İnsan ve Doğada Evrimi Gösteren 5 Kanıt

evrimi evrim evrim teorisi darwin ispinoz

evrimi-evrim-evrim_teorisi-darwin-ispinozEvrimci biyologlar insan vücudunda evrimi kanıtlayan ve herkesin çıplak gözle görebileceği 4 belirgin kanıt sıraladılar. Ancak, evrim için en ilginç gelişme Galapagos Adaları’nda son 15 yılda evrim geçiren Darwin İspinozu oldu. Farklı Galapagos İspinozu türleri aralarında çiftleşince yeni bir ispinoz türü ortaya çıktı.

Evrime basit örnekler

Gelecek sefer evrimi gösteren kanıtlar sıralamanızı istediklerinde kendi vücudunuzu örnek gösterebilirsiniz: Bilekleriniz, kulak kaslarınız, üşüyünce tüylerinizin diken diken olması ve elbette kuyruksokumunuz evrimi kanıtlayan en bariz göstergeler arasında.

Evrim teorisi kanıtlanmış bir teoridir ve evrim gerçektir. Biz insanlar vücudumuzda atalarımızdan kalma birçok anatomik özellik taşıyoruz; ama bunların bir kısmını artık kullanmıyoruz. Yine de evrim sayesinde pek kullanılmayan dokular ve organlar DNA ile kuşaktan kuşağa aktarılıyor, bedende varlığını sürdürüyor.

Örneğin 20 yaş dişini atalarımız değirmenin icat edilmediği yıllarda, 10 bin yıl öncesine kadar sert tahılları çiğnemekte kullanıyordu. Artık bu dişler sadece ağrı yapıyor. Diş etlerimizi yararak dışarı çıkmaya çalışırken genellikle diş ağrısına yol acıyor.

Buna apandis de dahil: Körbağırsak üzerinde yer alan apandis eskiden atalarımızın yedikleri gıdaları açlığa karşı içlerinde saklamasını sağlıyordu. Artık böyle bir işlevi yok; tersine apandisite (iltihaplanmaya) ve apandisitin patlanmasıyla hayati tehlikeye yol açabiliyor.

Evrim eskiyi çöpe atmıyor

Yine de vücudumuzda yer alan ve evrimi gösteren bütün anatomik izleri kalıtımsal gen aktarımı olarak düşünmemeliyiz. Apandis içinde barındırdığı iyi huylu sindirim bakterileriyle hayat kurtarıyor. Kolera gibi hastalıklardan sonra bağırsak florasını yenileyerek sindirim sistemini yeniden başlatıyor.

İlgili yazı: Düz Dünya Teorisini Çürüten 12 Kanıt

 

1. Gelelim bileklere

Hemen elinizi çevirin ve bileklerinize bakın. Elinizi yumruk yapıp hafif yukarıya büktüğünüzde tam bileğinizden geçen tendonu görüyor musunuz? Görmediyseniz sorun yok; çünkü insanların yüzde 10-15’inde bu tendon yok (bazılarının tek elinde var).

Söz konusu tendon palmaris longus denilen bir kasa bağlanıyor. Ancak, günümüz insan anatomisinde bu kasın yeri bulunmuyor. Bazı insanlar bu kas olmadan doğuyorlar; ama eksik kas onların kapının kolunu kavramasını, otobüs demirlerine tutunmasını veya torbayı yerden kaldırmasını zorlaştırmıyor.

Öyleyse nereden çıktı?

3,5-4 milyon yıl önce ağaçların dallarında yürüyen atalarımız elleriyle dallara daha sıkı tutunmak için palmaris longus kasını kullanıyordu. Bugün de lemur ve kuyruklu maymunlar kullanıyor. Nitekim evrimi gösteren kanıtlardan biri de vücutta hemen hiçbir şeyin çöpe atılmadığıdır. Bu kasın genlerini kalıtımla aktarılıyor. Belki gelecekte tekrar işe yarayacaklar.

İlgili yazı: İnternetinizi Uçuracak En İyi 10 Modem

 

2. Kulak kaslarınız

Kulak kepçenizin kökündeki üç kasınızı kullanarak kulaklarınızı az da olsa oynatabiliyor musunuz? Aferin! İşte bu da evrimsel atalarımızdan insan DNA’sına geçen, ama günlük hayatta pek işe yaramayan bir marifet.

Sebebine gelince: Tavşanlar, gazeller ve elbette evimizin neşesi kediler kulaklarını sesin olduğu yere çevirerek çanak anten gibi kullanıyor, böylece duydukları sesi çıkaran şeyin yerini daha iyi buluyor. Memeliler milyonlarca yıl boyunca bu beceriyi kullandılar; ama insanlarda pekiştirilmediği için şimdilik işlevini yitirdi.

Evet, anahtar kelime şimdilik; çünkü bu kaslar hâlâ sesin yönüne göre tepki veriyor. Sadece artık herkesin kulaklarını oynatmasını sağlayacak kadar güçlü değiller.

İlgili yazı: Evren Bir Simülasyon mu?

 

3. Tüylerinizin diken diken olması

Hani üşüyünce veya ürperince teninizdeki tüyleri dikleştirerek gösterdiğiniz tepki. İşte onun da evrimi gösteren bir nedeni var: Sizi sıcak tutmak. Derimizin içindeki minik kaslar kasılarak kılların diken diken olmasını ve elbette cildin de kasılan kaslarla birlikte yumru yumru olmasını sağlıyor.

Derimizin bu şekilde pütür pütür olması ısıl yalıtımı artırarak vücudumuzu sıcak tutmaya yarıyor. Özellikle insanların ataları ağaçlarda yaşarken bu çok işe yarıyordu. Bir kere Doğu Afrika o zaman tropik bir bölge sayılırdı ve kuyruksuz maymunlar gibi tümüyle tüylerle kaplı olan atalarımız çıplak vücutla kolayca ısınmayı başarıyordu.

Evrim hakkında doğru bilinen üç yanlış yazımda anlattığım gibi; atalarımız ağaçlardan indiği zaman savanlarda (yarı kurak Afrika otlakları) sıcaklamadan koşmak için tüyleri döküldü. Sonuçta tüysüz vücutlar terleyerek kendini daha iyi soğutabiliyor.

Tabii nispeten tüysüz bir insan vücudunda tüylerin diken diken olması da bizi soğuktan pek korumuyor. Ancak, bunun için atalarımıza mana bulamayız. Ne de olsa türümüz homo sapiens sapiens İstanbul kışından binlerce km güneyde yer alan Doğu Afrika’nın sıcak topraklarında ortaya çıktı.

Pratik faydaları da var

Duygusal müzik dinlediğiniz veya korktuğunuzda tüyleriniz diken diken olabilir. Bu tepkiler de evrimi gösteren kanıtlar arasında: Sonuçta vücudun soğuğa tepki göstermesini sağlayan adrenalin, aynı zamanda korkunca tüyleri dikleşen hayvanların olduğundan daha büyük ve korkutucu göstermesini sağlıyor. Kaç ya da saldır dürtüsü şok geçiren insanlarda da ortaya çıkıyor.

İlgili yazı: İnternette teknik takip ve gözetimi önleme rehberi

 

4. Kuyruksokumu

Evrimsel olarak bize aktarılan diğer bir anatomik özellikle de kuyruksokumu: Kuyruksokumu birbirine yapışık birkaç omurdan oluşuyor ve bazı leğen kemiği kasları bunlara bağlanıyor. Aslında eskiden atalarımızın kuyruğu vardı. Kuyruk gitti ve geriye kuyruksokumu kaldı.

Nitekim gebeliğin dördüncü haftasında insan embriyolarında 10-12 omurla birlikte kuyruk gelişimi görünüyor. Ancak, insanlar ve diğer kuyruksuz maymunlarda kuyruk oluşturacak hücrelerde programlanmış hücre ölümü gerçekleşiyor. Böylece kuyruk gelişimi duruyor.

İlgili yazı: Kodlama İçin En Gerekli 16 Programlama Dili

Bu melez kuş türü son 15 yılda evrim geçirerek ortaya çıktı. Bir Darwin İspinozu melezi.

 

Bonus: Galapagos’ta yeni kuş türü

Bilim insanları dünya tarihinde ilk kez doğal ortamda yeni bir canlı türünün ortaya çıkmasına tanık oldular. Hem de son 15 yılda ve iki kuşak içinde. Bu neden önemli derseniz:

Önceki yazımda anlattığım üzere Michigan Eyalet Üniversitesi’nden Richard Lenski, 1988 yılında tek bir Escherichia coli popülasyonunu, besleyici sıvıyla doldurduğu 12 ayrı test tüpüne dağıttı ve bunların ayrı ayrı çoğalarak evrim geçirmesini sağladı.

Gerçek hayatta geçen 15 yılın ve 31 bin 500 bakteri kuşağının ardından, test tüplerinden birindeki E. coli bakterileri glikoz yerine sitratla (limon tuzu) beslenmeye başladı.2 Kısacası evrim sadece fosillerle veya genetik akrabalıkla değil, canlı gözlemlerle kanıtlanmış bulunuyor.

Bu laboratuar ortamında yapılan bir evrim deneyiydi. Oysa bu kez Galapagos adalarında yaşayan Galapagos İspinozlarının, aralarında çiftleşip evrim geçirerek yeni bir melez tür ortaya çıkardığına tanık olduk.

İlgili yazı: Bitcoin ve Altcoin ile nasıl yatırım yapılır?

 

Tekrar soralım

Neden önemli? Erkek eşekle dişi atı çiftleştirirsek katır doğuyor; yani melez türler yeni bir şey değil, ama katırlar kısır oluyor. Söz konusu yeni Galapagos İspinozu ise doğurgan olduğu ve kendi başına üreyebildiği için yeni bir canlı türü olarak kabul ediliyor.

Bilim insanları evrimin doğada nasıl gerçekleştiğini canlı olarak izlediler ve elbette kuşların gen dizimini çıkarıp fiziksel özelliklerini (fenotip, anatomi vb.) inceleyerek yeni bir canlı türünün belirdiğini kanıtladılar.1 Şimdi evrimi gösteren buluşun kısa hikayesine geçelim:

İlgili yazı: Mobil İnternette Video İzleme Rehberi

Kediler kulaklarını oynatarak ses kaynağını buluyor.

 

Büyük kuş

Daphne Major adasına bilimsel keşif seferleri düzenleyen biyolog Peter ve B. Rosemary Grant (Princeton Üniversitesi), adada büyük kaktüs ispinozu adlı farklı bir tür gördüler. Bilimsel adı Geospiza conirostris olan bu kuş türü Española, Genovesa, Darwin ve Wolf adalarında yaşıyordu.

Darwin ispinozları arasında en büyüklerinden olan bu tür, üç yerli Daphne Major türünden farklı şekilde ötüyordu. Özellikle de içlerinden bir erkek biyologların dikkatini çekti. Peter Grant diyor ki “Denizden uçup geldiğini görmedik ama adaya gelir gelmez onu fark ettik. Diğer kuşlardan o kadar farlıydı ki Daphne Major’da bulunan bir yumurtadan çıkmadığı belliydi.”

Bu kuş daha sonra adanın yerli türlerinden iki dişiyle çiftleşti (Geospiza fortis, orta yer ispinozu). Özetle yabancı erkek çiftleşti ve yavruları oldu ki buraya kadar her şey normaldi. Oysa bu kuşlar tüm doğal ve sosyal seçilim baskılarına rağmen üremeyi başardılar! Kesinlikle kısır değildiler.

Yeni yavruların gagaları daha büyük ve şekli de farklıydı. Tabii erkekler dişileri gagalarıyla çektiği için bu durum ancak kendi aralarında çiftleşerek üreyebilecekleri anlamına geliyordu ve öyle de oldu: 2002-2003 yıllarında adada süregelen kuraklıkta yavrular kendi aralarında çiftleşerek dördüncü kuşağa erişmişlerdi; fakat bu sırada yeni türden sadece iki kuş hayatta kalmıştı.

İlgili yazı: Kontrollü Güç >> Telefon pil ömrünü uzatmak için 5 yöntem

Ürpermek.

 

Güç birliği ettiler

Rosemary Grant’ın belirttiği üzere, “Yağmurlar başladığında kız ve erkek kardeş aralarında çiftleşerek 26 yavru ürettiler. Dokuzu hariç tümü de üreme yaşına ulaştı. Bir erkek annesiyle, bir kız babasıyla çiftleşti. Geri kalanlar da kendi aralarında çiftleştiler.”

Bu da sakat doğum ve hastalık yatkınlığı açısından son derece riskli bir grup doğurdu. Ancak, söz konusu ispinozlar yaygın “akraba evliliğine” rağmen yerli ispinozlardan büyüktü ve böylece diğerlerinin ulaşamadığı besin kaynaklarına erişerek hayatta kaldılar. 2012’de 8’i üreyen çift olmak üzere 23 bireye ulaştılar.

Bu da evrim sürecinde beliren yeni türlerin doğal ve sosyal seçilim baskısıyla önce kendi arasında akraba evliliği ile üreyebildiğini, ardından da birey sayısı çoğalınca “dışarıdan kız alıp vermeye” geçtiğini gösteriyor.

Böylelikle biz de insan vücudundaki bilekler, tüyler, kulak kasları ve kuyruksokumunun yanı sıra Darwin ispinozları ile bakteri örneklerinde evrimi gösteren 6 kesin kanıt sağlamış oluyoruz. Ancak, macera daha yeni başlıyor: Dünyada hayat varsa uzaydaki diğer gezegenlerde de yaşam olabilir mi? İlk Temas ve Herkes Nerede yazılarında bu konuyu okuyabilirsiniz.

İnsanın 400 milyon yıllık evrimi


1Rapid hybrid speciation in Darwin’s finches
2Historical contingency and the evolution of a key innovation in an experimental population of Escherichia coli

“İnsan ve Doğada Evrimi Gösteren 5 Kanıt” hakkında 7 yorum

  1. Evrimi Tanri’nin yaratma bicimlerinden biri olarak dusunurseniz inanc cakismasi ortadan kalkiyor. Cunku farkina varirsaniz basibos bir evrim sureci soz konusu degil.

  2. Evrimle ilgili hic bir sorunum yoktur. Ancak ortada darwinin bile dile getirdigi gariplikler var. Darwin bile hayvandan gelmis olmanin garipligine dikkat cekmistir. Bu ona da garip gelmistir. Hayvandan gelmis olmaya karsi rahatsizlik hissetmenin kokeni sadece sosyal anlamda bizlere yerlesen bir ustunluk yanilgisi diye dusunenler elbette var. Ama gerçekten bu kadar basit mi bunun aciklamasi. Bu garipliklerden biri Ornegin ahlak. Tabi bazıları ahlaki sadece toplumsal gerekliliklerle aciklasa da ahlakin icsel bir karsiligi oldugu ve bunun da sadece toplumsal gereklilikle açıklanamayacagi malumdur. Zira icsel bireysel deneyim olarak bu farkin oldugunu goruyoruz
    deneyimliyoruz. Mesela Iyi ve kotunun bunyemizdeki etkileri farkli. Bunu yapilan bilimsel calismalarda gosteriyor. Iyi olmak bizi de iyi etkiliyor. Tersi ise de ayni sekilde saglimizi bile bozacak kadar etkili olabiliyor. Bu sadece kendimize iyi olmakla ilgili de degil ozellikle baskalarina karsi da iyi olmakla da iliskili. Zira baskalarina karsi iyi olmak iyi davranmak bizlere de olumlu yansiyor. Ahlaki sadece toplumsallikla açıklayanlar iyi ve kotu arasindaki farki sadece insanda zamanla yerlesmis davranissal ozelliklerin kalitimi demekten ote bir anlam yukleyemezler. Boyle bir durumda ise iyi ve kotu arasindaki farkın kokeninde anlaminin esasen kalmadigi gorulur. Ama bunyelerimiz bu farki yaratacak sekilde evrimlesmis gorunuyor. Daha da önemlisi zihnimizdeki anlam dunyasinda bunlarin farkliligi. Tabi bu noktada materyalist evrimciler bunlar yasam savasinda tur ici dayanisma icin gelismistir diyebilirler ama bu ozelliklerimiz sadece insanlara karsi degil tum diger canlilara karsi calisiyor. Bugun hayvanlara olan sevkat ve merhametin baska turlu anlamlandirilmasi mumkun degilidir. Acikcasi bunyelerimizdeki bu ozellikler de dogaya dogadaki yasama uymuyor. Dogada acimasiz bir savas ve yasam mucadelesi goruyoruz. Ama insan hayvani bir kokene sahip olsa da ve bedeni bu sekilde bir yasam sekline onu zorlasa da insan bilinc ozellikleriyle bunun disina cikip, barisi, iyiligi, merhameti savunabiliyor. Dolayisiyla bugun bir cogumuzun zihinlerinde cok ustun anlqma sahip olan bu kavramların dogadaki yasamdan bir sapis olarak anlamsiz romantiklik ve hayalperestlik oldugunu soyleyebilecek kimler var. Insan doğal yasamdan uzaklasmistir ve bu tarz ozunde esasen anlamsiz romantiklikler ortsya cikmistir diyebilecek kimler var. Bunu soyleyip buna gore yasayabilecek kimler var. Materyalistler icin ozunde bu romantikliklerin dogal yasamda karsiligi yoktur ve esasen onlara gore bu bazi insanlarin fazlaca hayalperest olmalarından kaynaklaniyor. Iste darwinde insanin bunyesindeki asillikten bahsederek bu garipliklere dikkat cekmistir ve bunlari hissetmistir. Gercekten de insan deyince sadece et kemik yiginini mi anlamak gerek yoksa bu “gariplikleri” mi.

  3. Hocam bana kalbimizin nasıl evrimleştiğini anlatabilir misiniz? Biliyorsunuz ki kalp bir çok kompleks parçadan oluşmaktadır bu yapıyı nasıl bir süreç sonucu oluştuğunu söyleyen evrim ile bağdaştıracağız. BU PARÇALARDAN HERHANGİ BİRİ ŞUAN OLMADIĞINDA İNSAN HAYATININ DEVAM ETMESİ MÜMKÜN DEĞİL. Nasıl oluyor da evrimsel süreçte bu parçalar olmadan kalp kendini himaye ediyor. Bu arada şu videolara bakabilirsiniz.

    1. İnsan kalbi 4 milyar yıllık birikimli evrim sürecinin ürünüdür. Bir günde ortaya çıkamımıştır. Bir anda oluşmadığı için de doğaldır. Yaratılış gerektirmez.

  4. İnsanlar kendi vücudunda halihazırda yer alan evrim kanıtlarını bile reddederek, kendilerini inandıkları o sözde hikayelerdeki firavundan farksız kılıyorlar. Sözde firavun da allahın tüm kanıtlarını görmesine rağmen inanmayı reddetmişti. Ayrıca anlayamadığınız nokta şu; Darwin bu teoriyi ortaya attığında bir sürü bilinmezlik hakimdi, bariz kanıtlar, bulgular, fosiller yoktu. Ayrıca Darwin’in hatalı olduğu birçok konu vardı. Zamanla evrim teorisindeki yanlış bilinen konular Dünya’nın farklı yerindeki bilim adamları tarafından açığa çıkartıldı. Primatlardan insana evrilmişsiniz ama siz hala dinlerin bir amaç değil araç olduğunu anlayamamışsınız. İnsanlık olarak 200-300 yıl sonra, yapay insan rahimlerini, genetik olarak tasarlanabilen insan bebeklerini, telomerleri kısalmadığı için uzun yıllar boyunca genç vücuda sahip olacak insanları, evrimleşerek öğrenebilen dijital sinir ağlarını keşfettiğimizde inandığınız arap mitolojisinin konumunu keşke görebilecek olsanız. Ama siz yine de iflah olmazsınız. Yaşlanmamak haram mı, Marsta kıble neresidir diye tartışırsınız. Allahınız keşke sizi sevse de bunları görebilmeniz için gözünüze indirdiği perdeyi kaldırsa. 🙂 Herkesin inancına saygı duyuyorum, isterseniz bakteriyofajlara da tapabilirsiniz. allaha dua ettiğinizde hastalıktan kurtuluyorsunuz ya, işte o işlemi bakteriyofajlar yapıyor aslında. Onlar da sizin allahınız sayılır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir