Etiket arşivi: fetüs

Fetüs Kanında Kanser Testi Yapılacak

Fetüs-kanında-kanser-testi-yapılacakBilim insanları anne karnındaki fetüs kanında kanser testi yapıyor. Fetüs kanından anne kanına karışan hücre dışı (serbest) DNA hem kanser riskini hem de anne veya bebeğin ne tür kansere yakalanabileceğini gösteriyor. Fetüs kanı testiyle anne ya da bebekteki kanseri saptamak da mümkün oluyor. Kanda kanser testi ileride bütün ebeveynlerin yaptırmak isteyeceği bir test olacak. Üstelik birçok kanser türüne belirti göstermeden tanı koymayı sağlayarak kanseri iyileştirme şansını artırıyor. Peki fetüs kanında kanser testi nasıl yapılıyor? Doktorlar neye dikkat ediyor? Önceki yazıda Alzheimer hastalığını 25 yıl önceden gören biyoteknolojiyi anlattık. Şimdi de hücre dışı DNA kanser testini görelim:

Kanser testi nasıl çalışıyor?

Kanseri ne kadar erken teşhis edersek iyileşme şansı o kadar artar. Öte yandan vücudun derinliklerinde gizlenen mikroskobik süreci belirti göstermeden fark etmek de zor. Üstelik birçok kanser türü belirti verdiğinde geri dönüşü olmayan noktaya geliyor. Bunun dışında kansere tanı koymak da neredeyse tedavi olmak kadar yorucu bir süreç… Vücudu zorlayan bir takım ilaçlar veriliyor ve MR ya da PET gibi görüntüleme cihazlarıyla çekimler yapılıyor. Üstelik başlangıçta belirti vermeyen kanserleri MR’la tespit edemiyoruz. Bilim insanları işte bu sorunu çözmek için kansere yönelik yeni bir kan testi geliştirdiler.

İşin ilginci 50 yıl önce temelleri atılan testin amacı kanseri teşhis etmek değildi. Bilim insanları öncelikle ceninlerin (fetüs) kalıtsal hastalıklara yakalanma riskini ölçmek istiyordu. Nitekim kanser kan testinin temeli hücre dışı DNA’dır. Aslında kanser için başka testler de geliştiriyorlar ama ben okuduğunuz yazıda her şeyi başlatan teste odaklanacağım. Bu bağlamda hücre dışı DNA kanda serbest dolaşan DNA’dır. Oysa insan DNA’sı hücrelerin çekirdek zarında ve yine hücrelerin bir organcığı olan mitokondrilerde bulunur. Normal şartlarda ise sadece hücreler ölünce kana karışır:

İlgili yazı: Kodlama İçin En Gerekli 16 Programlama Dili

 

Kanser testi ve hücre dışı DNA

Vücut ölen hücreleri adeta sindirir ve yeni hücreler için ham madde olarak kullanır. Geri kalanını da çeşitli yollardan dışarı atar. Ölünce bozulup dağılan hücreler kana serbest DNA karıştırır. Hastalandığımız zaman da hücre dışı DNA oranı artabilir. Örneğin Fransızlar kanda dolaşan DNA’yı 1928 yılında, deri veremi hastalarında saptamıştı. Sonra bunun örnekleri çok arttı. Bağışıklık sistemi hastalıkları, kanserler, bulaşıcı hastalıklar hep kandaki DNA miktarını aşırı artırıyordu. Araştırmacılar 1977 yılında 173 kanser hastası ve 55 kontrol grubu sağlıklı birey üzerinde yaptıkları araştırmada, kanser hastalarının yarısında yüksek miktarda hücre dışı DNA tespit ettiler.

Dahası kanserin metastaz yaptığı, yani yayıldığı hastalarda bu oran daha yüksekti. Oysa bu işin kanser testine varması için 90’ları beklemek gerekti. O yıllarda gelişen bilgisayar teknolojisi hücre dışı DNA’yı kanser testinde kullanmaya imkan verdi. Örneğin 1994’te iki grup araştırmacı, kanser hastalarındaki hücre dışı DNA’da tümör hücrelerindeki genetik mutasyonların aynısını buldular. İzleyen çalışmalarda gördük ki hücre dışı DNA tabanlı kan testi sadece kanseri tespit etmeyi sağlamıyordu. Aynı zamanda ne tür kanser olduğu ve tedavinin işe yarayıp yaramadığını gösteriyordu.

Kanser testi ve DNA tarama

Bu sırada diğer araştırmacılar da anne karnındaki fetüslerin kanında dolaşan serbest DNA’yı araştırıyordu. Bu da kanser teşhisinde devrim yaptı. 1989’da doktorlar bir annenin kanında fetüs hücreleri buldular. Annenin vücudu fetüsü göbek kordonuyla beslediğinden bu gayet normaldi. Oysa birkaç yıl sonra doktorların aklına başka bir şey geldi. Ceninin kendi kanındaki hücre dışı DNA anne kanına da karışıyor olabilirdi! Hekimler bunu görmenin mümkün olup olmadığını test etmeye karar verdiler. Böylece erkek cenin sahibi kadınların kanını incelediler. Öyle ya! Kadın kanında Y kromozomu bulursanız bu ancak annenin erkek çocuğundan gelebilir:

İlgili yazı: Süperiletken Grafen Elektronikte 5 Devrim Yapacak

 

Kanser testi ve müdahalesiz testler

Y kromozomunu aradılar ve buldular da! Böylece tıpta doğum öncesi muayene devri başlamış oldu. Fetüs kanını inceleyerek çocukta ileride kanser gelişme veya sakat doğrum riskini ölçmek, çocuğun ileride miyop olup olmayacağını öngörmek gibi alanlar açıldı. Sonuç olarak araştırmacılar sağlıklı annelerin kanındaki hücre dışı DNA’nın yüzde 3 ila 15’nin ceninden geldiğini gördüler. Üstelik insanlarda 46 kromozom vardır. Fetüsten gelen kromozomlar bu sayıyı artıracağından kolayca doktorların gözüne batar. Biz de ek kromozom kopyalarına anöployit deriz.

Bir bebekte anöployit bulursanız anne–babanın zor bir evlat yetiştirmeye hazırlanması gerekir. Örneğin Down sendromlu insanlarda 21. kromozomun üçüncü bir kopyası vardır. Her durumda araştırmacılar bu tür ayrıntıları kanser testi için netleştirirken yıl 2011 oldu. 10 yıl önce ebeveynler çocuklarının fazladan kromozom olup olmadığını öğrenmek için test yaptırmaya başladılar. Potansiyel hastaların yaşam kalitesini artıran bu biyoteknolojiye müdahalesiz muayeneler diyoruz. En basitinden kadınların kist için biyopsi yaptırmak zorunda olmaması gibi… En iyisi bunu İngilizlerin yaptığı gibi NIPT olarak kısaltalım da her seferinde uzun uzun yazmayalım:

Müdahalesiz kanser testi

2013’te NIPT’leri kanser tanısı koymakta kullanmaya başladık ki yanlışlıkla oldu desek yeridir. O yıl 37 yaşındaki bir annenin kanında ek 13 ve 18. kromozomlar çıktı. Kadın gebe olduğundan bilim insanları bunların ceninden geldiğini sandılar. Oysa onlar fetüste genetik hastalık ararken annenin hasta olduğu ortaya çıktı. Kadıncağız doğumdan sonra leğen kemiği ağrısıyla doktora gittiğinde uzmanlar kemiğin çatladığını gördüler. Üstelik vajinal kanser (dölyolu kanseri) yüzünden çatlamıştı. Kanda kanser testi açısından demek istiyorum ki anöploitler yalnızca fetüslerde oluşmaz. Yetişkinlerde de oluşup kanser göstergesi olabilir! Peki NIPT ile kanseri belirti göstermeden tanılamak mümkün mü?

İlgili yazı: Gerçek Adem: ilk insan ne zaman yaşadı?

 

Evet mümkün

2015’te araştırmacılar rutin NIPT yaptıran gebe kadınlara hücre dışı DNA testi de yapmaya başladılar. Muayenede fetüslerdeki 13 ve 21. ek kromozomları aramakla kalmadılar. Aynı zamanda kadınların genomundaki (gen dizisi) DNA parçalarını da aradılar. Böylece 4000 örnek içinde üç hastada anormal sonuçlar buldular. Bunları kanser için ayrıca taradıklarında kadınların hiçbir belirti göstermeden kanser olduğunu anladılar! Neyse ki insan kanında hücre dışı DNA bazlı kanser testi yapmakta sadece gebe kadınlar ve fetüslerle sınırlı değiliz. Bu yöntemi çocuk veya yetişkin, bütün bireylerde kullanabiliriz.

Önümüzdeki en büyük engelse kandaki hücre dışı DNA’yı diğer maddelerden ayırmaktır. Aynı zamanda hangi kanserin ne kadar hücre dışı DNA ürettiğini bilmemiz lazım. Aksi takdirde, kanser bir kez ortaya çıkınca bedende mutasyon geçiriyor. Bireylerde birden fazla kanser ortaya çıkabiliyor ve kanser kemoterapiye dirençli olmak gibi açılardan herkeste farklı gelişiyor. Yine de bugün kanser testi yaparsınız, yarın herkesin kendine özel kanserini tespit edip tedaviyi kişiselleştirirsiniz. Bugüne dek kanser tedavisinde kişiye özel ilaç kokteylleri, kemoterapi ve radyoterapi karışımları kullanıyorduk. Gelecekte kişinin kanserine özel ilaçlar tasarlayacağız.

İlgili yazı: Düz Dünya Teorisini Çürüten 12 Kanıt

 

DNA testi için sonsöz

Dolayısıyla hücre dışı DNA tabanlı kanser testleri kanser tedavisindeki en büyük ilerlemelerden biri olacaktır. Siz de kanseri tedavi etmek niye zor diye sorabilir ve kişiye özel ilaçlar için protein katlamaya bakabilirsiniz. Alzheimer hastalığını 25 yıl önceden, daha ortaya çıkmamışken nasıl teşhis edeceğimizi görebilirsiniz. DNA testi yaparsanız neler öğreneceğinizi araştırarak DNA’ya yeni harfler ekleyerek insanları nasıl fiziksel olarak üstün ve süper zeki yapacağımıza göz atabilirsiniz.

Hızını alamayarak mRNA tabanlı Biontech Covid 19 aşısına ve Delta varyantına bakabilirsiniz. İnsanları şempanzelerden ayıran yüzde 4 DNA’yı, DNA bazlı biyolojik bilgisayarları ve DNA’nın neden sağ elli olduğunu da görebilirsiniz. Oysa kendinizi gerçekten cesur hissediyorsanız Y kromozomu neden aşınıyor? Yoksa erkeklerin soyu tükeniyor mu diye sorarak neden bazı İngilizler artık iki anneden doğacak yazısını da okuyabilirsiniz. Bilimle ve sağlıcakla kalın.

Kara delikler galaksileri nasıl döndürüyor?


1Pre-symptomatic Identification of Cancers in Pregnant Women During Noninvasive Prenatal Testing
2Cell-Free DNA: Hope and Potential Application in Cancer
3Tissue-specific cell-free DNA degradation quantifies circulating tumor DNA burden

Anne-Fetüs Rekabeti ve Adet Görme >> Çoğu memeli adet görmezken neden kadınlar regl oluyor?

İnsanlar ve yakın akrabalarımız olan kuyruksuz maymunlar dışında adet gören yegane hayvanlar fil faresi ve bazı yarasalar. Madem regl olmak üreme döngüsünün önemli bir parçası, neden adet dönemi diğer memeli türlerinde görülmüyor?

Kızlarda adet kanaması 9-12 yaşlarda başlıyor ve kadınların çoğu regl oluyor. Ancak diğer hayvanların dişileri kadınlar gibi adet görmüyor. İnsanlar gibi doğum yapan hayvanlar arasında bile çok az sayıda tür adet kanaması geçiriyor.

Bilim adamları bu nedenle adet görmek için bilimsel bir sebep bulmakta zorlanıyor. Özellikle de adet görmenin kadınların üreme döngüsünün önemli bir parçası olduğu düşünüldüğünde bu soru gizemini koruyor.

 

 

Adet görme nedir?

Kadınlar her ay (ayın 1’inde olması şart değil) başta östrojen ve progesteron olmak üzere üreme hormonlarından etkilenerek adet görüyor. Bütün bu süreç rahmi (dölyatağı) gebeliğe hazırlıyor.

Dölyatağı içkatı, uterus mukozası veya kısaca endometriyum olarak bilinen rahim iç duvarı adet döneminde içine embriyo yerleştirmeye hazırlanıyor. Endometriyum kalınlaşarak farklı katmanlara bölünüyor ve bu sırada yaygın bir kan damarı ağı geliştiriyor.

 

 

Kadın bu süre içinde hamile kalmazsa progesteron düzeyleri düşmeye başlıyor. Kalın endometriyum dokusunu besleyen ama artık körelen kan damarları ve adet döngüsünde oluşan ek doku vajinadan geçerek vücuttan dışarı atılıyor. Bu kanama adet görme olarak adlandırılıyor.

Kadınlar 3-7 gün süren adet görme sırasında 30 ila 90 ml sıvı kaybediyor. Bilim adamları bu değerleri kadınlara ağırlığı önceden ölçülmüş pedler ve tamponlar vererek belirlediler. Kullanımdan sonra pedlerin ağırlığını ölçtüler.

 

 

Kadınlar neden adet görüyor?

Bilim adamları adet görmeye bugüne kadar kesin bir açıklama getiremediği için konu gerçek bir kültür efsanesine dönüştü. Din adamlarından psikologlara, sanatçılardan aktarlara, bilgelere ve şifacılara kadar hemen herkes regl olmayı açıklamaya çalıştı.

Illinois Üniversitesi, Urbana’dan Kathryn Clancy, “İnsanlar önce adetin vücuttan toksinleri atmakla ilgili olduğunu düşündüler” diyor. Ancak 1900’lerin başında yapılan tıbbi araştırmaların çoğu kadınların cinsel hayatıyla ilgili tabulardan etkilendi. Hatta ilk adet görme teorileri kadınlara yapılan cinsel ayrımcılıkla şekillendi.

 

 

Adet gören kadınlar çiçekleri kurutuyor (!)

Örneğin dönemin popüler doktorlarından Bela Schick 1920 yılında “menotoksin” kavramını ortaya attı. Aybaşında eline çiçek verilen ve çiçek verilmeyen kadınlar üzerinde deneyler yapan Bela Schick, kadınların kanama sırasında vücuttan toksin attığını ve bu toksinlerin çiçeklerin kurumasına yol açtığını söyledi.

Schick’e göre menotoksinler hamurun mayalanmasını önleyerek ekmek pişirmeye de engel oluyordu. Hatta daha ileri giderek adet gören kadınların terlerken tehlikeli toksinler saldığını söyledi. Böylece adet gören kadınların biranın, şarabın ve turşunun bozulmasına yol açtığı söylentileri aldı yürüdü.

Clancy, “O yıllarda insanlar kadınların pis ve iğrenç olduğunu düşünüyordu” diyor. “Sorun şu ki 70’lere kadar bu fikir yaygındı. Gerçekte ise bunlar kötü tasarlanmış araştırmalar ve menotoksin diye bir şey yok.”

 

 

Yeni aybaşı teorileri

1993 yılına gelindiğinde yeni bir aybaşı teorisi popüler medyanın dikkatini çekti. California Berkeley Üniversitesinden Margie Profet, adet görmenin “spermin rahme taşıdığı hastalık yapıcı organizmaları temizlemek olduğunu” öne sürdü

Clancy bilimsel kisveye bürünen bu önyargının son derece saçma olduğunu söylüyor: “Kadınlar kirlidir demek yerine erkeklerin pis olduğunu söylüyordu. Öyle ki biz kadınlar cinsel organ hastalıklarına yakalanmamak için erkeklerin pisliğini sürekli içimizden temizlemek zorundaydık.”

 

 

Kadınlar kirlidir hurafesi

Profet’in fikirleri kanıt yetersizliği nedeniyle gözden düştü. Örneğin adet döneminden önce ve sonra dölyatağında daha çok hastalık yapıcı bakteri olması gerekiyordu, ama böyle bir durum tespit edilemedi.

Hatta tersi sonuçlar da öngörüldü: Adet sırasında demir, protein ve şeker bakımından zengin bir kanama görülüyordu. Bu nedenle adet görmenin enfeksiyon riskini arttırabileceği düşünüldü. Kanama sırasında rahim boynundaki mukusun azalması, bakterilerin içeri girmesini de kolaylaştırıyor olabilirdi.

Profet başka bir öngörüde daha bulundu. Bir türün dişileri birden çok erkekle çiftleşirse adet kanamasının şiddeti artıyordu. Bunun nedeni sperm kaynaklı enfeksiyon riskinin artacak olmasıydı. Ancak bilim adamları hayat kadınlarında veya sık eş değiştiren (toplumsal kabullere göre değişen keyfi bir ifade) kadınlarda böyle bir durum tespit edemediler.

 

 

Diğer memeliler neden adet görmüyor?

Michigan Üniversitesi Ann Arbor’dan antropolog Beverly Strassmann, Profet’i en sert eleştiren grupta yer aldı. Strassmann ile meslektaşları, toplumsal önyargılarla hurafelerin kadına ayrımcılığı körükleyecek şekilde kullanılmasından ve boş inançların bilimsel argümanlar gibi sunulmasından rahatsız olmuşlardı.

Böylece Strassmann 1996’da kendi görüşünü ortaya koydu. Konuya değişik bir bakış açışı getirerek kadınlarda aybaşını anlamanın yolunun adet görmeyen memelileri incelemekten geçtiğini söyledi. Buna ek olarak adet gören diğer memelileri de incelemek gerekiyordu.

 

 

Enerji tasarrufu

Adet gören memelilerin dölyatağı çeperleri kadınlarda olduğu gibi kalınlaşıyor ve gebe kalmadıkları zaman ya kanlı dokuyu vücuda geri emiyor ya da adet kanamasıyla dışarı atıyorlar. Strassmann bu nedenle adet görmenin basit bir sebebi olduğunu düşündü:

Dölyatağında kanla beslenen kalın bir çeper oluşturmak çok enerji gerektiriyordu. Bu yüzden dişilerin metabolizması duvarı her ay çöpe atarak yeniliyordu: “Aslında kanama sürecini açıklamaya çalışmaktansa enerji tasarrufu mantığını kullandım. Amacım adet döngüsünün sebebini açıklamaktı.”

Belki de bazı türlerde kanama azdı ve bu yüzden kanlı dokuyu vajinadan dışarı atmak yerine vücutta absorbe ediyorlardı. Kadınlarda ise durum farklıydı. İnsan türünde kanama fazla olduğu için belirgin adet kanaması görülüyordu: “Bazı türlerdeki kan kaybı evrimsel adaptasyon değil de bir türün anatomisi ile psikolojisinin yan etkisi olabilir.”

 

 

Adet görme ve fetüs davranışı

Strassmann adet kanamasını evrimsel bir süreç değil de adet döneminin yan ürünü olarak açıklayan ilk kişi değildi. Liverpool Üniversitesi’nden Colin Finn de 1998 yılında benzer bir şey önerdi. Finn de adet görmenin dölyatağı anatomisinden kaynaklanan periyodik bir zorunluluk olduğunu söyledi. Ancak, bunun Strassmann’ın iddia ettiği gibi enerji tasarrufuyla ilgili olduğuna inanmıyordu.

Finn’e göre embriyolar annenin dokusunun derinliklerine batarak rahme yerleşme eğilimi gösteriyordu. Rahim de kendini delinmekten korumak için katman katman kalınlaşıyordu. Bu kalın doku sadece birkaç gün boyunca embriyonun yerleşmesine uygundu, ama kadın hamile kalmazsa dokunun adet kanamasıyla dışarı atılması gerekiyordu.

 

 

Adet gören memeliler

Bilim adamları kadınların neden adet gördüğünü anlamak için hem adet gören hem de adet görmeyen memelileri inceliyor. İnsanları saymazsak adet gören hayvanlar arasında evrimsel akrabamız olan primatlar başı çekiyor: Bunlar maymunlar ve kuyruksuz maymunlar. Afrika ve Asya’da yaşayan maymunların büyük kısmı adet görüyor. Makaklar da buna dahil.

Elbette büyük kuyruksuz maymunlar da adet görüyor. Ancak adet kanaması özellikle şempanzeler ve şebekler arasında yaygın. Buna karşın gorillerle orangutanlarda az kanama görülüyor. Dolayısıyla bu türlerde adet gören dişileri bulmak için hayvanları yakından incelemek gerekiyor. Cadı maki gibi diğer primatların da adet gördüğü düşünülüyor ama elimizde kesin bir kanıt bulunmuyor.

New York Eyalet Üniversitesi’nden emekli profesör John J Rasweiler IV’un dediği gibi primatlar dışında aybaşı sadece iki grupta görülüyor: Bazı yarasalar ve fil fareleri. Adet gören yarasa aileleri ise kuyruklu yarasalar ve yaprak burunlu yarasalar olmak üzere iki grupla sınırlı.

 

 

Yarasalarla benzerlik

Bu yarasa ailelerinin dişileri kadınlara benzer şekilde adet görüyor. Örneğin kısa kuyruklu meyve yarasalarının adet döngüsü 21-27 gün ve bu da neredeyse insanlar kadar uzun bir dönem. Adet görme de hemen hemen aynı sürede gerçekleşiyor.

Ancak yarasalarda insanlarda olduğu gibi belirgin bir kanama görülmüyor. Rasweiler’a göre bunun sebebi basit: “Yarasalar çok küçük hayvanlar ve dölyatağı duvarı da daha küçük kılcal damarlarla kaplı.”

Her durumda adet gören hayvan türlerinin sayısı çok az: İnsanlar, kuyruksuz maymunlar, maymunlar, yarasalar ve fil fareleri. Peki neden bu kadar az? 2011 yılında bilim adamları kadınların neden adet gördüğünü açıklamak için yeni bir teori geliştirdi.

 

 

Hamilelik doğaçlama mı?

Yale Üniversitesi New Haven, Connecticut’tan Deena Emera’ya göre adet görmek bir dişinin kendi rahmi üzerinde ne kadar kontrol sahibi olduğunu gösteriyor. Öyle ki adet gören hayvanlarda rahim duvarının progesteron hormonuyla dönüşerek kalınlaşma süreci tümüyle anne kontrolünde bulunuyor.

Embriyolar rahim çeperine ancak rahim duvarı kalınsa ve besleyici uzmanlaşmış hücrelerle kaplıysa yapışabiliyor. Bu da dişinin gebe kalıp kalmayacağını pratikte kontrol etmesi anlamına geliyor. Bilim adamları bunu “doğaçlama karar verme” olarak adlandırıyor.

Bu teoriye gere kadın vücudu gebe kalmaya cinsel birleşme sırasında karar veriyor ve kadın vücudu her zaman için gebeliği reddedebiliyor. Ancak bu durum, doğum kontrol yöntemleri kullanmayan kadınların hamile kalmayı bilinçli ve istemli olarak kontrol edebildikleri anlamına gelmiyor. Bu vücudun yaptığı istemsiz bir seçim.

 

 

Gebe kalmak kadın vücudunun kontrolünde mi?

Diğer memeli türlerinde ise rahim duvarının kalınlaşmasını embriyo sinyali belirliyor. Kısacası adet görmeyen memelilerde rahim duvarı sadece dişi gebe kalınca kalınlaşıyor: “Adet gören türlerle gebeliğe tam döllenme aşamasında karar veren türler arasında belirgin bir örtüşme var” diyor Emera.

Bu model doğruysa adet görmeyle ilgili asıl soru şu: Neden bazı türlerde dişi kendi rahim duvarını kontrol ediyor da diğer türlerde bunu embriyo denetliyor? Emera’ya göre bunun nedeni anne-fetüs rekabeti: “Doğaçlama karar vermek anne ve fetüs arasındaki çatışma nedeniyle evrimleşmiş olmalı.”

 

 

Fetüs anneye karşı

Bilim adamları fetüsle anne arasındaki rekabeti açıklamak için iki seçenek öne sürüyor. Birincisi, doğaçlama karar vermek anneyi saldırgan bir fetüsten korumak için evrimleşmiş olabilir. Sonuç olarak bütün fetüsler beslenmek amacıyla rahim duvarına yapışıyor, ancak bazılarının duvarı delmesi söz konusu.

Nitekim atlar, inekler ve domuzlarda embriyo rahim duvarının yüzeyinde duruyor. Köpekler ve kedilerde fetüsler duvarı biraz kazarak yerine yerleşiyor. Ancak insanlar ve primatlardaki saldırgan fetüsler doğrudan anne kanıyla beslenmek için rahim iç duvarını tümüyle delmeye çalışıyor.

Purdue Üniversitesi’nden Elizabeth Rowe, “Çünkü anneler ve bebekler evrimsel bir çekişme içinde” diyor. Annenin amacı bebekleri ne kadar besleyeceğine karar vermek. Besin rezervlerinin bir kısmını daha fazla bebek sahibi olmak için diğer fetüslere ayırabilir. Öte yandan her bebek annesinden maksimum enerji almak istiyor: “Fetüs saldırganlığı arttıkça anneler de rahim duvarını kalınlaştırarak savunmaya geçiyorlar.”

 

 

Sakat doğumları önlemek

İkinci seçenek daha çarpıcı: Doğaçlama karar verme yöntemi annenin gebeliği boşa çıkaracak kötü embriyolardan kurtulması için evrimleşmiş olabilir.

Sonuç olarak insan embriyoları genetik anormalliklere karşı çok hassas (sakat doğum riski) ve insanlarda gebeliğin ilk birkaç haftasında düşük yapma ihtimalinin diğer türlere göre yüksek olmasının başlıca sebebi de bu hassaslık.

 

 

Emera bunu insanların diğer türlerden farklı olan seks alışkanlıklarına bağlıyor: “İnsanlar üreme döngüsünün herhangi bir aşamasında çiftleşebiliyor. Oysa memeliler döllenme kalitesini arttırmak için genellikle yumurtlama sırasında çiftleşir.”

Dişilerin yumurtlama zamanı dışında da birleşmesine uzatılmış çiftleşme deniyor. Adet gören primatlar, yarasalar, fil fareleri ve elbette insanlarda uzatılmış çiftleşme alışkanlığı var. Bu da yumurtanın döllenme sırasında birkaç günlük olması demek. Yaşlı yumurtalardan anormal embriyolar gelişebilir. Bu durumda adet görme, vücudu sakat doğuma yol açacak yaşlı embriyolardan temizlemek için evrimleşmiş olabilir.

 

 

Defolu embriyo

Rahim duvarı bir kez kalınlaştıktan sonra uzmanlaşmış hücreler defolu embriyoları tespit ederek önlem alıyor. Bu bağlamda doğaçlama karar verme süreci, annenin besin kaynaklarını sağlıklı embriyolara saklaması olarak da görülebilir:

“Kadın vücudunun gebeliği kontrol etmesi riskli embriyoya yatırım yapmayı önlüyor. Bu sayede kadın vücudu başarılı bir gebeliğe hazırken genetik kusurlar içeren embriyodan hemen kurtulmuş oluyor.”

 

 

Ayrıca, adet gören memelilerin hemen tamamında uzun gebelikler görülüyor. Aynı zamanda yavrulama sayısı da az. Her seferinde bir-iki bebek doğuyor ve kadın vücudu bu bebeklere büyük kaynak ayırıyor. Tek bir bebeği kaybetmenin bile maliyetli olduğu gebeliklerde kusurlu embriyoları adet görme yoluyla elimine etmek sağlıklı üremede avantaj sağlıyor olabilir.

Örneğin, bilim adamları 2008 yılında yaptıkları bir araştırmada makak embriyolarında genetik anormallikler görme ihtimalinin yüksek olduğunu buldular. Ancak, diğer adet gören memeli türleriyle ilgili veriler yetersiz olduğu için bu varsayım henüz kanıtlanmadı.

 

 

Adet görmek son yüz yılda yaygınlaştı

Bilim adamları doğaçlama karar verme mekanizmasının neden evrimleştiğini henüz bilmiyor, ama adet dönemi bulmacısını çözmek üzere olduklarını düşünüyorlar.

Strassmann, Finn ve Emera adet görmenin insanlar ve diğer türlerin rahim anatomisinden kaynaklanan bir yan ürün olduğunu söylüyor. İşte bu yüzden adet görmenin asıl sebebi evrimsel süreçler değil de fetüs saldırganlığı olabilir. Bunun diğer olası nedeni de yukarıda belirtildiği gibi insanların cinsel alışkanlıkları:

 

 

Açıkçası insanlar istedikleri zaman cinsel ilişkiye giriyor ve kimse kadının o sırada yumurtlama aşamasında olup olmadığına bakmıyor. Diğer memelilerde ise durum farklı, çünkü diğer memeliler sadece yumurtlama anında çiftleşiyor ve yaşlı embriyo temizliğine gerek kalmadığı için o türlerin dişileri adet görmüyor.

Aslında bunu test etmek çok kolay. Tek yapılması gereken şey, kadınların birden çok erkekle beraber olduğu ve hiçbir doğum kontrol yöntemi kullanmadığı eski zamanlara bakmak. Günümüzde tek eşlilik insanlar arasında yaygın olsa da özellikle geleneksel toplumlarda kadınlar arka arkaya hamile kalıyor.

Adet görme embriyo temizliğiyle alakalıysa yumurta kalitesine bakmaya fırsat kalmadan sürekli doğum yapan kadınların nadiren adet görmesi gerek ki bu varsayım kanıtlandı.

 

 

Doğum kontrolü adet görme sıklığını artırıyor

Yapılan araştırmalar doğum kontrol yöntemleri kullanılmayan topluluklarda adet görmenin azaldığını gösteriyor.

Günümüzde sayıları azalmakla birlikte bu tür “doğal doğurganlık” popülasyonları var. Bu toplumlardaki kadınlar doğurganlık çağının büyük kısmını hamile kalarak veya bebek emzirerek geçiriyor ve nadiren adet görüyorlar. Örneğin, Mali’de yaşayan Dogonlarda kadınlar ömür boyu sadece 100 kez adet görüyor.

 

 

Strassmann’a göre atalarımızda adet görme sıklığı azdı, ama tek eşli kadınların sadece 1-2 çocuk doğurduğu modern hayatta aybaşı sıklığı arttı. Öyle ki eski kadınlar doğurganlık süresinde sadece 100 kez adet görürken, modern kadınlar ömür boyunca 300-500 kez adet görüyor: “Evrim sürecimize baktığımızda bunun çok garip bir durum olduğunu söyleyebiliriz.”

Clancy, kadınlara neden adet gördüklerini anlatmanın ataerkil toplumlarda kadına baskı ve ayrımcılık yapılmasını önleyeceği kanısında: “Kadın vücudu pis değildir ve geleneksel ortamda yetişen kadınları neden adet gördükleri hakkında doğru bilgilendirerek kendilerine manevi baskı yapmalarını önlememiz gerekiyor.”

 

 

Cinsel eğitim şart

“Bazı kadınlar hiç adet görmeyeceğiz diye korkuyor. Bazı kadınlar adet döneminde kendini hem hijyenik olarak hem de ruhsal olarak kirli hissediyor. Bence bedenlerimizin biyolojik kökenini anladıkça kadınların son derece normal insanlar olduğunu fark edeceğiz. Erkek ve kadın arasındaki, hatta kadınlar arasındaki farklılıklara hastalık muamelesi yapmak yerine kadınları biraz rahat bıraksak çok iyi olur.”

Kadınlar kendi vücudunu tanıdıkça ve cinsellik eğitimi yaygınlaştıkça insanların üzerindeki manevi yük azalıyor. Bu sayede hurafeler tarihe karışırken bilimsel gerçekler bireyleri özgürleştiriyor. Modern toplumlarda genç kızların bunu anlaması pek sorun değil, ama cinsellik eğitiminin kırsalda hızla yaygınlaşması gerekiyor.