Nükleer Enerjide Mobilite Çağı >> Rusya dünyanın ilk yüzer nükleer santralini üretiyor

Yüzen nükleer santraller aslında yeni bir konu değil. Soğuk savaş yıllarında ABD ve Rus donanması birçok nükleer motorlu denizaltı ve savaş gemisi üretti. ABD’nin Ohio sınıfı nükleer füze denizaltıları, Nimitz sınıfı uçak gemileri veya Rusların Kirov sınıfı muharebe kruvazörleri ile buzkıranları bunlardan bazıları. Ancak, bugüne kadar kimsenin aklına denizde yüzen nükleer santral yapmak gelmemişti. Belli ki Ruslar emlak vergisinden tasarruf etmek istiyorlar!

Şaka bir yana, yüzen santraller tsunami görülmeyen sahillerde depreme dayanıklı nükleer tesisler inşa etmek için en etkili çözüm. Örneğin Japonya’da yaşanan büyük deprem ve bunun okyanusta yol açtığı dev gelgit dalgaları, Fukuşima nükleer santraline ait reaktör çekirdeğinin erimesine ve insanların radyasyondan zehirlenmesine neden olmuştu.

 

 

Rusya’nın en büyük armatörlerinden Aleksandr Vojnesenski, Rus gemi yapım sanayisinde büyük bir ilerlemeye imza atarak, ülkenin tersanelerinde yeni bir yüzen nükleer santral inşa etmekte olduklarını söyledi. Vojnesenski’ye göre, yüzen nükleer enerji santrali 2016 yılında hizmete girecek.

Akademik Lomonosov adı verilen bu alışılmadık gemi türünün ilk örneği olabilir, ama hem Amerika Birleşik Devletleri hem de Çin Halk Cumhuriyeti denizde giden nükleer santral fikrini zamanında çekici bulmuştu. Bununla birlikte yüzen santral hayalini hayata geçiren Ruslar oldu.

Yüzen nükleer santrallerin karadaki kuzenlerine göre birçok avantajı bulunuyor. Bir ülkede depreme bağlı dev dalgaların kıyıları vurmadığını varsayarsak, yüzer santrallerin en büyük avantajı nükleer kaza riskini azaltmak değil; elektrik olmayan bölgelere ve yoksul köylere elektrik getirmektir. 17 milyon kilometrekarelik yüzölçümü ve 243 milyonu aşan nüfusuyla Asya kıtasının büyük kısmını kaplayan Rusya’da bütün yerleşim bölgelerine elektrik götürmek zor.

 

 

Şişede durduğu gibi durmaz

Denizde yüzen ve rıhtımlardaki dubalara halatlarla bağlanan nükleer santralleri düşündüğümüzde, insanın aklına bu nükleer tesislerin sadece kıyı bölgelerine elektrik sağlayacağı geliyor. Oysa araziyi besleyen elektrik kabloları olduğu sürece, kıyıda üretilen elektriği ülkenin iç kesimlerine taşımak mümkün.

 

 

Bu tür taşınabilir santraller karada inşa edilen nükleer tesislerden, hatta kömür yakan sıradan termik santrallerden çok daha ucuza geliyor (Rusya’nın nükleer motorlu gemi üretmekte derin tecrübesi var ve yüzer santral bu konudaki doğal bir adım). Üstelik bu santraller sadece yoksul köylere elektrik getirmekle kalmıyor, aynı zamanda elektrik olmakla birlikte, enerjinin pahalıya geldiği uzak bölgelerdeki fatura maliyetlerini de düşürüyor. Rusya, Doğu Sibirya’daki birçok yerleşim bölgesini, hatta askeri tesisleri bu santrallerle destekleyebilir veya parasını ödeyen ülkelere gezici nükleer santrallerle enerji satabilir. Gerçi nükleer santraller nükleer güç dengesini de değiştirdiği için bu gelişme Amerika’nın pek hoşuna gitmeyecektir.

 

Santralin teknik özellikleri

Akademik Lomonosof yüzer santrali, normalde gemilere yerleştirilen ve seyrüsefer için pervaneleri çalıştıran iki adet KLT-40 reaktörü kullanıyor. Köylere ve kırsala elektrik sağlamak üzere modifiye edilmiş reaktörlerle birlikte 144 metre uzunluk ve 30 metre genişliğindeki bu “enerji gemisinin” ağırlığı 21 bin 500 tona ulaşıyor.

Adını 18. yüzyılda yaşamış olan ve Venüs’ün atmosferini keşfeden kişi unvanını taşıyan Rus bilim adamı Mihail Vasilyeviç Lomonosof’tan alan santral, aynı zamanda Rus donanmasının nükleer itiş gücü sistemlerindeki 50 yıllık deneyiminin gösterişli bir kanıtı. Akademik Lomonosof 70 megavat elektrik üretecek ve bu kapasite 200 bin kişilik bir şehri aydınlatmaya yeterli. Bu tür tesisler aslında deniz suyu veya kirli su arıtma tesisi olarak da kullanılabilir. Örneğin Lomonosof günde 240 bin metreküp içilebilir su sağlayabilecek.

 

 

Tsunamiye dayanıklı mı?

Her ne kadar Rusların bu gemiyi depreme bağlı tsunami tehlikesinden uzak bölgelerde kullanacağını söylesek de Rus mühendisler her türlü ihtimali hesaba kattıklarını düşünüyorlar. Buna göre, 69 kişilik mürettebatı ile belki de dünyanın en küçük nükleer santrali olan yüzen tesis, teknik şartnameler bakımından hem Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu’nun regülasyonlarına uygun olacak hem de tsunamilere ve gemi kazalarına dayanıklı olacak.

Doğrusu haberin bu kısmı beni pek ikna etmedi. Rusların nükleer itiş gücüne sahip Kurs denizaltısı battığında, denizaltının nükleer reaktörü denizi radyoaktif sızıntı ile kirletmiş ve kazada 118 kişi ölmüştü. Bu kazanın beklenmedik bir patlama sonucunda yaşanmış olmasına rağmen, Rosatom şirketine ait 243 milyon dolarlık Rus yüzen tesisinin de başka bir sebeple batması mümkün. Rusların ne kadar tedbir aldığından emin değiliz.

 

 

Güneş enerjisi varken…

Vojnesenski her ne kadar bu tür platformlarla Rusya’nın her yanına elektrik götüreceğinden söz etse de inşaat sektörünün asıl amacının para kazanmak oluduğu kesin. Dünyada otoyollara kaplanan güneş panelleriyle ülke ihtiyacının 3 katı elektriğin bedava üretilebileceği bir döneme giriyoruz ve binaların cephesini kaplayan basit boyalarla elektrik üretmekten bahsediyoruz (bu teknoloji geliştiğinde, özel bir boya ile kaplanan otomobil kaputları bile elektrik üretebilecek).

Öyleyse Rusya’nın gerçekten daha fazla nükleer enerjiye ihtiyacı var mı? Özellikle gelecekteki güneş panellerinin az güneş gören bulutlu Rus kışlarında bile yeterli düzeyde elektrik üreteceğini hesapladığımızda bu soru ayrı bir önem kazanıyor. Rusya kendi elektriğini dışarıdan satın almayan bağımsız bir devlet; kendi uranyum yatakları, kömür, doğalgaz ve petrol yatakları olan bir ülke. Enerjide dışa bağımlılıktan kurtulmak için nükleer santrallere ihtiyacı yok.

 

 

Fosil yakıtların, yani petrol ve doğalgaz kuyularının önümüzdeki yıllarda tükenecek olmasına karşın temiz güneş enerjisine dayalı çözümler geliştirmek yerine (herkesin kendi bahçesinde ucuza elektrik üretebileceğini hesaba katarsak), radyoaktif sızıntı riski taşıyan nükleer santrallere odaklanmak doğru mu? Bence bu, ancak devletin iş adamları aracılığıyla enerji üretimini tekelinde toplayarak, ekonomiyi kontrol altına alması ve böylece insanları sömürmesi mantığıyla açıklanabilir… Ve Rusya’nın sanayi kirliliğine dayalı tarihine baktığımızda buna şaşırmamak gerekiyor.

 

Japonya’nın nükleer sızıntı yaşanan Fukuşima santralini kapatmayı planladığını ve enerji ihtiyacını denize dikilen yüzlerce direkten oluşan dev bir rüzgâr çiftliğiyle karşılamaya hazırlandığını dikkate alırsak, Rusların merkeziyetçi mantığının, ucuz elektrik ve temiz enerji bakımından pek de akılcı bir çözüm olmadığı anlaşılıyor. Yine de teknolojiyi seviyorum ve dünyanın ilk yüzen santralinin kazadan beladan uzak bir şekilde başarıyla çalışmasından prensipte memnun olacağım. 🙂

 

1http://www.neurope.eu/tags/akademik-lomonosov

One Comment

Add a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*