Telif Bahane, Sansür Şahane >> Copyrıght Lobisi Sansür ve Gözetlemeye Hizmet Ediyor

korsan-korsan_parti-rickard_falkvinge-sansür-telif-telif_hakkı

İsveç Korsan Parti’nin kurucusu Rickard Falkvinge “copyright” kelimesinin telif hakkı anlamına değil, kopyalama tekeli anlamına geldiğini söylüyor. Copyright uygulamasını 1557 yılında matbaayı sansürlemek amacıyla İngiliz Kraliçesi Kanlı Mary başlattı. İnterneti gözetlemenin çıkış noktası da kimin torrent’tan korsan film izlediğini görmek oldu.

Muhalefeti bastırmak

Falkvinge geçen yıl TorrentFreak sitesine ilginç bir yazı yazdı ve copyright uygulamasının aslında “kopyalama hakkı” anlamına geldiğini ve 1557 yılında politik muhalifleri bastırmak için İngiltere’de ilk kez telif hakkı tekeli yaratıldığını söyledi.

Özetle matbaa Avrupa’ya geldiğinde krallar, soylular ve kilise paniğe kapıldı. 16. yüzyılın başına kadar bu güç odakları okuma yazmayı tekellerine almışlar, kitapların halk arasında yaygınlaşmasını önlemişler ve böylece siyasi muhalefetin önüne set çekmişlerdi.

Oysa matbaayla birlikte kitaplar ucuzladı ve insanlar her konuda fikirlerini özgürce ifade etmeye başladılar. Bu da krallarla kilisenin halk üzerindeki egemenliğini kaybetmesi anlamına geliyordu.

İlgili yazı: Popcorn Time ile internetten ücretsiz torrent film izleme

Kanly Mary. Copyright v esansürü o başlattı. Çok kan döktü. Kızgın biri.

Kanly Mary. Copyright v esansürü o başlattı. Çok kan döktü. Kızgın biri.

 

Matbaanın cezası ölümdü

Rönesans’ın sonlarında devletler bu tehlikeye farklı tepkiler gösterdiler. Örneğin, Fransa merkeziyetçi yapısından beklenebilecek bir şekilde matbaayı çıkar çıkmaz yasakladı. Fransa kralının fermanına göre, matbaayı kullanmak “orijinal bir kitabın matbaada yetkisiz kopyalanması” nedeniyle ölüm cezası gerektiren bir suçtu.

Evet, yanlış okumadınız: Fransa, matbaada basılan kitapları “korsan kopya” olarak nitelendiriyordu ve bunun cezası idam edilmekti.

Gerçi ölüm cezası ve kitapevlerinin fermanla yasaklanması Fransızları hiç etkilemedi. İnsanlar kitap okumaya ve bilim, felsefe, sanat, edebiyat, teknoloji gibi alanlarda ilerleme kaydetmeye devam ettiler. Ancak hikayenin devamı daha ilginç:

İlgili yazı: Korsan partiler ve internet demokrasisi

korsan-korsan_parti-rickard_falkvinge-sansür-telif-telif_hakkı

Rickard Falkvinge

 

Copyrıght’ın kökeni

Manş Denizinin öteki yakasında, Birleşik Krallıkta ise Kraliçe I. Mary, babasından Protestan bir İngiltere devralmıştı. Gerçi babasının Protestanlığı seçmesinin dini inançlarla hiçbir ilgisi yoktu. İngiliz kralı VIII. Henry, I. Mary’nin annesinden ayrılmak ve yeni bir evlilik yapmak üzere Katoliklikten çıkıp Protestanlığa geçmişti, çünkü Katolik kilise boşanmaya izin vermiyordu (VIII. Henry altı evlilik yaptı).

Bir Katolik olarak yetiştirilen I. Mary ise, babasının annesinden boşanmasını hiçbir zaman onaylamadı ve İngiltere’ye Katolik inancını geri getirmek için kanlı bir kampanya yürüttü. Adını böyle alan Kanlı Mary, sindirme kampanyası kapsamında 280 kişiyi yakarak öldürttü ve elbette bu bir din meselesi değil, bir politika meselesi idi. Matbaa İngiltere’ye tam bu sırada geldi.

I. Mary muhaliflerini sindirmek istiyordu ama hem Fransa’nın matbaayı ölüm cezasıyla yasaklamasının işe yaramadığını görmüştü hem de daha fazla insan öldürecek politik kredisi kalmamıştı. İşte bu noktada tam bir İngiliz gibi tüccar kafasıyla hareket eden I. Mary, 4 Mayıs 1557 yılında İngiltere’de kitap basma ve matbaa tekelini London Company of Stationers şirketine verdi. İngiltere’de bu şirketin sahiplerinden başka kimse kitap basamayacaktı.

 

korsan-korsan_parti-rickard_falkvinge-sansür-telif-telif_hakkı

 

Kopyalama hakkı aslında nedir?

Copyright, telif hakkı değil, “kopyalama hakkı” bu şirketin sahiplerine verilmişti ve onlar da tekelcilikten kazanacakları paralar karşılığında, İngiltere’de I. Mary aleyhine hiçbir kitap basmadılar. Falkving’e göre burada dikkat edilmesi gereken iki nokta var:

  • Copyright telif hakkı değil, kopyalama hakkı anlamına geliyor. İngilizcesi de böyle zaten: Copy right, yani “right of copying”.
  • İktidarlar her zaman sansür yoluyla toplumu kontrol etmek için telif hakları adı altında, copyright kisvesi altında şirketlerle işbirliği yapıyorlar.

Dünyanın ilk sansürü

I. Mary’nin yöntemi kitap basmayı, kitap kopyalamayı yasaklamıyor ama sansürcülüğü kopyalama tekeli yoluyla kurumlaştırıyordu. Bu sansürcülük geleneği günümüze kadar geldi.

I. Mary İngiltere’yi Katolik kilisesine iade etmeyi başaramadan öldü, ancak sansürcülük mirası yaşadı. Bu nedenle Falkvinge, copyright’ı telif hakkı olarak adlandırmanın tümüyle yanıltıcı olduğunu söylüyor. Asıl olan “kopyalama hakkıdır” diyor.

Tekelci şirketlerle sansürcü devletler ta 16. yüzyıldan bu yana sıkı bir işbirliği içinde bulunuyor. Falkvinge bu işbirliğiyle ilgili bir de somut örnek veriyor ve Neste Oil petrol şirketinin bir Greenpeace protestosunu önlemek için kısa süre önce telif hakları bahanesini kullandığını belirtiyor.

 

Fikri mülkiyet

Fikri mülkiyeti korumak için kullanılan telif haklarının ticaret hayatında “doğal mülkiyetin” yerini nasıl aldığına gelince:

Bugün bir yazar, çizer, çevirmen ya da karikatürcü eserlerini telif hakkı karşılığında yayınevlerine veya çeviri bürolarına satıyor. Çoğu durumda bunlardan tek seferlik telif ücreti alıyor. Eserlerinin tekrar baskısından para almıyor. Para aldığı nadir durumlarda ise telif ödeyen şirket genellikle o eserlerin yasal sahibi oluyor.

Bütün bunlar Falkvinge’ye göre fikri mülkiyet adı altında yapılıyor. Oysa biz bir notebooka, masaüstü bilgisayara işletim sistemi satın aldığımız zaman o sistemin sahibi olmuyoruz. O sisteme kullanma parası, lisans ücreti ödüyoruz fakat işletim sisteminin mülkiyeti bize geçmiyor. Bu durumda doğru olan diğer şirketlerin de eser sahibine lisans ücreti ödemesidir.

 

 

Hak sahiplerin hakkını elinden alıyor

Karikatürün, romanın, çevirinin sahibi o eseri yaratan kişi olmalı. Örneğin yayınevleri her baskı için eser sahibine ayrıca telif ödemeli ama “fikri mülkiyet” eser sahibine ait olmalı.

Çünkü fikri mülkiyet telif ücreti ödediği için yayınevine, müzik yapımcısına, film yapımcısına geçerse “kopyalama hakkına” sadece o şirketler sahip olacaktır, eser sahibi değil. Bazı ülkelerde ve bazı durumlarda buna benzer uygulamalar var ama pratikte pek az eser sahibi bu haklardan yararlanabiliyor.

Öyleyse telif hakları konusunda yapılması gereken ilk reform “telifi ücretini”, kopyalama hakkını ve fikri mülkiyeti birbirinden yasal olarak ayırmaktır. Bugün Türkiye’de de sesini duyurmaya başlayan Korsan Parti ve Avrupa’nın diğer ülkelerinde faaliyet gösteren Korsan Parti hareketleri telif hakkı yasalarında reform yapılması gerektiğini düşünüyor.

korsan-korsan_parti-rickard_falkvinge-sansür-telif-telif_hakkı

 

İnternette neden gözetleniyor?

2007 yılında özellikle lisanssız kopya indirmeye izin veren P2P (eşler arası) torrent siteleri ve bulut bilişim yaygınlaşmaya başladığı zaman (örneğin Kim Dotcom’un eski bulutta depolama hizmeti Megaupload ve diğer öncüler), şirketler iletişimi devlet adına tekelinde tutan telekom şirketleriyle bir ittifaka gittiler.

Büyük ilaç şirketlerinden yazılım şirketlerine, müzik yapımcılarından Hollywood film yapımcılarına kadar birçok şirket bir araya gelerek internetin dev bir izleme, dinleme ve teknik takip sistemine dönüştürülmesi gereğini devletlere kabul ettirmek üzere prensipte anlaştı.

Korsan Parti logosu

Korsan Parti logosu

 

Copyrıght’ı korumak için

Bu çabaların ilk örneği uluslararası ACTA anlaşması ve SOPA, CISPA gibi çalışmalardı. Türkiye bu anlaşmaya imza atmadı ama pratikte anlaşma şartlarının uygulandığı durumlar var (markalar Türkiye’nin bir ürünü ithal edilmesi için bu prensiplere uymasını istiyor).

Bütün bu anlaşmalar ve yasa tasarıları “sahteciliği” önlemek için ortaya atılmış olmakla birlikte, aslında kopyalama hakkını şirket tekellerinde tutma amacını güdüyor. Bu noktada sistem imece usulü işledi:

Firmalar telekom şirketlerini finanse ettiler; ama telekom şirketlerinin yüksek temettü verebilmesi ve 2008 mortgage krizinden sonra istikrarını koruyabilmesi için internet pazarında iletişim tekelini koruması gerekiyordu. Ağ tarafsızlığının önlenmesi, fiber internetin yaygınlaşmasının geciktirilmesi, küçük telekom şirketlerini zor durumda bırakarak büyüklerin tekelini korumasını kolaylaştıracaktı.

 

korsan-korsan_parti-rickard_falkvinge-sansür-telif-telif_hakkı

 

Ağ tarafsızlığı şart

Bunun için Avrupa ve ABD’de çıkarılan yasalarla fiber internetin yaygınlaşması, ucuzlaması ve net neutrality’nin (ağ tarafsızlığı) sağlanması geciktirildi.[1] Sonuç olarak telekom şirketleri büyük katkıda bulundukları bankaları ikna ettiler ve bankalar da ekonomik istikrar vaadini yerine getirebilmeleri için iktidarları ikna etti. Böylece yapımcıların sağladığı finansmanla ve devletin onayı ile telekom omurgasına internette teknik takip ve dinleme sistemleri yerleştirildi.

Mevcut sistemde NSA’in PRISM modeli ve TrapWire modeli gibi çözümlerle devletler herkesi takip ediyor.

Edward Snowden

Edward Snowden

 

NSA skandalı

PRISM skandalını ortaya çıkaran Snowden’in sağladığı belgelere dayalı iddialara göre; pek çok internet, akıllı telefon ve teknoloji şirketi, hatta web arama motorları veritabanlarını istihbarat örgütlerine açarak kullanıcılarla paylaşıyor.[2] Tam da bu noktada Facebook’un Türkiye’ye Facebook kullanıcılarının bilgisini verdiğiyle ilgili açıklamalar basına yansıyor.[3]

İddialara göre; mevcut sistemde “korsan kopya” kullanımını engellemek ve “kopyalama hakkını” korumak amacıyla sıradan vatandaş takip ediliyor. Bu bilgiler, yani kişisel kullanıcı bilgileri, kullanıcı ve tüketim alışkınlıkları hep özel hayatın gizliliğini ihlal ederek (mahremiyet ihlali) akıllı telefonlar ve bilgisayarlar üzerinden sağlanan internet bağlantısı ile toplanıyor.

Korsan Parti ve pirate Bay kurucuları bir arada.

Korsan Parti ve pirate Bay kurucuları bir arada.

 

Snowden’e neden kızdılar?

Bütün bunlar (Büyük Veri, Big Data) pazar araştırmaları yapmakta kullanılıyor, el altından veya yasal olarak üçüncü taraflara satılıyor/bu taraflarla paylaşılıyor ve veri simsarlığı yoluyla (veri satarak para kazanmak, data brokerlık) şirketlere inanılmaz bir kâr sağlıyor.

Elbette devletler de siyasi muhaliflerini bastırmak için bu bilgileri vatandaşı fişlemekte kullanılıyor. Online davranışsal reklamcılıktan (OBA) fikri mülkiyet kavramına kadar, bugün dünyada internet üzerinden dev bir saadet zinciri kurulmuş bulunuyor. Falkvinge blogunda bütün bu sistemin I. Mary’den günümüze copyright üzerinden yürütüldüğünü söylüyor.[4]

[1] İtalya’da Ulusal Fiber Network Oluşturma Planı Sekteye Mi Uğruyor?
[2] Ağ Tarafsızlığı (Net Neutrality) Tartışması Türkiye’de
[3] Facebook: Türk hükümetiyle kullanıcı bilgilerini paylaştık
[4] falkvinge.net

Add a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*