Gezegen Katilleri Yarışıyor >> Süpernovalar ve gama ışını patlamaları Yıldız Savaşları ve Ölüm Yıldızına karşı

Yıldız Savaşları’ndaki en güçlü silah, İmparatorluğun Ölüm Yıldızı adını verdiği yapay uydunun gezegenleri havaya uçuran Süper Lazeridir. Ancak, gerçek evrende de gezegenleri yok edebilen ölüm yıldızları var. Bunlara Süpernova diyoruz ve Dünya’ya sadece birkaç bin ışık yılı uzaklıkta, yakıtı bitmek üzere olan çok sayıda süpernova adayı yıldız bulunuyor.

Süpernova adayı dev yıldızlar, ömrünü Güneşimiz gibi uzaya gaz püskürtüp Beyaz Cüceye dönüşerek tamamlamıyor. Bunun yerine, milyarlarca ve milyarlarca hidrojen bombası gücündeki muazzam bir patlamayla parçalanarak yok oluyor.

Üstelik bu ölüm yıldızlarından biri gözünü Dünya’ya dikmiş durumda ve önemli bir risk oluşturabileceği düşünülüyor. Yeryüzünden 8000 ışık yılı uzaklıkta, Yay Takımyıldızında yer alan WR 104 yıldızı,  yüz bin yıl içinde süpernovaya dönüşerek uzaya ölümcül gama ışınları saçabilir.

Radyoaktif gama ışınları Dünya’ya ulaşırsa, atmosferimizi yakarak bizi Güneşin morötesi ışınlarından ve diğer kozmik ışınlardan koruyan ozon tabakasını delecek. Bu da Dünya’daki canlıların büyük kısmının radyasyondan zehirlenerek ölmesine sebep olacak. Yeryüzündeki eski kaya katmanlarında izine rastlanan toplu soy tükenişlerin bir kısmına süpernovalar yol açmış olabilir.

 

 

“Gezegenleri yok etme kabiliyeti gücün yanında hiçbir şeydir!” Darth Vader

Darth Vader haklı: Yıldız savaşlarının en çarpıcı sahnelerinden biri, 160 kilometre çapındaki ilk Ölüm Yıldızının Alderaan gezegenini yok etmesidir. Peki, evrende gezegenleri filmde olduğu gibi bir anda yok edecek doğal olaylar, süper enerjik gökcisimleri var mı?

Bu sorunun yanıtı evet, süpernova patlamaları gezegenleri yok edebilir ve gama ışını patlamaları da Dünya’daki hayatı binlerce ışık yılı uzaktan sona erdirebilir. Evrende öyle güçlü patlamalar yaşanıyor ki Ölüm Yıldızı bunların yanında hiç kalıyor.

 

Aslında her şey süpernovanın gücüne bağlı: Bir yıldız havaya uçtuğunda, dış katmanlarını oluşturan gazı ısıtarak plazma haline getiriyor ve bu gazın oluşturduğu şok dalgaları, saniyede 30 bin kilometre gibi müthiş bir hızda uzaya yayılıyor (ışık hızının onda biri!). Standart bir süpernova patlaması, güneşimizin 10 milyar yıllık ömründe üreteceği enerjinin tamamını 1 saniye içinde yayıyor.

Güneşimiz yeterli kütleye sahip olmadığı için ömrünün sonunda asla bir süpernovaya dönüşmeyecek. Ancak, bugün Güneş’in yerinde bir süpernova patlaması gerçekleşseydi; Dünya, Venüs, Mars ve Merkür’den oluşan bütün iç gezegenler parçalanarak yok olacaktı. Öte yandan, her süpernovanın gücü, Dünyamız gibi yıldızına 150 milyon km uzaktaki kayalık gezegenleri yok edecek şiddette değildir.

 

 

Özellikle dış gezegenler aradaki mesafe nedeniyle plazma şok dalgısından korunacaktır. Jüpiter gibi gaz devleri yıldıza Merkür kadar, hatta daha yakın olsa bile; bu büyük ve kütleli gezegenleri saran on binlerce kilometre kalınlığındaki atmosfer tabakası, onları tümüyle yok olmaktan koruyacaktır. Ancak, Güneş Sisteminde gerçekleşecek bir süpernovanın ardından, Jüpiter’in atmosferini tümüyle kaybedeceğinden emin olabilirsiniz.

Güneşimiz süpernova olarak patlasaydı, 70 bin km çapındaki Jüpiter’den geriye, yalnızca Dünya büyüklüğündeki kayalık bir çekirdek veya metalik hidrojen çekirdek kalacaktı (Jüpiter’in çekirdeğinin yapısını bilmiyoruz).

 

 

Yıldız Savaşları’ndaki Ölüm Yıldızı ne kadar güçlü?

Bir süpernova patlamasının şiddetini ölçmek istiyorsanız, 12 bin km çapındaki Yeryüzünün merkezinde 1220 km kalınlığında katı bir demir-nikel çekirdek bulunduğunu ve gezegenimizin kütlesinin 5,9736×1024 kg (5900 milyar kere milyar ton) olduğunu hesaba katabilirsiniz. Güneş Sisteminin en büyük gezegeni Jüpiter’in çapı ise Dünya’nın 11,2 katı ve Jüpiter, Dünya’dan 318 kat daha büyük bir kütleye sahip bulunuyor.

Şimdi biz Güneş süpernova halinde patlarsa Dünya’nın yok olacağını ve Jüpiter’den geriye sadece Yeryüzü büyüklüğündeki küçük bir çekirdeğin kalacağını söylüyoruz…  Öyleyse Yıldız Savaşları’nda Alderaan gezegenini yok eden Ölüm Yıldızı ne kadar güçlü?

 

Genellikle gerçek hayatla bağdaşmayan bilimkurgu filmlerindeki abartılı olayları ele almadan önce, bir gezegenin nasıl havaya uçabileceğini incelememiz gerekiyor. En basit ifadesiyle, Dünya’yı parçalamak istiyorsanız, gezegenimizin kütleçekim bağlarını koparacak kadar yüksek enerjili bir ışın silahı kullanmanız gerekiyor.

Böylece Dünya’yı oluşturan madde parçalanarak uzaya dağılacaktır ama bunu nasıl yapabiliriz? Dünya’nın dış katmanları buharlaşırken gezegen kütle kaybedecek ve buna bağlı olarak, hafifleyen gezegenin merkezini havaya uçurmak için gereken enerji miktarı da azalacaktır. Bütün bunları hesaba katmamız gerek.

 

Bir gezegeni parçalamak

Stardestroyer.net web sitesinin Ölüm Yıldızının Ateş Gücü sayfasında yapılan hesaplamalara göre; Dünya’yı yok etmek için gezegenimizi ikiye bölmek, birkaç parçaya ayırmak, tümüyle eritmek veya buharlaştırmak yeterli değil. Bu durumda Dünya’daki herkes ölecektir ama gezegenimizi oluşturan gaz ve toz bulutu, kütleçekim etkisiyle tekrar birleşerek yeni bir Dünya oluşturacaktır. Gezegeni parçalamak için, Dünya’nın parçalarının yerçekimi etkisiyle tekrar birleşemeyeceği kadar büyük bir enerji yöneltmek gerekiyor.

Dünya’yı yok etmek için bize gereken minimum enerji, gezegenimizin birkaç büyük kaya parçası halinde 30 dakika içinde parçalanmasına ve bu parçaların bir daha birleşmemek üzere birbirinden koparak uzayın derinliklerine savrulmasına yol açacak enerjidir. Ne kadar büyük bir enerjiden söz ediyoruz?

 

 

Curtis Saxton, Yıldız Savaşları Teknik Yorumlar (Star Wars Technical Commentaries) adlı makalesinde bunu 2,4 x 1032 joule olarak hesaplıyor (240 bin milyar kere milyar kere milyar joule). Oysa Alderaan gezegeninin havaya uçması gibi fantastik bir patlama istiyorsak, Dünya’yı parçalayacak minimum enerjiden çok daha fazlasını kullanmak zorundayız.

Yıldız Savaşları filmindeki ilgili sahnenin hızını ölçtüğümüzde, Alderaan gezegeninin buharlaşan parçalarının uzaya saniyede 12 bin kilometre hızla yayıldığını görüyoruz ki bu da ışık hızının yüzde 4’üne karşılık geliyor. Öyleyse Ölüm Yıldızının süper lazeri, bir gezegeni basitçe parçalara ayırmak yerine, süper hızlı bir şekilde buharlaştırmak için 1 x 1038 joule enerji kullanmıştır! Uzunca yazarsak, 100 milyar kere milyar kere milyar kere milyar kere joule!

 

 

Ölüm yıldızı süpernovaya karşı

Rakamları boş verelim, bu patlamanın gücünü hesaplamak için hayal gücümüzü kullanalım: İmparatorluk, Alderaan’ı yok etmek için Güneş’in 8000 yılda ürettiği enerjiyi bir saniyede kullandı ve bu da Dünya gezegenini saniyede 6000 kilometre hızla uzaya futbol topu gibi fırlatmaya eşdeğerdir. Bugün uzaydaki en hızlı insan yapımı araç olan Yeni Ufuklar (New Horizon) sondası, Dünya’dan ortalama 5,8 milyar kilometre uzaktaki “Plüton cüce gezegenine” yolculuk ederken, sadece saniyede 15 km hızla yol alıyor (428 kg ağırlığıyla Yeni Ufuklar sondasının, koca Dünya’nın yanında lafı bile olmaz). Alderaan’ı yok eden enerji bu enerji!

Şimdi soru basit: Süpernovalar bu kadar enerji üretebilir mi? Evet üretebilir! Süpernovalar 1 x 1044 joule ve bu yazıda ele alacağımız gama ışını patlamalarına yol açan hipernovalar ise, tam 1 x 1046 joule enerji üretiyor. Ancak bu muazzam enerji Ölüm Yıldızının lazer ışınları gibi tek bir gezegene yöneltilmediği için, patlamanın gerçekleştiği yıldız sistemindeki dış gezegenler, süpernovadan tümüyle yok olmadan kurtulabiliyor.

Patlayan bir yıldızın açığa çıkardığı enerjinin tek gezegene odaklanmaması sebebiyle; Dünya’dan birkaç kat büyük diğer kayalık gezegenlerin, yani “süper dünyaların” da sağ kurtulabileceğini biliyoruz… Fakat yıldızın yok olmasının yarattığı kütleçekim dengesizliği nedeniyle, bu dünyalar yörüngesinden çıkarak uzayın karanlığında kaybolacaktır. Şimdi evrendeki gerçek ölüm yıldızlarının, süpernovaların neler yapabileceğine bakalım.

 

 

Yay takımyıldızındaki avcı yanan oku bize çevirdi

Eskiler olsaydı, burçlar kuşağındaki Yay takımyıldızında yer alan katil avcının yanan okunu Dünyamıza çevirdiğini söyleyebilirdi ve bu masalsı anlatım gerçeklerden pek de farklı olmazdı: Wolf-Rayet yıldızları kategorisine giren WR 104, G sınıfı “sarı cüce” Güneşimizden 25 kat daha büyük kütleye sahip bir “mavi süper dev”. WR 104’e dikkat etmek lazım. Bu yıldız bir gün hipernova halinde patlayarak, Dünya’daki hayata zarar verecek olan son derece güçlü gama ışınlarına yol açabilir.

Yıldıza rengini veren şey, yıldızın sıcaklığıdır: Çok yüksek sıcaklıklarda yanan mavi süper devler uzaya morötesi ışık saçıyor; fakat bizler morötesini çıplak gözle algılayamadığımız için, bu yıldızları parlak mavi renkte görüyoruz. Gökkuşağında morötesi ışınlar ve mordan hemen sonra gelen mavi renk, özünde bu yıldızların ne kadar büyük bir enerji yaydığını gösteriyor.

 

 

Bir ölüm yıldızının doğuşu

Süper kütleli Wolf-Rayet yıldızları hayata genellikle mavi süper dev olarak başlıyor, ancak çekirdeğindeki yüksek basınç nedeniyle nükleer yakıtını (hidrojeni), yalnızca birkaç milyon yıl içinde yakıp tüketiyor (daha fazla kütle elbette daha fazla basınç, daha fazla sıcaklık ve dolayısıyla daha hızlı yanma demek).

Mavi devler hidrojen rezervlerini tükettiğinde, yıldız çekirdeğinde hidrojenden kat kat fazla enerji açığa çıkaran helyum füzyonu başlıyor ve bu da yıldızın sıcaklığının hızla artmasına neden olarak, yıldızın kabuğundaki hidrojen gazını da tutuşturuyor. Hem içten hem dıştan yüksek sıcaklıkla yanmaya başlayan mavi yıldız hızla şişerek genleşiyor.

 

 

Şişerek genleşen bir yıldızın yüzey alanı da genişliyor ve yüzey alanının genişliğine bağlı olarak, yıldızın yüzey sıcaklığı azalıyor. Böylece mavi devler çok daha “soğuk bir renkte yanan” kırmızı süper devlere dönüşüyor. Kırmızı süper devler, büyük enerji açığa çıkaran helyum yakmanın bedelini, kısa ömürlü ve dengesiz bir yıldız haline gelerek ödüyor. Astrofizikçiler, bu tür dengesiz yıldızları Wolf-Rayet yıldızları olarak adlandırıyor.

Çekirdeğinde helyum, kabuğunda hidrojen yakan aşırı sıcak Wolf-Rayet yıldızlarının dış katmanları hızla genleşiyor ve yıldızın büyük çekim kuvveti bile dış katmanları bir arada tutmaya yetmiyor. Bu tür yıldızlar, saniyede 2000 kilometre gibi müthiş bir hızda esen şiddetli güneş rüzgarlarıyla, uzaya muazzam gaz bulutları saçarak kütlesini hızla kaybediyor. 6000 derecelik Güneşimizle karşılaştırıldığında, yüzey sıcaklığı 30 bin dereceyi aşan Wolf-Rayet yıldızları, her yıl kütlesinin 100.000’de birini uzaya üfleyerek kaybediyor.

 

 

Zonklayan yıldızlar

Wolf-Rayet yıldızlarının dengesiz olmasının basit bir nedeni var: Bu yıldızlar genişleyip kırmızı süper dev haline geldiğinde, yıldızın merkezden uzakta kalan dış katmanları, çekirdeğin kütleçekim kuvvetinden kurtulmaya başlıyor ve yüksek sıcaklığın etkisiyle enerji kazanarak yıldızdan kopuyor (güneş rüzgarı).

Sonuçta hem yüzey alanı genişleyen hem de sıcak dış katmanlarını kaybeden yıldız hızla soğuyarak büzüşüyor. Büzüşme aşamasında, kütleçekim kuvveti etkisini artırarak, henüz uzaya kaçmamış olan dış katmanları sıkıştırıyor ve çekirdeğe doğru itiyor. Bu süreç, helyum yakan çekirdeğin, hidrojen yakan dış kabukla beslenmesini sağlıyor ve sonuç olarak, yıldızın ürettiği sıcaklık ile enerji yeniden artmaya başlıyor.

İşte yıldızların sıcaklığının artıp azalmasına, çapının genişleyip daralmasına ve parlaklığının değişmesiyle birlikte uzayda zonklayarak nabız gibi atmasına sebep olan süreç bu… Ve bu sürecin sonunda, dengesiz Wolf-Rayet yıldızlarını bekleyen 3 gelecek var: Ya dış katmanlarının büyük kısmını uzaya püskürterek kilo verecekler ve nükleer yakıtı bittiği zaman sönerek sıradan bir beyaz cüceye dönüşecekler, ya süpernova halinde patlayacaklar ya da süpernovadan 100 kat güçlü bir “hipernova” açığa çıkaracaklar! Yazımızın odak noktası olan hipernovaları yakından inceleyelim.

 

 

Ölüm yıldızları ve gama ışını patlamaları

Güneşimizden birkaç kat kütleli bir yıldızın nükleer yakıtı bittiğinde enerji üretimi duruyor ve yıldızın soğuyan kütlesi, kendi ağırlığı altında ezilerek çekirdeğe doğru çöküyor. Bu da çekirdeğin kütlesinin çok küçük bir hacimde muazzam boyutlara ulaşmasını sağlıyor ve böylece, boşlukta saniyede 300 bin km hızla giden ışığın bile kaçamayacağı kadar güçlü bir kütleçekime sahip olan yeni bir gökcismi ortaya çıkıyor. Buna kara delik diyoruz.

 

Normalde Güneşimizden 25-90 kat kütleli yıldızlar, kendi üzerine çöküp kara delik oluşturmadan önce, son bir kez sıkışıp alev alarak süpernova patlamasına yol açıyor. Bu şiddetli patlama, yıldızın kara deliğe dönüşen çekirdeği dışındaki bütün kütlesini uzaya saçarak dağıtıyor.

Ancak, Wolf-Rayet yıldızları kütlesinin bir kısmını süpernova patlamasından önce güçlü güneş rüzgarlarıyla uzaya saçıyor ve böylece kilo vererek hafifliyor. Özellikle ikili yıldız sistemlerindeki Wolf-Rayet yıldızları kütlesini daha hızlı kaybediyor. Bu durumda, yoldaş yıldızın güneş rüzgarı ile Wolf-Rayet yıldızının güneş rüzgarı çarpışıyor ve iki yıldızın birbirinin etrafında dönmesi nedeniyle, birleşik güneş rüzgarı geniş sarmallar oluşturuyor.

 

 

Kirli süpernovalar

Yoldaş yıldızın Wolf-Rayet yıldızından sarmallar halinde gaz çekmesi, bu yıldızın kütlesinin hızla azalmasına yol açıyor. Bu da Dünyamız için kötü bir şey. Wolf-Rayet yıldızının kütlesi büyük olsa, şiddetli ama temiz bir süpernova patlamasıyla yok olacaktı. Patlama sırasında yıldızın dış katmanları tümüyle uzaya dağılacak ve çekirdeği çökerek kara deliğe dönüşecekti.

Düşük kütleli bir yıldızın ise bu kadar büyük bir patlamaya sebep olması imkansız. Bu durumda, nispeten zayıf bir süpernovanın gücü, yıldızın dış katmanlarını tümüyle uzaya savurmaya yeterli olmuyor. Bunun yerine, süpernovadan geriye kalan yıldız materyali yeni oluşan kara deliğe düşüyor. Yıldızı tümüyle yok etmeyi başaramayan kirli süpernova patlamaları, merkezdeki kara deliği besleyerek bu kez de “gama ışını patlamalarını” tetikliyor!

İnce bir disk halinde spiraller çizerek kara deliğe düşen gazlar, ısınıp X ışını yaymaya başlıyor. Süpernova patlamasıyla yok olan yıldızın ardından oluşan ve kendi etrafında hızla dönmeye başlayan genç kara deliği saran güçlü manyetik alanlar ise, bu gazları ışık hızının yüzde 99’una kadar hızlandırarak kara deliğin kutuplarına yönlendiriyor. Böylece, kara deliğin kuzey ve güney kutbundan uzaya doğru gama ışınları saçan iki yoğun “plazma jeti” püskürme başlıyor. Biz de bu olayı dünyadan gama ışını patlamaları olarak gözlemliyoruz.

 

 

Hipernovalar ve anti madde patlamaları

Anti madde ve normal madde bir araya geldiğinde, birbirini tümüyle yok ederek yüzde 100 verimli bir enerji patlamasına yol açıyor. Bununla birlikte, anti maddenin evrende çok nadir bulunduğunu biliyoruz. Yoksa normal madde ile anti madde, daha evreni oluşturan Büyük Patlama sırasında birbirini yok eder ve bugün, evrende yıldızları veya galaksileri oluşturacak normal madde kalmazdı.

Aslında, evrenin en güçlü enerji kaynaklarından biri olan anti madde patlamalarının, süpernovalar ve gama ışını patlamalarıyla yakından ilgisi var. Evrende anti madde çeşitli şekillerde ortaya çıkıyor ve uzaydaki anti maddenin bir kısmının, kainatı doğuran Büyük Patlama anından kaldığı düşünülüyor. Anti maddenin diğer kaynağı ise süpernova patlamaları… Astrofizikçiler, anti madde patlamasıyla gücüne güç katan ve normalden 100 kat daha fazla enerji üreten süpernovaları “hipernova” olarak adlandırıyor.

 

 

Beterin beteri var

Örneğin, kütlesini güneş rüzgarıyla yeterince kaybetmemiş olan bir Wolf-Rayet yıldızı süpernovaya dönüştüğünde; yıldızın çökerken yüksek basınç altında ezilen çekirdeğinde o kadar güçlü gama ışınları açığa çıkıyor ki bu ışınlar, yeni madde ve anti madde parçacıkları üretiyor.

Gama ışınlarının anti madde üretmesi süpernovanın şiddetini iki şekilde artırıyor. İlk olarak, tahmin edebileceğiniz gibi, anti madde patlaması süpernovanın enerjisini artırıyor. İkincisi ise daha dolaylı ve çok daha şiddetli bir olay:

 

 

Normalde yıldızın çekirdeği çökerken son kez alev alır ve gama ışınları yaymaya başlar. Bu da çekirdeğin çok hızlı bir şekilde çökmesini önleyen bir “karşı radyasyon basıncı” oluşturur. Oysa çok şiddetli gama ışınları enerjisini madde ve anti madde üretmeye harcadığı için, bu radyasyon basıncı ortadan kalkıyor. Sonuç olarak, bu tür bir süreçten etkilenen bir Wolf-Rayet yıldızının çekirdeği, sanki bu yıldız çok daha kütleli ve ağırmış gibi yüksek hızlarda çöküyor (25 Güneş kütlesi yerine 90 Güneş kütlesi gibi).

Kütlenin hızla çökmesi ve anti madde enerjisi, olağanüstü güçlü bir hipernova patlamasına yol açıyor. Bu sırada, yıldızın gaz kütlesinin bir kısmının, uzaya savrulmak yerine kara deliğe düşme ihtimali var. Bu ihtimal gerçekleştiğinde, yukarıda sözünü ettiğimiz gama ışını patlamalarına sebep oluyor. Dünyamızdan 8000 ışık yılı uzaktaki WR 104 bu şekilde patlarsa, ortaya çıkan radyasyon Dünya’daki hayatı sona erdirebilir.

 

 

Eski canlıların katili hipernovalar mı?

Dünya’daki eski kaya katmanlarına baktığımızda, milyonlarca yıl önce yaşamış, ancak uzun süre önce soyu tükenmiş olan canlıların fosillerini görebiliyoruz. Bilim adamlarına göre, Yeryüzünde 440 milyon yıl önce görülen toplu soy tükenişine bir hipernova ve bu hipernovanın sebep olduğu gama ışını patlaması yol açmış olabilir (Ordovisyen-Silüryen dönemi, kara hayvanlarının ortaya çıkmasından yaklaşık 90 milyon yıl sonra).

Öyleyse gama ışını patlamaları Dünya’ya ne kadar zarar verebilir? Bu soruyu cevaplamadan önce, gama ışını patlamalarının, uzaya dar açıyla yayılan ışın huzmeleri olduğunu hatırlamamız gerekiyor. Kısacası, gama ışını patlamaları Ölüm Yıldızının süper lazeri gibidir. Bunlar tek yönlü deniz feneri ışığına benzer ve tam Dünya’mıza nişan almadıkça bize zarar veremez.

Yalnız, 8000 ışık yılı uzaklıktan ateşlenen gama ışınlarının aradaki büyük mesafe nedeniyle muazzam ölçüde genişleyeceğini; yani Güneş Sistemine girdiğinde, Dünyamızı ve diğer gezegenleri içine alacak bir genişliğe ulaşacağını akılda tutmamız gerekiyor. Bu durumda en kötü senaryo nedir?

 

Dünya radyoaktif bir kayaya dönüşecek

WR 104’ün zaten patlamadığını nereden biliyorsunuz? Bu yıldız 8000 yıl önce patlamış olsa, ışık hızının sınırlı olması sebebiyle, ortaya çıkan gama ışınları bize ancak bugün ulaşabilir. Böyle bir felaket yaşandığında, sadece 10 saniye süren gama ışını yağmuru bile, ozon tabakasının yüzde 25’ini yakıp yok edecektir (Bizi Güneş’in morötesi ışınlarından koruyan ozon tabakası, gama ışınlarına da kalkan olacak, şükredelim 🙂 ).

Ozon tabakasının yalnızca dörtte birinin yok olması bile büyük bir felaket yaratacak, Dünya’daki canlıların çoğunluğu ölecektir. Okyanuslar radyasyona karşı doğal koruma sağladığı için denizlerdeki besin zinciri tümüyle çökmeyebilir, ama 8 metre derinliğe kadar bütün deniz hayatının yok olmasını bekliyoruz. Okyanuslardaki besin zinciri aynı zamanda kara hayatını besliyor ve bu yüzden, sualtı canlıların bir kısmının hayatta kalması karadaki canlıları da kurtarabilir. Ancak, gama ışını saldırısının ardından Dünya’da büyük bir açlık baş gösterecek.

 

Böyle bir durumda ozon tabakasının kendini ne zaman onaracağını bilmiyoruz; fakat bu süre içinde Dünya’daki hemen bütün canlılar gama ışını zehirlenmesine uğrayacak. Sakat doğumlar, kısırlık ve kanser vakaları insan soyunun genetik kalitesini düşürecek. Ayrıca ozon tabakasının incelmesi, bizi güneşin yol açtığı morötesi ışınlara maruz bırakarak durumumuzu daha da kötüleştirecek. Böyle bir Dünya’da öğle güneşine çıkmak ya da plajda bronzlaşmak için güneşin altına yatmak, intihar etmek anlamına gelecek.

 

Sadece bu da değil! Gama ışınları oksijen ve azotun birleşerek “azot oksit” oluşturmasına neden olabilir. Bu da atmosferin saydamlığını kaybederek, kül bulutlarıyla kaplanmış gibi kararmasına yol açacaktır (Matrix filmindeki kavruk gökyüzü sahnesini hatırlayın).

Sonuçta, nükleer savaş yaşanmış gibi bir tür nükleer kışa girmekten ve karanlıkta fotosentez yapamayacakları için bütün bitkilerin ölmesinden söz ediyoruz (bitkiler 75 günde ölecek). Bu faktörleri bir arada değerlendirdiğimizde, insan soyunun birkaç yılda tükeneceğini söyleyebiliriz… Ve Dünya’da sağ kalan canlı türlerinin kendini toparlayarak yeni bir ekosistem geliştirmesi için en az birkaç milyon beklemek gerekecek. Tabii bütün insanlar ölmüş olduğu için hiçbir bilim adamı buna tanıklık edemeyecek.

 

 

Nükleer sığınak inşa etmeye başlayalım mı?

Astronomlar WR 104’ü keşfettikleri zaman, yıldızın Dünya’ya bakış açısını 16 derece olarak hesaplamışlardı. Bu da muhtemel bir hipernovanın gezegenimizi vurabileceği anlamına geliyordu. Ancak, yeni gözlemler WR 104’ün gama ışını saçabilecek kutuplarının Dünya’ya dönük olmadığını gösterdi.

Yine de uzayda hayatı tehdit eden başka tehlikeler var. Yalnızca birkaç yüz ışık yılı uzaklıkta gerçekleşecek bir süpernova, hipernovadan 100 kat zayıf olsa da, yakın mesafe nedeniyle Dünya’daki hayatı tümüyle yok edebilir. Bir de kutuplarından gama ışınları ve/veya X ışınları saçan nötron yıldızları var. Bunlar çok az ışık saçan süpernova kalıntıları, patlayan yıldızların dejenere olmuş çekirdekleridir. Bu soluk yıldızlar süpernovanın hemen ardından uzayın derinliklerine mermi gibi fırlıyor. Düşük bir ihtimal, ama pek ışık saçmadığı için göremediğimiz bir nötron yıldızı, çoktan Güneş sisteminin yakınına gelmiş olabilir.

 

 

Şansımıza, Dünya’nın hipernova görme ihtimali çok düşük. Her 1 milyar yılda sadece bir hipernovanın uzaktan bizi sıyırabileceğini tahmin ediyoruz. Süpernova ihtimali daha yüksek, fakat yüz milyonlarca yılda belki 1 süpernova tehlikeli yakınlıkta gerçekleşecektir. Nötron yıldızları ise ayrı bir konu…

Bunlar uzayda dolaşan serseri yıldızlar ve içlerinden birinin Güneş Sistemini yok etme olasılığı hipernovadan daha düşük… Ama 1 milyon yıl önce oluşan bir nötron yıldızı şu anda bize yaklaşıyorsa, aniden ortaya çıktığı zaman oturup ölümü beklemekten veya bir tür Nuh’un uzay gemisi inşa ederek, komşu yıldızlara kaçmaktan başka yapabileceğimiz hiçbir şey yok. Yazının gelecek bölümünde nötron yıldızları fiziğini ve Dünya’nın sonunu anlatacağım.

 

 

Çevre dostu insan, hayat dostu evren?

Her şeye rağmen, bugün içinde yaşadığımız evren, kainatın gençlik dönemlerine göre çok daha hayat dostu: İlk yıldızlar süpernova halinde patlayarak uzaya hidrojen ile helyumdan daha ağır elementler saçtılar. Bu da yeni yıldızların metal bakımından zengin olmasını sağladı ve metal bakımından zengin Wolf-Rayet yıldızlarının da güneş rüzgarı yoluyla kütlesini daha hızlı kaybedeceğini biliyoruz (bu da kirli süpernova ihtimalini azaltıyor). Sözün özü, evrenimiz yaşlandıkça yıldızların hipernova ve gama ışını patlamalarına yol açma ihtimali de azalıyor, evren şiddet olaylarına kesin bir sınır çekiyor. Evet, günümüzde geçmişe göre daha şanslıyız.

Bu arada siz de Yıldız Savaşları’nı tekrar izleyerek Alderaan’ın nasıl yok edildiğine bakabilirsiniz. Her halükarda, uzayda, merkezindeki “süper kütleli kara delikler” nedeniyle hipernovalardan çok daha fazla radyasyon saçan dev “ölüm ışını galaksileri” var. Bunu da hesaba kattığımızda, evrenin Yıldız Savaşları’ndaki Ölüm Yıldızından çok daha büyük tehlikeler barındırdığını anlayabiliyoruz.

Peki çevre kirliliğine ve küresel ısınmaya yol açan bizler, bu tür tehlikeler barındıran bir evrendeki tek evimiz olan Dünya’ya ne kadar saygı gösteriyoruz?

 

 

Hipernova patlaması

 

 

Add a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*