Uçan ambulans, uçan postacı ve uçan pizzacı geliyor

İster adına uçan robot deyin ister insansız hava aracı (UAV), 2014 “dron”ların yılı oldu. Domino’s Pizza’nın uçan pizzacı reklamı ve Amazon ile DHL’in uçan postacıları Youtube’daki viral videolar sayesinde 2014 gündemine oturdu.

Ancak, uçan robot sektörünün başını casus uçaklar ile pilotsuz savaş uçakları çekse de yeni teknolojiler UAV’ların kargo taşımacılığının ötesinde bambaşka alanlara yayılmasını sağlıyor.

Bunların arasında kalp krizi geçiren hastalar için uçan ambulanslar (evet yanlış duymadınız), Bosna-Hersek’teki mayınları temizlemek üzere havadan keşif yapan robotlar, Belize’de kaçak balıkçıları engelleyen “uçan kameralar” ve Afrika’da kaçak avlanmayı önlemek için geliştirilen dronlar var.

Biz de 2014’te dronlar dünyasında neler olduğuna ve insansız hava araçlarının 2015’te hangi alanlarda hayatımıza gireceğine bakalım. Bu alanlardan ikisi özellikle eğlenceye yönelik: Dronları Star Wars’daki Millenium Falcon gibi yarıştırdığımız “uçan robot rallileri” ve sörf yaparken sizi kameraya alan uçan telefonlar.

 

 

ambulance_drone-3Uçan ambulans

Sadece trafiğin aktığı ideal Avrupa yollarını dikkate alsak bile ambulansların kalp krizi geçiren bir hastaya ulaşması en az on dakika sürüyor. Şanslıysanız bu süre Türkiye’de 20 ila 40 dakika arasında değişiyor. Oysa ambulansın hastaya en kısa sürede ulaşması çok önemli. 10 dakikada gelirse yaşama şansı yüzde 8 olarak hesaplanıyor, fakat ambulans hastaya 1 dakika içinde ulaşırsa (yazıyla bir) yaşama şansı yüzde 80 oluyor!

Geçen yazımızda uçan otoları ve bunların tam kapsamlı birer uçan ambulans olarak nasıl kullanılabileceğini anlattık. Ancak, bu teknolojinin Türkiye’ye gelmesine en az 10 yıl var. Öte yandan kalp krizi geçiren bir hastayı kurtarmak için gerçek bir ambulans göndermek zorunda değiliz.

 

 

2014_drone_review-2Bunun yerine kalbin yeniden atmasını sağlamak için elektroşok cihazı (defibrilatör) taşıyan bir uçan robot gönderebiliriz: Kalp krizi geçiren kişilerin yakınları akıllı telefon ile ambulans çağırır. Küresel konumlandırma sistemiyle (GPS) yerinizi telefonla hemen bulan uçan robot da kargo bölmesinde taşıdığı cihazı bahçenize getirir.

Ardından yere konup sustalı çakı gibi otomatik olarak katlanır (pervaneleri ve pervane kollarını katlar). Siz de robotu elinizde çanta gibi taşıyıp eve götürürsünüz. Robotun önündeki kulaklık-mikrofon-kamera donanımı hastanedeki doktorların sizi bizzat yönlendirmesini sağlar. Böylece defibrilatörün kablolarını hastaya takarsınız.

Android uyumlu, Wi-Fi ve 3G mobil internet destekli uçan ambulans (daha doğrusu defibrilatör) doktor kontrolünde şok vererek hastayı hayata döndürür. İşte bu durumda müdahale süresi 1 dakikaya iniyor ve hastanın yaşama şansı tam on kat artıyor. O sırada gerçek ambulans da geliyor ve hastayı acil servise götürüyor. Peki bunu yapmak mümkün mü?

 

 

ambulance_drone-1Prototip üretildi

Hollanda Deft Teknik Üniversitesi yüksek lisans öğrencisi Alec Momont ambulans dron adını verdiği bir prototip geliştirdi ve bu sistem yukarıda anlattığımız şekilde işliyor. Bunun için tek yapmamız gereken şehri 12 kilometrekarelik alanlara bölmek ve her 12 km2ye birer dron kalkış pisti yapmak ki bu da oturma odası büyüklüğünde bir alana karşılık geliyor.

Madem ki İstanbul’da evlerin damına bile baz istasyonu kuruluyor, bu durumda binaların çatısına / bahçesine veya belediyenin “deprem dede” konteynır alanlarına bu UAV’lardan yerleştirebiliriz. Bu tür bir dron özel üretim olduğu için saatte 100 km hızla uçabiliyor ve Bostancı’dan Caddebostan’a 1 dakikada geliyor. Öyle ki portatif uçan ambulansların Türkiye gibi trafik sıkışıklığı çekilen ülkelerde, özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu gibi dağlık bölgelerde hayat kurtaracağını söyleyebiliriz.

