Evren’deki En Şaşırtıcı Gerçek Nedir? >> Hayatın fiziksel anlamına dair 3 bilimsel cevap

Evren-fizik-insan-gerçek-hakikatBu yazıya Evren’deki en büyük mucize nedir başlığıyla giriş yapmayı düşündüm; ama sonra dedim ki bu bir popüler bilim yazısı ve mucizelere değil, bilimsel gerçeklere odaklanmalıyız. Peki, fizik ve astronomi açısından Evren’deki en şaşırtıcı gerçek nedir? Bilim insanlarının hayatın anlamı için verdiği 3 bilimsel cevabı birlikte görelim.

Önce kısa bir alıntı

Modern psikolojinin babalarından James Hillman demiş ki “Yaşlı insanların en hayranlık uyandırıcı yanı korkusuz olmalarıdır. Dünyaya kafadan dalarlar ve bu da çok şaşırtıcıdır. Belki gençler kadar iyi görmezler veya duymazlar, ama caddede hayatı olduğu gibi kabullenen rahat bir yürüyüşleri vardır. Gariptir ama bu açıdan cesaret abidesidirler.”

Fizik biliminin en temel sorularından biri olan hayatın kökeni ve hemen devamında gelen hayatın anlamı sorusuna psikolojik giriş yapmam şaşırtıcı gelmesin. Sonuçta filozof Jean-Paul Sartre’ın dediği gibi, hayatın bir anlamı varsa o da insanların hayata istedikleri gibi anlam verebilmesidir. Kısacası hayata anlam katan varlığın insan olduğunu söyleyebiliriz. Demek ki bu psikolojik bir sorun.

İlgili yazı: Kütleçekim dalgaları bulundu

Dünya’da hayat sıfırdan başlasa insanlar ortaya çıkar mıydı? Resimde modern Neandertal insanı. Soyları tükenmeseydi meclise girerlerdi.

 

Bu açıdan bakarsak

İçinde yaşadığımız Evren’i keşfederken öğrendiğimiz bilimsel gerçeklere insani bir anlam vermemiz gerektiğini görüyoruz. Bu nükleer fizik araştırmaları yapan bir bilim insanı ile atom bombası geliştiren mühendis memur arasındaki farktır.

Buna bilimin ahlakı olmaz, ama bilim insanı ahlaklı olmalıdır da diyebiliriz. Ancak, Evren’in en şaşırtıcı bilimsel gerçeğini bu basit cevapla geçiştiremeyiz. Evren hakkındaki en şaşırtıcı gerçek nedir sorusunu yanıtlamak için önce başka soruları ele almak gerekiyor:

Evren nasıl oluştu, neden böyle bir Evren var, nasıl oldu da hayat ortaya çıktı ve böylece biz insanlar nasıl oldu da bu zor soruları sorma fırsatı bulduk? Endişelenmeyin. Bütün bu soruları tek başıma ve tek yazıda yanıtlayacak değilim. Kimse bu kadar büyük bir iddiada bulunamaz.

Ancak, detaylı bilimsel cevaplar için linkleri tıklayarak kardeş yazılara geçebilirsiniz. Bu yazıda söz konusu sorulara genel olarak değindikten sonra Evren’deki en şaşırtıcı gerçeğe odaklanacağım. Şimdi tüm zamanların en büyük sırrını keşfetmeye hazır mısınız? Haydi başlayalım!

Eski çağlarda keşfedilen matematiksel altın oran Rönesans resimlerinde kullanıldı.

 

1. Yıldız tozu

2008 yılında Time dergisi bu soruyu Neil de Grasse Tyson’a sordu: “Evren’e dair bizimle paylaşabileceğiniz en şaşırtıcı gerçek nedir?”

Tyson, insanları oluşturan atomların en az 5 milyar yıl önce süpernova halinde patlayarak içindekileri uzaya döken eski yıldızların çekirdeğinde oluştuğunu söyledi. “Bu da bizi Evren’e bağlıyor” diyen Tyson; aslında akıl hocası Carl Sagan’ın, Kozmos belgeselinin ilk sunucusu olan Sagan’ın 1980’lerde geliştirdiği argümanı tekrarlıyordu ama bir farkla:

Tyson, “İnsanlar Evren’le arasındaki bu bağı görünce kozmosun büyüklüğü karşısında kendini küçük hissediyor” dedi. “Ancak ben büyük hissediyorum, çünkü benim atomlarım o yıldız fırınlarında dövüldü.”

Gerçekten de Evren hakkında çok şaşırtıcı bir gerçek ama bence en şaşırtıcı gerçek değil. İkinci soruya ve cevabına geçelim.

İlgili yazı: Büyük patlama sanatı

Asimov’un ifadesiyle: “Toz gibi yıldızlar.”

 

2. Neden Evren var ve neden hayat var?

Denizler ve ormanlarla kaplı dünyamıza bakarak Evren’in hayata elverişli olduğunu düşünüyorsanız yanılıyorsunuz.

Dünya’da harika kumsallar ve aşk dediğimiz o güzel şey var. Oysa Everest’e tırmanır ya da yerden uçakla sadece 10 km uzaklaşarak yükseklere çıkarsanız uzayın hiç de hayata elverişli olmadığını görürsünüz.

Uzayda yerçekimi yok; kaslarınız-kemikleriniz eriyor, karaciğeriniz hasar görüyor. Yerçekimsiz ortamda aşk da yapamıyorsunuz, sarılmak zor oluyor. Ay’da atmosfer yok, Mars soğuk ve o çok sevdiğimiz aktif kara delikler ile nötron yıldızları öldürücü radyasyon yayıyor.

Galaksiler, milyarlarca galaksi!

 

200 milyar galaksi

Son sayımlara göre gözlemlenebilir evrende 120 ila 200 milyar galaksi var. Bunların her biri milyarlarca yıldız içeriyor. Samanyolu’nda en az 100 milyar yıldız var ve sayısız gezegen.

Yine de hayat dediğimiz şey içlerinden sadece birinde, Dünya’da yeşerdi. Başka gezegenlerde varsa bile farklı hayatlar söz konusu.

Oysa Evren’i belirleyen fizik yasalarını birazcık değiştirsek, örneğin yıldızların ana yakıtı olan hidrojen atomu çekirdeklerindeki protonların kütlesini biraz artırsak bütün yıldızlar kendi üzerine çöküp kara deliklere dönüşürdü. O zaman da Evren tümüyle karanlık, soğuk ve ölü bir yer olurdu.

İlgili yazı: Hayat önce Mars’ta ortaya çıkıp sonra Dünya’ya gelmiş olabilir mi?

Ünlü tabloda Öklit (Eukleídēs) geometri öğretiyor.

 

3. Evren neden böyle?

Bu soruya verilecek iki ana yanıt var. Birini dinler veriyor: Evren’i Tanrı yarattı diyor. Bilimsel açıdan ise bu tesadüf eseri diyoruz. Bazı kozmoloji teorilerine göre kainatta sonsuz sayıda veya en az 10500 Evren var. Bizim evremizdeki atomların sayısı ise sadece 1080!

Dolayısıyla kainatta çok sayıda Evren var diyebiliriz. İçlerinden birinde, belki de sadece birinde hayat rastlantısal olarak ortaya çıkmış olabilir. Bu da çok şaşırtıcı bir gerçek ve antropik ilkeye dayalı bir açıklama olurdu.

Nitekim Evren’de hayat olmasaydı bugün biz burada olmazdık ve “Evren’de neden hayat var?” sorusunu da soramazdık. Bu kısır döngü ve sıradan bir açıklama olabilir. Oysa sırf sıradan olduğu için son derece şaşırtıcı bir gerçek.

İlgili yazı: Atomları dünya gözüyle görmek >> Atom mikroskobu ve kuantum ışınlama

Evren’deki küçükleri ve büyükleri ışıkla, lazerle ölçüyoruz.

 

Yetmez ama evet!

Yazının başındaki alıntının vurguladığı üzere; bu Evren’de mucize arıyorsanız önce hayatın sıradanlığına, en azından görünüşteki rastlantısallığa bakmanız lazım. Bence Evren’deki en şaşırtıcı gerçeğin bugüne dek gözümüzden kaçmış olmasının sebebi de bu:

O kadar bariz bir gerçek ki gözümüzün önünde olduğu halde fark etmemişiz. Peki nedir? Bunu görmek için benmerkezci değil de alçakgönüllü olmamız gerekiyor.

İlgili yazı: Mars atmosferini nasıl kaybetti?

Güneş sistemi doğuran yıldız beşiği bulutsular uzaydaki engin gaz ve toz bulutları).

 

Putları yıkmak

Önce Dünya gezegenini Evren’in merkezi sandık. Sonra Güneş’i ve ardından Samanyolu Galaksimizi Evren’in merkezine yerleştirdik.

Oysa Samanyolu’nun da milyarlarca galaksiden sadece biri olduğu ortaya çıktı. Hatta kainatta çok sayıda Evren olabilir ve içinde bulunduğumuz Evren de bunlardan sadece biri olabilir.

Yetmedi! O çok övündüğümüz “hayat” da başka gezegenlerde farklı şekillerde ortaya çıkmış olabilir. Hatta insan türü tek akıllı canlı olmayabilir. Belki de bizden çok ileri olan dünya dışı uygarlıklar var. Bu galakside olmasa bile Evren’de yüz milyarlarca galaksi bulunuyor.

İlgili yazı: En büyüleyici 25 uzay fotoğrafı

Çevremizi ve kendimizi anlamayı fizik yasalarının evrenselliğine borçluyuz.

 

Bütün bunlara rağmen

Çok şaşırtıcı bir gerçek var. O da Evren’i anlayabiliyor olmamız. İster Hubble uzay teleskopuyla yıldızlara bakalım, ister atomların içine veya ruhumuzun derinliklerine; fiziği de metafiziği de anlıyoruz. Sanat, edebiyat, felsefe, bilim yapıyoruz. Hayata ahlaki anlamlar, yani değerler yükleyebiliyoruz (para da metafizik bir değer).

Neden? Bütün bunları nasıl yapıyoruz?

Nasıl oluyor da son çalışmalar insan bilincinin, hatta Evren’in muhtemelen bir simülasyon olduğunu gösterirken biz Evren’i, çevremizi, kendimizi ve çevremizdeki insanları yarım yamalak da olsa, eksik ve bölük pörçük de olsa anlayabiliyoruz?

Nasıl oluyor da büyük bir olasılıkla Evren’in dili değil de insan icadı olan matematiği kullanarak fizik formülleri tasarlayıp Evren’i fiziksel olarak açıklayabiliyoruz?

Temel parçacıklar.

 

Tek sebebi var

Evren büyük–küçük tüm ölçeklerde, her yerde ve her zaman aynı fizik yasalarına uyuyor. Evren’de çiğnemeyeceğiniz tek yasa varsa o da fizik yasalarıdır. Başka evrenlerin yasaları farklı olabilir; fakat bu evrende fizik yasaları her yerde ve her zaman aynı.

Einstein’ın “Uzak galaksileri eski haliyle görüyoruz” şeklinde özetleyebileceğimiz görelilik teorisini hesaba katsak da fizik yasaları Evren’de aynı. Şimdi diyeceksiniz ki fizik yasaları farklı olsaydı Evren’in içinde başka evrenler çıkardı.

İlgili yazı: 30 adımda resimli Plüton seferi

Evren geçmişte ve gelecekte, tüm ölçeklerde aynı fizik yasalarına uyuyor.

 

Unutmayın!

Bundan daha büyük bir tehlike var: Ya Evren’deki fizik yasaları an be an değişseydi? Ya fizik yasaları sabit olmasaydı veya bazı fizikçilerin dediği gibi sadece milyar yıllık büyük zaman ölçeklerinde yavaş yavaş değişmek yerine anlık olarak değişseydi?

O zaman Ay veya Dünya hiç oluşmazdı veya anında yok olabilirdi. Aslında çok daha kötüsü olurdu: Evren’in her yerinde aynı fizik yasaları geçerli olmasaydı biz insanlar (bir şekilde hayatta kalmayı başarsak dahi) Evren’i, kendimizi ve başkalarını asla anlayamazdık. Kimse de bizi anlayamazdı.

Her şey kaos ve çılgınlık olurdu. İster adına bilinç deyin ister ruh; kainatta bizim için hiç bitmeyen bir korku, delilik ve azap hüküm sürerdi.

İşte bu yüzden Evren’deki en şaşırtıcı gerçek fizik yasalarının her yerde aynı olmasıdır. İster Tanrı’ya inanın, ister Einstein’a, ister Evren simülasyon deyin ister zar kozmolojisini kabul edin: Bütün aykırı ve sıradan fikirlerinizi Evren’deki fizik yasalarının evrenselliğine ve pratikte değişmezliğine borçlusunuz.

İlgili yazı: Yakın gezegenlerden uzak galaksilere bilinen Evren’in 30 harikası

Heidegger’e felsefeyi tamamlayan, bitiren filozof derler. Başlangıçlara inanırım, bitişlere inanmam; ama Heidegger’in Dasein terimini tam anladım diyeni hemen buraya alalım.

 

Gerçekler tamam. Peki hakikat?

Sözlerimi sonlandırmadan bana daha şaşırtıcı gelen bir hakikate değinmek istiyorum (burada hakikat terimini filozof Heidegger’in kullandığı anlamda kullanıyorum). O da şu: Bütün bu söylediklerimi bize bilim ve fizik söyleyemezdi.

Fizik sadece fizik yasalarının evrensel olduğunu gösteriyor (gerçi başka evrenlerin olası varlığını bile şaşırtıcı bir şekilde kendi fizik yasalarımızdan türetebiliyoruz!); ama bu keşfin, bu gerçeğin ne anlama geldiğini ancak felsefe yaparak görüyoruz.

Bu sebeple bilimsel bağnazlık tuzağına düşmeyin. Fizik gerçekleri gösterebilir, ama gerçekler hakikatin sadece bir parçasıdır ve işin en ilginci, bunu fark etmek için üstün bir varlığa inanmamıza gerek yok. Bir agnostik veya ateist de akıl ve felsefe yoluyla bu hakikate varabilir.

“Evren’deki En Şaşırtıcı Gerçek Nedir? >> Hayatın fiziksel anlamına dair 3 bilimsel cevap” üzerine 7 yorum

  1. Gerçeklikler gerçeği, gerçekler hakikati oluşturuyorsa, hakikat da HİÇ’i oluşturuyor olabilir mi?

  2. Yazının çok tatmin edici olduğunu düşünmüyorum. Yazılarının çoğunu başarılı buluyorum ama bunu eksik buldum. Cevaplardan çok sorulara yönelmişsin. Websitenin sıkı bir takipçisi olarak bu konuda geniş bir yazı dizisi gelirse çok mutlu olurum

      1. Arkadaşa katılıyorum bu konuyla ilgili daha detaylı bir açıklama yapabilir misiniz?

  3. Hocam Hayatin varlığı cok nadir. Cunku hayatin boyle bir evrende var olabilmesi o kadar cok zincirleme sartin bir araya gelmesine bagli ki evrende yanliz olma olasiligimiz bile cok guclu. Cunku bir olasılık hesabıyla milyarlarca carpi milyarlarca olasiliktan biri dunyanin hassas dengelerle var olmasi ve uzerinde hayatin baslamasi ve daha da onemlisi akilli yasamin ortaya cikmasi. Evrende yanlizis muhtemelen. Ayrica antropik ilke o kadar basit bir ilke degil. Evren insan bilinci merkezli olusmusa benziyor. Hersey gozlemciye gore ayarlanmis ve sekillenmis gibi durmakta. Evrende bilincin var olus ani bile ozel esasen. Hersey neden böyle sorusuna kolaya kacip boyle oldugu icin boyle gibi bir cevap aslinda hic bir aciklama içermeyen bir cumle kurmaktan baska bir sey olmadigi gibi olayi cok basite indirgemek ve kolaya kacmaktir. Isin icine ahlak ve vicdana dair konulari da ekleyince insan icin bir yaratici dusuncesinden kacmak kolay degil acikcasi. Ateistler “boşlukların tanrisi” eleştirisini getirirken “boyle oldugu icin boyle” benzeri cevapları ile bosluklarin tanrisindan kacarlarken bu kez kendileri “cevaplarin boşluğuna ve anlamsizligina” dusuyorlar. Aslinda yanit bulduklarini zannederken cok daha anlamsiz cumlelere sığınıyorlar. Hele ki tanriyi kim yaratti gibi bir tanri dusuncesinin daha buyuk sorular ortaya çıkaracağı anlayislari aslinda hic bir cevap bulamadiklari sorularin icinde kaybolmalari gerekn zihinlerinin kolayciliga kacip sadece sureci yani neden sonuc iliskilerini anlqmakla butun sorulara cevap bulduklari zannina kapilmalqrindan baska birsey degil. Yani aslinda ozunde hic bir cevap veremedikleri sorulara verilen tanri cevabini hafife alirlarken baska bir cok cikmaza dustuklerinin farkinda degiller. Tanri varsa zaten tanriyi kim yaratti sorusu cok basit ve esasen sacma bir sorudur. Cunku yaratici yaratilmaz. Yaratilan bir “yaratici” zaten “yaratici” sifatini hak etmez ve yaratici olarak da taninlanamaz. Yaratici zaten ozu itibariyle yaratilmamak zorundadir. Bu evreni maddeyi sebep sonuc iliskilerini ortaya cikaran fizik yasalarını yaratan bir olasi yaraticiyi neden sonuc iliskilerinin sinirlarini asamayip peki tanriyi kim yaratti demek basit ve sig bir bakis acısıdır fazlaca. Fizik yasalarını var edecek guc fizik yasalarinin disinda olmalidir. Ateistlerin bu kadar basit bir mantiksal sonucu dusunenemeleri enteresan esaaen.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir