Evreni İnsanlarla Değil Robotlarla Keşfedeceğiz >> Kendi kendine üreyen sondalar galaksiyi nasıl gezer veya fetheder?

originalİnsanoğlu yüz yıldır uzaya yayılmak, yıldızlara yolculuk etmek ve Samanyolu Galaksisi’ni keşfetmek istiyor. Bunu yapmak için de farklı yollar hayal ediyoruz. Uzay Yolu’nda ışıktan hızlı yol alan yıldız gemisi Atılgan var. Stargate SG-1 dizisinde olduğu gibi, birkaç adımda uzak gezegenlere ulaşmamızı sağlayan yıldız geçitleri ve solucandeliği tünelleri var.

Oysa warp sürücüleri geliştirmek veya solucandelikleri yaratmak bilimsel ve teknolojik açıdan şimdilik imkansız. Geriye uzayı robot sondalarla keşfetmek kalıyor, ama bunu nasıl yapacağız? Bugün ışık hızının yarısına ulaşan füzyon motorlu uzay gemileri inşa etsek bile, yakın yıldızlara gitmek 10 ila 100 yüz yıl sürer ve bu güçlüğü aşmak için elimizde sadece iki seçenek bulunuyor:

Ya insanların yolda çoluk çocuğa karışacağı “kuşaklar arası yıldız gemileri” inşa edeceğiz ve dedelerimiz yolda hayatını kaybederken, hiç değilse torunlarımız yeni yıldızlara ulaşacak ya da insan vücudunu donduracağız. Böylece astronotlar komşu yıldızlara yaşlanmadan ve sıkılmadan seyahat edebilecekler.

Ancak kim Dünya’dan, ailesi ve sevdiklerinden ayrılıp bir daha geri dönmemek üzere yabancı yıldızlara gitmek ister? İşte bu yüzden uzayı robot sondalarla keşfetmeyi düşünüyoruz. Robot sondalar ihtiyarlamaz, sıkılmaz, hastalanmaz, yemek-su-maaş istemez ve Dünya’yı hiç özlemez. Robot sondalar, yıldız sistemlerindeki asteroitlerden ham madde çıkararak kendini onarabilir ve kendini kopyalayarak derin uzayda virüs gibi çoğalabilir.

Peki robot sondalar galaksiye insanoğlunun barış elçileri olarak mı yayılacak; yoksa AIDS virüsü gibi kontrolsüz bir şekilde çoğalarak, bulaştığı gezegenlerdeki hayatı ve uygarlıkları mı yok edecek? Bilim adamları, fütüristler ve bilimkurgu yazarları son yıllarda galaksiyi keşfetmenin türlü yollarını düşündüler. Bu yazıda kendi kendine üreyen robot sondalarla uzayı nasıl keşfedeceğimizi anlatıyoruz.

 

 

Gitmek var, dönmek yok

Stanley Kubrick’in ünlü 2001 Uzay Macerası filmindeki “dikilitaş” şekilli uzay sondası örneğinde olduğu gibi, galaksimizi uzun menzilli robot sondalarla keşfedebiliriz. Bu robotlar zamanla çoğalarak daha geniş alanlara hızla yayılırlar ve binlerce yıl içinde uzayda üzerinde hayat, belki de yabancı uygarlıklar olan yüzlerce gezegen keşfederler, ama bir sorun var:

Uzayda ışıktan hızlı yolculuk etmenin bir yolunu bulmadığımız sürece, kendi kendine üreyen robot sondaların bile galaksimizin merkezindeki süper kütleli kara deliğe ulaşması en az 30 bin yıl alacak. Üstelik bu sondalar bizimle asla iletişim kuramayacak, yolda yaptıkları muhteşem keşifleri dünyaya bildiremeyecek. Çünkü bize gönderecekleri radyo sinyallerinin Dünya’daki radyo teleskoplara ulaşması da 30 bin yıl sürecek: Kim öle, kim kala.

 

 

Merhaba uzaylı

Ancak hiç değilse, uzaydaki ilkel uygarlıkları uzaktan gözetleyebilecekler ve yine 2001 Uzay Macerası’nda anlatıldığı gibi, uzaylıların teknolojik medeniyetler kurmasına yardım edebilecekler. Filmde uzaylıların Dünya’ya gönderdiği dikilitaş şekilli uzay sondası, insanoğlunun maymunsu atalarına hayvan kemiklerini silah olarak kullanmayı öğretiyordu. Daha doğrusu onlara bu buluşu yapacak zekayı armağan ediyordu. Biraz da Prometheus’un ateşi tanrılardan çalıp insanlara vermesi gibi.

Filmin devamı olan 2010 Uzay Macerası’nda ise, robot sondalar Güneş Sistemi’nin en büyük gezegeni olan Jüpiter’in içinde kontrolsüz bir şekilde  “ürüyor” ve gezegenin kütlesini yapay bir şekilde artırarak, Jüpiter’in alev alıp ikinci bir güneşe dönüşmesine yol açıyordu. Bu da Jüpiter’in uydusu Europa’daki uzaylıların yeni bir uygarlık kurmasını kolaylaştırıyordu.

 

 

Yabancı uygarlıklara karışmaya hakkımız var mı?

Robot sondaların uzaylı uygarlıkların gelişimine müdahale etmeye hakkı olup olmadığı ayrı bir soru. Robot sondaları uzayda güvenli bir şekilde yolculuk etmeleri ve daha hızlı keşif yapmaları için Yapay Zeka’yla, yani düşünen bilgisayarlarla donatacağımız kesin; fakat Yapay Zeka’ya sahip sondalar uzayı keşfetmek yerine galaksiyi fethetmeye kalkarsa işimiz var. Aşağıdaki listeyi biraz da bu yüzden hazırladım: Uzayı robot sondalarla nasıl keşfedebiliriz ve bunu yaparsak başımıza ne gelir?

Öncelikle Güneş Sistemi’ni son 50 yıldır sondalarla keşfettiğimizi hatırlamak gerekiyor. Doğal uydumuz Ay’a ve kızıl gezegen Mars’a robot sondalar gönderdik. Bunlar otomatik veya uzak kumandalı araçlardı. Bir kısmı yörüngeden fotoğraf çekti ya da gezegenlerle uyduların yüzeyini radarla taradı. Bir kısmı ise Ay, Mars ve Titan’a inip toprak örnekleri aldı. 40 yıl önce saygın astronom Carl Sagan önderliğinde fırlatılan Pioneer ve Voyager serisi sondalar ise Güneş Sistemi’ni terk ederek yıldızlar arası uzaya girmek üzere. Voyager 1’in Güneş Sistemi’nin dışına çıktığı kesinleşti.

 

Von Neumann sondaları

Kısacası uzayı robot sondalarla keşfetmek yeni bir şey değil, ama galaksiyi akıllı sondalarla araştırmak yeni bir şey. Bu 40 yıl içinde mümkün olacak, oysa akıllı sondalar 60 yıl önce hayal edilmişti: 1940’ların sonlarında Macar matematikçi John Von Neumann, uzayda insan hücreleri gibi çoğalan robot sondalar tasarlamayı hayal etti ve bu sistemi “evrensel inşaat makinesi” olarak adlandırdı.1

Von Neumann mikroskobik robot sondalarla uzayı keşfetmeyi düşünmüyordu. Onun aklında insan hücreleri kendini kopyalayan sistemler üretmek vardı. Bunun teorik açıdan mümkün olup olmadığını araştırıyordu. Ancak Freeman Dyson, Eric Drexler, Ralph Merkle ve Robert Freitas gibi araştırmacılar, galaksiyi böcek büyüklüğündeki veya mikroskobik robot sondalarla keşfetmenin yollarını araştırdılar.

Bu sondalar uzayda virüs gibi çoğalacak ve galaksiye çekirge sürüleri gibi yayılacaktı. Tabii işgalci çekirge sürülerinin tarlalardaki ekinlere nasıl zarar verdiğini biliyoruz. Dolayısıyla robot sondaları daha yakından incelememiz gerekiyor:

 

 

Gençler ihtiyarlardan neden daha sağlıklı?

Çünkü genç insanların hücreleri daha hızlı bölünüyor, kendini daha hızlı yeniliyor ve böylece insan vücudunu daha hızlı onarıyor. Aynı mantık uzayda kendi kendine üreyen robot sondalar için de geçerli. Kendini kopyalama kabiliyeti olan tek bir sonda bile kısa süre içinde milyarlarca sondaya bölünebilir. Böylece sondalardan birinin arızalanması durumunda uzay seferi devam edebilir.

Elbette sayı üstünlüğünün bir avantajı daha var: Uzayda ışıktan hızlı yol almak imkansız; ama trilyonlarca sondayı galaksiye saçarsak, Orion Bulutsusu gibi geniş alanlardaki yüzlerce yıldızı sadece birkaç yüzyıl içinde keşfedebiliriz. Virüs gibi çoğalan uzay sondaları hızla şişerek bütün galaksiyi kaplayan bir tür “keşif köpüğü” oluşturabilirler. Sözün özü, mikropları taklit etmek matematiksel olarak etkili bir yöntem ve tabii hastalık yapıcı mikroplar da ayrı bir risk.

 

 

Robot sondalarla galaksiyi keşfetmek ne kadar sürer?

En az 500 bin yıl. Samanyolu Galaksisi uçtan uca 100 bin ışık yılı genişliğindeki bir çubuklu sarmal galaksidir. Bu da ışık hızında gitsek bile, galaksinin bir ucundan diğer ucuna gitmenin 100 bin yıl alacağı anlamına geliyor.

Dünyamızın galaksinin merkezindeki süper kütleli kara deliğe uzaklığı ise yaklaşık 30 bin ışık yılı. Muazzam mesafeleri hesaba katacak olursak, galaksiyi bakteri gibi üreyen robotlarla 500 bin yıl içinde keşfetmenin müthiş hızlı olduğunu kabul etmemiz gerekiyor.

 

Elbette bu iyimser bir tahmin: Bütün uzay sondalarının ışık hızında gideceğini varsayıyoruz, ama bildiğiniz gibi, ışıktan başka hiçbir şey ışık hızında gidemez. Robotların virüs gibi çoğaldığını kabul etsek bile, bu robotların bakım ve onarım sürecini de hesaba katarsak, sondaların uzaya yayılmasının çok daha uzun süreceğini görebiliyoruz.

Yine de robot sondalar galaksimizi 10 milyon yıl içinde keşfedecekler. İnsan ömrü bugün ortalama 70 yıl. Bu yüzden 10 milyon yıl bize uzun gelebilir, ama Evren’in yaşı yaklaşık 13 milyar yıl ve Dünya da 4,6 milyar yıl yaşında. Dolayısıyla 10 milyon yıl evrensel ölçekte oldukça kısa bir süre. Fizikçi Michio Kaku işte bu nedenle Von Neumann sondaları kullanmanın uzayı keşfetmenin en etkili yöntemi olduğunu söylüyor.

 

 

Nasıl keşfedecekler?

Von Neumann sondaları uzak yıldız sistemlerine ulaşarak o sistemlerdeki asteroitlerden ham madde çıkarıp kendini kopyalayacak ve virüs gibi hızla çoğalacak. Von Neumann sondaları gezegenlere değil, o gezegenlerin uydularına inecek. Örneğin Ay’da yerçekimi Dünya’nın altıda biri ve düşük çekimli uydulardan zorlanmadan kalkış yaparak uzaya yayılmak da daha kolay. Atmosferi olmayan ölü uyduların bir avantajı daha var: Bu uyduların çevresinde döndüğü gezegenleri yağmur, kar, çamur, aşınma derdi olmadan binlerce yıl boyunca gözetlemek çok daha kolay.

Robot sondalar uydulardaki demir, nikel ve diğer maden yataklarını kullanarak kendini kopyalayabilirler. Hatta Sentetik Vücutlar yazısında anlatıldığı gibi madene bile ihtiyaç duymadan, demire alternatif materyaller geliştirerek (karbon atomu türevleri vb.) doğal kaynakları çok daha etkili bir şekilde kullanabilirler. Böylece maden aramalarına gerek kalmaz ve belirli bir ham maddeye bağımlı olmazlar.

 

 

Nanoteknoloji ve yapay zeka

Uzayı tek başına keşfetmek ve milyonlarca yıl boyunca kaza geçirmeden yolculuk etmek için akıllı robot sondalar geliştirmemiz gerekiyor. Metal yerine alternatif materyaller kullanarak sondaları kopyalayabilmek için de nanoteknoloji şart. Demek ki ilk sondalara yerleştirilen bilgisayarlar mutlaka Yapay Zeka’ya sahip olacak ve düşünen robotlar kendini kopyaladığı zaman, yeni kuşaklar atalarından çok daha zeki olacak.

İkincisi uzayda kendilerini kopyalamak için mikroskobik makineler, devreler, hatta yapay hücrelerden yararlanmaları gerekecek. Stargate SG-1 dizisindeki “replikatörler” de kendilerini nanoteknoloji kullanarak kopyalıyordu. Ancak replikatör olarak adlandırılan bu robotlar kontrolden çıkmıştı ve yayıldıkları bütün gezegenlerdeki hayatı yok ediyor, dağları eriterek gezegenleri düzleştirilmiş bir kum bahçesine dönüştürüyordu.

 

 

Çekirge gibi yıldızdan yıldıza sıçramak

Uluslararası Astronomi Dergisi’nde yayınlanan yakın tarihli bir çalışmaya göre2, dünya dışı zeki uygarlıklar (uzaylılar) Evren’de virüs gibi çoğalan robot sondalar geliştirebilirler ve bunlar yıldızların kütleçekim etkisini kullanarak bir yıldızdan diğerine çekirge sürüleri gibi sıçrayabilir.

Hayır, burada sihirli bir teknolojiden söz etmiyoruz: Bugün Güneş Sistemi’nin dışına çıkmış olan Voyager 1 sondası da Jüpiter ve Satürn gezegenlerinin kütleçekim etkisini kullanarak uzayın derinliklerine sapan taşı gibi fırlamıştı.

Yıldızların kütleçekimi elbette ki gezegenlerden çok daha güçlü ve robot sondalar yıldızların yörüngesinde dönerek çok daha yüksek hızlara erişebilir, böylece komşu yıldız sistemlerine ışık hızına yakın bir hızda yolculuk edebilirler. Mikroskobik sondaların ışık hızına yaklaşması ise daha kolay olacaktır.

 

 

Uzayda numune toplamak

Robot sondalar yıldızlar arasında yolculuk ederken, uzaydaki gaz ve toz bulutlarından örnek toplayabilirler. Bu da galaksimizin nasıl oluştuğuna dair bize fikir verecektir. 10 ile 20 ışık yılı uzaktaki sondaların gönderdiği sinyalleri 20 yıl içinde alabiliriz. Böylece galaksimizle ilgili bilgi dağarcığımızı büyük ölçüde genişletmiş oluruz. 20 ışık yılı mesafeye kadar, sondalar bizimle bir insan kuşağı süresi içinde kolaylıkla bağlantı kurabilirler. Bu da komşu yıldızları keşfetmek için son derece pratik bir yöntem.

Bilim adamları, fütüristler ve bilimkurgu yazarları özellikle son 60 yılda galaksimizi robot sondalarla keşfetmek için çeşitli yöntemler önermiş bulunuyor. Şimdi bu farklı yöntemleri sıralayalım.

 

 

Keşif sondaları

Keşif sondalarını biliyoruz, bunları 60 yıldır kullanıyoruz. Mars’a gönderdiğimiz Spirit, Opportunity ve son olarak Mars’ta su bulan Curiosity tekerlekli araştırma araçları hep birer keşif sondası. Satürn’ün uydusu Titan’a inen Huygens ve Satürn’ün fotoğraflarını çeken Galileo uydusu da bu sınıfa giriyor. Voyager 1-2 ve Pioneer 10-11 sondaları ise Güneş Sistemi’nden gittikçe uzaklaşıyor, yakın yıldızlara doğru yol alıyor.

Keşif sondaları uzayda ara vermeden yolculuk ederek sürekli yeni yıldız sistemleri keşfedebilirler veya tek bir yıldız sisteminde kalarak o sistemdeki gezegenlerin evrimini yüzlerce, binlerce, hatta milyonlarca yıl içinde takip edebilirler. Keşif sondalarını casus gözlem uyduları gibi de düşünebiliriz. Bu durumda varsa dünya dışı uygarlıkları, uzaylıları uzaktan gözleyebilirler.

Tek sorun radyo sinyallerinin ışık hızıyla sınırlı olması. 100 ışık yılı uzaktaki bir yıldıza gönderilen sondanın hedefine ulaşması 300 yıl sürebilir. Bu sondanın topladığı verileri taşıyan radyo sinyallerinin Dünya’ya ulaşması da 100 yıl sürecektir. Bu nedenle 20 ışık yılından daha uzaktaki yıldızları keşfetmemiz zor görünüyor, çünkü sondaların ne keşfettiğini makul sürelerde öğrenemeyeceğiz.

 

İletişim sondaları

Bugüne kadar uzayı SETI projesine dahil olan radyo teleskoplarla taradık ve uzaydan gelen sinyalleri dinledik, fakat bugüne dek bize merhaba diyen ET’leri tespit edemedik :). Ancak uzayda 100 ışık yılı mesafeye kadar yüzlerce iletişim sondası gönderebiliriz. Böylece yakındaki uzaylı uygarlıklarıyla birkaç yüz yıl içinde iletişim kurabiliriz. Tabii uzaylılar varsa ve bizim kullandığımız radyo frekanslarıyla iletişim kuruyorlarsa.

 

 

Bracewell sondaları

Bracewell sondaları adını bu fikri 1960’larda ortaya atan Ronald N. Bracewell’den alıyor. Bracewell sondaları, iletişim sondalarına pratik bir alternatif olarak düşünülüyor. Örneğin, Dünya’daki radyo teleskopları kullanarak 200 ışık yılı uzaklıktaki bir gezegene merhaba dememiz ve cevabını beklememiz gidiş-geliş 400 yıl alacak.

Bracewell sondalarını kullanarak işleri hızlandırabiliriz. Bu sondaların da 200 ışık yılı uzaktaki gezegene ulaşması 200 yıl sürecektir, ama sinyal göndermek için bizi beklemelerine gerek yok. Sondalarımıza verici antenler yerleştirebilir ve bilgisayarlarına özel bir merhaba mesajı kaydedebiliriz. Uzaylıları keşfeden robot sondalar, merhaba mesajımızı bizi beklemeden otomatik olarak iletebilirler. Böylece uzaylılarla dolaylı yoldan temasa geçerek zaman kazanmış oluruz.

 

 

Uzaydan gelen bilgisayar virüsü

Burada dikkat etmemiz gereken iki nokta var: 1) Uzaylıların bize kendi casus sondaları ile bilgisayar virüsü bulaştırmalarını önlemek için tedbir almalıyız. Bugün uzak bir yıldızdan uzaylı sinyalleri aldığımızı düşünelim. Bu sinyalleri deşifre ettiğimiz zaman karşımıza bir bilgisayar virüsü çıkabilir. Her ne kadar yabancı bir uygarlığın bizim bilgisayarlarımızı tanımadan bize radyo teleskoplar yoluyla bilgisayar virüsü bulaştırması zor olsa da görünüşte zararsız ve ilgi çekici teknolojik çizimler de gönderebilirler.

Ancak bu çizimlerden yola çıkarak üreteceğimiz mikroskobik robotlar (örnek olarak söylüyorum) Dünya’daki bütün canlıların DNA’sını parçalama gücüne sahip küçük imha makineleri olarak çalışabilir. Uzaylılar başka gezegenlerdeki hayatı ayrım yapmadan yok eden zararlı sondalar göndermek istemeyebilirler. Yalnızca kendilerine rakip olacak gelişmiş uygarlıkları yok etmeyi tercih edebilirler. Bu nedenle bize yalnızca kendi ölüm makinemizi inşa etmemizi sağlayacak yanıltıcı bilgiler gönderebilirler.

Babylon 5 dizisinde bunu ele alan bir bölüm vardı. Uzayın derinliklerinden gelen bir sonda insanlara çözmesi zor bir soru soruyor, karşılığında büyük teknolojik buluşlar paylaşmayı vaat ediyordu; ama Yüzbaşı Sheridan, sondanın doğru cevap vereni havaya uçuracak bir bomba olduğunu tahmin etmişti. Nitekim fizikçi Stephen Hawking, Amerikalıların Kızılderililere yaptığı zulümden yola çıkarak, uzaylılarla temas kurmanın insanoğlunu tehlikeye atacağını söylüyor. Uzaylıların iyi niyetine güvenmemiz gerektiğini belirtiyor.

 

 

Satürn postası

Bracewell sondalarını “iletişim şamandıraları” olarak da kullanabiliriz. Bunun için yakın yıldızlara sonda görmememize gerek yok. 20 yıl içinde Güneş Sistemi’ndeki bütün gezegenlerin ve cüce gezegen Plüton’un yörüngesine iletişim şamandıraları yerleştirebiliriz. Böylece uzayın derinliklerinde araştırma yapan astronotlar ya da bir gün Jüpiter’in uydularında inşa edilebilecek kolonilerdeki yerleşimciler Dünya ile kısa sürede e-posta veya video mesaj iletişimi kurabilirler.

İletişim şamandıraları Güneş Sistemi içinde sinyal güçlendirici olarak çalışarak, gelecekte Jüpiter ve Satürn’e göndereceğimiz araştırma sondalarını yönetmemizi de kolaylaştırabilir. Hatta Rutger’s Üniversitesi’nden Christopher Rose daha da ileri gidiyor ve uzaylıları aramak için uzak yıldızlara bakmak yerine, Güneş Sistemimizde uzaylıların göndermiş olması muhtemel sondaları araştırmamız gerektiğini söylüyor. Uzaylıların Dünya’ya gelmesi yüzlerce yıl alabilir, ama Güneş Sistemi’ne binlerce yıl önce ulaşmış uzaylı sondalarıyla iletişim kurabiliriz. 2001 Uzay Macerası filmi bu temayı işliyor.

 

 

İşçi sondalar

Oxford Üniversitesi’nden fizikçi Stuart Armstrong’un belirttiği gibi, uzaylılar kendi sistemlerinin merkezindeki yıldızın çevresini milyonlarca güneş uydusuyla çevirerek bir tür Dyson Küresi inşa edebilirler. Dyson Küresi güneşin saçtığı ısı ve ışıktan maksimum ölçüde yararlanmaları sağlayarak gelişmiş uygarlıkların enerji problemini çözecektir. Tabii devasa boyutlardaki bu tür inşaat projeleri için de kendi kendini kopyalayabilen robot sondalar kullanılabilir. Bunlar asteroitlerden maden çıkaracak ve bu madenleri Dyson Küresi’ni oluşturan uyduların inşaatında kullanacaktır.

 

Kolonileştirme Sondaları

İnsanları uzak yıldızlara götürmek için binlerce yıl sürecek bir yolculuğa çıkarmak kolay değil. Ancak, önümüzdeki 30 yıl içinde beynimizdeki anıları bilgisayarlara yüklemenin yolunu bulmuş olacağız. Bu durumda insanlar kendi kişiliklerinin kopyasını çıkarabilir ve benliklerinin bu kopyasını robot sondalara yükleyebilirler.

Robot sondalar da uzayda binlerce yıl yol alarak yakın yıldızların çevresinde hayata elverişli gezegenler arayabilirler. Böyle bir gezegen bulurlarsa gelişmiş nanoteknolojiden yararlanan sondalar, yeni insan vücutları klonlayabilir ve beynimizin sanal kopyasını bu vücutlara yükleyebilirler. Milyonlarca insanın sanal beyinlerinden oluşan bu yazılım kopyaları, uzaydaki binlerce yıllık seyahat sırasında robot sondaların bilgisayarlarında sanal bir uygarlık kurabilir ve sonra da yeni vücutlarıyla yeni gezegenlere yerleşebilirler.

 

 

Tabii uzayda binlerce yıl boyunca yazılım olarak yaşayan beyin kopyalarının bir daha gerçek vücutlara girerek yeni bir gezegene yerleşmek isteyip istemeyecekleri de ayrı bir tartışma konusu. Bu sanal insan kopyalarının gerçekten insan olarak kabul edilip edilemeyeceği, filozofları uzun yıllardır meşgul eden bir konu.

Ancak robot sondalardaki kopyalarımızın, başka yıldızların yörüngesindeki sondalara gönderilecek radyo sinyalleri yoluyla, evrende veri paketleri olarak ışık hızında yol alma şansını yakalayacağını da hesaba katmamız gerekiyor.

Buraya kadar uzayı robot sondalarla nasıl keşfedebileceğimiz anlattık. Sondalar kontrolden çıkarsa, bunların uzaya virüs gibi yayılarak başka gezegenlerdeki canlıların hayatını tehlikeye sokabileceğinden de söz ettik. Yalnız bir soru eksik kaldı: Uzayda uzaylılar var mı? Varsa uzaylıları nasıl keşfedebiliriz? Bunu da Dünya Dışı Uygarlıkların İzinde yazısında ele alıyoruz.

 

2001 Uzay Macerası: Uzaylıların gönderdiği sonda ilkel atalarımızın zeka düzeyini arttırıyor

 

 

Voyager 1 sondası güneş sistemini terk etti

 

 

1 http://www.joomla-gnu.com/tuxebooks/VonNeumann.pdf
2 http://journals.cambridge.org/action/displayAbstract?fromPage=online&aid=8949306&fulltextType=RA&fileId=S1473550413000244

 

Add a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


*