Alec Momont’un dediği gibi uçan ambulansların önündeki asıl engel yasal mevzuat. Bu sebeple ambulans dronlar ancak 2020’de kullanıma girecek. İnsan böyle bir teknolojiyi duyunca ulaştırma bakanlığı ve belediyelerin hemen işe el atmasını istiyor. Acil durum UAV’ları için şehirlerin üzerinde bir an önce güvenli hava koridorları açılmalı. İnterneti kesilmeyen Wi-Fi uzak erişim noktaları kurulmalı. Buna şimdiden yatırım yapılmalı.

 

 

 

 

Güneydoğu Asya’da sıtmayı önlemek

Malezya ve Filipin ormanlarında yeni bir sıtma hastalığı baş gösterdi. Plasmodium knowlesi olarak bilinen bu sıtma türüne yol açan parazit normalde sadece uzun kuyruklu ve kısa kuyruklu makakları etkiliyor, fakat son raporlar yeni sıtmanın insanlara da bulaştığını gösteriyor. Sıtma hastalığı organ yetmezliği ve can kaybına yol açıyor.

Araştırmacılar yeni sıtma türünün hayvanlardan insanlara geçmesini ormanların yakılması ve ağaçların kesilmesine bağlıyor. Bu da sıtmayı taşıyan sivrisinekler, maymunlar ve insanlar arasındaki etkileşimin değişmesine sebep oluyor. Londra Hijyen ve Tropik Hastalıklar Okulu araştırmacıları bu bağlamda ağaçların nasıl kesildiğini ve arazinin nasıl çölleştiği ya da bataklığa dönüştüğünü anlamak için uçan robotlar kullanıyor. Program şimdiden uçan kameralarla havadan görüntü almaya başladı.

 

 

sıtma 2Doğrusu bu haberi okuduğumda aklıma her an daha fazla betonlaşan, her gün daha çok ağaç kesilen ülkemiz geldi. Bizde en azından büyükşehirlerde sıtma tehlikesi yok, fakat ağaçlar kesildikçe şehirlerdeki toz oranı artıyor. Şehirlerde yapılaşma ve hava kirliliği insan sağlığını tam olarak nasıl etkiliyor?

Doğrusu İstanbul’da nasıl inşaat yapıldığını, ağaçların nasıl kesildiğini ve buna bağlı olarak artan hastalık riskini gösteren UAV’lar kullanılsa harika olurdu. ÇED gibi kuruluşlar, STK’lar ve hastaneler bir araya gelse bunu yapabiliriz. Uçan robotlar sayesinde betonlaşma ve çevre kirliliğinin halkın üzerindeki etkisini an be an ölçebiliriz.

 

 

DHL2Köylere ilaç taşımak

Uçan robotlarla yapabileceklerimiz bununla sınırlı değil. Doğu Anadolu’nun karlı kış mevsiminde aylarca ulaşılamayan köylerin ilaca ihtiyacı var. En azından tipi ve fırtına görülmeyen havalarda dronlar bu uzak köylere ilaç taşıyabilir. Sonuçta sağlık ocağında yazılan tansiyon ilaçları, ağrı kesiciler ve diğer ilaçlar uzun bir ihtiyaç listesi oluşturuyor.

İlk bakışta inanması zor gelse de Almanya gibi 200 yıl önce sanayileşmiş olan bir ülkede bile ulaşılması zor adalar var. Almanlar bu adalara uçan robotlar ile ucuza ilaç taşımaya karar verdiler. Tekne yerine havadan teslimat yapmak bireysel kullanıcılar için ilaç fiyatlarını düşürüyor.

 

 

DHL3Alman belediyeleri bu konuda bürokratik engeller çıkarmak yerine hemen işe el attılar ve DHL kargo şirketinin kıyıdan 12 km açıktaki bir adada bulunan Norddeich köyüne Parcelcopter ile ilaç taşımasına izin verdiler (DHL bu dronu Amazon’la rekabet etmek üzere geliştirdi). Bunun için denizde güvenli bir uçuş koridoru belirlendi ve güvenlik amacıyla köyün dışında küçük bir iniş pisti inşa edildi.

Yerden 50 metre yüksekte saatte 65 km hızla uçan Parcelcopter gibi uçan robotların uzaktan kumandayla yönetilmediğini de belirtmemiz gerekiyor. Bunlar akıllı telefonlardaki GPS sistemini kullanarak kendi kendine uçan robotlar. O yüzden küçük ve çevik dronlar tasarlamak uçan araba üretmekten çok daha kolay.

Örneğin sıradan bir akıllı telefona özel mobil uygulama yükleyerek bu telefonu robota takabilirsiniz. Böylece söz konusu telefon robotun kamerası, gözü-kulağı, hatta beyni olarak çalışmaya başlar. Bugün yetkililerimiz Caddebostan sahilinde model helikopter uçuran çocukları üniversitede desteklese biz de çağa ayak uydurabiliriz. 😀

 

 

 

 

landminesMayın avcıları

Bildiğimiz gibi toprağa gömülen ve üzerine basınca yol açtığı patlamayla insanların sakat kalmasına yol açan kara mayınları “yavaş işleyen kitle imha silahı” olarak adlandırılıyor. Maalesef Sırbistan Bosna-Hersek ve Hırvatistan arasında 90’ların başında çıkan savaşta Bosna-Hersek’e çok sayıda mayın döşendi.

Acı ama gerçek: 2014 itibariyle 70 ülkede kara mayını var ve özellikle Uzak Doğu’da durum vahim. Çocuklar güvenle köy okullarına gidemiyor, kadınlar tarlaya çıkamıyor. UAV tasarım şirketi CATUAV bu sorunu çözmek için araziyi havadan tarayan dronlar geliştirdi. Bunlar özel kameralarla çekim yapıyor ve mayın bulunma ihtimali olan bölgeleri tespit ediyor. Böylece uzmanlar kara mayınlarını yöre halkını, mayın temizleme araçlarını ve hatta bu amaçla kullanılan hayvanları tehlikeye atmadan imha edebiliyor.

Bugün Bosna-Hersek’te 120 bin kara mayını bulunduğu düşünülüyor. 2014 yılında CATUAV, uzay hizmetleri şirketi Telespazio ve Avrupa Uzay Ajansı ESA mayınları temizlemek için bir araya gelerek mayın avcısı dron testlerine başladılar. Üç şirketin desteklediği proje Birleşik Arap Emirlikleri’nin düzenlediği Kara Mayınları Tespit yarışmasında yarı finale kalarak 1 milyon dolarla ödüllendirildi. Biz de buna benzer bir projeyi Güneydoğu Anadolu’daki vatandaşları korumak için geliştirebiliriz.

 

 

 

 

belize1Belize’de kaçak balıkçıları durdurmak

Belize’nin ünlü mercan resifleri aşırı avlanma nedeniyle yok oluyor. Hem balıkların soyu tükeniyor hem de trol ağları mercanlara zarar veriyor. Ancak, Belize gibi tropik kuşakta yer alan bir ülkenin kıyılarını kaplayan mangrov ormanlarının suya batan salkım saçak kökleri arasında kaçak balıkçı yakalamak zor. Bu nedenle Belize yetkilileri 2014 yılında sahilleri uçan robotlarla havadan gözetlemeye karar verdi.

Belize Balıkçılar Dairesi, Vahşi Hayatı Koruma Derneği (WCS) ve UAV ile Koruma adlı bir STK birleşerek Belize kıyılarında uçmak üzere yeni bir dron geliştirdiler. Bir saat boyunca kendi başına uçarak 50 km mesafeye ulaşan bu dron yüksek çözünürlüklü balıkgözü fotoğraflar ve HD film çekiyor. Böylece otoriteler kaçak balıkçıları görüp sahil korumayı bölgeye yönlendiriyor.

 

 

 

 

white-rhino_755_600x450Beyaz gergedanları korumak

2014 yılında Karayip kıyılarından Afrika’ya uzanan bir kuşakta araziyi havadan gece gündüz gözetleyen yorulmaz dronlar kaçak avcıların belası oldu. Bu konudaki en başarılı teşebbüslerden biri de Kenya Oj Pejeta Conservancy ile işbirliği yapan Californialı Airware şirketi.

Airware’in geliştirdiği dronlar motorlu kamera kundağı kullanıyor ve göklerde kartal gibi süzülerek yatay düzlemde 360 derece dönen gözleriyle aşağıdaki araziyi gözetliyor. Kenya bu noktada önemli, çünkü Afrika’da kalan son 7 beyaz gergedana ev sahipliği yapıyor. Beyaz gergedan sayısı 1960’larda 2000’di ama gergedan boynuzu tozunun afrodizyak olarak kullanılması kaçak avcıların iştahını kabarttı ve gergedanları soy tükenişin eşiğine getirdi.

 

 

 

 

s08_15048434Uçan sörfçü

Yakın zamana kadar sörf yapan turistleri ve sporcuları dalgaların içinden geçerken kameraya almak pahalı bir işti ama artık öyle değil. Paul Borrud ve arkadaşları 2014 Haziran ayında Mentawai Adaları’nı gezerken sörf yapmak için tekne turuna çıktılar. Borrud’un evcil dronu Phyllis de sörf yapan tatilcileri havadan kameraya aldı.

Bizi gökten izleyen dronlar gerçekten de dünyaya bakış açımızı değiştiriyor, çevremizi kuşların gözüyle görmemizi sağlıyor. Eskiden bunu belgesel izlerken yapıyorduk, ama günde birkaç kez şehrimizi gökten kameraya almanın yarattığı algı ve farkındalık gerçekten çok “farklı”.

 

 

 

 

eaBeni izle!

Elbette her ay Seyşeller’e tatile gidemez ve okyanus sularına dalıp kendimizi sürekli kameraya alamayız; ama dronlara kendi GoPro kameramızı takıp Follow Me (beni izle) özelliği sunan bir yazılımı uçan robota yükleyebiliriz. Hatta bunu eski akıllı telefonumuzu robota takarak yapabiliriz.

Peki bunu yapmak çok mu pahalı? Hayır değil. Böyle bir UAV’ın fiyatı KDV, kamera ve yazılım hariç 750 dolar. Bir kez düğmesine bastınız mı sizi uçuşa yasak olmayan bölgelerde pili bitene kadar izliyor. Nitekim bunları Android tabletlerle uçurabilir ve günlük hayatınızı gerçek bir spor gösterisine dönüştürebilirsiniz.

Bu sistemi sizi dünyanın en ünlü olimpiyat atletleriyle internet üzerinden sanal antrenmana çıkaran akıllı fitness bilezikleriyle birleştirdiğinizde durum çok daha ilginç bir hal alıyor. Çünkü kaleci Volkan’la sanal antrenmana çıkabilir, sonra bunun dron kaydını tablette veya evde izleyebilirsiniz. Bunun için ikinizi aynı anda izleyen birer uçan kamera yeterli. Bu tür “taraftarı futbolcuyla buluştur” etkinlikleri başarılı pazarlama kampanyalarında da kullanılabilir.

 

 

ralliDron rallileri

2014 yılının en ilginç UAV etkinliklerinden biri de Ekim ayında Fransız Alplerinde düzenlenen dron rallisiydi. Yarışmacılar kullandıkları dronların arkasına mavi, kırmızı, yeşil renkleriyle Star Wars filmlerindeki uzay gemisi roketlerini andıran parlak LED lambalar taktılar. Ardından 24 UAV pilotu uçan robotlarını ağaçlar arasındaki 150 metrelik dolambaçlı bir ralli parkurunda uçurdu.

Yarışmada kazalar da oldu tabii ama Sony ve Google Glass gibi gözlük ekranlara ek olarak uzaktan kumanda destekli tablet kullanan pilotlar dronlarını kıyasıya yarıştırdılar. Hatta gözlük ekranlar artırılmış gerçeklik (AR) yoluyla Terminator görüşü sağlayarak pilotlara sık ağaçlar arasında nereye sapacaklarını ok işaretleriyle gösterdi (pilotların uçarken önünü görmesi için UAV’lara kontak lens büyüklüğünde mini kameralar takıldı).

Her ne kadar bu yarış saatte 50 km hızla yapılsa da Star Wars Episode VI’da gördüğümüz uçan motosiklet kliplerine benzeyen son derece heyecanlı sahneler ortaya çıktı. Ne de olsa bu dronlar ağaçlar arasında dörtnala koşan atlardan 2,5 kat hızlı gidiyor.

 

 

 

 

robobee22015’e bakış

Dronların önündeki en büyük engel resmi otoriteler. Öncelikle uçan robotların çamaşır iplerine dolanıp komşulara çarparak insanları kendi balkonunda yaralamasını, pencerelerden içeri dalmasını istemiyorlar.

Halkın en büyük kaygısı ise polisin tıpkı ABD’de olduğu gibi vatandaşı göklerden sürekli gözetlemesi ve silahlı dronlarla toplumsal olaylara müdahale etmesi. Bu noktada özel hayat güvencesinin güvenli uçuş koridorlarıyla birleştirilmesi; ayrıca karda ve fırtınada kaza yapmadan uçan ucuz, hızlı ve güvenli dronlar geliştirilmesi büyük önem taşıyor.

Amerikalı ve Avrupalıların uçan postacılarla kargo taşımacılığına başlaması 2016’yı bulabilir ama dronlar şimdiden uçan ambulans gibi birçok farklı alanda kullanıma girdi. İnsansız hava araçlarıyla ilgili yeni gelişmeleri her zaman olduğu gibi bu sayfalarda aktarmaya devam edeceğiz.

 

Add a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir