Yapay Zeka ve Telepati >> İnsanların aklından geçeni okuyan ve hislerini anlayan duygusal bilgisayarlar

Bilim adamları, beyin hücrelerinin yaydığı elektrik sinyallerini okuyarak insanların neler hissettiğini anlayan “duygusal bilgisayarlar” geliştiriyor. Carnegie Mellon Üniversitesi’nde test edilen teknolojide, kendi kendine öğrenen yazılımlar ve özel bir MR cihazı kullanılıyor. Fonksiyonel MR görüntüleme cihazı (fMRI), nöronları tarayarak insan beyninin duygusal analizini yapıyor.

İnsan gibi düşünen duygusal robotlar, 20 yıl içinde yaşlılara ve hastalara hastabakıcı olarak hizmet vermeye başlayacak. Hem duygusal halimizden hem de fiziksel rahatsızlıklardan anlayan robot psikologlar, modern toplumda yalnızlık çeken bireylere yardımcı olacak. İşin ticari tarafına gelince… Duygusal zeka teknolojisi “Duygu Analizi ve Sosyal Zeka” ile birleşerek, marka iletişimde pazarlama dünyasının ilk Duygusal CRM uygulamalarını başlatacak.

Ancak bu teknolojinin kötüye kullanılması mümkün: İnsanların yaşadıkları olaylara verdiği duygusal tepkileri ölçen sistemler, son derece gelişmiş birer “yalan makinesi” olarak da kullanılabilir. Bu tür beyin okuma sistemleri, bizi MOBESE kameraları gibi izleyerek, sokakta yürürken aklımızdan geçenleri kablosuz telepati yoluyla “devlet büyüklerine” aktarabilir.

 

 

Telepatik bilgisayarlar

Carnegie Mellon Üniversitesi araştırmacıları, beyindeki elektriksel faaliyetleri kaydederek insanların duygusal hallerini anlayan ve insan beyninin duygusal analizini yapan yeni bir bilgisayar sistemi geliştirdiler.

Üniversite bünyesindeki Dietrich İnsan Bilimleri ve Sosyal Bilimler Yüksekokulu’nda (CMU) çalışmalarını sürdüren araştırmacılar, geleceğin duygusal robotlarına öncülük edecek olan bu sistemi, beyin hücrelerinin duyguları nasıl işlediğini anlamak için kullanıyor.

 

Beyin sinyallerini kablosuz bağlantı yoluyla uzaktan okuyan ve böylece beynimizin duygusal analizini yapan bilgisayarları yalnızca gelişmiş birer yalan makinesi olarak düşünmek hata olur. Bu bilgisayarlar, otistik çocukların ya da Down sendromu görülen bireylerin dış dünya ile iletişim kurmasını kolaylaştıracak. Düşünce gücüyle kontrol edilebilen robotlar, bilgisayarlar, hatta cep telefonları ve tekerlekli sandalyeler, bir gün engellilerin toplumda kendilerini özgürce gerçekleştirmesine yardımcı olacak.

 

 

Duygusal Zeka

Yapay Zekayı kitap kurdu bir insana, Duygusal Zekayı ise iş hayatında sıcak satış becerisi olan bir pazarlamacıya benzetebiliriz. Robotlar insanları çözmek ve verilen talimatları yerine getirmek için her ikisinden de anlamak zorunda.

Carnegie Mellon Üniversitesi’ndeki araştırmacılar, insanların gelecekte dış dünyayı düşünce yoluyla kontrol edebilmesi için düşünen bilgisayarların tek başına yeterli olmadığını gördüler. Sadece hızlı matematik işlemleri yapan ve Uzay Yolu’ndaki Bay Spock gibi şaşmaz bir mantık yürüten Yapay Zeka sistemleri geliştirmek yeterli değildi. Her şeyden önce duygusal birer canlı olan ve anlık duygusal kararlar alarak hayatını bir günde mahvedebilen insanlarla sağlıklı bir şekilde anlaşmak için “Duygusal Zekaya” sahip bilgisayarlar geliştirmek gerekiyordu.

 

İnsan beyninin duygusal analizini yapmak kolay değil: Öncelikle insanlar hislerini mecbur kalmadıkça açıklamıyor. Duygularını herkesin önünde belli eden kişiler iş hayatında başarısız oluyor. Ayrıca insanlar çoğu zaman bilinçli olarak duygusal tepki vermiyor. Bazen bir şeye kızıyoruz ama fark etmiyoruz ve kızgınlığımız hiç haberimiz olmadan yüzümüze yansıyor. Bazen de kızıyoruz ama neye kızdığımızı bilmiyoruz. Bu güçlükleri aşmak için sadece yüz ifadelerini analiz eden bir sistem kullanmak yerine, doğrudan insan beyninin duygusal analizini yapan bir teknoloji geliştirmek şart.

 

 

Duygusal dil

Marcel Just ve Tom M. Mitchell daha önce insan beynini okumak için özel bir dil geliştirmiş ve bireylerin somut düşüncelerini, kullandıkları basit kavramları anlayabilen bir bilgisayar modeli oluşturmuştu. Ancak, bu model insanların kompleks duygularını veya ince fikirlerini anlamakta yetersiz kalıyordu.

Yapay Zekaya hissiyat kazandırma yolunda önemli bir adım olan yeni “duygusal dili” geliştiren Karim Kassam1 ise, asıl amaçlarının derdini anlatan insanları dinlemek değil, insanların derdini anlamak olduğunu söylüyor. Duyguları doğrudan beyin hücrelerinden okumak, yalan söylemenin veya kendini kandırmanın önüne geçerek, kişilerle daha sağlıklı iletişim kurulmasını sağlayacaktır.

 

 

Kassam ve ekibinin geliştirdiği duygusal dil o kadar incelikli ki bu dili kullanan bilgisayarlar, müşterilerin bir markaya nasıl yaklaştığını veya seçmenlerin politikacılara nasıl tepki gösterdiğini anlayabiliyor.

 

Psikologlara çok faydalı

Bu noktada araştırma ekibinin karşılaştığı en büyük güçlüklerden biri, insanların hissettiği farklı duyguları birbirinden ayırmaktı. Bir kişi kızdığında veya sevindiğinde beyin hücreleri nasıl sinyal veriyor?

Eskiden beyin sinyallerini yorumlamak için insanlara güçlü duygusal tepkilere yol açan video klipler gösteriliyordu. Bu video kliplerde savaşlar ve çatışmalar gibi şiddet içerikli sahneler yer alıyordu. Ancak, insanlar zamanla şiddete alışıyor ve duyguları köreliyordu.

 

Şiddet içerikli sahnelerin yerine tiyatro aktörlerini kullanan Kassam, tiyatro oyuncularının insanlarla güçlü bir iletişim kurması sayesinde bu zorluğu aştı. Shakespeare tarzı bir oyunculukla, farklı duyguları canlı bir şekilde ifade edebilen aktörler araştırmacıların işini kolaylaştırdı.

Psikologlar, CMU Bilimsel Görüntüleme ve Beyin Araştırmaları Merkezine 10 aktör davet ettiler ve bu oyunculara dokuz temel duyguyu ifade eden kelimeler gösterdiler: Öfke, iğrenme, özenme, korku, mutluluk, şehvet, kibir, üzüntü ve utanç. fMRI taramasından geçirilen aktörler, görüntüleme cihazına defalarca ve rastgele bir sırayla girdi. Tekrarlanan ölçümler, duygusal analiz verilerini doğrulamak için kullanıldı.

 

 

Aktör kişilik

Aktörler veya teatral kişiliğe sahip olan bireyler duygularını dışa vurmak konusunda diğer insanlardan daha beceriklidirler; ama bunun karşılığında, tiyatro oyuncularının önemli bir dezavantajı var. Mesleki uzmanlık gereği, aktörler hissetmedikleri duyguları da dışa vurabiliyorlar. Aslında bu yöntemle rol yapıyorlar.

Kassam ve arkadaşları “sahte duygu sendromunu” aşmak için aktörlere ikinci bir test uyguladılar ve bu kez onlara daha önce hiç görmedikleri fotoğraflar gösterdiler. Söz konusu fotoğraflar arasında, kontrol grubu olarak insanlarda özel bir duygusal tepki uyandırmayan “nötr” resimler ve diğer aşırı ucu temsil etmek üzere, insanın içini kaldıran itici resimler yer alıyordu. Bu yöntemle geliştirilen bilgisayar yazılımı “samimi duyguları” sahtelerinden ayırt etmeyi öğrendi.

 

 

Büyük Veri ve duygu analizi

Yazının başında sizlere marka ve politikacı örneği vermemin önemli bir sebebi var. Günümüzde sosyal medyada marka iletişimi yürüten şirketler, müşterilerin davranış kalıplarını çıkarmaya, kullanım alışkanlıklarını ve duygusal tavırlarını sınıflandırmaya çalışıyor. Bütün bu süreç Sosyal Zeka ve Sosyal CRM altında değerlendiriliyor.

Bu veriler öncelikle sosyal medyada konuşan, web sayfalarında farklı düğmeleri tıklayan veya Google’da arama yapan kişilerden toplanıyor. Dijital evrende her gün katlanarak artan ve Twitter mesajları, Facebook duvar paylaşımları veya kullanıcı geribildirimlerinden oluşan bilgi yığınları, “yapısal olmayan Büyük Veri” olarak adlandırılıyor. Birçok şirket, insanların internet kullanım alışkanlıklarını duygu analizine tabi tutuyor.

İnternete girdiğimiz zaman doğrudan beyni tarayarak duygularımızı okuyan bilgisayarlar, müşteri hizmetlerinde çığır açabilir. Tabii özel hayatın gizliliğini ihlal etmek ayrı bir problem, ama şimdiye dek bu hiçbir şirketi durdurmadı ve seçmenleri Twitter’da veya internette fişlemek isteyen politikacıların da aynı teknolojiyi kullanacağından emin olabilirsiniz.

 

 

Duygusal analiz nasıl yapılıyor?

Carnegie Mellon Üniversitesi araştırmacıları, deneye katılanları birçok defa fMRI cihazından geçirdiler ve böylece duygu analizinde yüzde 84 doğruluk oranına ulaştılar (deneylere itici fotoğraflara ait verilerin eklenmesiyle doğruluk oranı yüzde 91 oldu).

Bundan sonraki aşama, tümüyle yabancı bir katılımcının duygularını okumaya çalışarak sistemi test etmekti. Araştırmanın en ilginç sonucu da bu oldu: İnsanların farklı kişiliklere sahip olmasına rağmen, duygusal analiz yazılımı yeni katılımcının duygularını yüzde 71 oranında doğru okumayı başardı.

Carnegie Mellon Üniversitesi Sosyal Bilimler ve Karar Verme Mekanizmaları Bölümünden mezun olan Amanda Markey, insanların duygusal olaylara hemen hemen aynı tepkileri gösterdiğini söylüyor: “Psikolojik farklılıklara rağmen, insanlar hissettikleri duyguları beyin hücrelerinde şaşırtıcı derecede benzer şekillerde kodluyor.”

 

 

Dağıtık yapılar

Araştırmanın en şaşırtıcı sonuçlarından biri de duygusal aktivitenin beynin belirli bir bölgesiyle sınırlı olmamasıydı. Duygusal analiz sistemi beynin sadece bazı bölgelerinden gelen sinyalleri dikkate alsa bile, insanların duygularını doğru olarak tespit edebiliyordu. Bu da beyin hücrelerindeki duygusal aktivitenin amigdala veya hipokampus gibi beynin belirli bölgeleriyle sınırlı olmadığını gösteriyordu.

İnsan beyni internet gibi gayri merkezi, dağıtık bir yapıya sahip: Düşünce ve duygulara ait beyin fonksiyonları beynin bütün bölgelerine dağılmış bulunuyor. Kafa travması geçirerek beyninin bir bölgesi hasar alan insanların, zamanla konuşma ve yazı yazma yetisini yeniden kazanmasının sebebi bu. Beynin bir bölgesi işlevini yitirdiğinde, diğer bölgeler bu fonksiyonu üstlenerek kayıpları telafi ediyor.

 

 

Güçlü duyguları tespit etmek daha kolay

Nefret, sevgi ve şehvet gibi güçlü duygular beynin “savaş ya da kaç” talimatı veren ilkel bölümleriyle yakından alakalı. Temel dürtülerin ve ana duyguların beynin belirli bölgelerinde toplanmış olması, insanlar arasındaki kişilik farklılıklarına rağmen bu tür güçlü duyguları okumayı kolaylaştırıyor.

Öte yandan, kıskançlık gibi kompleks duyguları tespit etmek daha zor. Bu tür duygular kişinin “Ben bu adamı neden kıskanıyorum?” diye sormasını gerektiriyor. Üst düzey beyin kabuğunun alanına giren karmaşık duygular kişiden kişiye değişiyor ve bunları analiz etmek için bireyleri tek tek taramak gerekiyor. Bir kişiden yola çıkarak başka birinin duygularını okumak kolay değil.

 

 

Temel dürtü

Yine de elimizde kompleks duyguları farklı bireylerde aynı beyin modelini kullanarak okumayı kolaylaştıran kestirme bir yol var. Çünkü okunması kolay temel dürtüler insanların gelişmiş duygularını da etkiliyor.

Örneğin bir kişiyi itici veya sempatik bulmak şehvet gibi temel bir dürtü olmayabilir, ama birinden hoşlanmak veya hoşlanmamak “savaş ya da kaç” dürtüsüyle ilişkilendirilebilecek bir karar sürecidir. Gerçekten de bu teoriyi duygusal analiz bilgisayarıyla test ettiğimiz zaman, bir kişi hakkında hissettiğimiz olumlu veya olumsuz duyguların beyin hücrelerinde aynı şekilde kodlandığını görüyoruz. Duyguların olumlu ve olumsuz olarak iki genel kategoriye ayrılması bilgisayarın da işini kolaylaştırıyor.

 

 

Carnegie Mellon Üniversitesi Bilişsel Beyin Görüntüleme Merkezi Direktörü D.O. Hebb insan beyninin hiyerarşik bir yapı içerdiğini; olumlu ve olumsuz duyguların şiddetli hisler, zayıf hisler ve sosyalleşme gibi alt kategorilere ayrıldığını söylüyor. Bu durumda gazap duygusunu olumsuz, şiddetli ve sosyal bir duygu olarak sınıflandırabiliriz.

Gelecekte araştırmacılar duygularını saklamak isteyenlerin gerçek hislerini anlayan sistemler geliştirecek. Bu sistemler kompleks duyguları da inceleyecek ve sevinçten ağlayan veya hem sevinen hem de üzülen insanları duygularını analiz edebilecek. Gelişmiş duygusal zeka bilgisayarları psikoterapi ve psikiyatrik tedavide çığır açabilir. Duygusal analiz yazılımları, özellikle işi karşısındakini anlamak olan psikologlara, doktorlara, avukatlara, pazarlamacılara, detektiflere ve politikacılara yardımcı olacaktır. Hatta psikolog doktorlar hastanelerde hizmet vermeye başlayacaktır.

 

 

Kişilik sorunlarına çare

Duygusal zeka sistemleri henüz prototip aşamasında olmasına karşın, insan duygularını analiz etmek açısından çok başarılı: Örneğin deneyimli bir detektifin bile, sorguya aldığı şüphelilerin gerçekten neler hissettiğini anlama şansı yüzde 60’tır. Bundan yola çıkarak, hayatta çektiğimiz sıkıntıların en büyük nedenlerinden birinin iletişim sorunları olduğunu söyleyebiliriz. Birbirimizi anlamakta zorlanıyor, karşımızdakinin duygularını tartamıyoruz.

Devletin ve şirketlerin aklımızdaki en gizli düşüncelere bile hakim olacağına dair Büyük Birader korkularımızı bir an unutacak olursak bu gerçeğin farkına varıyoruz: “Duygusal zeka” yazılımları, uyumsuz kişilik olarak toplumdan dışlanan birçok kişinin problemlerini çözebilir.

 

 

İnsanlığın geleceği

İnsan gibi düşünen ve hisseden robotlar insan türünün geleceğini de kurtarabilir. Battlestar Galactica filminde 12 koloninin gezegenlerine nükleer saldırı düzenleyen Cylonları hatırlayalım. Bu robotlar insanlardan daha güçlü bir fiziğe ve daha gelişmiş bir beyne sahip oldukları için insan türünü küçümsüyor, insanoğlundan nefret ediyorlardı.

Biz de insanların yapmak istemediği hastabakıcılık gibi işleri üstlenmeleri için akıllı robotlar geliştireceğiz. Ancak bu robotlara duygusal zeka vermezsek, makine adamlar “insanoğlu bizi köleleştirdi” diyerek isyan edebilir, maaş hakkı ve sosyal haklar kazanmak için toplumsal olaylar çıkarabilirler. Süper bilgisayar hızında düşünen ve Superman kadar güçlü olan robotlar bu savaşı kazanırsa, insan türünü Matrix filmindeki gibi sanal dünyada köleleştirebilirler.

 

Oysa robotlara duygusal zeka kazandırırsak onlar da sevmeyi, anlayışlı olmayı başarabilir ve böylece, bizi yok etmek yerine, hayat sorunlarını bizimle birlikte çözmeye karar verebilirler. İşte bu yüzden duygusal zekayı pazarlama mantığının ötesinde önemsiyorum. İnsanların bu tür bir teknolojik felakete uğramasını önlemenin tek yolunun, bizlere aşık olabilen ve bizlerin de aşık olabileceği robotlar yaratmaktan geçtiğini düşünüyorum.

Önümüzdeki hafta Yapay Zeka konusunu detaylarıyla ele alacağım. Ne de olsa hep robotların insanlara dönüşmesinden söz ediyoruz. Peki insanlar robotlara veya organik süper bilgisayarlara dönüşürse ne olacak? Battlestar Galactica’da gördüğümüz insandan ayırt edilemeyen organik robotlar bence bunun bir habercisi… İnsan hayatı bir antagonizm, çatışma ve çelişkiler alanı olduğuna göre madalyonun iki yüzünü de düşünmek gerek :).

 

İnsan beyninin duygusal analizini yapmak

 

 


İnsanların duygusal yüz ifadelerini taklit eden robotlar şimdiden geliştirildi

 

1Identifying Emotions on the Basis of Neural Activation: Karim S. Kassam, Amanda R. Markey, Vladimir L. Cherkassky, George Loewenstein, Marcel Adam Just; PLOS ONE, June 19, 2013

 

2 Comments

Add a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*