Online eğitimde yeni bir çağ başlıyor >> İnternette Bulut Okulları eğitimi dört duvar arasından kurtarıyor

erikBatı Dünyasının ilk okulu Akademi, yerleşik bir eğitim kurumu olmadan ve örgün öğretime geçmeden önce, bildiğimiz üniversitelerden çok farklı bir yerdi.

Eski Yunan filozofları Platon ve Aristoteles’in öğrencileri, her sabah zil sesiyle birlikte taştan ya da betondan bir okul binasına girmezdi.

Bunun yerine, Atina şehir surlarının dışında bulunan bir koruda gezerek ders çalışırlardı. Platon’un kurduğu “Akademi”nin ilk felsefe buluşmaları, Tanrıça Athena’ya adanmış olan zeytin ağaçları korusunda yapılırdı.

Milattan Önce 400’lerde basılı kitaplar, derslikler, sıralar, binalar yoktu… Öğrencilerin, öğretmenlerini bilge gözüyle gördüğü İlk Çağda, ideolojiler ve kurumlar da yoktu. Gençler, Athena korusunda gezerken felsefe konularını hocalarıyla bir sohbet havasıyla tartışırlardı. Bu tür doğal öğrenim süreçleri, serbestlik ve saygılı bir etkileşim, yerini zamanla Ortaçağın haşin öğrenim kurumlarına bıraktı.

 


ZAğaç yaşken eğilir ama eğitim torna tezgahı değildir

Bugün örgün öğrenim kurumlarının, üniversitelerin modern hayattaki yeri tartışılmaz. Örgün öğrenim, insanoğlunun “öğrenme disiplinini” geliştirerek kitaplar yoluyla gelecek kuşaklara sakladı. Liseler ve üniversiteler birçok çığır açıcı düşünce ve yeni buluşa imza atılmasını sağladı… Özellikle 1960’lardan itibaren, en azından gelişmiş ülkelerde, eski sistem yerini daha özgürlükçü üniversitelere bıraktı.

Ancak birçok bilim adamı, sanatçı ve aydının, aslında anne-babaların; örgün öğretimin bugünkü durumundan pek de memnun olmadığını görüyoruz. Yoksa dünyadaki okullar, genç fidanların serbestçe gelişip serpilmesini önleyen birer ideolojik şartlama merkezine mi dönüşüyor? Bu kaygılar, internetin yaygınlaşmasıyla birlikte dünyanın her yerinde dile getirilmeye başladı.

 

 

İnternetin yaygınlaşması derken; internetin aileden, okullardan, televizyondan ve basından elde edilen bilginin dışında, kişiye yeni bilgi kaynakları sağlayan özgür bir ortam olmasından söz ediyoruz.

Artık insanların interneti kullanarak kendi kendisinin özel öğretmeni olması mümkün… Özellikle İngilizceyi iyi bilen bir kişi, Türkçede kolaylıkla erişemeyeceği kaynaklara ve web sitelerine ulaşarak, hemen her konuda kendini bir öğretmen gibi yetiştirebilir.

 

Buna yöneltilecek itirazları şimdiden duyar gibi oluyorum.

Okullar aynı zamanda sosyalleşme, çocuklarımızı topluma kazandırma yeridir. Okullarda hem düşünme hem davranış disiplini öğretilir. Düzenli derslerin, öğretmenlerin, sınavların, sertifikalı ve diplomalı programların yerini hiçbir şey tutamaz.

Haklı itirazlar bunlar.

Bu yazıdaki amacım da Bulut Okullarının, sihirli bir değnek olarak, eğitimdeki bütün sorunları çözeceğini söylemek değil… Fakat Bulut Okullarının taş binaya hapsedilmiş okullardaki eksikleri tamamlayan avantajları var.

 
9k=İnternet okulların yerini alamaz, ama okulları internete taşıyabiliriz

Örneğin, ABD’nin en önemli öğrenim kurumlarından MIT ve Stanford Üniversitesi’nin yıllardır sertifikalı online eğitim verdiğini ya da online ders kaynakları sağladığını biliyoruz. Üniversiteler gelişmiş ülkelerde hızla online eğitime ve esnek ders saatlerine geçiyor.

Bunlar online eğitimle ilgili ciddi örnekler… Bir de cep telefonunuza mobil pazarlama yoluyla veya e-posta kutunuza spam olarak ulaşan online kurs reklamları var. Sosyal medya ve marka iletişiminden anlamayan bu tür ciddiyetsiz online kursların, kişisel gelişime ve kariyerinize katkıda bulunmayan basit birer para tuzağı olduğunu düşünebiliriz… Ancak MIT’nin öncülük ettiği Bulut Okulları kavramını bu örneklerle bir tutmamak gerekiyor.

Bilgi Teknolojileri sektöründe “bulut bilişim” modeli  ile internet üzerinden eğitim veren Bulut Okulları, bizi bizzat “okul” kelimesini yeniden tanımlamaya zorluyor. Bunu anlamak için Platon’un Akademisi’ni hatırlayın… Akademi de bir okuldu ama bugünkü gibi bir okul değildi.

 


 

9k=Örgün eğitim neden örgün? Neden planlı ve programlı?

Bugünkü okullar telefon, radyo, gazete, TV, internet, hatta basılı kitap olmayan eski zamanlarda ortaya çıktı. Bilginin organize edilmesi, bu şekilde korunması ve kuşaktan kuşağa düzenli olarak aktarılması gerekiyordu. Yoksa insanlığın bilgi birikimi Ortaçağın karmaşasında, savaşlar ve ayaklanmalar arasında kaybolup gidecekti.

Peki, günümüzde bilgiyi dört duvardan oluşan bir okulun içine sıkıştırmaya gerek var mı? Çocuklarımızı ve öğretmenlerimizi bir okulun sınırları içinde tutmaya gerek var mı?

 

Bugün bilgiye internetten kolayca erişebiliyoruz. Örneğin fizikte Sicim Teorisini geliştiren tanınmış bilim adamlarından Leonard Susskind’in en yeni konferanslarına ve Stanford Üniversitesi’ndeki fizik derslerine, üniversitenin YouTube video kanalından ücretsiz olarak ulaşabilirsiniz.

Şimdi bu konsepti bilgisayar teknolojisinin olanaklarıyla bir adım ileriye götürelim.

Ve İnternetle birlikte sanal gerçekliğin yaygınlaşacağını hesaba katalım: 25-30 yıl içinde hepimiz bilgisayarları düşünce yoluyla kontrol etmeye başlayacağız.  Bu da sanal gerçekliğin bütün dünyamızı sarması anlamına gelecek… Öyleyse sanal gerçeklik ne demek?

 

Dünyamızı nasıl kuşatacak?

Yazının devamı için tıklayınız

 

 

 

Yorum ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir