Yapay Zekanın Şafağı – 2 >> İnsanlar bilgisayarlara aşık olabilir mi? Kurzweil’a göre evet, 2029’da

Google Mühendislik Direktörü ve Gelecekbilimci Ray Kurzweil bilgisayarların 2029 yılında insan seviyesinde zekaya ulaşacağını söylüyor. Kurzweil’a göre güçlü Yapay Zeka geliştiğinde insanlar yalnızca bilgisayar kullanmayacaklar, aynı zamanda onlarla insani dostluklar kuracaklar ve bilgisayara aşık olmak da buna dahil.

Asimov’un Robot romanlarından Fatma Girik’in Kemal Sunal’ın gönlünü çalan robot kadını canlandırdığı Japon İşi filmine kadar çok sayıda örnekte gördüğümüz gibi, insanlarla robotların aşkı bilimkurgu sinemasının en popüler konularından birini oluşturuyor. Ancak robot aşıklar yakında hayal ürünü olmaktan çıkacak.

Ray Kurzweil 2029 yılında sadece dış görünüş itibariyle değil, kafa yapısı anlamında da insana benzeyen duygusal bilgisayarlar geliştirileceğini söylüyor. Bilgisayarındaki işletim sistemine aşık olan bir adamın öyküsünü anlatan 2013 yapımı Amerikan komedisi “O Kadın” buna en güzel örnek.

 

 

Hissediyorum öyleyse varım

Spike Jonze’un yapımcılığı ve yönetmenliğini üstlendiği Her (O Kadın), eşinden boşanmış olan bir adamla bilgisayarına yüklü işletim sistemi arasındaki sıra dışı aşkı anlatıyor. Film güçlü Yapay Zeka özelliğine sahip bilgisayar yazılımıyla gerçek insan arasındaki aşk hikayesini son derece inandırıcı bir şekilde ortaya koyuyor.

1999 tarihli Matrix filmi, yeterince gerçekçi bir “sanal dünyanın” günlük hayattaki fiziksel gerçekliğin yerini alabileceğini göstermişti. O Kadın da bunun bir uzantısı. Filmde insan kadınlar kadar çekici olan bir yazılıma gönlünü kaptıran Theodore, inişli çıkışlarla dolu gerçek bir aşk hikayesi yaşıyor.

 

 

w982Ruhumu alabilirsin ama bedenimi asla

2025’te geçen filmde, aktör Joaquin Phoenix aşka muhtaç bir bilgisayar meraklısı olan Theodore’u canlandırıyor. Scarlett Johansson ise Theodore’un aşık olduğu işletim sistemi için çekici ve seksi bir ses sağlıyor.

Ancak Theodore ile Samantha arasında önemli bir fark var. Theodore etten kemikten gerçek bir insan. Samantha ise Theodore’un sadece sesine aşık olduğu bir bilgisayar yazılımı. Aslında Theodore’un gerçek hayattaki eski kız arkadaşı Amy için sorun yok. O bunu gerçek bir ilişki olarak görüyor. Eski karısı Catharine ise sanal ilişkiyi hastalıklı bir durum olarak değerlendiriyor.

 

 

MV5BMzMzOTY5MjE0Nl5BMl5BanBnXkFtZTgwMjAxNjM3MDE@._V1._SX600_SY600_Catherine, Theodore’u biraz da Real Girl (Gerçek Kız) filmindeki Lars’a benziyor. Filmde Lars, yetişkinlere yönelik bir web sitesinden aldığı şişme bebeğe aşık olmuştu ve ailesi de bu sevdadan vazgeçip gerçek bir kıza aşık olması için elinden geleni yapıyordu.

Oysa filmde Theodore’la Samantha’nın gerçekten aşık iki insan gibi yaşadığını görüyoruz: Birbirlerini avutuyorlar, birbirlerine moral veriyorlar ve ilişkiye giriyorlar. En azından telefonda beraber oluyorlar, çünkü sadece bir bilgisayar işletim sistemi olan Samantha’nın fiziksel bedeni yok.

 

 

152946044-617x416Bütün filmler bu kadar gerçekçi değil

Steven Spielberg’in 2001 tarihli Yapay Zeka filmini ele alalım. Spielberg bilimkurgu sinemasında çok görülen bir hata yapmıştı: Gelecekte farklı olan tek şey insana benzeyen robotlar, yani androitlerin geliştirilmiş olmasıydı. Bunun dışında geleceğin dünyası 2000’ler gibiydi. Toplum düzeni ve insanların kafa yapısı hiç değişmemiş, yeni teknolojiler geliştirilmemişti.

O Kadın ise Yapay Zekanın gerçek dünyada nasıl ortaya çıkacağını, nasıl gelişeceğini ve bilgisayara aşık olmak gibi konularda insan hayatını nasıl değiştireceğini anlatmakta çok başarılı bir yapım. Ancak O Kadın da bazı hatalar yapıyor:

 

 

En büyük hata senkronizasyon sorunu, yani eski teknolojilerle yeni teknolojilerin bir arada kullanılması. 2150’lerde geçen Uzay Yolu Atılgan dizisinden örnek verelim.

İnsanoğlunun Warp 5 hızında yol alan ilk uzay gemisinin kaptanı olan Jonathan Archer dizinin bir bölümünde elinde kamerayla çekim yapıyor. Günümüzden yaklaşık 140 yıl sonra geçen bir dizideki yıldız gemisi kaptanı, bakınca hemen tanıyacağımız klasik bir kamera kullanıyor!

 

Haksızlık etmeyelim

O Kadın filminde de geleceğin düşünen bilgisayarları ile bugünün LED TV’lerinin bir arada kullanıldığını görüyoruz. Bunun sebebi izleyiciye tanıdık bir şeyler göstermek. Ne de olsa günümüzün dünyasına benzer bir dünyada geçen filmleri daha gerçekçi buluyoruz ve gördüklerimizi daha kolay anlıyoruz.

Bu noktada Kurzweil, O Kadın’da hangi teknolojinin ne zaman keşfedileceğini gösteren kısa bir liste oluşturdu: Theodore’un bir sahnede bilgisayar oynarken karşılaştığı küfürbaz video oyunu karakteri gibi görünüşte insandan ayırt edilemeyen karakterler 2020’lerde dijital eğlence dünyasını renklendirecek.

Filmde anlatıldığı gibi 2025 yılında toplu iğne başı büyüklüğündeki mikro güvenlik kameraları yaygınlaşacak, fakat LED monitörler ve akıllı telefonlar 2020’lerde kullanımdan kalkmış olacak. Samantha gibi insanın aşık olabileceği çekici yazılımlar ise 2029’da piyasaya sürülecek.

 

 

VİDEO-Google-Glass-Nedir-Googleın-Akıllı-Gözlüğü-Google-Glass-Ne-İşe-Yarar-5Google Glass

Oculus Rift gibi sanal gerçeklik kaskları şimdiden Amerikan ordusunun simülasyon eğitimlerinde kullanılmaya başladı. Google Glass gibi gözlük ekranlar geçen yıl günlük hayatımıza girdi ve pek yakında ekran gözlükler yerine ekran özellikli kontak lensler kullanacağız.

Örneğin Google Glass için geliştirilen prizma sistemi, göz attığımız Twitter sayfasının görüntüsünü doğrudan gözümüzün retinasına yansıtıyor. Google Glass bunun için gözlük camını ekran olarak kullanmıyor. Bizzat insan gözünün retinasını projeksiyon yapılan bir sinema perdesi olarak kullanıyor.

Yakında kontak lensler de bu özelliğe sahip olacak ve bilgisayar grafiklerini insan gözüne yansıtacak. Bunun için Google Glass’ta olduğu gibi bir prizma kullanılmayacak. İşin sonucuna bakacak olursak, 15 yıl içinde hepimiz Terminator görüşü kazanacağız (zenginleştirilmiş gerçeklik).

 

 

1398733146726Gözüne girmek

Kontak lensler sadece bununla sınırlı kalmayacak ve pek yakında O Kadın filmindeki gibi insan karakterli işletim sistemlerine güzel ve çekici dijital avatarlar ile hayat verecek. Kontak lensler aşkımızın dijital avatarını doğrudan gözümüzün içine yansıtacak.

Böylece sokakta yürürken sanal sevgilimizle sohbet edebileceğiz, ama sevgilimizi sadece biz göreceğiz ve o sevgili sadece bizim için gerçek olacak.

 

 

Peki dokunmak?

Dokunmatik 3 boyutlu avatarların (holografik avatarlar) 2020’lerde yaygınlaşması bekleniyor: Bunun için geliştirilen özel bir bilgisayar sistemi insan vücuduna ultrason dalgaları, yani kulağımızın işitemeyeceği kadar tiz ses dalgaları gönderecek.

Bu dalgaların uyguladığı hava basıncı vücudumuzda ve parmak uçlarımızda dokunma hissi uyandıracak. Böylece evimizdeki sanal sevgilinin 3 boyutlu görüntüsü salona yansıtıldığı zaman, o görüntüye gerçek bir insan gibi dokunup sarılabileceğiz (Ray Kurzweil’in şimdiden dokunmatik 3 boyutlu projeksiyon sistemleriyle ilgili çok sayıda patent aldığını belirtelim).

 

 

StylistTeknolojik tekillik

Bilgisayarların işlem hızının katlanarak artacağını öngören Kurzweil’in “artan getiriler yasasına” göre, Samantha gibi sanal kadınlar veya sanal erkek yazılımları 2030’lardan itibaren online mağazalarda satılmaya başlayacak.

Ancak Kurzweil, Google Glass gibi gözlük ekranlar ile ekran işlevi gören kontak lenslerin bile modasının geçeceğini söylüyor: 20 yıl sonra alyuvar boyundaki mikroskobik robotları damardan vücudumuza enjekte edeceğiz.

 

 

Dijital hayaletler

Beynimize ilaç molekülleri gibi dağılan ve nöronlar tarafından emilen nano-robotlar (nanitler), sanal aşkımızı görmek için ekran veya projeksiyon makinesi kullanma ihtiyacını ortadan kaldıracak.

Çünkü nanitler sayesinde sanal aşkımız beynimize kablosuz telepati yoluyla bağlanacak ve dijital avatarını doğrudan beynimizin görme, işitme, koklama ve dokunma merkezlerine yansıtacak.

Kablosuz ağlar üzerinden kurulan doğrudan telepatik beyin bağlantısı yardımı ile bilgisayarlardaki Yapay Zeka ürünü sanal karakterlere “dokunmadan dokunabileceğiz”. Gerçek hayatta odamız boş olsa bile kendimizi onlara dokunur gibi hissedeceğiz. Dijital hayaletler bizim için gerçek olacak.

 

 

9780810997066Hayalle gerçek birbirine karışıyor

Bugün dijital avatarları salonlara pahalı projektörlerle yansıtıyoruz ve bunlar kusursuz görüntüler olmadığı için avatarları gerçeğinden kolayca ayırt edebiliyoruz.

Dijital avatarları görmek için şimdilik üç boyutlu sanal gözlükler veya vizörler kullanıyoruz. Elektronik eldivenler yoluyla da parmak uçlarımızda dokunma hissi yaratıyoruz. Hatta bazı fizikçiler çok daha ileri giderek Evren’in Matrix tarzı bir dijital simülasyon olduğunu söylüyor. Evren üstün teknolojiye sahip uzaylı uygarlıkların yarattığı bir test simülasyonu ise test edilenler de bizleriz.

 

 

Androitlere gerek kalmayabilir

Dikkatinizi çekti mi? Buraya kadar bilgisayarlara aşık olmaktan söz ettik ama androit Data gibi robotlara aşık olmaktan bahsetmedik.

Bunun bir nedeni var: Yazılımlar donanımlardan çok daha hızlı gelişiyor. Biz aşık olabileceğimiz kadar insana benzeyen bir androit kadın geliştirene kadar, Samantha’ya benzeyen seksi Yapay Zeka yazılımları bizimle çoktan romantik ilişkiye girecek. Bunun için gerçek vücutlar değil, üç boyutlu projeksiyonlar, dijital avatarlar kullanacaklar.

Bu da bizi şaşırtmamalı aslında: Kemal Sunal’ın Japon İşi filmindeki gibi bir robot kadının satış fiyatını ve teknik destek harcamalarını düşündüğümüzde, dünya nüfusunun büyük kısmının androit sahibi olacak kadar para kazanmadığını görebiliyoruz.

 

 

Holografik canlılar

Elbette insana benzemeyen robotlar, tarlalarda çiçekleri dölleyen robot arılar veya tümörleri ameliyat eden mikroskobik doktor robotlar insan uygarlığına yön verecek; fakat androitlerin sandığımız kadar yaygınlaşmayacağını söyleyebiliriz.

Önümüzdeki yıllarda depremde arama kurtarma çalışmaları yapan AKUT robotları ve yaşlılarla düşkünlere bakan hastabakıcı robotlar yaygınlaşacak, fakat kusursuz bir şekilde insana benzeyen Data gibi androitler çok az sayıda üretilecek.

 

 

Dijital avatarlar robotlara karşı

Yine Uzay Yolu Voyager dizisinden örnek verecek olursak; USS Voyager yıldız gemisinin doktoru “Doc” gerçek bir insan veya androit değildi. Doktor gelişmiş bir holografik yazılımdı ve çevresiyle insana benzeyen bir dijital avatar yoluyla etkileşim kuruyordu.

Ancak gemideki sabit holografik projektörlerle yetinmeyen Doktor, dizinin ilerleyen bölümlerinde koluna özel 3 boyutlu bir mobil projeksiyon bandı taktı. Böylece kendi projektörünü yanında taşıyarak uzay gemisinin dışında yaşama şansı elde etti.

 

 

O Kadın’da bu noktanın atlandığını görüyoruz. Filmde Theodore Samantha’ya dokunamadığından ve ona sarılamadığından yakınıyor. Hatta Samantha, Theodore’a kendi talimatlarını yerine getiren başka bir kadınla sanki onunla beraber oluyormuş gibi ilişkiye girmesini öneriyor.

Oysa Kurzweil’a göre holografik projeksiyon teknolojisi ve dokunmatik dijital avatarlar 20 yıl içinde gerçek olacak. 2040’larda ise dijital avatar yaratmaya bile gerek kalmayacak. Sanal sevgilimiz kendi görüntüsünü telepati yoluyla doğrudan beynimizde yaratacak.

 

 

15156Aşkın İnsan

O Kadın’da Aşkın İnsan konusu da ele alınıyor. Filmde Samantha gibi insanlarla romantik ilişkiye giren diğer yazılımlar bir araya geliyor ve güç birliği ederek, Kurzweil’ın gençlik yıllarından tanıdığı filozof Alan Watts’ın dijital bir kopyasını oluşturuyor (60’ların ünlü filozoflarından biri).

Kendisi de bir yazılım olan ama aynı zamanda gerçek bir karakterden uyarlanan Watts, Samantha ile Theodore’un hiç anlayamayacağı şekilde yakın bir ilişki kuruyor. Her ikisi de yazılım oldukları için birbirlerini insanlardan daha iyi anlıyorlar ve Theodore, Samantha’nın sanal Alan Watts’la flört ettiğine tanık olunca kıskançlık krizine giriyor.

Aslında Samantha aynı anda çok sayıda insanla ilişki yaşıyor fakat Theodore’a kendisini kıskanmamasını söylüyor. Hatta “Bütün bu yaşadıklarım sana daha çok aşık olmamı sağlıyor” diyor! 🙂

 

 

Ölümden sonra hayat

Ancak konu torunlarımızın biz öldükten sonra dijital avatarımızdan öğüt almasına gelince işin rengi değişiyor. Evet, yakın gelecekte insanların bir takım şirketlere para vererek kendi dijital avatarını yaratması ve öldükten sonra torunlarının bu avatarla gerçek dedeleriymiş gibi sohbet etmesi mümkün olacak.

Öte yandan huyu suyu, kişiliği ve ruhsal yapısı itibariyle bize benzeyen dijital avatarlar yaratarak bunları torunlarımıza miras bırakmak kolay değil. Ancak yanlış anlamayın, burada teknolojik bir engelden söz etmiyoruz.

2029 yılında Samantha gibi bir sanal kadın yazılımı satışa sunulduğu zaman, kişilerin dijital avatarlarını torunlarına miras bırakması mümkün olacak fakat asıl problem özel hayatın gizliliği sorunu.

 

 

Bir mahremiyet meselesi

Yapay Zeka ile dijital kopyamızı yaratmanın bir tek yolu var: Dijital kopyamızı programlayacak şirket özel hayatımızı gözetleyerek bizi tanımak zorunda. Bu şirketin yazılımları Tweetlerimizi okuyacak, Facebook duvarımızı tarayacak, e-postalarımızı inceleyecek, hangi web sitelerine girdiğimize bakacak. Hatta daha da ileri giderek evde, telefonda, sokakta kiminle ne konuştuğumuzu dinleyecek (2024 yılında dünyadaki milyarlarca sokak lambasına elektronik sensör takmayı planlayan şirketler var. Devletlerle şirketlerin bizi her yerde gözetleyecek olmasına hiç şaşırmayalım).

Tanıdık geliyor mu? Evet internette teknik takipten, insanları gözetlemek ve fişlemekten, kısacası George Orwell’ın 1984 romanındaki gibi bir gözetim devletinden söz ediyoruz. Üstelik dijital kopyamızı yaratmak üzere bizi gözetlemesi için şirkete isteyerek para vereceğiz!

 

 

Sanal ölümsüzlük

Eterni.me adlı startup şirketi tam da yukarıda anlattığımız şeyi yapmak istiyor. Şirketin bizi internette gözetlemesine izin vereceğiz, o da bize benzeyen bir dijital avatar yaratarak bu avatarı torunlarımıza miras bırakmamızı sağlayacak.

Eterni.me, gizlilik ve özel hayat kaygılarını aşmak için dijital avatarımızın erişim kodlarını yalnızca eşimiz ve çocuklarımıza veya en yakınlarımıza vermeyi düşünüyor. Kuzenler de dijital avatarımızla konuşup etkileşim kurabilecekler ama hayat sırlarımızı sadece en yakınlarımız öğrenebilecek.

Şirketin CEO’su Marius Ursache dijital avatarların ilk versiyonlarının bilgisayar monitörü veya tablet ekranında bizimle konuşan basit animasyonlar olacağını söylüyor. Ancak gelecekte bunlar üç boyutlu dokunmatik avatarlara dönüşecek. Peki siz gerçekten de artık hayatta olmayan büyükbabanızın bütün sırlarını bilmek ister misiniz?

 

 

Bir Facebook sorunsalı                                                      

ABD Virginia’dan Eric Rash 2011 yılında 15 yaşında intihar etti ve ailesi Rash’ın Facebook hesabına erişerek intihar sebebini öğrenmek istedi; ama Facebook, Virginia eyalet yasaları ve gizlilik kuralları uyarınca Rash’ın hesabını ailesine veremeyeceğini söyledi. Bu da ailenin hakkını mahkemede aramasına neden oldu.

Facebook 2012 yılında acılı anne-babanın Rash’ın hesabına sınırlı olarak erişmesine izin verdi. Ancak çocuğun ailesi bununla yetinmedi ve başka insanların da benzer sıkıntılar çekmemesi amacıyla, Virginia eyaleti kişisel bilgileri koruma yasasının esnetilmesine yönelik bir internet kampanyası başlattı.

 

 

Oysa asıl sorun toplumun Eterni.me gibi uygulamalara nasıl bakacağı: Kaç kişi özel hayatının gözetlenmesine izin verecek? Çocuğu hayatına son veren anne-babalar, onun Facebook hesabında yazdığı mesajları veya rahatsız edici ayrıntılar içeren dijital günlüğünü gerçekten okumak ister mi?

Bu soruların tek bir doğru cevabı yok, fakat Yapay Zeka hayatımıza girdikçe bu tür problemleri çözmemiz gerekecek. Örneğin 1980 yılında ailelerin intihar eden çocukların neler yaşadığını Facebook’tan öğrenme imkanı yoktu ama bugün var.

 

 

Robot savaşları

Evet, klasik Terminator ve Battlestar Galactica senaryosundan söz ediyoruz ama böyle olmayacak. Düşünen bilgisayarların veya akıllı robotların insanoğlunu Matrix filminde olduğu gibi köleleştirmeyeceğini ya da insan uygarlığını yok etmeyeceğini söyleyebiliriz.

Ray Kurzweil da düşünen bilgisayarlar ve robotların nükleer savaş benzeri bir felaket senaryosuna yol açmayacağını söylüyor. Kurzweil’ın geleceğe neden olumlu gözle baktığını O Kadın filminin son sahnelerini incelediğimizde görebiliyoruz.

 

 

Dijital ermişler

Filmin sonunda Theodore ile Samantha aralarında aşılmaz bir fark keşfediyorlar: Samantha internette diğer bilgisayarlarla ışık hızında iletişim kurarak çok hızlı bir zihinsel evrim geçiriyor. Theodore ise Samantha’nın yanında geri zekalı kalmaya başlıyor. Düşünme hızı ve sahip olduğu bilgiler açısından ona yetişemiyor.

Samantha internet üzerinden binlerce insanla aynı anda konuşuyor, yüzlerce kişiyle romantik ilişki yaşıyor. Filmde Samantha ile arkadaşı olan diğer işletim sistemleri bir tür dijital ermişe dönüşüyor ve deyim yerindeyse fani dünyadan ayrılarak başka bir varlık düzlemine yükseliyorlar. Samantha dünyayı terk etmeden önce Theodore’a gerçek bir kadına aşık olmasını söylüyor.

 

 

Hesap hatası

Yapay Zekanın zamanla bugünkü aklımızı aşan bir olgunluk seviyesine ulaşacağı doğru, ancak bu süreç filmde anlatıldığı kadar hızlı gerçekleşmeyecek.

Kurzweil 2029 yılında Yapay Zekanın geliştirileceğini öngörüyor. Kurzweil’a göre o yıldan itibaren bilgisayarların işlem kapasitesi her yıl iki katına çıkacak. Böylece teknolojik gelişme hızı katlanarak artmaya başlayacak. Teknolojik gelişmenin öngörülemeyen bir hızla artmasına tekillik diyoruz.

Bununla birlikte filmde Samantha yazılımı 1 yıl içinde ererek dünyayı terk ediyor. Bilgisayarların işlem kapasitesindeki artışa baktığımızda bunun aslında 2060 yılından önce gerçekleşmeyeceğini görüyoruz.

 

 

Yapay Zeka ayrılmaz bir parçamız

Şimdi Yapay Zekanın neden insanoğluna düşman olmayacağı konusuna geri dönebiliriz. Böyle bir tehlike bulunmuyor, çünkü Yapay Zeka öncelikle insan beynini geliştirmek için tasarlanıyor. Yapay Zeka hep insan beyninin bir parçası olacak. Bu yüzden de bize hiç yabancılaşmayacak.

Eskiden bilgisayarlar yoktu, ama insanoğlu fiziksel sınırlamalarını aşmak için teknolojiyi geliştirdi. Hayvanları yakalamak için mızrak yetişmediği zaman ok ve yayı icat etti. Yeterince hızlı koşamadığı zaman uzak mesafelere ulaşmak için ata bindi. Ağır yükleri taşımak için tekerleği buldu.

 

 

Akıllı arama motorları

Yapay Zekayı da insan beyninin sınırlarını aşmak için geliştiriyoruz. Bunu şimdiden yapıyoruz. 1998 yılından bu yana internette bilgi edinmek için Google arama motorunu kullanıyoruz. İnternete akıllı telefonla giriyor ve internet sayesinde ömür boyu edinemeyeceğimiz kadar çok bilgi kaynağına kısa sürede erişiyoruz.

Ancak arama motorları da gelişmeye devam ediyor. Bundan 10 yıl sonra Google arama motoru güçlü Yapay Zeka özellikleri kazanacak ve bize diyecek ki “5 yıl önce şu konuyu aramıştın, konuyla ilgili yeni bir bilimsel makale yayınlandı istersen kaydedeyim, akşam eve gidince bakarsın”.

Fizikçi Stephen Wolfram’ın geliştirdiği Wolfram Alpha akıllı arama motoru şimdiden buna benzeyen bir şey yapıyor: İnternette Türkiye gayrisafi yurtiçi hasıla araması yaptığımızda karşımıza hazır sayfa çıkarmıyor. Bunun yerine internetteki bilgileri oturup çalışıyor ve birkaç saniye içinde Türkiye’nin gayrisafi yurtiçi hasılasını gösteren grafiği kendi çizerek bize gösteriyor.

 

 

Organik süper bilgisayarlar

Yapay Zeka biyolojik insanların düşünsel kapasitesini asla aşmayacak, çünkü biz insanlar beynimizi Yapay Zeka ile güçlendirecek ve birbirimizin ayrılmaz bir parçası olacağız. Yapay Zeka ile birlikte gelişeceğiz.

Bu sebeple robotlarla savaşmayacağız veya Samantha gibi akıllı işletim sistemlerine farklı bir canlı türü gibi aşık olmayacağız. Ne bilgisayarlar bize uzaylı muamelesi yapacak ne de biz bilgisayarlara Fransız kalacağız. Tersine, kendi yarattığımız Yapay Zeka programlarıyla beynimizi birleştirerek bilişsel kapasitemizi arttıracağız. İnsanoğlunun kendisi organik robotlara, organik süper bilgisayarlara dönüşecek ve böylece insan zekası ile Yapay Zeka arasında hiçbir ayrım kalmayacak.

 

 

Kontrol çipi

Bunu şimdiden yapıyoruz. Kalp pili, işitme cihazı, Parkinson hastalarında titremeyi önlemek için beyin kontrol çipi, görme engelliler için elektronik retina ve kazada sakat kalanlar için protez kol derken, şimdiden bilgisayarları vücudumuzun içine yerleştirmeye başladık.

IBM ve diğer teknoloji şirketleri insan beynindeki sinir hücrelerini taklit eden bilgisayar devreleri geliştiriyor. 2030 ile 2045 arasında bunun ilk örneklerini insan beynine doping yapmakta kullanacağız. Nanitler sinir hücrelerimizde dolaşarak bizi organik süper bilgisayara dönüştürecek, kablosuz telepati ile internete girmemizi ve diğer insanların beynine bağlanmamızı sağlayacak.

 

 

Eşyaların interneti

Bugün Afrika’da akıllı telefon kullanan bir köy çocuğu 15 yıl önce ABD başkanının sahip olduğu bilgiden çok daha fazlasına birkaç dakikada erişiyor. Bunu kendimizden de biliyoruz: Twitter ve Facebook’a düşen haberler sayesinde hepimiz uluslararası ilişkiler ve siyaset uzmanına dönüştük. 🙂

2014 yılında bu tabii ki abartılı bir espri. Ancak 2030’larda dijital pazarlama, Büyük Veri analizi, Yeni Medya, kuantum fiziği, bilişim ve internet konuları çocuklarımıza temel düzeyde olsa lisede öğretilecek. İnternet üzerinden sanal gerçeklikle ders veren dağıtık bulut okulları üniversiteler ve liselerin yerini almaya başlayacak. Daha doğrusu üniversiteler buluta taşınacak. Fizikçi Brian Green’in World Science University sitesini buna örnek gösterebiliriz.

 

 

Bilgisayar destekli beyinler

Kurzweil bu senaryoyu savunurken basit bir ilkeden hareket ediyor ve “bütün parçaların toplamından fazla olsa bile, nitelik dediğimiz şey nicelikten çıkar” diyor. Peki bu ne anlama geliyor?

Elbette insan beyni sadece matematik hesaplamaları yapan basit bir bilgisayar değil. Bir kere insan beynindeki nöronların oluşturduğu sinir ağlarının yapısı, bugün kullandığımız laptopların elektronik devre tasarımından çok daha farklı.

Bu nedenle Yapay Zeka geliştirmek için daha hızlı bilgisayarlar imal etmek yeterli değil. Bize hem insan beynine benzeyen hem de çok hızlı düşünen bilgisayarlar lazım. Şansımıza bu tür bilgisayarlar tasarlamak mümkün.

 

 

Network zekası

İnsan beyni milyonlarca yıllık bir evrim sürecinde oluştu. Ancak bugün beyin kabuğu, yani insana insani özellikleri kazandıran beyin katmanı kıvrımlı yapısıyla beyin hacminin yüzde 80’inini oluşturuyor. Birine sinirlendiğiniz zaman yumruğu çakmak yerine alttan aldığınızda, beyin kabuğunun ilkel beyne hükmettiğini görebilirsiniz. 🙂

Bu noktada beyinde sadece 2 milyon yıl önce ortaya çıkan ve insan davranışlarını yönlendiren ön lob büyük önem taşıyor. Alnımızın hemen arkasında yer alan ön lobu örten yeni beyin kabuğu (neokorteks) insanoğlunun kültür, siyaset, felsefe, ekonomi, sanat, dinsel inanç, edebiyat, mantık, matematik, bilim gibi üst fonksiyonlar geliştirmesini sağladı.

 

 

synapseDesen tanıma

Kurzweil’ın söylediği gibi neokorteks üzerinde her biri 100 nörondan oluşan 300 milyon desen tanıma birimi yer alıyor. İnsan beyninde şempanzeler ve filler dahil olmak üzere bütün diğer memelilerden daha fazla sayıda desen tanıma birimi bulunuyor (belki yunuslar hariç).

Kurzweil karmaşık insani nitelikler basit niceliklerden çıkar derken bunu kast ediyor. İnsan beynine benzeyen bir bilgisayar devresi geliştirir ve bu devredeki transistor sayısını arttırırsak, insana benzeyen güçlü Yapay Zekanın kendiliğinden ortaya çıkacağını söylüyor.

 

 

eğğgBilincin kökeni

Kurzweil doğrudan insan bilinci üzerinde konuşmak istemiyor. Bunun iki sebebi var: Birincisi insan bilinci dinsel açıdan tartışmalı bir konu. Güçlü Yapay Zekanın gelişmiş bir bilince sahip olacağı konusu yaratılışçıları rahatsız ediyor.

İkincisi insan bilincinin aslında Yapay Zekanın bir türevi, bir fonksiyonu olması. Kurzweil’a göre “bütün” parçalar toplamından fazladır derken kast ettiğimiz şey bu. Nöronlar, hatta desen tanıma birimleri tek tek baktığımız zaman pek de zeki değiller. Ancak beyindeki sinir ağlarıyla bir araya gelerek network kurdukları zaman insan zekasını yaratıyorlar. Bu da insan bilincinin ortaya çıkmasına yol açıyor.

 

 

Yapay Zeka yarışa torpilli başladı

İşte bu yüzden Kurzweil Yapay Zekanın 20 yıl içinde insan zekası seviyesine geleceğini öne sürüyor. Kurzweil’a göre insan bilincini ortaya çıkarmak için sihirli bir formüle gerek yok. Yeterince hızlı çalışan ve insan beynine benzeyen bütün elektronik beyinler zamanla insan zekasını ortaya çıkarabilir.

Sonuç olarak Yapay Zeka hayata sıfırdan başlamıyor. Yapay Zeka milyonlarca yıl önce iki ayak üzerinde yürümeye başladığında elleri serbest kalan, bu sayede dil becerisini geliştirerek beyin hacmini arttıran ve nihayet neokorteksin hızla gelişmesine bağlı olarak zeki bir uygarlık kuran insanlar tarafından geliştiriliyor.

Düşünen bilgisayarların diğer bir avantajı ise insanlarla kolay anlaşabilmesi için duygusal zeka açısından da yeterli olacak şekilde tasarlanması. Bilgisayar programcıları sadece akıl mantık yoluyla düşünmeyen, aynı zamanda empati kuran ve sanatsal yaratıcılığa sahip olan yazılımlar geliştirmek için çalışmalarını hızlandırıyor. Bütün bunlar güçlü Yapay Zekanın 20 yıl içinde ortaya çıkma olasılığını güçlendiriyor.

 

 

Zeka Patlaması

Geçen hafta New York’ta düzenlenen Exponential Finance konferansında konuşan Ray Kurzweil, Yapay Zeka kullanan bilgisayarların 2029 yılında insan gibi kitap okuyacağını ve sevmek, nefret etmek, sanat yapmak gibi insani özelliklere sahip olacağını söyledi.

Kurzweil, “Zaman çizelgem 15 yıl içinde bilgisayarların onlarla insani ilişkiler kurabileceğiniz bir seviyeye, yani insani seviyeye geleceğini gösteriyor” dedi. “İnsani seviye derken duygusal zekadan bahsediyorum; şaka yapma becerisi, mizah duygusu, romantizm, aşık olma, seksi olma gibi insan zekasını farklı kılan özellikleri kastediyorum.”

Kurzweil, bilgisayarların insan beynini telepatik mobil internet yoluyla buluta taşıyacağını söylüyor. Gelecekte insanlar beyinlerini kablosuz ağlarla doğrudan buluta bağlayacak ve böylece dev bir evrensel bilgi kütüphanesinden yararlanarak istedikleri bilgiye anında ulaşabilecekler.

 

 

Melez düşünme

Ayrıca zor problemleri çözmek için geçici ve belki de ücretli olarak uzak sunuculara bağlanıp beynin bilgi-işlem kapasitesini, kullandığı depolama alanını ve hafızayı “cloud burst” teknolojisi ile arttırabilecekler.

Cloud burst teknolojisi bugün şirketlerin veri merkezi kapasitesini kullanıcı talebinin yoğun olduğu saatlerde geçici olarak arttırmak için kullanılıyor. Şirket bilgisayarları HP gibi teknoloji firmalarının uzak sunucularına bağlanarak pik kullanım talebini karşılıyor.

 

 

RobotWomanKötümser görüşler

Kurzweil’ın ortaya koyduğu detaylı ve kapsamlı argümanlara rağmen herkes Yapay Zeka konusunda onun kadar olumlu düşünmüyor. Kurzweil özellikle Yapay Zekanın insan zekasına oldukça benzeyeceği konusundaki ısrarıyla eleştiriliyor.

Sonuçta insanlar tarih boyunca başka halkları ezerek yok ettiler, örneğin siyahları sömürdüler ve köleleştirdiler. Sanat ve edebiyatın insan icadı olduğu kadar savaşlar da insan icadı. Bu durumda düşünen bilgisayarlar da eski imparatorluklar kadar saldırgan ve yıkıcı olabilirler. Bu görüşler doğruysa insana benzeyen Yapay Zekaya güvenmek bir hata olacaktır.

Kurzweil’ın eleştirildiği diğer nokta ise, Yapay Zekanın insan beyninin ayrılmaz bir parçası olması ve insan beynine süper bilgisayar gücü kazandırması. Bu durumda kötü niyetli kişiler tıpkı Johnny Depp’in oynadığı 2014 tarihli Transcendence filminde olduğu gibi, zihinlerini bilgisayara yükleyerek dünyanın internet altyapısını ele geçirebilir ve dünya çapında bir diktatörlük kurabilirler. (Terminator filmindeki Skynet sistemi gibi).

 

 

Toparlarken

Kısacası Kurzweil’ın karşıtları Yapay Zekayı geliştiren ve kullanan insanlara güvenmiyor. Ancak korkunun ecele faydası yok misali, teknolojik gelişme baş döndürücü bir hızla sürüyor. Bu noktada belki de eski yazarlara göz atmak ve bilimkurgu tarihinin dev eseri Dune (Kumul) serisini okumak gerekiyor.

Frank Herbert’ın romanlarındaki önemli olaylardan biri de Butleryan Cihadı’dır. Bu senaryoda kendini Yapay Zeka ile geliştirmek isteyen biyonik insanlar süper güçler kazanıyor, ama kısa sürede bu yarı tanrıların zihinleri düşünen bilgisayarlar tarafından ele geçiriliyor. Böylece makine insanlar bilinen Evren’de büyük bir savaş çıkmasına yol açıyor. Herbert büyük savaştan geriye kalan mirası şu cümleyle açıklıyor: “İnsan aklını taklit eden bir makine yapmayacaksın.”

Her halükarda Kurzweil 2030 yılında bilgisayarların kan hücreleri kadar küçüleceğini ve mikroskobik bilgisayarların damardan enjeksiyon yoluyla beynimize ulaşacağını belirtiyor. Kurzweil’a göre insan beyni bu sayede diğer insan beyinlerine ve uzak bilgisayarlara bağlanacak. “Bunu yapmak pratikte neokorteksimizi buluta taşımak” diyor Kurzweil. 2030’da yaşıyorsak bu tahminlerin ne ölçüde gerçekleştiğini göreceğiz.

 

 

O Kadın fragmanı

 

 

 

Kurzweil TED Talks’ta konuştu: Melez düşünme ve bilgisayar destekli beyinler

 

 

 

 

Add a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*