Dünyadaki-en-tehlikeli-5-kimyasal-madde-nedir

Dünyadaki En Tehlikeli 5 Kimyasal Madde Nedir?

Dünyadaki-en-tehlikeli-5-kimyasal-madde-nedirBaşta Nazilerin savaşmak için geliştirdiği “N Maddesi” olmak üzere dünyadaki en tehlikeli 5 kimyasal madde nedir? En ölümcül kimyasallar derken parmağınızla dokununca, hatta durduğu yerde patlayan; burnunuza milyonda bir gram kaçsa bile sizi zehirleyen veya kokusuyla bayıltan, camı bile eritecek kadar asitli olan maddelerden söz ediyoruz. Nazilerin bile çılgınca bulup vazgeçtiği bu maddelerden bir kısmını hâlâ endüstriyel üretimde kullanıyoruz. Öyleyse dünyanın en zehirli, en yanıcı, aşındırıcı, pis kokulu ve öldürücü 5 kimyasal maddesini görelim. Bunları nerede kullandığımıza inanamayacaksınız:

Nazilerin kabusu

1939 yılında, Nazilerin Yıldırım Harekatıyla ele geçirdiği Polonya’daki gizli bir koruganda yuvalanan Alman gizli servisi, N Maddesi denilen yeni keşfedilmiş bir kimyasal maddenin üretimini izliyordu. Bu madde havayla temas edince kaynıyor ve suyla değince patlıyordu. İçinize çekerseniz öldürücüydü ve bozulup bileşenlerine ayrıldığında yine ölümcül bir kimyasal olan hidroflorik asit üretiyordu. Naziler bu maddeyi alev silahlarına koymak için geliştirmişti.

Amaçları da Almanlara karşı savaşan müttefik askerlerini siperlerde yakmaktı; çünkü ateşlendiği zaman 2400 derecede yanıyordu. Bu da uzay mekiğinin Dünya’ya geri dönüşünde maruz kaldığı ısıdan 1000 derece yüksek sıcaklıkta yanması demekti. Gerçi Naziler bile N Maddesinin çok tehlikeli olduğunu düşünerek alev silahlarında kullanmaktan vazgeçtiler. Peki Almanların ayda 90 ton üretmeyi planlarken 1939 yılında sadece 30 ürettikleri korkunç N Maddesi nedir?

İlgili yazı: Gerçek Adem: ilk insan ne zaman yaşadı?

Nazilerin alev silahı.

 

1. Klor triflorür kimyasal maddesi

Klor triflorür, namı diğer N maddesi insanlığın geliştirdiği en “florlayıcı” maddedir. Bu tür kimyasallar organik ve inorganik moleküllerdeki hidrojen atomlarını söküp yerine flor atomları koyar. Bu da çok yüksek ısı yayan bir kimyasal tepkimeye yol açar. Kısacası klor trilforür çok yanıcıdır ki çıkardığı ateş molekülün kendisinden daha tehlikelidir. Kimyasal açıdan flordan daha tehlikeli bir element de bulmak zordur. Flor oksijenden daha güçlü bir oksitleyicidir.

Oksitleyiciler, yani günlük dilde yakıcılar özel kimyasal reaksiyonlar yoluyla diğer maddelerin elektronlarını çalar. Böylece temas ettiği maddeleri yüksek ısıda yakar veya paslandırır. Klor triflorür bu konuda o kadar iyidir ki insanların zaten yanmış olduğu için asla alev almayacağını düşündüğü tuğla ve asbesti bile yakabilir. Hem de 2400 derece sıcaklıkta yakıp kül edebilir! 😮 N maddesi o kadar yakıcıdır ki roket bilimciler bir ara roket akaryakıtını oksijen yerine klor triflorürle yakmayı düşündüler. Tabii roket motorları ellerinde patlayınca bu fikirden vazgeçtiler.

Yine de Amerikalılar 1950’lerde N maddesini toplu halde çelik bir tankerle taşımaya çalıştılar. Tabii tank çatladı ve 1 ton klor triflorür yere döküldü. 1 ton! Nitekim o kadar yüksek sıcaklıkta yandı ki beton zemini yiyip bitirdi ve betonun altındaki toprakla mıcırdan oluşan temele ulaştı. N maddesi gücünü yitirene dek mıcırı da yakarak yerde 1 metrelik çukur açtı. Olayı görenlerden biri “resmen beton tutuştu” dedi. Oysa Nazileri korkutan klor triflorürü bugün yarıiletken üretiminde kullanıyoruz:

İlgili yazı: Kodlama İçin En Gerekli 16 Programlama Dili

Klor triflorür alevi.

 

2400 derecede yanıyor

Günümüzde klor triflorürün en büyük müşterilerinden biri Almanya’dır. Şaşırdınız mı? Bir klor atomuna iki yandan bağlanan 2 flor atomundan oluşan N Maddesini (ClF3), nükleer reaktörlerde yakacağımız uranyumu hazırlamakta ve elektronik devre üretiminde kullanıyoruz. Sonuçta yarıiletkenleri çok özel alaşımlardan üretiyoruz. Bunları da sürekli temiz tutulan çok hassas ortamlarda imal etmemiz gerekiyor. Aksi takdirde üretim kalitesi düşüyor. Klor triflorür de yarıiletkenlerin üretildiği metal kaplarda oluşan ve kapların içine sinen kimyasal buhar tortusunu yakıp aşındırarak temizliyor.

Üstelik internetin, nesnelerin interneti, mobil cihazlar ve 5G teknolojisinin yaygınlaşmasıyla birlikte yarıiletken üretimine olan talep hızla artıyor. Neyse ki klor triflorürü hiç hava almayacak ve çok dikkatli bir şekilde çelik varillerin içinde taşımak mümkün. Aksi halde varilin içini yakarak metalle birleşir ve reaktif olmayan metalik florür tabakası oluşturur. Bu da varillerin delinme ihtimalini azaltır ama aynı zamanda N maddesinin kısmen ziyan olmasına neden olur. Gelelim diğer ölümcül kimyasala:

İlgili yazı: Okyanuslar Hakkında Yanıtını Bilmediğimiz 7 Soru

 

2. Azidoazit azit

Zenginleştirilmiş uranyumu cüruftan arındıran klor triflorür size yetmediyse dünyanın en patlayıcı kimyasal maddesi olan azidoazit azite bakalım… C2N14 formülde gördüğünüz gibi 2 karbon ve 14 azot atomundan oluşur. Azidoazit azit yüksek oranda azot içeren enerjik maddeler sınıfına girer. Azidoazit azitin çok güçlü bir patlayıcı olmasının sebebi ise azot atomlarının antisosyal olup moleküllerde yalnız kalmayı tercih etmesidir.

Antisosyal derken birbirine bağlanan azot atomları Dünya gezegenindeki en kararlı moleküllerden birini oluşturur. Bunların elektronları birbiriyle çok güçlü üçlü bağlar oluşturur. Üçlü bağları kırmak için de 300 milyon voltluk yıldırım çarpması veya ona eşdeğer elektrik akımı gerekir. Siz bu bağları bir de kırılırken görün! İki azot atomu birbirinden koptuğu zaman çok büyük miktarda enerji açığa çıkarıyor. Şimdi diyeceksiniz ki “Ama hocam, azot bağları bu kadar sağlamsa azidoazit azit (AA diyelim) nasıl patlıyor? Kimyasal bağları kırılmaz ki! Bomba yapsak fünyesi şimşek mi olacak?

Sorunda da burada zaten… AA moleküllerindeki azot atomları birbirine çok zayıf bir şekilde bağlıdır. Yine de kopunca büyük miktarda enerji açığa çıkarır. AA bağları çok yüksek potansiyel enerji içerdiğinden daha düşük bir enerji düzeyine inmek için can atar. Zayıf kimyasal bağlar da en ufak dokunuşta koparak patlama yaratmaya pek heveslidir. Neden yuvarlak konuştuğumu merak ediyorsanız azidoazit azitin ne kadar hassas bir patlayıcı olduğunu bilmiyoruz da ondan!

AA ne zaman patlar?

Örneğin 2010’da Alman kimyacılar (evet, yine Almanlar) ABD ordusunun yardımıyla daha enerjik (!) maddeler üretmeye çalışıyordu. Bunların askeri amaçlı yeni patlayıcılar olduğunu tahmin edersiniz. Araştırmacıların makalesinden alıntı yaparsak: “C2N14 o kadar hassas ki ölçüm kapasitemizi aşıyor… Mümkün olan en küçük dozda bile şok ve sürtünme testleri patlayarak bozulmasına neden oldu.” Bu patlayıcının kovboy filmlerinde sallayınca patlayan ünlü nitrogliserinden ne kadar hassas olduğunu birkaç örnekle görelim:

Sallarsanız, yerinden oynatır, parmağınızla azıcık dokunur, sıvıda çözerseniz, cam kapta dokunmadan kendi haline bırakırsanız (!?), parlak ışık tutar, röntgenini çeker, tayfölçere koyarsanız, tayfölçeri çalıştırırsanız ve favori sebebim à HİÇBİR ŞEY YAPMASINIZ BİLE PATLAR… Hatta araştırmacılar AA’yı iklim kontrollü karanlık bir odaya koydular ve yine patladı. Üstelik azidoaziti keşfeden ekibin lideri buna çok heyecanlı bir keşif demiştir. Emin olun, sabah uyandığımda parmaklarımın AA ile ıslak olduğunu görsem bu da çok heyecanlı bir keşif olurdu! Peki sıradaki en ölümcül kimyasal nedir?

İlgili yazı: Düz Dünya Teorisini Çürüten 12 Kanıt

Dimetilkadmiyum.

 

3. Dimetilkadmiyum

Bu organometalik bir madde, yani hem organik hem metaldir. Bu moleküller karbon içeren bir molekülün bir metal atomuna bağlanmasıyla oluşur. Bu örnekte iki metil molekülü bir kadmiyum atomuna bağlanır (Cd(CH3)2). Dimetilkadmiyum da diğer iki kimyasal madde gibi yanıcı ve patlayıcıdır ama onu ölümcül kılan şey başka… Dimetilkadmiyum dünyadaki en toksik kimyasal maddedir. Öyle ki hem akut hem de kronik etkileri vardır, yani ilk zehirlenmeden kurtulanları zamanla öldürür.

Bu maddeyi yine (!) Alman kimyacı Erich Krause 1917’de hazırladı ki o da bundan sağ çıkamadı. Krause yanlışlıkla klor soluduktan sonra laboratuarda 37 yaşında hayatını kaybetti. Neyse ki dimetilkadmiyum maddesini bulduğunu duyuracak kadar yaşadı. Bu madde solunum yoluyla kana karıştıktan sonra toksik kadmiyumu kılcal damarlarla tüm dokulara; özellikle akciğerler, karaciğer ve böbrekler gibi kan akışının yüksek olduğu organlara ulaşıyor.

Dimetilkadmiyum tek başına da zararlı olan kadmiyum metalini dokulara taşımakla kalmıyor. Aynı zamanda hücreleri oluşturan atomların elektronlarını söken öldürücü kadmiyum bileşikleri yaratıyor. Zehirlenmenin etkilerini birkaç saatte atlatan kişilerde ise kadmiyum çok yüksek oranda kansere yol açıyor. Dimetilkadmiyum o kadar toksiktir ki bir metreküplük havada milyonda birkaç gram olsa bile yasal sınırları aşıyor. Peki yere dökülürse neyle temizleyeceksiniz? Suyla mı? Hiç önermem.

Dimetilkadmiyum suyla tepkimeye girince yüksek ısı ve hidrojen gazı üretiyor. Hidrojen o kadar yanıcı bir gaz ki dimetilkadmiyum suyun içinde patlıyor. Peki ya suyla yıkamak yerine yerleri silmek isterseniz? Bu kez de sürtünmeyle ısınarak alev alıyor. Öte yandan asitle çözmeye kalkarsanız dimetilkadmiyum peroksit molekülü oluşturuyor. Bu da en ufak sürtünmede hemen patlayan bir patlayıcıdır.

Açgözlülük aptallık mıdır?

Dimetilkadmiyumun zaten berbat bir kokusu var ki bu maddeyi soluyan talihsizler bunu metalik ve itici bir koku olarak tarif etmiştir. Şimdi diyeceksiniz ki “İnsanlar aptal mı hocam? Madem bu kadar tehlikeli, nerede kullanıyoruz ki kazalar oluyor?” Açgözlülüğü bir aptallık formu olarak kabul ederseniz evet, insanlar aptal; çünkü dimetilkadmiyumu endüstriyel üretimde kullanıyoruz. Nasıl mı?

İlgili yazı: Çernobil Nükleer Reaktörü Neden Patladı?

 

Kimyasal maddelerin bir bedeli var

Bu maddeyi yarıiletkenler, enerji depolama uygulamaları (piller), ışıkla ve elektrikle çalışan optoelektronik sistemler ve biyomedikal etiket olarak işe yarayan kimyasalların üretiminde kullanıyoruz. Kısacası dimetilkadmiyum yardımıyla yarıiletkenlere gereken kadmiyum kalkojenit nanokristaller üretiyoruz. Üstelik 5G teknolojisi yarıiletkenlere olan talebi artırıyor. Bu nedenle endüstri üç yıldır dimetilkadmiyuma alternatif olarak kadmiyum oksit kullanmayı planlıyor.

Arkansas Üniversitesi’nden Profesör Xiaoganag Peng kadmiyum oksidin daha güvenli ve ucuz olduğunu söylüyor. Peki neden baştan kadmiyum oksit kullanmadık derseniz: Dimetilkadmiyum üretimi çoktan ölçeklenmişti. Üreticiler de mobil cihazlara olan talep artana dek eski çözümü değiştirip kadmiyum oksit fabrikalarına yeni yatırım yapmak istemedi. Ne zamanki yarıiletken talebi arttı ve eski çözüm üretimini artırmak daha pahalı oldu işte o zaman alternatif çözüm akla geldi. Gerçi kadmiyum oksit de sağlığa zararlı ama en azından diğeri kadar değil ki bu da bizi açgözlülük aptallık mıdır sorusuna geri getiriyor. Oysa dimetilkadmiyum sıradaki kimyasalın yanında pek güzel kokar:

İlgili yazı: Dünyadaki En Ölümcül 5 Toksin Nedir?

 

4. En pis kokulu kimyasal tiyoaseton

Kokarcaları bilir misiniz? Bu memeliler korktuğu zaman pis koku çıkararak kendini korur. Bunun için iki tür organik tiyol molekülü içeren bir madde salgılar. Nitekim çürümüş et de sülfür içeren bileşikler yayar. Bu yüzden evrim sürecinde insanlar çürük kokusunu tanımayı ve bundan nefret etmeyi öğrenmiştir. 3 karbon, 6 hidrojen ve 1 sülfür atomundan oluşan tiyoaseton (C3H6S) ise kokarca kokusunun çok gelişmiş bir versiyonudur. Dünyanın en pis kokulu kimyasalı unvanına sahip bu madde patlamaz, yanmaz ve kansere yol açmaz. Oysa öyle bir koku çıkarır ki düştüğünüz yerde bayılıp kalırsınız. Hatta bir damlası 500 metre uzaktan pis pis kokar.

Bilim insanları da bunu 1960’larda maalesef birinci elden tecrübe ettiler. Laboratuarda yere düşünce kırılan küçük bir tiyoaseton ampulü yüzünden insanlar 200 metre öteden sabah yediklerini çıkardılar. Tabii geleneklere uygun olarak Almanların tiyoasetonla da başı belaya girdi. Bu kez 1889 yılında Freiburg’da kimyacılar yeni bir parfüm için tri-tiyoaseton üzerinde çalışıyordu ama bu molekülü tiyoasetona ayırdıklarında işçiler bayılmaya başladı ve civar mahallelerde mide bulantısıyla kusma vakaları görüldü. Bu yüzden Almanlar 50 bin kişilik şehri boşaltmak zorunda kaldı. Tabii koku geçince geri geldiler. Peki bu kokudan ders aldık mı? Hayır. Dünyanın en güçlü asidiyle tanışın:

İlgili yazı: 5 Soruda Paralel Evrenler

En güçlü asidin akıllı telefona etkisi.

 

5. Floroantimonik asit

Dünyadaki bütün tehlikeli kimyasalları Birinci Dünya Savaşı’nda kimyasal silahlar konusunda uzmanlaşan Almanlara mal edemeyiz. Bütün gelişmiş ülkelerin toksik maddeler ve çevre kirliliğinde payı vardır. Dünyanın en güçlü asidi olan floroantimonik asit ([H2F]+SbF6) hidrojen, flor ve antimon atomları içerir. Biz de en tehlikeli kimyasal maddeler yazısını en güçlü asidi anlatmadan bitiremezdik. Oysa önce asitlerin nasıl çalıştığını görelim:

Asit molekülleri temas ettiği moleküle bir proton verir ki bu da elektronunu kaybetmiş çıplak hidrojen çekirdeğidir. Asitlerin moleküllere proton eklemesine şey… proton ekleme deriz (protonasyon). Asidin gücü de proton vermeye ne kadar yatkın olduğuna bağlıdır. Bildiğimiz sirkenin ham maddesi olan asetik asit gibi zayıf asitler proton verene kadar insanı çok uğraştırır. Bu yüzden sağlıklı insanlar sirkeyi güvenle tüketebilir. Buna karşın sülfürik asit gibi güçlü bir asit maddeye kolayca proton ekler. Ayrıca N Maddesi sayesinde flor atomunun ne kadar reaktif olduğunu biliyorsunuz.

Floroantimonik asit işte bu yüzden sülfürik asitten 10 katrilyon kat daha güçlüdür. Hidrojenini kolayca yitirdikten sonra bileşimindeki flor ve antimon elementleri temas ettiği moleküllerin elektronlarını kopararak onları parçalar. Geriye organik bir bulamaç bırakır. Hatta kalsiyuma bağlanmayı çok sevdiği için kemikleri bile eritir. Sadece teflon kaplar asidi delinmeden tutabilir. Nitekim teflon da organik kimyadaki en güçlü bağlar olan karbon–flor bağlarından oluşan bir maddedir.

En tehlikeli kimyasal için sonsöz

Aslında floroantimonik asidin ne kadar güçlü olduğunu bilmiyoruz; çünkü bunu test etmeyi başaramadık. Mesela şırıngaya veya şırınga ampulüne koyamazsınız. Her türlü cam kabı delip geçer. Davlumbazı içten içe kemirir. Yine de bu asidi çözeltiden bağımsız olarak kimyasal maddelere proton eklemekte kullanırız. Mesela isobütan, metan ve neopentandan H2 çıkarırız. Petrokimyada molekülleri alkalin veya aside dönüştürmek için kullanırız. Süper asitler pozitif yüklü karbon iyonları üretmeye de yarar. Bu da kimyasal tepkimelere hızlandıran bir katalizördür.

Böylece dünyanın en tehlikeli ve ölümcül 5 kimyasal maddesini gördük. Öyleyse dünyadaki en ölümcül 5 toksini de şimdi görebilir ve yaşamı var eden su kimyasına bakabilirsiniz. Moleküllerin nasıl oluştuğunu kuantum kimyada inceleyip canlıları oluşturan kuantum biyolojiye göz atabilirsiniz. Kuşların yolunu bulmasını sağlayan 6. his manyetik görüşü araştırarak evrende oluşan ilk molekülü görebilirsiniz. Plastik cerrahi için geliştirilen moleküler bıçağı ve dünyanın ilk ve tek doğal nükleer reaktörü Oklo’yu da hemen okuyabilirsiniz. Bilimle ve sağlıcakla kalın.

Dünyanın en güçlü asidi


1Revisiting the thermochemistry of chlorine fluorides
2C2N14: An Energetic and Highly Sensitive Binary Azidotetrazole
3Tunable magnetic exchange interactions in manganese-doped inverted core/shell ZnSe/CdSe nanocrystals
4Sulfur-bearing species in molecular clouds
5Electrophilic reactions at single bonds. XIV. Anhydrous fluoroantimonic acid catalyzed alkylation of benzene with alkanes and alkane-alkene and alkane-alkylbenzene mixtures

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir