2014’ün Devrimsel Teknolojileri 2 >> Akıllı lambalar kentleri “sensör deniziyle” kuşatacak. İnternet sokağa inecek

BillingsSensity Systems şirketi, depremi önceden haber verip can kaybını azaltmak için dünyadaki 4 milyar sokak lambasını özel sensörlerle donatmak istiyor. Yapay Zeka kullanan sokak lambaları dev bir “sensör denizi” oluşturarak, günümüzün beton yığını kentlerini temiz ve düzenli akıllı şehirlere dönüştürecek.

Süper hassas SenseNet sensör ağları sadece İstanbul’da değil, oturduğunuz sokakta bile ne zaman yağmur yağacağını tespit edecek hassaslıkta tasarlanıyor. Tabii bir de meselenin güvenlik yanı var: Sensörlü lambalar, bir hırsız camı kırıp dükkana girerse ya da sokakta silah patlarsa bunların sesini duyup polise haber verecek. Bunu başarmak için de kentleri kablosuz internet ağlarıyla kuşatacak.

Peki bu gelişme bütün vatandaşlara özgür, ucuz ve hızlı internet sağlamak anlamına mı geliyor? Yoksa şirketler ve devletler MOBESE kameralarından daha gelişmiş bir gözetleme sistemi kurarak, güvenlik bahanesiyle, büyükşehirleri dev bir açık hava hapishanesine dönüştürmeye mi hazırlanıyor? Aşağıda göreceğiz.

 

 

Kötü belediyeler akıllanmak üzere

17 Ağustos 1999 Gölcük depreminde büyük can kaybı yaşandı. Bunun nedenleri arasında kaçak yapılaşma, ruhsatsız binalar, uygunsuz toprağa temel atma, bina kolon demirinden çalma gibi sebepler vardı.

Ancak bütün bu noktaların ihmal edilmiş olmasına karşın, elimizde bir deprem erken uyarı sistemi olsaydı birçok insanın hayatı kurtulacaktı. İnsanlar depreme sabaha karşı uykuda yakalandılar, ama birkaç dakika önceden deprem olacağı haberini alıp sokağa çıksalardı durum farklı olacaktı.

 

Bugüne kadar, can kaybına yol açan yıkıcı depremleri önceden haber veren bir sistem geliştiremedik, fakat sorun teknolojide değil: Köpeklerin bizim duyamadığımız sesleri, örneğin depreme bağlı ön sarsıntıları işiterek havlamaya başladığını biliyoruz.

Buna benzer şekilde, yeraltındaki hafif sarsıntıları algılayan sismik titreşim ölçerlerimiz de var (sismograf). Bu sismografları petrol ve doğalgaz aramakta ya da deprem bölgesindeki fay hatlarını incelemekte kullanılıyoruz. Hatta topraktaki çatlaklardan havaya karışan radon gazı miktarını da ölçerek, bir bölgede deprem riskinin artmaya başladığını anlayabiliyoruz. Öyleyse daha ne duruyoruz?

 

 

Akıllı lambalar ve sensör denizi

Neden depremleri önceden haber veremiyoruz? Çünkü elimizde süper detaylı ölçümler yaparak, bugüne dek görmediğimiz kadar ayrıntılı bir deprem risk haritası çıkaracak sayıda titreşim sensörü yok. Oysa yeterli bilgisayar simülasyonları için milyarlarca ve milyarlarca sensöre ihtiyacımız var.

Garip ama gerçek: Ülkemizde sosyal medyada marka iletişimi yapmak için tweetleri tarama takip yazılım kodlarıyla toplayan Büyük Veri analiz programları kullanıyoruz; ama yersarsıntılarına ait Büyük Veriyi toplayan bir sensör denizi ve bu veriyi işleyecek bir süper bilgisayar sistemi kurmuyoruz!

 

Elbette deprem bilimciler (sismologlar) milyarlarca standart sismik ölçüm aleti üretip, bunları İstanbul ile Gölcük arasına telgraf teli çeker gibi döşemenin imkansız olduğunu biliyor. Ne üretim kapasitemiz, ne bütçemiz ne de elimizdeki büyük ve hantal sismograflar buna izin veriyor.

Öte yandan, Amerikalı çılgın (?) bir girişimci, dünya çapındaki 4 milyar sokak lambasına havadaki nem oranından sismik titreşimlere kadar hemen her şeyi ölçen milyarlarca kedigözü sensör takmayı planlıyor.

 

 

En yaygın erken uyarı sistemi

Bu sensörler deprem bölgesinden uzak olan şehirlerde sarsıntıyı önceden fark etmeyebilir (ne de olsa sokaktaki arabaların titreşimleri bile taşıtlar çok yakından geçtiği için sensörleri yanıltacaktır). Ancak, deprem bölgesindeki sokak lambaları ile standart sismografları birlikte kullanabilir, böylelikle depremi birkaç dakika önceden haber verecek hassas bir izleme, ölçüm ve analiz sistemi kurabiliriz.

Türkiye’deki milyonlarca sokak lambasına takılacak sensörleri kullanarak, birkaç yıl boyunca ülkemizdeki depremlere ilişkin Büyük Veriyi toplarsak ve muazzam ölçekteki bu veriyi süper bilgisayar simülasyonlarıyla incelersek, yıkıcı depremleri bir-iki dakika önceden haber verecek kadar duyarlı bir uyarı sistemi kurabiliriz. Bununla birlikte, sensör takılı akıllı sokak lambalarının halkı depreme karşı uyarmaktan başka kabiliyetleri de var.

 

 

Ne gibi?

Dünya gezegeninde dört milyardan fazla sokak lambası bulunuyor. Öncü teknolojiler dışında, bunların neredeyse tamamı aydınlatmada cıva buharı gibi toksik kimyasal maddeler kullanıyor. Çöpe atıldığında içindeki zehirli kimyasalları saçarak çevreyi kirleten bütün bu lambalar fazlasıyla elektrik tüketiyor, çok ısınınca soğuyana kadar sönerek yolları karanlığa boğuyor ve biten ampullerin iki yılda bir değiştirilmesi gerekiyor. Peki bütün bunlara sensör taksak ne olurdu?

Öncelikle sokak lambaları iPhone veya Android telefonlarımızın yapabildiği hemen her şeyi yapabilirdi. Sonuçta telefonlarımız da sensörler ve radyo antenlerinden yararlanıyor. Sokak lambalarında işlemci veya dahili depolama alanı olmayabilir, ama sensörlerle topladıkları bilgileri internet üzerinden çeşitli kurum ve kuruluşlara aktarabilirler. Konuyu girişimci bir işadamının ağzından dinleyelim.

 

 

Akıllı belediye mucizesi

Sensity Systems şirketinin CEO’su Hugh Martin lamba direklerini kast ederek, “Önümüzdeki 20 yıl içinde yerden 6 metre yukarıya dört milyar sensör yerleştireceğiz” diyor. “Üstelik [bu direkler zaten dikilmiş,] maliyetleri zaten karşılanmış. Biz de düşündük ve dedik ki bunlarla başka ne yapabiliriz? Dört milyar sokak lambası yeni bir iş kolu yaratmamızı bekliyor.” Çoğu paslı ve bakımsız lamba direkleri için ilginç bir teşebbüs ama ne diyelim? Eloğlu işini biliyor:

Sokak lambalarına takılan kedigözleri, kum tanesi büyüklüğünde üretilen ve havadaki elektrik yüküyle şarj olan mikro sensörler veya diğer adıyla “akıllı toz”la birlikte çalışacak. Böylelikle beş yıl içinde büyükşehirlerdeki bütün yolları, tüm mahalleleri internete bağlı canlı bir dijital organizmaya dönüştürecek.

Özetle Yapay Zeka kullanan lambalar kablosuz interneti, yani Starbucks kafelerdeki Wi-Fi hizmetini “sokağımıza getirecek”. Bu da yenilikçi belediyelerin ve yerel yönetimlerin dünyanın ilk akıllı şehirlerini 2018 yılına kadar kuracağı anlamına geliyor.

 

 

Bir şehir düşünelim…

…Caddelerinde neler olup bittiğinin her an farkında olsun. Trafiğin hangi yollarda tıkandığını bilmekle kalmasın, sürücülerin hangi yan yollara kaçtığını ve bu yollardan hangisinin o gün kazı çalışmaları nedeniyle kapalı olduğunu da bilsin. Hem caddelerdeki trafiği doğru yönlendirsin hem de yağmur yüzünden insanların doluştuğu otobüs duraklarına ek seferler düzenlesin.

Akıllı lambalardaki ses, ışık, hareket algılama sistemleri ve kimyasal sensörler sayesinde geleceğin akıllı şehirleri yapay zeka ile hayat bulacak. İstanbul gibi çarpık yapılaşmanın pençesinde kıvranan bir “köykent” bile düşünen bir bilgisayara, bir bulut bilişim yerleşimine dönüşecek.

Hava sıcaklığını, havadaki rutubet oranını, titreşimleri, yersarsıntılarını, ışık kirliliğini, aydınlatmada enerji tüketimini, hareket algılamayı, şehir elektrik şebekesinin voltajı ile sağlık durumunu, yarasaların kullandığı ultrason dalgalarını, radyasyon şiddetini, yağış miktarını, rüzgâr hızını, havadaki toz oranını, egzoz ve duman kirliliğini ölçen milyarlarca sensörlü lamba…

 

 

…Arabanızı park etmeye yardım etsin

Akıllı sokak lambaları Google’ın Nevada’da servis olarak hizmete sunduğu Kara Şimşek tarzı kendi kendine giden arabaların şehir keşmekeşinde yolunu şaşırmasını ve kaza yapmasını önleyecek. Sensör denizi yaygınlaştıkça, büyükşehirlerdeki toplu taşıma hizmetleri de kendi kendini süren akıllı otobüsler tarafından yapılmaya başlayacak. Sensör denizi, bu otobüsleri trafik durumuna karşı uyaracak. Elbette kendi kendine giden taşıtlar trafik kurallarını ihlal etmeyeceği için, hatalı sollama gibi nedenlere dayalı kazaların sayısı da azalacak.

Sokak lambalarına takılması düşünülen MAC adresi takip cihazları ve bunların türevleri, kokpitte internete giren bilgisayar sistemleri kullanan otomobillere hangi park yerlerinin boş olduğunu, hangi caddelerin tıkandığını ve nerede çukur kazıldığını söyleyecek. Bu anlamda akıllı sokak lambaları, Türkiye’nin ilk gerçek zamanlı trafik bilgisi veren uygulaması olan Yandex.Navigasyon hizmetinden çok daha kapsamlı bir navigasyon çözümü sunacak.

 

 

Yangınlar, afetler, nükleer sızıntı

1989 yılında yaşanan San Francisco depremindeki can ve mal kaybının tamamı depremden kaynaklanmıyordu. Şehrin bazı caddelerinde doğalgaz boruları patlamış ve bu da bir semtte yangın çıkmasına neden olmuştu. Sensörlü lambalar su şebekesi, elektrik şebekesi, kanalizasyon, telefon hatları ve doğalgaz borularına bağlanarak bu sistemlerde görülecek arızaları bildirebilir. Yangın riskini önceden haber verebilir.

Bu tür erken uyarı sistemlerine nükleer santral kazaları da dahil bulunuyor. Ülkemizde nükleer santral kurulması henüz planlama aşamasında, dünyadaki gelişmiş ülkelerde ise yüzlerce nükleer enerji santrali var. Japonya’da Fukushima santrali 2011 depreminde hasar görerek radyasyon sızıntısına yol açtı ve bölge halkını zehirledi.

Akıllı lambalar havadaki radyasyon oranını ölçecek, bu bilgiler insanlarda kanser ve sakat doğum riskinin hesaplanmasında kullanılacak. Erken uyarı sistemi vatandaşların bölgeyi nükleer serpintiden önce boşaltmasını sağlayacak.

 

 

Suçlulara karşı güvenlik önlemleri

Motorlu kapkaççıların yakın zamana kadar İstanbul’daki kadınları dehşete sürüklediğini hatırlıyoruz. Bu suçlara otomobil hırsızlığını, evlere giren hırsızları ve silahlı çeteleri de ekleyebiliriz. Silahlı soygunlar özellikle ABD’de yaygın olarak görülüyor, ama ülkemizde de zaman zaman benzer olaylar yaşanıyor.

Sensör takılı lambalar silah seslerini algılayarak sokakta kimin ne zaman, nerede ateş ettiğini ya da hangi evin kapısını zorladığını polise bildirecek. Akıllı lambalar MOBESE güvenlik kameralarını tamamlayan yaygın bir güvenlik ağı ile alarm sistemi oluşturacak ve minyatür kameraların yaygınlaşmasıyla birlikte, bütün sokak lambaları geniş kapsamlı bir izleme sistemine dönüşecek.

Bunun risklerine aşağıda değineceğiz ama aynı mantık balkondan düşen kazazedeler, yere düşen sokak tabelaları, kırılan camlar ve inşaat kazaları için de geçerli. Telekom şebekesiyle, internet ve telefon hatlarıyla bütünleşecek olan sensör denizi bu gibi durumlarda acilen ambulans çağırmakta da kullanılacak.

 

 

Telefon şebekesi demişken: Özgür internet, meshnet!

Akıllı sokak lambalarının aynı zamanda düşük güçlü birer baz istasyonu, TV ve radyo yayınları için sinyal güçlendirici, cep telefonu takibi için MAC adres tespit sistemi ve Tivibu gibi internet TV çözümleri ile HD yayınlar için aktarıcı olarak kullanılması planlanıyor. Bu amaçla lamba direklerine noktadan noktaya iletişim sağlayan mesh ağı sistemleri takılacak ve her bir sokak lambası maksimum 5 GB bant genişliğinde kablosuz internet hizmeti sunacak.

Bu da bize özgür internet meshnet’i çağrıştırıyor: Bireysel mesh ağları, kurumsal telekom şebekesinin yerini alarak, internette teknik takip ve gözetlemeyi zorlaştıran alternatif bir iletişim sistemi oluşturacak.

Bugün dünyada birçok belediye telekom şebekesine paralel olarak işleyen kendi hatları üzerinden yarı özgür internet hizmeti sağlıyor. Meshnet’e 2000’lerin başlarında öncülük eden İspanya’nın Katalonya eyaletindeki belediyeler ise, telekom şebekesinden tümüyle bağımsız ve anonim olan tam kapsamlı bir meshnet hizmeti sunuyor.

 

 

Meshnet ve sensör denizi

Şimdi mahallemizdeki sokak lambalarının sağladığı internet bağlantısının yine mahalle sakinlerinin kurduğu bir kooperatif şirketin elinde olduğunu düşünelim. Mahallemizdeki birkaç kişi uydu bağlantısıyla internete girer ve internet bağlantısını sokaklara akıllı lambalar üzerinden dağıtır. Bunun için sokak lambalarına kablosuz routerlar takılması yeterli olacaktır.

Böylece meshnet için evimizdeki düşük güçlü kablosuz modemleri kullanmak zorunda kalmadan veya sokağa kendi fiber optik hattımızı döşemek için belediyeden izin almadan, uzak erişim noktası olarak çalışan sokak lambalarıyla kendi hızlı internet hizmetimizi kullanıma sokabiliriz.

Bu da kooperatifler ve/veya yerel yönetimler tarafından işletilen bağımsız meshnet hattının, en az Türk Telekom şebekesi kadar kaliteli hizmet vermesi anlamına gelir (gelecekte hızlı bağlantı teknolojilerinin yaygınlaşacağını dikkate alalım).

 

 

Özel hayatın gizliliği, anonimlik ve mahremiyet

Meshnet kurma konusuna büyük önem vermeliyiz. Çünkü yukarıda marifetlerini saya saya bitiremediğimiz sensörlü lambalar yalnızca devlet kontrolünde olursa, sokağımızı ve açık pencereden evimizin içini gözetlemekte kullanılabilir. Bu da bütün İstanbul’un MOBESE güvenlik kameralarından beter halde, dev bir açık hava hapishanesine dönüşmesine sebep olacaktır.

NSA’in bütün dünyadaki telefonları ve internet iletişimini izlemek için PRISM sistemini kurduğunu, bizde de Twitter’da siyaset yapan muhalifleri baskılamak için halkın hangi web sayfalarına girip neler yazdığını takip ettiklerini düşünürsek, Sensör Denizi ve akıllı lambaların çok riskli bir teknoloji olduğunu görüyoruz.

İşte bu noktada tedbir olarak kendi “akıllı tozumuzu” üretebiliriz: Kum tanesi büyüklüğündeki bu sensörler toprağı, havayı ve suyu kaplayarak dünyayı bir meshnet ve bulut ağına dönüştürecek.

 

 

Küçük birader büyük biraderi gözetliyor

Akıllı tozu devletler, silahlı kuvvetler geliştiriyor ama sistem ucuzladıkça bu teknolojinin son kullanıcının eline geçmesi kaçınılmaz. Trilyonlarca ve trilyonlarca sensörden oluşan akıllı toz halka ulaştığında, bireyler meshnet sistemlerini akıllı toz üzerinden kurmaya başlayacağız ve devletlerin kontrolündeki akıllı tozla vücutta mikropları öldüren antikorlar gibi mücadele edeceğiz.

Merkezi telekom şebekesi gerektirmeyen bu esnek ve dağıtık yapı, internet iletişimini istihbarat örgütleriyle şirketlerin elinden kurtararak ve 2025 yılından itibaren, izinsiz gözetleme uygulamalarının tarihe karışması sürecini başlatacak. Sensör takılı akıllı lambalar 5 yıl içinde yaygınlaşacak, ama yukarıda anlattıklarımız da bilimkurgu değil.

 

Tersine, bizi gözetlemek için kurulması planlanan sensör deniziyle akıllı lambaların, aslında bizi internette özgürleştireceğini vurgulamak istiyoruz. Bunun için Taksim’de yazın yaşanan Gezi Parkı olaylarını hatırlayabiliriz.

Halkımız o olaylarda orantısız güç kullananları mobil Twitter Vine ve Instagram uygulamalarıyla kameraya almış, resimlerini çekip kimliklerini sosyal medyada ifşa ederek yargılanmalarını sağlamıştı. Akıllı toz halkın eline geçtiğinde ne olacak? Muhtemelen küçük birader, Büyük Biraderi köşeye sıkıştıracak ve özgürlük alanımız daha da genişleyecek. Ne de olsa birleşmiş milletler tarafından tanınan 200 kadar devleti yaklaşık 7 milyar insan gözetleyecek.

 

 

LED lambalarla enerji tasarrufu

IBM Brezilya’da çalışan Strateji ve İnsan Sistemleri Uzmanı Sergio Borger, 2030 yılında Dünya nüfusunun yarısının şehirlerde yaşayacağını söylüyor. 2050 yılında ise global nüfusun yüzde 70’nin şehirlerde ikamet edeceği tahmin ediliyor.

Bu da 6 milyar insanın 40 yıl içinde kentlerde toplanması ve hem artan kalabalıkta sensörlü lambalara dayalı akıllı şehirlere ihtiyaç duyulması hem de ekonominin çökerek doğanın tahrip olmasını önlemek için, enerji tasarrufuna odaklanmanın bir zorunluluk haline gelmesi anlamına geliyor.

 

 

Elektrik tasarrufundan başlayacak olursak: Akıllı lambalar sokaklardaki aydınlatma sistemlerini izleyip yöneterek elektrik tüketimini optimize edecek. Buna ek olarak lambalarda LED kullanılmasıyla birlikte, daha az elektrikle daha fazla aydınlatma sağlanacak ve bir yandan şehirlerde yıldızları görmemizi engelleyen ışık kirliliği azalırken, diğer yandan da dış aydınlatmada yüzde 70’e varan elektrik tasarrufu elde edilecek.

LED lamba fiyatlarının hızla düştüğünü ve OLED (film veya esnek kumaş gibi üretilebilen organik LED) teknolojisinin gittikçe ucuzladığını hesaba katarsak bunun faydalarını görebiliyoruz. Elektrik tüketiminin azalması, mevcut termik santrallerin hızla artan nüfusa rağmen kapasite artırımı olmadan kullanılmasına izin verecek. Bu da atmosfere salınan karbondioksit gazının azalmasını, sera etkisinin sınırlanmasını ve böylece küresel ısınmanın kontrol altına alınmasını sağlayacak.

Şehir aydınlatması elektrik tüketimindeki en büyük kalemlerden birini oluşturuyor. Bu nedenle New York şehri 2017’de tümüyle LED sokak lambaları kullanmayı ve bu sayede senede 14 milyon dolar tasarruf etmeyi planlıyor. Aynı sebeple, akıllı lambaların küresel ısınmayı azaltacak olmasına kaçınılmaz gözüyle bakılıyor.

 

 

Sensör denizinde mobil uygulamalar ve yeni iş modelleri

Sokak lambalarını akıllı telefonlar ile diğer mobil cihazlara bağlamak ve lambalara yeni özellikler kazandırmak amacıyla çok sayıda yazılım uygulaması geliştirelecek. Bu da mobil uygulama sektörüne yepyeni bir ivme kazandıracak. Sokak lambalarının kişisel bilgilerimizi toplaması, Google gibi veri satışından para kazanan online reklam ve medya şirketlerinin kazançlarını artıracak.

Bildiğiniz gibi Google, Apple, Microsoft gibi şirketler sundukları ürün ve hizmetlerin kullanıcı sözleşmelerine, kişisel bilgilerimizi kullanabilecekleri veya başkalarıyla paylaşabileceklerine ilişkin maddeler ekliyor. Bu da sensör denizi yaygınlaştıkça, kişisel bilgilerimizle özel hayatımızı korumak için kullandığımız VPN ve TOR gibi internette gizlilik çözümlerin de daha fazla talep görerek hızla gelişeceğini gösteriyor. Cesur yeni dünya bizi sensör denizinin kıyısında, akıllı tozla kaplı kumsallarda bekliyor.

 

 

Venüs Projesi: Sensör deniziyle yönetilen geleceğin akıllı şehri

 

One Comment

Add a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*