Dünyadaki Bütün Virüsleri Yok Edersek Ne Olur?

Dünyadaki-bütün-virüsleri-yok-edersek-ne-olur

Dünyadaki-bütün-virüsleri-yok-edersek-ne-olurBugünlerde hemen herkes virüslerden nefret ediyor. Ne de olsa Covid-19 salgınına yol açan Corona virüsü çok zarar verdi. Küresel salgına karşı önlem almakta yetersiz kalan ve isteksiz davranan beceriksiz hükümetler yüzünden tüm insanlığı zor durumda bıraktı. Dolayısıyla içimizden bazılarının bütün virüslerin yok olmasını istemesini anlayabiliriz. Keşke virüsler hiç olmasa değil mi? Geçmişe gidip tüm virüsleri yok etseniz günümüze geldiğinizde hiç virüs görmemiş olan arkadaşlarınız bunu yaptığınıza bile inanmazdı. Arkadaşlarınız size inanmazdı; çünkü arkadaşlarınız olmazdı. 4 milyar yıl önceye zaman makinesiyle gidip virüsleri yok ederseniz Dünya gezegeninde yaşamın evrim geçirmesini de önlemiş olurdunuz. O zaman da 2021’e geri dönünce çevrede tek bir insan evladı bile bulamazdınız. Peki neden virüsler Dünya’da yaşamın gelişmesi ve belki de ortaya çıkması için gereklidir? Bu yazıda görelim:

Virüsleri yok etmek kolay mı?

Virüslerin canlı olup olmadığı tartışmalıdır. Bununla birlikte virüsler biyolojik varlıklar sınıfına girer ve Dünya gezegenindeki en yaygın biyolojik varlıklar da virüslerdir. Bu sebeple bütün virüsleri yok etmek şey… pratikte Dünya’daki bütün canlıları yok etmekle eşdeğerdir. Sivrisinekleri ezmek için termonükleer bomba kullanma çözümüne geçmeden tekrar düşünün derim. Öyle ki ister canlı sayılsın ister sayılmasın, virüsler Dünya’daki yaşamın çok önemli bir parçasıdır. Bu yüzden onları yok etmenin sonuçlarını tahmin edemeyiz bile.

Virüslerin bir kısmı (aslında çok az bir kısmı) insanlığa zarar vermiştir. Buna karşın virüslerin ne olduğunu daha yeni anlıyoruz. Mesela virüsler Dünya’daki yaşam için şart mı? Virüslerin olmadığı bir Dünya nasıl olurdu? Virüsler insan türü gibi zeki ve karmaşık biyolojik varlıkların evrim geçirmesine yardım etti mi? Bütün bunlar bilim insanlarının daha yeni yoklamaya başladığı çok derin sorular. Yanıtlarını bulmamız ise Neuralink’le süper zeki olsak bile yüzyıllar alacak. Yine de konuya giriş yapmak yasak değil. Virüsleri anlamak için önce nasıl çoğaldıklarına bakalım.

İlgili yazı: Kodlama İçin En Gerekli 16 Programlama Dili

 

Virüsleri çoğaltma mekanizmaları

Virüsler çok basit organizmalardır. Canlı olup olmamanın sınırlarında dolandığı için de onları anlamak çok zordur. Mesela insanlar canlıdır ama aynı zamanda şiir yazarlar. Köpekler şiir yazmaz, demek ki insanlar köpeklerden zekidir. Buna karşın insanlar canlıyken virüslerin cansız olduğunu söylemek çok zordur; çünkü virüslerin kendi metabolizması yoktur. Evrenin en asalak biyolojik varlıkları olarak başkalarının metabolizmasını ele geçirip çoğalırlar. Hatta biyologlara adeta “Bak kardeşim, canlı terimi modern bilimde anlamsızdır. Sen önce biyolojik varlıkları sınıflandır. Sonra canlılara geçersin” derler.

Ezber bozan virüsleri anlamanın en iyi yolu doğada nasıl çoğaldıklarına bakmaktır. Bu da iki türlü olur. Bir grup virüs hücrelere bulaşır ve genetik kodunu değiştirerek yeni hücrelere bölünmek yerine yepyeni virüsler üretmesini sağlar. Bu da genellikle hücrelere zarar verir ya da onları öldürür. Hastalıktan ölmek özünde budur. Hücreler ölünce canlılar yaşamını yitirir. Bir grup virüs ki buna Cıovid-19’a yol açan Corona virüsü de dahildir, hücrelerin içine girmek yerine onları dışarıdan ele geçirir.

1950’lerden kalma B sınıfı Hollywood korku filmlerinde insanların ensesine yapışıp beynini ele geçiren asalaklar gibi hücre zarına dışarıdan kenetlenir. Ardından hücrenin içine virüs DNA’sı enjekte eder ve hücrenin virüs kopyaları üretmesini sağlar. İlköğretimde ve insanlara bir şeyler öğretmek yerine kafa karışıklığı arasına reklam alan ama sorsanız marka olan sözde belgesellerde bunu öğretirler. Oysa bir grup virüs de bambaşka bir şekilde çoğalır. Bu tür virüsler hücrenin protein fabrikası ribozomların içine virüs DNA’sı enjekte etmez. Bunun yerine doğrudan hücrenin çekirdek zarının içindeki DNA’ya bulaşır:

İlgili yazı: Gerçek Adem: ilk insan ne zaman yaşadı?

 

Virüsleri enjekte etmek

Bu virüsler önce hücrenin içine girer ve sonra merkezi kontrol sistemini ele geçirir. Virüsler hücreye hangi yolla bulaşırsa bulaşsın, virüs üreten enfekte hücreler sonunda tıka basa virüsle dolar ve aşırı şişmiş bir balon gibi patlar. Ardından virüs parçacıkları kana karışır ve yeni hücrelere bulaşmak için yola çıkar. Bunlara virion deriz. Virion parçacıkları kapsit dediğimiz bir protein kılıfı veya yağlı kılıflarla sarılıdır. Bunlar mantar sporları gibi havaya, suya yayılır ki nefes alırken içinize kaçan toz gibidir. Virionlar bir konak bedendeki hücreleri bulana dek zararsızdır. Uyku halinde iken hiçbir şey yapamazlar.

Zaten virüslerin canlı olup olmadığı sorunu buradan çıkar. Haydi hücreyi zar enjeksiyonuyla enfekte eden Corona virüsü gibi virüsler veya hücrenin içinde çoğalan virüsler canlandı diyelim… Peki havada dolaşan ve vücuda girince uyanmayı bekleyen virüs parçacıklarına ne diyeceğiz? Bunlar canlı mı, değil mi? Bir virüs hücrenin protein fabrikası olan ribozomları ele geçirince, hücreyi ele geçirince canlanır mı? Mesela enfekte hücre o sırada bir virüse mi dönüşür? Virüse sonradan eklenen bir organ seti mi olur? Sonuçta virüsler hücreyi ele geçirince onu kendi amaçları doğrultusunda kullanır. Bu soruların biyolojide yepyeni alanlar açtığını tahmin edersiniz.

Mesela virüsler ilk nasıl ortaya çıktı?

İlerleme varsayımına göre ilk virüsler hücreler arasında sıçrama yeteneği kazanan DNA ve RNA parçalarından ortaya çıktı. İndirgemeci veya diğer adıyla gerileme hipotezine göreyse virüsler bağımsız yaşama yeteneğini kaybeden hücrelerin kalıntısıdır. Bunlar çoğalmak için diğer hücreleri ele geçirmek zorunda olan asalaklara dönüşmüştür. Üçüncü senaryoda ise virüsler 4,2 milyar yılda farklı kıtalar ve farklı zamanlarda birbirinden bağımsız olarak defalarca ortaya çıkmıştır. Bu varsayımda virüsler Dünya’daki yaşam kadar eskidir ve yaşamla birlikte evrim geçirmiştir. İşte bu yazımızın püf noktasıdır:

İlgili yazı: Düz Dünya Teorisini Çürüten 12 Kanıt

 

Virüsleri kopyalamak ve bulaştırmak

Örneğin hücresel organizmalardaki bazı genler, diğer hücrelere bulaşıp kendini kopyalama yeteneği edinmiştir. Hatta üç virüs kökeni senaryosunun hepsi doğru olabilir! Bazı virüsler birinci ve bazıları da ikinci veya üçüncü senaryodan türemiştir. Sonuçta her virüs her canlıya bulaşmaz ve bulaştığı konakların ataları da ilgili virüslerin atalarının ortaya çıkma koşullarını belirlemiş olabilir. Mesela bakterilerin çekirdek zarı yoktur ve bu yüzden genetik kodunu besleyen iç organları yoktur. Dolayısıyla bakteriler mikroskobik su torbası gibidir.

Bunların genleri ışık, besin ve enerji almak için hücre zarına yakın yerlerde bulunur. Geçişken bakteri zarından çıkıp diğer bakterilere bulaşmaları da haliyle kolay olur. Buna yanal gen transferi deriz. Bakteriler yeni ortam şartlarına uyarlanmak üzere kendi genlerini değiştirecek kadar çok enerji üretemez ve kullanamaz. Bunun yerine açığını hızla çoğalarak ve kendi arasında yanal gen transferi yaparak kapatır. Bulaşıcı genlerden türeyen virüslerin kökeni 4 milyar yıl önce bakteriler arasında başlayan yanal gen transferi olabilir. En azından bakterilere bulaşan virüsler, bakteriler arasında geçiş yaparken asalağa dönüşen serseri yanal gen kalıntılarından türemiş olabilir.

Ökaryotlara,

yani insan hücreleri gibi çekirdek zarı olan hücrelere bulaşan virüslerse 4 milyar yıl önce sıçrama yapan bambaşka genlerden gelmiş olabilir. Unutmayın ki ilk canlılar denizlerde ortaya çıktı ve hücre zarı edinmeleri kolay olmadı. Ondan önce canlılar viroit dediğimiz ve virüslerden bile küçük olan çıplak genetik kod parçalarından, RNA segmentlerinden ibaretti. Bu kod parçalarının bir kısmı kendine zar üretip bakterilerle arkelere dönüşürken geri kalanı da serseri gen olarak virüslerin bir kısmını türetmiş olabilir. Öte yandan virüslerin kökeniyle ilgili önemli bir sorun var:

İlgili yazı: Zamanda Yolculuk Etmenin 9 Sıra Dışı Yolu

 

Tüm virüsleri yok etsek ne olur?

Virüsler hücrelerin dışında canlı değildir ama hücrenin sistemlerini ele geçirince virüs fabrikaları olur, yani canlanırlar derseniz büyük bir sorunla karşılarsınız. Belki haklısınız ama bu tür virüsler canlılardan önce ortaya çıkmış olamaz; çünkü canlılara bulaşmadan “yaşayamaz”. Canlılar yoksa neye bulaşacaklar? Dolayısıyla hücrelerden önce gelip antik okyanusların sığ sularında gezen bu biyolojik varlıklara ister viroit deyin ister serseri genler, virüslerin yaşam kadar eski olduğunu kabul etmeniz gerekir. Virüsler, bakteriler ve arkeler, ardından da ökaryot hücreler hep aynı kökenden türemelidir.

O zaman da tüm virüsleri yok etsek ne olur derken dikkat etmek gerekiyor. Öncelikle bütün virüsler Covid-19’a yol açan SARS-Cov-2 kadar kötü değildir. Birçok virüs insanlar için zararsızdır. Aslında canlılar için zararsızdır. İnsani önyargılarımız yüzünden virüs deyince hep aklımıza patojenler, yani hastalık yapıcı unsurlar gelir. Bunlar hücreleri ele geçirirken konak bedene zarar veren virüslerdir. Çiçek ve kızamık hastalıkları böyledir. Oysa size desem ki insanlar sadece bakteriler sayesinde değil, virüsler sayesinde de yaşar, ne düşünürsünüz? Belki bağırsak bakterilerindeki dengesizliklerin hormonel dengesizliklere yol açarak insanların obez olmasına neden olduğu fikrine yeni alışıyorsunuz.

Bağırsak bakterilerindeki düzensizliklerin depresyona yol açtığını daha yeni öğreniyorsunuz… Peki ya ağız ve bağırsak florası bakterilerinin de bize virüsler sayesinde zarar vermediğini okursanız ne diyeceksiniz? Bu ilginç konuyu görelim. İnsanların yalnızca bakteriler ve hücreleri içiren mikrobiyomu yoktur. Aynı zamanda her insanın kendine özgü viromu da vardır; yani benim virüsler sizin virüsleri döver mi bilemem ama benim virüs topluluğu sizin mikroskobik cemaatten farklıdır arkadaşlar.

Nasıl mı?

Vücudunuzda trilyonlarca hücreyle bakteri ve çok daha fazla virüs var. Öncelikle insan viromu iki yaşında belirginleşir. Herkesin virüsü farklıdır. Mesela metagenom verileri, yani vücut dışı ortamdan alınan DNA örnekleri gösteriyor ki insan bakterilerine bulaşan virüsler vardır. İdrar yollarında, bağırsaklarda, ağızda, kanda ve akciğerlerde farklı bakteriler yaşar. Ayrıca her bakteri grubuna ayrı virüs türleri bulaşır. Kısacası doğadaki bütün virüsleri yok ederseniz kendinizi yok edersiniz. Peki vücudumuzdaki virüsler bize ne yapar?

İlgili yazı: 18 Ayda Nasıl 24 Kilo Verdim?

 

Virüsleri doğru kullanmak lazım

Örneğin virüsler ağız florası bakterilerinin aşırı çoğalmasını önler. Onlara bulaşarak bir kısmını öldürür. Böylece ağız bakterileri sizi enfeksiyondan korumak ve ağız temizliği yapmak gibi işlevleri yerine getirir. Oysa ağız virüsleriniz azıtırsa bu kez diş eti hastalıklarına yol açabilir. Şunu demek istiyorum: Obezite öncelikle hormonel bir hastalıktır, yedikleriniz sizi depresyona sokar veya iyileştirir diyorlar ya… aslında bağırsak bakterilerine bulaşan virüsleri de yönetmeniz gerekiyor. İşte o yüzden 18 ayda kalıcı 24 kilo nasıl verdim yazısında, herkes kendine en uygun diyeti yapmalı dedim.

Mesela ben diyetisyene giderek kilo veremedim. Bunun yerine deneme yanılma yoluyla kendime iyi gelen diyeti buldum. 7 yıl önce moralimi ve enerjimi çok yemeden yüksek tutan kendi diyetimle 92 kilodan 64 kiloya düştüm. Üstelik bu belki de en basiti… Şansıma diyabet ve kalp hastası değildim. Diyetime özellikle dikkat etmem gereken bir sağlık sorunum yoktu. Oysa kim bilir hangi hastalıklar hangi virüs–bakteri dengesizliklerinden kaynaklanıyor! O yüzden virüsleri yok edelim derken acele etmeyin. Bir gün bir yazımın paylaşımında Corona virüsünün fotoğrafını gören bir okurum “Çark gibiler. Çomak sokan olmadı” yazmıştı.

Şiirsel ama gerçekçi değil

Ayrıca insanlar dokularındaki virüslerin farklılık gösterdiği biricik canlılar değildir. Bütün hayvan ve bitki türleriyle diğer organizmalarda kalıcı virüs kolonileri vardır. Virüsler organizma sağlığında rol oynamakla kalmaz. Aynı zamanda Dünya’yı saran biyoküreyi biçimlendirir. Bütün ekosistemlerde çok sayıda virüs vardır. Virüsler biyokütlenin ana bileşenidir. Virüsler bakterileri ve onlar da bizi etkiler. Nasıl mı? Öncelikle okyanuslar hakkında yanıtı bilinmeyen 7 soru yazısını okuyabilirsiniz. Bunun dışında virüslerin besin zinciri ve Dünya’daki oksijen oranını belirlediğini belirteyim. Üstelik yaşamıyorlar bile!

İlgili yazı: Kurucu Teori: Fizik Bilimi Nasıl Yapılır?

 

Virüsleri ekosisteme eklemek

Virüsler okyanus bakterilerinin sayısı ve dağılımını etkiler. Öyle ki okyanus virüslerini uç uca eklesek bizden 60 galaksi uzağa, yani yaklaşık 120 milyon ışık yılına uzanırlardı! Her saniye virüsler yüzlerce trilyon bakteriye bulaşıyor. Her gün deniz bakterilerinin yüzde 20’sini öldürüyor. Bu da besin zincirinin ilk basamağı olan planktonları, onların suyu temizleme ve oksijen üretme kapasitesini etkiliyor. Nasıl oluyor derseniz ölü bakterilerden artan demir fitoplanktonları besliyor. Dahası biz her yıl atmosfere 43 milyardan fazla karbondioksit sera gazı salıyoruz. Bunun 3 milyar tonunu virüslerin bakterileri öldürme sürücü emerek gezegeni aşırı ısınmaktan koruyor.

Toprağı okyanuslar kadar araştırmadık ama 1 gram toprakta 10 milyar virüs olduğuna göre virüsler karasal ekosistemlerde de kilit rol üstleniyor olmalı. Virüsler karasal besin ve karbon döngüsünü etkiliyor. Aynı zamanda genetik çeşitliliği artırıyor. Özetle geçmişi değiştirmeye filan kalkmayın. Bu ilk bakışta iyi bir fikir gibi gelse de yapmayın. Virüsler yaşamla birlikte evrim geçirdiyse Dünya’nın ayrılmaz bir parçasıdır. Çoğalmak için hücrelere gerek duyduklarından hücrelerle virüslerin ataları birbirine karışmıştır. Belli ki virüsler enfeksiyonlara yol açmasa Dünya’daki yaşamın seyri bambaşka olurdu.

En basitinden Mass Effect video oyunlarındaki Kuarların (Quarians) bağışıklık sistemi o kadar zayıftır ki şehrin içinde sürekli uzay giysisiyle dolaşmak zorunda kalırlar. Bir Kuar olan Tali bunu “gezegenimizde böcekler ortaya çıkmadığı için onların genetik taşıyıcılık işini virüslerle bakteriler üstlendi” şeklinde açıklıyor. Kısacası Kuar bedenleri evrimsel bir avantaj olarak enfekte olmaya çok açıktır. Şimdi virüslerin yokluğunun evrimi nasıl etkileyeceğini düşünün. Olasılıklar sınırsız:

İlgili yazı: Evrenin En Büyük Yıldızı UY Scuti mi?

 

 

Virüsleri taşıyan genler

Konak hücrelerin DNA’sına eklenen virüsler enfeksiyon yoluyla kendini kopyalamakla kalmaz. Aynı zamanda virüs genlerini canlının DNA’sına ekleyerek evrimi yönlendirir. Canlıların laktoza dayanıklılık gibi yeni genetik özellikler kazanmasını sağlar. Virüsler bunu üreme organlarındaki hücrelere, yumurta ve sperm hücrelerine bulaşarak yapar. Bu da evrimin çalışması için virüslerin genetik ham madde sağladığı anlamına gelir. Örneğin insan genomunun yüzde 8’i virüs genlerinden oluşur. Bu kadar yüksek olmasını beklemiyordunuz değil mi? Şempanzelerle aramızdaki genetik fark yüzde 4 çünkü…

Öte yandan mRNA tabanlı Biontech Covid-19 aşısı gibi aşılar geliştirerek insanlarda hastalık yapan virüsleri engellemekte bir sakınca yoktur. Her durumda canlılarla virüslerin bu kadar iç içe geçmiş olması bilim insanlarını biyolojiyi yeniden düşünmeye zorluyor. Bazı biyologlar virüsleri ökaryotlar, bakteriler ve arkelerle birlikte yaşamın ayrı bir üst alemi olarak görüyor. Diğerleri ise ökaryotların virüsler sayesinde ortaya çıktığını savunuyor. Önemli genleri ve hatta hücresel yapıları virüslere borçlu olduğumuzu düşünüyor. Özetle iyi, kötü, çirkin, virüsler hakkında ne kadar çok şey öğrenirsek insanın da doğadaki yerini o kadar iyi anlıyoruz. Tüm virüsleri yok etmek, yaşamı yok etmek demektir.

Virüsleri tanıtan sonsöz

Siz de 15 milyon yıl süren pandemi sayesinde insan türünün nasıl evrim geçirdiğini şimdi okuyabilirsiniz. İnsan kanının evrimine ve önümüzdeki 100 yılda insanların nasıl evrim geçireceğine göz atabilirsiniz. Fetüs kanında kanser testi yapmaya ve Alzheimer’i 25 yıl önceden nasıl tespit edeceğimize bakabilirsiniz. DNA’nın alfabesini yeniden yazarak tasarım bebekler üretmeyi ve neden bazı insanların artık iki anneden doğacağını araştırabilirsiniz. Protein katlama sanatının insanları nasıl yaşattığını ve virüslere bulaşan Sputnik virüsünü inceleyebilirsiniz. Hızınızı alamayarak virüslerin uzaydan bulaşması mümkün mü ve canlılık nedir diye sorabilirsiniz. Oysa kendinizi gerçekten cesur hissediyorsanız tüm ilaçlara bağışık ölümsüz PHIKZ virüsünü de okuyabilirsiniz. Bilimle ve sağlıcakla kalın.

Kaynaklar

1Evolution of viruses and cells: do we need a fourth domain of life to explain the origin of eukaryotes?
2Potential for Virus Endogenization in Humans through Testicular Germ Cell Infection: the Case of HIV
3Extinction and viruses
4Viruses and cells intertwined since the dawn of evolution

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir