyor. Dijital pazarlama akıllı evler ve giyilebilir bilgisayarlar üzerinden yürüyecek. Kaku’dan alıntı yapacak olursak:

“Silikon Vadisi odanıza girip ışıkları düşünce komutlarıyla açacağınız, televizyondaki kanalları zihin gücüyle değiştireceğiniz, internete telepatik olarak gireceğiniz ve iş arkadaşlarınıza fiziksel klavyede yazarak değil de sadece düşünerek e-posta göndereceğiniz günü hayal ediyor. O gün sanılandan yakın.”

 

 

23samsung-gear1Gerçekten de Kaku’nun sözleri 2010 yılında başlayan İnsan Connectome Projesi tamamlanmadan gerçek oldu. Örneğin telepatik kamera Neurocam beyin dalgalarını okuyarak müşterinin anılarını kaydediyor ve kişisel yaşantıları iPhone kamerasıyla kayda alıp bu videoları internette paylaşıyor.

Bu tür telepatik kameralar gelecekte hayatımızın gerçek zamanlı güncesini tıpkı bilgisayarlı gözlük ekran Google Glass kamerası gibi kaydetmeyi ve hatıralarımızı ölümsüzleştirmeyi sağlayacak. Aynı zamanda pazarlamacıların AVM’lerdeki müşterilerin davranışları ve tüketim alışkanlıklarını da birebir takip etmesine izin verecek.

Nitekim Neurocam vitrinde hangi eteği beğendiğinizi anlamakla kalmıyor. Buna ek olarak belediye seçimleri tanıtım afişlerinde hangi adaya olumsuz gözle baktığınızı da tespit ediyor. Üstelik bütün bunlara internette rating verip (telefon ekranında görüntülenen kırmızı kalp veya kırık kalp simgeli bir grafik beğeni termometresi) tercihlerinizi buluta yüklüyor.

 

 

mica-slide-1-1024x575Zihinsel pazarlama ve telepatik internet

Hollanda Radboud Üniversitesi de insanların duygu ve düşüncelerini anlayan duygusal robotlar tasarlamak üzere, trafik tabelasında veya e-kitapta neyi okuduğumuzu beyindeki elektrik sinyallerine bakarak anlayan özel yazılımlar geliştirdi. Bütün bu gelişmeler dijital pazarlama ve algı yönetiminin zihinsel pazarlama ve telepatik internete kaydığını gösteriyor.

Telepatik internetin detaylarına ve bu alandaki son gelişmelere Popular Science Türkiye’nin Ekim 2014 sayısında değinmiş, iki insan beyni arasında internet üzerinden ilk düşünce naklinin gerçekleştirdiğinden söz etmiştik. Ancak Turkcell Teknoloji Zirvesi’nde konuşan Michio Kaku daha da ileri giderek telepatik pazarlamanın şirketlerde dijital dönüşüm üzerinden nasıl yürüyeceğini anlattı.

 

 

Telepatik pazarlama

Michio Kaku her cümlesinden on satır anlam çıkan derinlikli bir bilim adamı ve Kaku’nun söylediklerini bulut bilişim ve mobil internetle birleştirdiğimiz zaman dijital pazarlamada karşımıza şu yol haritası çıkıyor:

Nesnelerin interneti akıllı evlerin ve akıllı şehirlerin yaygınlaşmasını sağlayacak. Akıllı evler kullanıcıyı Webee akıllı elektrik prizi gibi Wi-Fi destekli elektronik aparatlarla doğrudan internete bağlayacak. Akıllı saatler ile fitness bilezikleri gibi elektronik takılar, tablet ve akıllı telefonlara entegre olacak (bunun için Popular Science Türkiye’nin Aralık 2014 sayısındaki Akıllı Evler dosyasına bakabilirsiniz).

İnsanların düşüncelerini okuyarak zihinsel komutlarını anlayan cihazlar yaygınlaştıkça Hawaii Adaları’ndaki mercan resiflerine dalış yapan balıkadamlar bile sportif faaliyetlerini internetten kopmadan sürdürebilecek. Bunun bedeli ise özel hayatımızın gözetlendiği bağlı bir dünyada yaşamak olacak.

 

 

Kablosuz telepati ve akıllı evler

Bilim adamları bugün ileri teknoloji ürünü olan robot kol ve bacakları kazada uzvunu kaybeden insanların beynine kontrol çipleriyle bağlayabiliyor. Beyin kabuğuna yerleştirilen kontrol çipleri kişinin tekerlekli sandalyeyi ya da protez kolu düşünceleriyle kontrol etmesine imkan veriyor.

Bu bağlamda 2012 yılında Rolex Yılın Kadın Yatçısı seçilen ve yelkencilikte gümüş madalya sahibi olan Jennifer French engellilere ve felçlilere telepatik internetle hareket kabiliyeti kazandırılmasında önemli bir adım oldu.

 

 

banner_brainActivityConnectome ile felç tarihe karışıyor

Boynundan aşağısı felçli olan ve ABD’de bu yaz düzenlenen Dünya Bilim Festivali’ne katılan French, omuriliğine takılan özel elektrotlar sayesinde sandalyede nasıl dik oturabildiğini, belindeki özel kontrol kutusunun düğmelerine basarak nasıl ayağa kalkabildiğini gösterdi. Omuriliğe takılan çipler hastalara kısmi hareket kabiliyeti kazandırıyor ve onları hareketsizliğe bağlı komplikasyonlardan koruyor.

Ancak ABD’deki doktorlar ağrı kesici kadar çok satmayacağı gerekçesiyle felçlileri ayağa kaldıran omurilik çiplerini finanse edecek şirket bulmakta güçlük çekerken, İngiliz ve Polonyalı doktorlar felçli Darek Fidyka’yı ayağa kaldırmayı başardı ve bunu çip kullanmak yerine kök hücre tedavisiyle yaptı.

 

 

Fidyka’nın burnundan koku alma hücrelerini birbirine bağlayan sinir ağları, yani iletişim otoyolları kurmakta uzmanlaşmış hücreler alan araştırmacılar (burun soğanı) bunları laboratuardaki kültür kabında çoğalttı ve ardından hasarlı omuriliğe nakletti. Böylece Darek Fidyka ayağa kalkarak yürümeye başladı.

Bu gelişme insan beyninin sinir ağlarının haritasını çıkaran Connectome gibi projelerin felçli hastalara nasıl yararlı olacağını gösteriyor. Sonuçta felç kolları, bacakları ve kasları kontrol eden sinyalleri gönderen sinir ağlarının kopmasından kaynaklanıyor. Sinir ağı haritası, kopan bağlantıları insan vücudundan alınan hücreleri yenileyerek tedavi etmeye izin veriyor.

Üstelik omurilik çipleri daha seri üretime geçmeden insanların salt kök hücre tedavisiyle ayağa kalkması, teknolojik gelişmenin gittikçe hızlandığını ve teknolojik tekilliğin hızla yaklaştığını göstermek açısından da iyi bir örnek oluşturuyor.

 

 

Kaku telepatik interneti anlatıyor

Beyin kabuğuna veya omuriliğe yerleştirilen kontrol çipleri gibi ameliyat gerektiren kablolu telepati çözümlerinin yanı sıra kablosuz telepati çözümleri de geliştiriliyor.

Telepatik internet yaygınlaştığında insanlar kollarındaki akıllı saatler ile telepatik bağlantı kuracaklar ve bu saatler veya deriye yapıştırılan kullan-at elektronik etiketler hiçbir fiziki müdahaleye kalmadan kişinin beynini internete bağlayacak. Akıllı evler de bu şekilde yönetilecek.

“Bunu şimdiden yapabiliyoruz. İnsan zihnini robota bağlayıp robotu hareket ettirebiliyoruz. Öyle ki bu uzay programının da geleceği olabilir. Uzay tehlikeli bir yerdir. Neden astronot göndermek yerine telepatik uzaktan kumandayla yönetilen robotlar göndermiyoruz? Ay’a insan göndermek yerine robot astronot gönderebiliriz. Gerçek astronot banyodaki sıcak küvetinde otururken robotu uzaktan kumanda ile kontrol edebilir.”

 

 

Telepatik internet ve akıllı şehirler

Telepatik internet bugün kontrol çipleri ve Wi–Fi kablosuz internet destekli akıllı takılarla başladı. Yakın gelecekte ise akıllı telefonlar ve tabletler telepatik internetin öncüsü olacak (giyilebilir bilgisayarlar ve nesnelerin interneti üzerinden mobil pazarlamanın bu alana kayacağını ve kullanıcılara istenmeyen SMS gönderme devrinin kapanacağını da söyleyebiliriz).

Öte yandan, Kaku’nun Turkcell Teknoloji Zirvesi’nde belirttiği gibi telepatik internetin geleceği elektronik cihazlarda değil, kök hücre tedavisi ve organ klonlamada yatıyor. Genetiği Değiştirilmiş Organizma (GDO) teknolojisi, gelecekte bizzat insan hücrelerinin bilgisayar olarak çalışmasını sağlayacak (genetiği değiştirilen hücreler mikroskobik organik bilgisayar işlemcilerine dönüşecek).

Bu da zamanla giyilebilir bilgisayarlar veya beyin kabuğuna yerleşerek insan beynini internete bağlayan mikroskobik robotlar (nanitler) kullanma ihtiyacını ortadan kaldıracak.

 

 

23Canlı bilgisayarlar

Ancak bu teknolojinin 2100 yılına kadar peyderpey kullanıma girmesi bekleniyor. Önce mikro sensörler ve kablosuz enerji transferi ile şarj olan mini mobil cihazlar yaygınlaşacak. Ardından nanitler ve nihayetinde telepatik internet yaygınlaşacak. Böylece insanlar bulutta birbirine bağlı olan organik birer süper bilgisayara dönüşecek.

Bunun ilk adımının da dünyadaki 4 milyar sokak lambasının Wi-Fi alanı destekli akıllı LED lambalara dönüştürülmesi olduğunu söyleyebiliriz. Telekom şirketlerinin sokakları fiber için kazması artık tarihe karışıyor. Bunun yerine akıllı evleri internete hem hareket sensörü ve hem de güvenlik kamerası olarak çalışan LED lambalar bağlayacak. Sadece caddeler ana fiber hatları döşemek için kazılacak.

Kaku bu bağlamda havadaki statik elektrikle kendi kendine şarj olan kum tanesi büyüklüğündeki trilyonlarca sensörün dünyayı kum taneleri gibi sararak bütün gezegeni yaşayan bir bulut dünyasına dönüştüreceğini söylüyor.

 

 

Dünya değişiyor, bulut gezegen oluyor

Bu da mobil operatörler, bulut bilişim firmaları ve telekom şirketleri ile dijital pazarlamacılar için büyük bir fırsat oluşturuyor. Kurumlara bilgi teknolojileri çözümleri sunmakta uzmanlaşan CSC şirketi 2020 yılında 50 milyar cihazın internete bağlı olacağını ve veri merkezlerinin bulutta 35 milyar terabayt veriyi yöneteceğini öngörüyor. Bain & Company ise önümüzdeki 20 yılda altyapısı yenilenecek olan akıllı şehirlere tüm dünyada toplam 41 trilyon dolar (!) yatırım yapılacağını ifade ediyor.

Bu yatırımlar yalnızca belediye hizmetlerine yönelik SCADA sistemleriyle sınırlı değil. İşin içinde akıllı evlerden kurulu gerçek akıllı şehirler ve sera kent gökdelenlerden oluşan arkolojiler var. Bu dev pazarda nesnelerin interneti ile yaygınlaşacak olan telepatik internetin potansiyelini anlamak için Machina Research ve Bosch’un 2020-2022 tahminlerine göz atmak yeterli: Nesnelerin interneti şirketlere 2022 yılında 596 milyar avro gelir getirecek. Akıllı şehirlere 21 milyar avro, akıllı binalara ise 213 milyar avro yatırım yapılacak.

Telepatik internetin bir yandan dünyayı yaşayan bulut gezegen Gaia’ya dönüştürürken, diğer yandan da nüfus artışına rağmen yaşam kalitesini arttırarak çalışanlara yeni istihdam olanakları yaratacağını söyleyebiliriz. Yazının sonunda bu konuya gençlik iksiri, ölümsüzlük ve teknolojinin insanı aptallaştırıp aptallaştırmadığı bağlamında geri döneceğiz.

 

 

iStock_000016131406Şizofreni, Alzheimer, Parkinson hastalığı tedavi edilecek

Ancak telepatik internetin ardındaki asıl motivasyonun pazarlama olduğunu söylemek bilim adamlarına haksızlık etmek olur. Her ne kadar bilimsel araştırmalar için devlet ve özel sektör desteği gerekse de bilim adamlarının İnsan Connectome Projesi ile asıl amacı felçli hastalarla engellilere hareket kabiliyeti kazandırmasının ötesine de geçerek psikiyatrik hastalıkları tedavi etmek.

Kaku’nun belirttiği gibi bunun ilk aşaması beyinde düzgün çalışmayan dokuları veya nöronlar arasındaki iletişimi engelleyen hatalı sinir ağlarını mikroskobik çiplerle değiştirmek olacak. Böylece beyindeki doğuştan gelen veya kaza ya da hastalıklar sonucunda oluşan imalat hatalarını düzelterek akıl sağlığını geri kazandırabilecek, yaşlılarda bunama ve unutkanlığın önüne geçebileceğiz.

 

 

“Connectome Projesi’nin kısa vadeli amacı Alzheimer hastaları için bir beyin pili geliştirmektir” diyor Kaku. “Nasıl ki kalp pili kalp kaslarının düzgün çalışmasını sağlayarak kalp krizini önlüyor, beyin pili de Alzheimer hastalarında hafıza kaybını önleyecek. Gelecekte kök hücre tedavisi ile Alzheimer’ı iyileştirmenin bir yolu bulunana kadar, Alzheimer hastaları beyin pilleri sayesinde normale yakın bir hayat sürebilecekler.”

Michio Kaku bu bağlamda insan ömrünü gen tedavisiyle uzatmanın çare olmadığı görüşünde: “150 yıl yaşayan herkes 100 yaşından sonra bunarsa ne olacak? Bir gün Amerika’da milyonlarca Alzheimer hastası sokaklarda dolaşarak kargaşa yaratacak çünkü nerede yaşadıklarını unutmuş olacaklar. Oysa beyin pili sayesinde hafızayı kaydeden hücreler arasında yedek bağlantı kurabilir ve tek bir düğmeye basarak nerede oturduğunuzu hatırlayabilirsiniz!”

 

 

Rüyalarımızı bilgisayara kaydedeceğiz

“Kim bilir? Belki de önümüzdeki otuz yılda üniversite sınavlarını da beynimize veri yükleyerek kazanabiliriz. Matrix filminde olduğu gibi tek bir düğmeye basarak fizik öğrenmek, en azından Newton mekaniği denklemlerini ezberlemek mümkün olabilir. Belki de vasıflı işçiler bundan en çok yararlanan kişiler olacak.”

Maden işçisinin beynine tek düğme ile yeni meslekler, bilgi ve beceriler yükleyebilirsiniz. Elbette buna sizi terk eden kadınla ilgili acı anıları beyninizden silmek ve hiç gitmediğiniz Bahamalar’daki o yaşanmamış tatilin güzel hatırasını beyne ekmek de dahil. Tıpkı Gerçeğe Çağrı filminde olduğu gibi.

Kaku insan beyninin kendine özgü dilini anlayan gelişmiş elektriksel aktivite yorumlama sistemleri sayesinde bir gün rüyalarımızın fotoğrafını çekeceğimizi ve bu resimleri bastırıp salondaki çerçevede sergileyeceğimizi düşünüyor.

 

 

terminator_vision-550x235Arttırılmış gerçeklik

Bu teknolojinin bir uzantısı da piyasaya çıkma tarihi sürekli geciken ekran gözlük Google Glass’ı bir kenara bırakıp, doğrudan telepatik internete bağlanan kontak lensler kullanmak olabilir. Aynı zamanda ekran olarak çalışan kontak lensler bize Terminator tarzı arttırılmış gerçeklik görüşü kazandırabilir.

Sonuçta akıllı evlerdeki onlarca Wi-Fi bağlantılı aparatı sürekli konuşarak veya el kol hareketleri yaparak, yani hareket sensörleri ile sözel komutlarla kontrol edemeyiz. Kendi evimizde ağır işçi gibi yorulmamak için düşünce komutları, Terminator görüşü ve dijital avatarlar yoluyla kendini gösterip evimizin kahyası olacak dijital asistanlara ihtiyacımız var.

Bu bağlamda arttırılmış gerçeklik akıllı evlerin ve zihinsel pazarlamanın ayrılmaz bir parçası olacak. Vitrine baktığımızda kontak lensler ürünün tüm özelliklerini ve fiyatını doğrudan gözün ağtabakasına yansıtacak.

 

 

Molecular ThoughtsBRAIN inisiyatifi

Mart 2013’te ilk yüksek çözünürlüklü beyin haritası görsellerini kamuoyuna sunan İnsan Connectome Projesi’ne ek olarak Başkan Obama da Nisan 2013’te Beyin İnisiyatifi Projesi’ni duyurdu. Gelişmiş Yenilikçi Nöro-Teknolojilerle Beyin Araştırması kelimelerinin İngilizce kısaltmasını kullanan BRAIN inisiyatifi 100 milyon dolarlık bütçeyle yola çıktı.

BRAIN’in amacı insan beynindeki nöron aktivitelerinin detaylı bir haritasını çıkarmak.

“Gelecekte iki diskiniz olacak. Bir disk gen haritanız. Gen haritanızı bugün çıkarabilirsiniz. Vücudunuzdaki bir geni okumak 1000 dolara mal oluyor. Ancak gelecekte ikinci bir diskiniz olacak. Bu da beyin haritası, yani insan beynindeki bütün devrelerin planı.”

 

 

Dijital avatarlar ile ölümsüzlük

BRAIN İnisiyatifi ve İnsan Connectome Projesi sadece telepatik internetin önünü açmayacak. Aynı zamanda şizofreni gibi akıl hastalıklarını kesin olarak tedavi etmeyi de sağlayacak. Kaku bu noktada beyin haritasının pek çok uygulaması olduğunu belirtiyor. Örneğin Superman filminde Çelik Adam ölen babasının hologramıyla konuşuyor.

Bu hologram aslında Superman’ın babasının kişiliğinin ve zihninin yüklendiği bir holografik bilgisayar. Benzer bir teknolojiyi Yıldız Savaşları’nda Jedi Şövalyelerinin yıllar önce ölmüş olan eski ustaların dijital avatarlarıyla konuştuğu holokron teknolojisinde görmek mümkün.

 

 

Ancak bu teknolojiler ne Michio Kaku ne de girişimci iş adamları için basit birer hayal. Rus milyarder Dmitry Itskov ölümsüz olmak niyetinde ve bunu yaşlılık tedavisiyle ömrünü uzatarak değil, zihniyle anılarını bilgisayara ve ardından kendine benzeyen bir robota aktararak başarmak istiyor.

Connectome projesi ilk etapta kişinin zihninin bilgisayara aktarılmasını sağlayacak. Ardından, holografik bilgisayar kişinin zihni için dokunmatik 3B projeksiyonla odaya yansıtılan bir dijital avatar yaratacak (Uzay Yolu Voyager dizisindeki holografik doktor gibi).

Böylece çeşitli sebeplerle hayatını kaybeden insanlar dünyaya dijital avatarlar yoluyla geri dönerek hem sanal hem fiziksel gerçeklikte yaşamaya devam edecek. Connectome’un bir sonraki aşaması ise kişinin vücudunu klonlamak ve zihnini taze bir beyne yükleyerek insanı gerçek anlamda (?) hayata döndürmek olacak.

 

 

telomeres-reversing-agingGençlik iksiri mi, yeni vücut klonlamak mı?

Michio Kaku insanların yaşlanmasını önleyen veya geciktiren tedavilerle vücut klonlamanın aynı zamanda kullanıma gireceği kanısında. Kaku insanoğlunun hiçbir zaman tek bir teknoloji kullanmadığını ve deneme yanılma yoluyla aynı anda birden fazla çözüm ürettiğini söylüyor. Bu noktada insanların masaüstü ve dizüstü bilgisayarlarla tablet ve akıllı telefonları bir arada kullandığını, hiçbir zaman tek bir cihazı tercih etmediğini hatırlatıyor.

“Gen haritanız ve zihin haritanız yaşıyorsa siz de bir anlamda ölümsüz olursunuz. Çünkü içinizden bir parça, yani genlerinizle zihniniz sonsuza dek yaşayacaktır. Bu bağlamda gelecekte bir ruhlar kütüphanemiz bile olabilir. Örneğin ecdadımızın anılarını, duygularını, ne bileyim kişiliğini bir diske kaydedip onunla konuşabiliriz. Bu disklerle atalarımızın ruhlar kütüphanesini açabilir, holografik bir şeref salonunda onlarla sohbet edebiliriz.”

“Bir gün atalarınızla konuşabileceksiniz. Başka bir deyişle sizin soyunuzdan gelenler de kütüphaneye gidip yüzlerce yıl sonra sizinle konuşabilirler. Örneğin ben Einstein’la konuşmak isterdim. Politikacılar da muhtemelen Winston Churchill’le konuşmak isterler.”

 

 

Ne zaman?

Teknolojik tekilliğin en büyük savunucularından olan ve Singularity Üniversitesi’ni kuran Ray Kurzweil’a göre 2045’te. Yazımızın başında aslında tutucu olduğunu belirttiğimiz Kaku’ya göre ise 2090’larda:

“Kişilik özellikleriniz arasından 100 belirleyici parametre seçebilir ve bunların bir haritasını çıkararak sizin gibi davranacak olan bir avatara yükleyebilirsiniz. Tabii bu avatar siz olmayacaksınız ama sizin gibi davranan bir şey olacak. Bunu yapan bir bilgisayar programı yazabilirsiniz. ‘Her’ filminin temeli bu.”

Nitekim Eterni.me şirketi bunun için şimdiden kişinin özel hayatını izleyerek karakterini mobil internet üzerinden bilgisayara kaydeden bir hizmet vermek istediğini duyurdu ve biz de bunu Bilgisayarlar İnsanlara Aşık Olabilir mi? başlıklı yazıda ayrıntılarıyla anlattık. Eterni.me’nin amacı, dijital avatarınızın siz öldükten sonra torunlarınızla konuşmasını sağlamak.

 

 

Sentetik vücutlar

Kaku’nun dijital avatarların insanın yerini tutmayacağını söylemesinin birkaç sebebi var. Öncelikle bir kişinin zihninin kusursuz bir kopyasını çıkararak bilgisayara yüklemenin çok zor olacağına inanıyor.

İkincisi üç boyutlu dokunmatik projeksiyonlardan veya sanal gerçeklikteki oyun karakterlerinden oluşan dijital avatarların kanlı canlı gerçek insanların yerini tutmayacağını düşünüyor. Son olarak dinsel inançlara da saygı duyuyor ve her zaman için büyük dinlerdeki ruh kavramının dijital avatarlarla ilişkisini sorgulayacak kişiler olacağını belirtiyor.

 

 

DrMichioKaku12162013Kaku’ya göre telepatik internet ve Connectome üzerinden ölümsüzlük çabaları şu şekilde ilerleyecek: (1) Dijital avatarlar, (2) yaşlılığın geciktirilmesi, (3) vücut klonlama / androitler veya sentetik vücutlara insan zihni yükleme ve nihayet (4) gençlik iksiri ile gerçek ölümsüzlük.

Michio Kaku’nun gençlik iksirinden kast ettiği şey ise kök hücre tabanlı organ klonlama yöntemiyle insan vücudunun gençleştirilmesi veya klonlanması.

Ancak insan zihnini insana benzeyen robotlara (androitler) veya sentetik vücutlara bilgisayar programı gibi yüklemek de mümkün. Bu senaryo James Cameron’ın Avatar filminde ele alınmıştı. Filmde insanlar kendilerini için özel klonlanan insan-uzaylı melezi vücutlara zihinlerini yüklüyorlardı. Öte yandan, Battlestar Galactica dizisinde de ancak mikroskopla bakıldığında yapay olduğu fark edilen, bunun dışında insanlardan ayırt edilemeyen sentetik vücutlar kullanan Cylonlar’ın öyküsü anlatılıyordu.

 

 

Biyo-printerlar

Bugün bilim adamları kulak kepçesi, insan derisi, burun kıkırdağı gibi canlı dokuları 3B biyo-printerlarda basıyor. Sırada ise karaciğer ve kalp basmak var. Dolayısıyla sentetik vücutların (tabii kişinin kendi dokularından klonlanan organları sentetik olarak kabul edersek) şimdiden hayatımıza girdiğini söyleyebiliriz.

Kişinin kendi hücrelerinden klonlanan ve biyo-printerlarda basılan organlar organ nakli için sırada beklemeyi ve bağışıklık sisteminin nakledilen organı reddetmesi gibi sorunları ortadan kaldıracak.

Bu teknoloji gelecekte yine kök hücre tedavisiyle kişinin yağlanan karaciğerinin kendi kendini yenilemesine de imkan verecek. Böylece laboratuarda organ klonlayıp bu organı hastaya ameliyatla nakletmek gibi ek işlemlere bile gerek kalmayacak.

 

 

Ekran rensler.Ölümsüz veya uzun ömürlü olmak kolay değil

Ancak insan vücudunun gen dizilimini çıkarmak yeterli değil. Aslında bunu birkaç yıl önce başardık ama kısa vadede pek bir işe yaramadı. Çünkü insan vücudunda aktif olan binlerce gen sayısız kombinasyon üretiyor.

Mutasyon yoluyla gen değişikliğini dikkate almasak bile, stres, beslenme alışkanlıkları (fast food, hazır gıdalar) ve sigara ile alkol tüketiminin bile genlerimizde etkili olduğunu hatırlatmak gerekiyor. Bunlar genlerimizi değiştirmese bile hangi genlerin o an için vücutta aktif olduğunu ve kendini “ifade ettiğini” belirliyor.

Genetikçiler genlerin insan vücudunda ne zaman ve nasıl kendini ifade edeceğini belirleyen faktörleri inceleyen araştırma alanını epigenetik olarak adlandırıyor. Epigenetik etkiler stresli bir hamilelik yaşayan annenin çocuklarının genetik yapısının bundan etkilenebileceğini, sigara ve alkol bağımlılığı gibi risklerin ya da çocuğun asabi olma riskinin artabileceğini gösteriyor. Aynı şey erkekler için de geçerli. Kendini kötü hissettiği bir dönemde bir kadını hamile bırakan erkeklerin de çocuklarında hastalık riski artabiliyor.

 

 

Biyonik göz ve arttırılmış gerçeklik + kan şekerini ölçen kontak lensler.Michio Kaku bu bağlamda Asimov’un robot romanlarında 400 yıl yaşayan “Uzaycılardan” Gladia Solaria’nın uzun ömürle ilgili sözlerini hatırlatıyor ve insan ömrünü kök hücre tedavisiyle uzatmanın tek başına yeterli olmayacağını, aynı zamanda insanların stresten uzak mutlu bir yaşam sürmesi gerektiğini vurguluyor.

Bu noktada sağlıklı beslenme, sigaradan uzak durma gibi davranışlar hem insan ömrünü uzatıyor hem de gelecek kuşakların sağlıklı doğma şansını arttırıyor.

Kaku insan vücudunun karmaşık gen haritasının türümüz üzerindeki sayısız genetik etkisinin yalnızca nesnelerin interneti ve mobil internet üzerinden anlaşılabileceğini düşünüyor. Akıllı telefonlar MR’ımızı çekecek, tuvaletteki klozetin kapağı günlük tahlillerimizi yapacak ve sigorta şirketleri bu verilere göre sağlıklı olup olmadığımızı anlayarak “Alkolü azaltmazsan sigortanı iptal edeceğiz” gibi ültimatomlar verebilecek. Kısacası dünyanın dev bir bulut bilgisayara dönüşmesi detaylı genetik analiz için gereken işlem gücünü sağlayacak.

 

 

Banyomuz check-up odası ve tahlil laboratuarı oluyor

Michio Kaku 2060 yılına kadar tıpta görülecek en büyük gelişmenin mobil cihazlardan kaynaklanacağını söylüyor. “Bir gün cep telefonunuzun işlem gücü günümüzdeki modern üniversite hastanelerinin bilgisayarlarını aşacak. Böylece cep telefonunuzu vücudunuzun üzerinde gezdirerek kendi MR’ınızı çekeceksiniz.”

Bu teknolojinin doğal uzantısı banyolarımızın her gün ücretsiz olarak veya tuvalet kağıdı fiyatına kullandığımız birer tahlil laboratuarına dönüşmesi olacak. Diş fırçası dişlerimizi çürüklere karşı kontrol edecek. Klozet ise idrar ve dışkı incelemesi yaparak bunu aile doktoruyla sigorta şirketimize bildirecek. Derinin yaşlanmasını ise kozmetik ürünleri, akıllı kremler ve rujlar takip edecek.

Böylece akıllı evimizdeki bilgisayar “Akşamdan kalmasın, bugün araba kullanma, işe taksiyle git. Ayrıca iki haftadır çok içiyorsun, böyle devam edersen sigorta şirketi hayat sigortası primlerini arttıracak” gibi tavsiyelerde bulunacak. Elbette bu sistem kanserde erken teşhisi şanslı bir tesadüf olmaktan çıkaracak. Kanser artık vücuttaki daha ilk gününde tespit edilecek ve kök hücre tedavisiyle birlikte tümör oluşumu, kemoterapi, ameliyat gibi süreçler de ortadan kalkmış olacak.

 

 

İnternetin gözetlenmesi ve özel hayatın gizliliği

Michio Kaku bütün bu teknolojilerin kişinin özel hayatını akıllı evler yoluyla izlemek anlamına geldiği ve George Orwell’ın 1984 romanındaki Büyük Birader’in gerçek olacağını gösterdiğine ilişkin sorulara ise oldukça olumlu bir cevap veriyor:

“Bilimin çekiç ve kılıç gibi nötr olduğunu unutmayın. Kılıcınızı çekerek cahilliğe, yoksulluk ve hastalıklara karşı mücadele edebileceğiniz gibi insanlarla da savaşabilirsiniz. Bu ikinci eğilimin ise kontrol edilmesi lazım. Halkın bu teknolojileri ne kadar ileriye götüreceğine demokratik yollarla karar vermesi gerekiyor. Ancak dünya tarihine baktığımızda gerçekten demokratik olan iki ülkenin aralarında hiç savaşmadığını görüyoruz. Savaşlar hep diktatörlükler, krallıklar ve sözde demokrasiler arasında olmuştur.”

 

 

Kaku bu noktada internetin gözetlenmesi gibi alanlarda insana umut veren daha somut ve net gerekçeler de gösteriyor. Örneğin insan beynini doğrudan internete bağlayan telepatik internetin, aynı zamanda beyin yıkamayı kolaylaştıracağını söyleyebiliriz.

Doğrudan düşüncelerimizi okuyan ve değiştiren bilgisayarların bizleri şirketlerin istediği malı satın almaya zorlamakta veya şirketlerin sevdiği politikacıyı seçmeye ikna etmekte kullanılacağına dair komplo teorileri geliştirebiliriz.

Oysa telepatik internet aynı zamanda insanların interneti, genelinde dijital iletişimi doğrudan kontrol etmesi anlamına geliyor. Bu da doğrudan demokrasinin temsili demokrasinin yerini alması, ekonomi ve siyasette başta bürokrasi olmak üzere tüm aracıların ortadan kalkması ve merkezi ekonominin yerine dağıtık ekonomi modellerinin gelişmesi gibi alanlarda kişisel hak ve özgürlükleri koruyan önemli fırsatlar sunuyor.

 

 

Kusursuz kapitalizm

Kaku Teknoloji Zirvesi’nde kusursuz kapitalizmden söz etti, ama kusursuz kapitalizmden kast ettiği şey bugünkü kapitalist düzen değildi: Telepatik internet ile halkın ekonomiye doğrudan müdahale edecek olması, aynı zamanda kapitalizmin temelinde yatan serbest piyasa idealinin gerçekleşmesi anlamına geliyor. Nitekim bugünkü ekonomik sorunların, yoksulluğun arkasındaki en büyük nedenin fırsat eşitsizliği olduğu görülüyor.

Çünkü piyasada fiyatlar arz-talep dengesiyle değil, spekülasyonla belirleniyor. Borsa spekülasyonu, arazi spekülasyonu ve diğer yapay kontrol / yapay kıtlık yaratma yöntemleri sadece belirli bir zümreyi zengin ediyor. Oysa Kaku’nun sözünü ettiği telepatik internet, devletlerle şirketlerin şeffaflaşmasını beraberinde getirecek ve vatandaşın şeffaf devleti yolsuzluklarla anti demokratik uygulamalara karşı anonim olarak denetlemesine imkan verecek (örneğin SAFE Network gibi dağıtık P2P ağlar üzerinden).

Kaku’yu dinlerken ünlü gelecek bilimcinin en büyük becerisinin tüm bu tartışmalı konuları kimseyi karşısına almadan ifade etmesini sağlayan gelişmiş diplomasi yeteneği olduğunu görüyoruz. Nitekim yukarıdaki satırlarda ifade edilen görüşlere çeşitli sebeplerle karşı çıkmak ya da bunların yerine alternatif yöntemler önermek mümkün. Ancak bu görüşlerin insanı daha iyi çözümler geliştirmek için düşünmeye sevk ettiğini de kabul etmek gerekiyor.

 

 

2013-06-26-gamingTeknolojik bilgeler

Telepatik internet, ölümsüzlük, kök hücre tedavisi, internette teknik takip, dijital avatarlar ve teknolojik tekillik gibi konuları ileriki yazılarda ele almaya devam edeceğiz. Popular Science Türkiye’nin Ocak sayısında da Kaku’nun Teknoloji Zirvesi’ndeki konuşmasını buraya sığmayan diğer açılardan inceleyeceğiz. Ancak, bu yazıyı yine Kaku’nun sözleriyle sonlandırmak istiyorum.

Turkcell Teknoloji Zirvesi’ndeki bazı dinleyiciler “Teknoloji insanları aptallaştırıyor mu?” sorusuyla özetleyebileceğimiz kaygılarını dile getirerek bunu Kaku’ya sordular. Michio Kaku da önce esprili bir şekilde “Hayır. Sonraki soru?” diye cevap verdi ama ardından internette beyin yıkamayla özdeşleştirebileceğimiz bu soruyu şu şekilde yanıtladı:

 

 

Teknoloji bürokratik formaliteler ve web arama motorunda arama yapmak gibi sıkıcı, rutin, daha çok bilgisayarlara uygun işlemlerin yükünü insanların üzerinden alıyor.

Böylece teknoloji beyni özgürleştirip ifade özgürlüğüne yer açarak insanların birbiriyle özgürce iletişim kurmasını sağlıyor. Yoksulluk, eğitimsizlik gibi sorunları çözmek için yeni teknolojiler geliştirilmesi özünde herkese online “bilge olma” şansı veriyor.

Kaku’ya göre önümüzdeki yıllarda dünya nüfusunun büyük kısmı bu imkandan yararlanacak ve teknolojik tekillik sayesinde insanın insanı sömürmesi gittikçe zorlaşacak (nitekim 3B printerların şimdiden üreticiyi tedarikçi, tedarikçiyi global üretici ve tüketiciyi üretici yaptığını görüyoruz). Michio Kaku salondan çıkarken dinleyicilere gelecek sizsiniz, daha iyi bir dünya yaratmak için çok çalışın dedi. Salondan çıkarken geleceğe umutla bakıyordum. 🙂

 

 

Felçli Darek Fidyka kök hücre tedavisiyle omurilik hasarını gidererek yeniden yürümeye başladı

 

 

 

Dr. Michio Kaku ile 2060’ta tıp dünyası

 

 

 

Nörobiyolog Adam Gazzaley ve Second Life sanal gerçeklik oyunun yaratıcısı Philip Rosedale, insan beyninin nörolojik aktivitesini gerçek zamanlı olarak gösteren bir Glass Brain projesini geliştirdi. Elektrotlu şapkayı takın, elinize özel yazılım yüklü tableti alın ve TV’den kendi beyninizin nasıl çalıştığını izleyin. Unity3D beyin görüntüleme yazılımı SIFT ve BCILAB tekniklerini kullanıyor.

 

 

 

2 Comments

Add a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir